Rulet ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında 1072 sayılı Kanuna Muhalefet Suçunda Verilecek Ceza

Hizmetlerimiz

Rulet, Tilt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında 1072 sayılı Kanuna Muhalefet Suçunda Verilecek Ceza - Kayseri Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

1072 sayılı Kanuna Muhalefet Suçunda Verilecek Hapis ve Adli Para Cezası

Sanıklara atılı 1072 sayılı Kanuna muhalefet suçuna ilişkin yaptırımın ve güvenlik tedbirlerinin suç tarihinden sonra ve fakat hükümden önce 5728 sayılı Kanun ile değiştirilmesi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesi uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin Yerel Mahkemece 23.02.1938 tarihli ve 23/9 sayılı içtihadı birleştirme kararında belirlenen ilkelere uygun olarak karşılaştırılıp sonucuna göre uygulama yapılması gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2014/117 Karar No: 2017/253

İçtihat Metni

Kararı veren Yargıtay Dairesi: 7. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

Sanıklar … ve …’in, 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’a muhalefet suçundan aynı Kanunun 1-2; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62, 50/1-a, 52/2 ve 54. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 Lira ve doğrudan hükmolunan 1.600 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve müsadereye ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2009 gün ve … sayılı hükümlerin, sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 10.09.2013 gün ve 16824-17979 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.11.2013 gün ve 104649 sayı ile;

”…Yasal mevzuatımız incelendiğinde;

A) Suç tarihinde yürürlükte bulunan 27.12.1968 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’un 2. maddesi şöyledir;

Bu kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve 1.000 liradan 5.000 liraya kadar adli para cezasına mahkûm edilirler. Tekerrürü halinde cezalar bir misli artırılır.

Ele geçirilen alet, makina ve bunların çalıştırılmasına yarayan tesisat ve paralar zapt ve müsadere edilir. Bu gibi oyun oynanan yerler bir daha açılmamak üzere kapatılır.

Bu suçlardan mahkûm olanların cezaları tecil edilmez.

B) Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’un 2. maddesi ise şöyledir;

Bu Kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan beş yıla kadar hapis ve yüz günden bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.’

C) 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 4-b-4. maddesi şöyledir;

‘5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun dışındaki kanunlarda yer alan para cezalarından nispi nitelikteki vergi ve resim cezaları, nispi para cezaları ve tazminat kabilinden değişen orana bağlı bulunan para cezaları hariç olmak üzere, kanun ve tüzüklerde gösterilmiş bulunan para cezalarından (idari ve disiplin para cezaları dahil); …

4. 01.01.1960 tarihinden 31.12.1970 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları ondörtbinikiyüzseksenbeş katına çıkartılmıştır.

D) 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/2. maddesi şöyledir;

‘Bu kanunlarda Türk Ceza Kanununda belirlenen cezalar sistemine uygun değişiklik yapılıncaya kadar, alt veya üst sınırlar arasında uygulama yapılmasını gerektirir nitelikteki adli para cezalarında cezanın alt sınırı dörtyüzellimilyon, üst sınırı yüzmilyar Türk Lirası olarak uygulanır. Bu fıkra hükümleri, nispi nitelikteki adli para cezaları hakkında uygulanmaz.’

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;

Sanıkların eyleminin, 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’un 2/1. maddesi kapsamında, izinsiz olarak umuma mahsus veya umuma açık yerlerde her ne ad altında olursa olsun kazanç kasdiyle oynanmasa dahi talihe bağlı oyun alet veya makinalarını bulundurmak olarak sübut bulduğu sabittir.

Sanıklar hakkında uygulanan hapis cezası yönünden de bir sorun bulunmamaktadır.

Sorun sanıklara uygulanan adli para cezasının doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Suç tarihi olan 13.03.2007 tarihinde yürürlükte bulunan 1072 sayılı Kanunun 2/1. maddesi uyarınca sanıklar hakkında hükmedilecek adli para cezası 1.000 liradan 5.000 liraya kadardır. 5252 sayılı Kanunun 4-b-4. maddesi uyarınca yapılacak artırım ondörtbinikiyüzseksenbeş katına çıkarılmıştır. Bu halde para cezasının üst sınırı olan 5.000 Liradan artırılsa bile adli para cezasının artabileceği en yüksek miktar 71,420 Lira olmaktadır. Bu durumda sanıklar hakkında 5252 sayılı Yasanın 5/2. maddesi uyarınca adli para cezası, alt sınır olan 450 Lira olarak uygulanacaktır.

Oysa sanıklar hakkında hüküm tarihinde yürürlükte bulunan kanun uyarınca yüz gün adli para cezası uygulanmış olup, o da eksik hesap sonucu 1.600 Lira olarak hükmedilmiştir.

Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere, suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 1072 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde hapis cezasının yanında öngörülen adli para cezası 450 Lira olup sanıklar lehine uygulanması gerekmektedir.

Bu sebeplerle, özel dairenin hükmü doğrudan onaması hatalı olmuştur”

düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 30.12.2013 gün ve 19958-25412 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar … ve … hakkında 1072 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 1072 sayılı Kanunun 2/1 ve 5252 sayılı Kanun‘un 4/b-4 ve 5/2. maddeleri gereğince adli para cezasının 450 Lira olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının tespitine ilişkin ise de; öncelikle, suç tarihinden sonra 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’un 2. maddesinde değişiklik yapılması nedeniyle, yerel mahkemece lehe kanun değerlendirmesi yapılmaksızın hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından;

19.03.2007 tarihinde kolluk görevlilerince yapılan denetimler sırasında, sanıkların üyesi ve çalışanı oldukları dernekte tombala oynatıldığının tespit edildiği ve dernekte bulunan tombala makinesi ile tombala kartları, top ve pul gibi oyun aletlerine el konulduğu,

Yerel mahkemece, lehe kanun değerlendirmesi yapılmaksızın sanıkların, suç tarihinden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 325. maddesi ile değişik 1072 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verildiği,

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılarak çıkartılan güncel nüfus kayıt örneğinde; sanık …’nun, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanmasından sonra 17.01.2015 tarihinde öldüğü bilgisinin yer aldığı,

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşması için 1072 sayılı Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerinin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.

Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun‘un uyuşmazlık konusuyla ilgili 2. maddesi;

Bu kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve 1.000 liradan 5.000 liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilirler. Tekerrürü halinde cezalar bir misli artırılır.

Ele geçirilen alet, makina ve bunların çalıştırılmasına yarayan tesisat ve paralar zapt ve müsadere edilir. Bu gibi oyun oynanan yerler bir daha açılmamak üzere kapatılır.

Bu suçlardan mahkûm olanların cezaları tecil edilmez.

şeklinde düzenlenmiş,

Maddede öngörülen adli para cezası 01.08.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4421 sayılı Kanunun 4. maddesi ile üçbindokuzyüzotuz, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun‘un 4/1/b-4. maddesi ile ondörtbinikiyüzseksenbeş katına çıkartılıp, aynı Kanunun 5/2. maddesi ile de alt sınırı 450 Lira olarak belirlenmiştir.

Suç tarihinden sonra ve fakat hükümden önce 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun ile 1072 sayılı Kanun’un 2. maddesi; “Bu Kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan beş yıla kadar hapis ve yüz günden bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” hâline getirilmiştir.

Görüldüğü üzere 5728 sayılı Kanun değişikliği ile daha önce maddede yer alan erteleme, tekerrür, müsadere ve iş yerinin kapatılmasına ilişkin özel hükümler çıkartılarak, bu kurumların uygulanma koşulları 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümlerine tabi kılınmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ”Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasında da; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmü yer almakta olup, madde gerekçesinde; “Madde, kanunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkindir. Lehe olan kanunun uygulanacağı kuralı muhafaza edilmiştir. Yürürlükteki usul hükümleri, kesinleşmiş hükümler hakkında lehe olan yeni kanunun nasıl uygulanacağını göstermek bakımından yeterli görülmüştür…” açıklamalarına yer verilmiştir.

Değişen ceza mevzuatı karşısında dahi halen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 gün ve 23-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; “Suçun işlendiği zamanın kanunu ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin farklı olması halinde, her iki kanunun birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki kanuna göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde, lehe kanunun tespitinde başvurulacak yöntem ana hatlarıyla belirtilmiştir.

23.02.1938 gün ve 23-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararındaki ilkeler benimsenerek, uygulanma imkanı bulunan tüm kanunların leh ve aleyhteki hükümleri ile birlikte ayrı ayrı ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren kanunun belirlenip son hükmün buna göre verileceği kabul edilmektedir. (Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C.I, 11. Bası, s. 167 vd.; Sulhi Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, s. 64 vd.; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen- A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C.I, s. 221 vd.)

Ceza Genel Kurulunun 13.11.2007 gün ve 225–233 sayılı kararı başta olmak üzere pek çok kararında da; lehe kanun tespit edilirken, sabit kabul edilen somut olaya her iki kanunun ilgili tüm hükümleri birbirlerine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenerek karşılaştırılması, bu karşılaştırmada hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlar ile infaza ilişkin normların birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği açıklanmıştır.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;

Sanıklara atılı 1072 sayılı Kanuna muhalefet suçunun yaptırım ve güvenlik tedbirlerinin suç tarihinden sonra ve fakat hükümden önce 5728 sayılı Kanun ile değiştirilmesi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 7/2. maddesi uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin yerel mahkemece 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirlenen ilkelere uygun olarak karşılaştırılıp sonucuna göre uygulama yapılması gerekirken, herhangi bir karşılaştırma ve değerlendirme yapılmadan hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün saptanan bu nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir.

Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.