Nezaket Dışı ve Kaba Sözler ile Ağır Eleştiri ve Beddua Niteliğindeki Sözler Hakaret Olarak Kabul Edilir mi

Hizmetlerimiz

Nezaket Dışı ve Kaba Sözler ile Ağır Eleştiri ve Beddua Niteliğindeki Sözler Hakaret Olarak Kabul Edilir mi - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Nezaket Dışı ve Kaba Sözler ile Ağır Eleştiri ve Beddua Niteliğindeki Sözler Hakaret Olarak Kabul Edilebilir mi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Hakaret – Madde 125

(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.

Madde Gerekçesi

Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.

Bu düzenlemede 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nda benimsenen hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır.

Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır.

Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye “serseri”, “alçak”, “hayvan” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak “hırsız”, “rüşvetçi”, “sahtekâr”, “fahişe” gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye “kör”, “şaşı”, “topal”, “kambur”, “kel” vs. demekle; kişiye “psikopat”, “frengili” veya “aidsli” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.

Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnad edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye “faşist”, “komünist” veya “mürteci” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir.

Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur.

Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır.

Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır.

Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.

Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.

Soruşturma ve kovuşturma koşulu – Madde 131

(1) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır.

(2) Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.

Madde Gerekçesi

Madde ile hakaret suçlarında kovuşturmanın, mağdurun şikâyetine bağlı olduğu hükmü getirilmektedir. Ancak, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçunun soruşturması ve kovuşturması şikâyete tâbi kılınmamıştır.

Maddenin ikinci fıkrasına göre, mağdur şikâyetten önce vefat ederse, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyunun, eş ve kardeşlerinin şikâyette bulunabilecekleri açıklanmış, bunlar dışındakilere şikâyet hakkı tanınmamıştır. Ölmüş olan kişinin hatırasına hakaret edilmesi hâlinde de, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikâyette bulunulabilir.

Beddua Niteliğindeki Sözler Hakaret Olarak Kabul Edilebilir mi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2014/785 Karar No: 2017/34 Karar tarihi: 31.01.2017

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 4. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Sulh Ceza Mahkemesi

İçtihat Metni

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanık …’un 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 125/1-2-3-a, 43/2, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 7.600 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin, Bakırköy 5. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 15.12.2009 gün ve 259-1146 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 24.12.2013 gün ve 34727-33480 sayı ile;

“…Sanığın oğlunun memurluk için başvurusu üzerine mülakat sonrası elenmesi sonucunda Adalet Bakanlığı’na hitaben yazdığı ağır eleştiri içerir dilekçesindeki sözler nezaket dışı sözler olmakla beraber, görevlilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, hakaret kastını içermediğinin ve eleştiri niteliğinde bulunduğunun anlaşılması karşısında, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, beraat yerine hükümlülük kararı verilmesi…”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.02.2014 gün ve 231209 sayı ile;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 125/1. maddesinde hakaret suçunun maddi unsurunu belirleyen seçimlik hareketlerin, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırma şeklinde düzenlenmiştir.

Hakaret suçunda korunan hukuki değer ‘kişilerin, şeref haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı ve diğer kişiler nezdinde var olan saygınlığıdır.’

Hakaret suçunun düzenlendiği bölümün başlığı ‘şerefe karşı işlenen suçlar’dır. Bu bölümde yer alan suçlar bireylerin toplum nezdindeki değerlerini ve kendi iç dünyasında var olan değerleri korumayı amaçlamaktadır. Hukuk düzeni her insanın ve diğer varlıkların, saygın ve onur sahibi olduğunu kabul etmektedir. Şeref kavramı sözü edilen kişinin hem iç dünyasında hem de toplumda var olan değerlerine herkesin saygı göstermesi şeklinde tanımlanmaktadır.

Hakaret suçunun oluşabilmesi için fiilin, gerçek bir kişinin belirtilen kişilik haklarını rencide edecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. Hakaret suçu, Anayasanın 24 ile 30. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10. maddelerinde düzenlenen ifade hürriyetinin sınırlarını oluşturmaktadır. Hakaret suçunu oluşturan eylem, sanık açısından ifade hürriyetinin sınırlarının sona erdiği, mağdur yönünden ise onur, şeref ve saygınlığı ile din, vicdan ve kanaat hürriyetine ilişkin temel kişilik hakları ihlal edici nitelikte olduğu durumlarda suç teşkil ettiği göz önüne alınarak, eleştiriye katlanabilirlik ve hoşgörü sınırının, belirlenmesi sanık ile mağdurun karşılıklı haklarının dengelenmesini gerektirmektedir.

Maddi olayda sanığın, Bakırköy Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığına göndermiş olduğu dilekçesinde, ‘mülakat imtihanında yapılan haksızlığı yapanın Allah belasını versin, çoluk çocuğu hayır görmesin, ömür boyu sürünsün,… adalet bu ise adalet olmaz olsun, adaleti böyle kullananın Allah belasını versin., haksızlık yapanı kahretsin, ömür boyu sürüm sürüm sürünsün, mazlumların haklarını ondan alsın, … çocuğumun hakkını yiyenlerin en büyük musibetler başlarına gelsin, …’ şeklinde yer alan açıklamaların amaç ve talep konusunu aşarak Komisyon başkan ve üyelerinin saygınlığını rencide edici nitelikte şeref ve haysiyetlerini incitici nitelikte olduğu ve hakaret suçunu oluşturduğu ve her işi olmayan kişinin görevlilere karşı ağır bedduada bulunma haklarının söz konusu olmadığı kabul edilmeli ve Adalet Komisyonuna yönelik sarf edilen sözlerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olduğu ve hakaret suçunun yasal öğelerinin oluştuğu”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince, 06.11.2014 gün ve 10019-32255 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

… tarafından yapılan infaz koruma memurluğu mülakat sınavına giren sanığın oğlunun sınavdan elenmesi üzerine sanığın, Adalet Bakanlığı’na hitaben “… mülakat imtihanında yapılan haksızlığı yapanın Allah belasını versin, çoluk çocuğu hayır görmesin, ömür boyu sürünsün, … adalet bu ise adalet olmaz olsun, adaleti böyle kullananın Allah belasını versin, haksızlık yapanları kahretsin, ömür boyu sürüm sürüm sürünsün, mazlumların haklarını ondan alsın, … çocuğumun hakkını yiyenlerin en büyük musibetler başına ve çocuklarına gelsin, …” şeklinde cümlelerin bulunduğu dilekçeyi yazdığı,

Sanığın aşamalarda; oğlunun gerekçesiz bir şekilde mülakattan elendiğini ve haksızlığa uğradığını düşündüğü için kendi el yazısı ile dilekçeyi yazdığını, sınavı yapan komisyon üyelerini tanımadığını savunduğu,

Anlaşılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Hakaretbaşlıklı 125. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.”

Bu düzenleme ile 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.430)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Soruşturma ve kovuşturma koşulu” başlıklı 131. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeye göre;

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır.”

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü fıkrasında ise nitelikli halleri düzenlenmiş, aynı Kanunun 131/1. maddesinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret dışında kalan hakaret suçlarının şikâyete tâbi olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Öte yandan, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde beddua; “Birinin kötü duruma düşmesini gönülden isteme, bir kimse için kötü dilekte bulunma, kötü dua, ilenme, ilenç”,

Bela ise; “İçinden çıkılması güç sakıncalı durum, büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse, hak edilen ceza” şeklinde tanımlanmıştır.

Bir kimsenin zarar ve sıkıntıya düşmesini yaratıcıdan dileme mahiyetindeki sözlerin açıkça, kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını içermediği veya sövmek fiilini oluşturmadığı takdirde hakaret olarak kabulü mümkün bulunmamaktadır.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 03.07.2001 gün 132-155 ve 16.09.2014 gün 328-386 sayılı kararlarında da; “Allah belanı versin” sözlerinin beddua niteliğinde, nezaket dışı, kaba ve rahatsız edici bir söz olduğuna işaret edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

… tarafından yapılan infaz koruma memurluğu mülakat sınavına katılan oğlunun mülakatı geçememesi üzerine sanığın, Adalet Bakanlığı’na hitaben yazdığı dilekçedeki “…mülakat imtihanında yapılan haksızlığı yapanın Allah belasını versin, çoluk çocuğu hayır görmesin, ömür boyu sürünsün, … adalet bu ise adalet olmaz olsun, adaleti böyle kullananın Allah belasını versin, haksızlık yapanları kahretsin, ömür boyu sürüm sürüm sürünsün, mazlumların haklarını ondan alsın, çocuğumun hakkını yiyenlerin en büyük musibetler başına ve çocuklarına gelsin…” şeklindeki ifadeleri, beddua niteliğinde, nezaket dışı, kaba ve rahatsız edici sözler ise de, komisyon üyelerinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.

Bu itibarla; haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.01.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Ağır Eleştiri Niteliğindeki Kaba ve Rahatsız Edici Sözler Hakaret Suçu Kapsamında Değerlendirilebilir mi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2017/814 Karar No: 2018/512 Karar Tarihi: 08.11.2018

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 18. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi

İçtihat Metni

Sanık …’ün kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 125/1, 125/3-a, 125/4, 129/1, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 7.050 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.09.2012 tarihli ve 408-260 sayılı hükmün, sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 30.09.2015 tarih ve 5014-6285 sayı ile;

“Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Öte yandan kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir. AİHM, kamu görevlilerine karşı yapılmış hakaret içerikli ifadelerle ilgili bir başvuruda, başvuruya konu sözlerin, kamuoyunun söz konusu görevlinin performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirip getirmediğini incelemektedir.

Yargılamaya konu somut olayda; avukat olan sanığın, ceza mahkemesindeki bir dosyasını incelemek için mahkeme kalemine gittiği, dosyadaki tebligat işlemlerinde yaşanan bir sorun nedeniyle önce zabıt kâtibi ile daha sonra da araya giren katılan yazı işleri müdürüyle yaşadığı tartışma sırasında söylediği ‘Kapa çeneni, psikolojik sorunun var herhâlde, sen hastasın, hastaneye git, kadına bak ya’ şeklindeki sözlerinin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarı ile oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Direnme Kararı

Yerel Mahkeme ise 29.03.2016 tarih ve 497-113 sayı ile;

“Dava konusu olayda katılanın görev ve statüsü ile sanığın görev ve statüsü birlikte değerlendirildiğinde aralarında görevlerinden kaynaklı başlayan ilişki sürecinde Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin bozma ilamında değindiği kamu görevlilerinin performansına duyduğu güven konusu da değerlendirildiğinde bir kısım söz ve hareketlerin ağır eleştiri veya rahatsız edici kaba ve nezaket dışı hitap tarzları olarak değerlendirilmesi olanaklı ise de, yapılan görevin niteliği ve bu nedenle yaşanan diyalog sürecinde kaba ve nezaket dışı rahatsız edici sözlerin dışında bu amacı aşacak ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 125/1. maddesindeki onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek nitelikte kabul edilecek biçimde sanığın değerlendirmesi gereken bir konu olmayan ve yapılan işin niteliği ile alakasız kabul edilen, tamamen katılanın kişilik haklarına saldırı niteliğinde kabul edilen ‘kapa çeneni, psikolojik sorunun var herhâlde, sen hastasın hastaneye git…’ sözlerini bu bağlamda değerlendirmenin dışında hakaret unsurlarını taşıdığı, böylece tebliğnamede değinildiği gibi Mahkememizin bozma ilamına konu önceki kararının yerinde olduğu”

gerekçesiyle direnerek, ilk hükümde olduğu gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.07.2016 tarihli ve 246219 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 1087-1737 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye tevdi edilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 16.05.2017 tarih ve 539-5879 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

14.12.2010 tarihli tutanakta; Bakırköy 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/1017 esas sayılı dosyası kapsamında karşılıksız çek keşide etme suçundan yapılan yargılamada şikâyetçi vekili olan sanık …’ün mahkeme kalemine geldiği, yaklaşık iki yıldır kendisine bu dosya kapsamında tebligat yapılmadığını belirtmesi üzerine yazı işleri müdürü olan katılan …’in sanığa, dosyaya bildirilen adrese tebligatın çıkarıldığını, adresini güncellemesi gerektiğini söyleyince, sanığın “Ne biçim konuşuyorsun, burası bakkal mı, siz benim babamın işini yapmıyorsunuz, siz bu işi yapmak zorundasınız, ben on yıllık avukatım, ben işimi bilirim, ben neden uğraşacakmışım, konuşma, ne konuşuyorsun, kapa çeneni” dediği, elindeki dosyayı masaya fırlattığı, katılanın “Bunu tutanağa geçireceğim” demesi üzerine sanığın “Sen ne bıdı bıdı yapıyorsun, konuşma demedim mi sana, ben de birazdan elli avukat getiririm, burada tutanak tuttururum” deyip dışarıya çıktıktan kısa bir süre sonra yanında bir avukatla beraber tekrar gelerek “Bu benim şahidim, ben de tutanak tutacağım ve bu kişi de imzalayacak” dediği, sanığın katılana “Senin bir sorunun mu var, psikolojik sorunun var herhâlde, sen hastasın, hastaneye git, kadına bak ya, bu benim avukatım, benimle uğraşacaksan sonuna, ölümüne kadar giderim, elli avukat daha getirebileceğimi söyledim, var mısın? ” dediği bilgilerine yer verildiği,

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1183 soruşturma numaralı dosyasının şikâyetçisinin … olduğu, … hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret, … hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma ve Pervin Kaya hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçlarından kamu davası açıldığı, Bakırköy (Kapatılan) 9. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/270 esas sayılı dava dosyasında yapılan yargılama neticesinde sanıkların beraatlerine karar verildiği, sanık … hakkında verilen beraat hükmünün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine hükmün, Yargıtay 4. Ceza Dairesince 30.04.2014 tarih ve 33844-14460 sayı ile onanmasına karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan …; yazı işleri müdürü olduğunu, olay günü mahkeme kalemine gelen sanığın bağırarak vekili olduğu dosya kapsamında neden kendisine tebligat yapılmadığını sorduğunu, güncel olan adrese tebligatın çıkarıldığını söylemesi üzerine sanığın “Sen niye konuşuyorsun, bıdı bıdı konuşma” dediğini, sonrasında “Bu ne biçim kadın, senin psikolojik sorunların mı var, dengesiz, kapa çeneni” gibi sözler söylediğini, ardından başka bir başka avukat ile gelip kendisinin tutanak tutacağını söyleyerek “Gerekirse elli avukat getiririm, ölümüne kadar varım” dediğini, tebligat hatasının tensip zaptında yazılan adres ile bildirilen diğer adresin aynı olmadığından işlemi yapan zabıt katibinin tebligat evrakında yazılan güncel adresi çizip diğer adresi tebligat evrakının üzerine yazmasından kaynaklandığını, bu konu hakkında yargılanan zabıt kâtipleri hakkında beraat kararı verildiğini,

Tanık …; zabıt kâtibi olduğunu, mahkeme kaleminde dosya inceleme işlemini bitiren sanığın “Bu tebligatın böyle olduğunu hâkim de mi görmemiş, iki yıl önce açılmış davadan ben hâlen haberdar değilim, nasıl iş yapıyorsunuz, babanızın işini mi yapıyorsunuz, burası bakkal dükkanı mı, nasıl hâkim o da mı görmemiş” demesi üzerine UYAP sistemi üzerindeki güncel adrese tebligatın çıkarıldığı katılan tarafından söylenince sanığın “Bu benim değil sizin sorununuz” dediğini, katılanın sanığı uyarması üzerine sanığın bu kez “Sen niye bıdı bıdı konuşuyorsun, kapa çeneni” diyerek elindeki dosyayı kendisinin masasına doğru fırlattığını, katılana “Kadına bak ya ne bıdı bıdı konuşuyorsun, kapa çeneni, psikolojik sorunların var, dengesiz” deyince katılanın, sanıktan dışarı çıkmasını istediğini, sanığın da “Ben de buraya elli tane avukat getiririm, şahit gösteririm, ben de sizin hakkınızda tutanak tuttururum” dedikten sonra yanında bir avukat ile gelip “İşte benim şahidim” demesi üzerine katılanın “Neyi gördü ki” dediğini, daha sonra sanığın çıkıp gittiğini,

Tanık …; avukatlık yaptığını, olay günü adliyedeyken sanıkla karşılaştığını, sanığın kendisine olanları anlatınca birlikte mahkeme kalemine geldiklerini, katılanın “Adamını alıp gelmişsin, tutanak mı tutacaksın, karınla mı, sevgilinle mi tartıştın” dediğini, sonrasında sanıkla birlikte dışarı çıktıklarını,

Tanık …; zabıt kâtibi olduğunu, olay günü mahkeme kalemine gelen sanığın dosyayı inceledikten sonra bağırarak “Burası ne biçim yer, burası bakkal dükkanı mı, hâkim hiç mi dosyaya bakmıyor” deyince katılan tarafından uyarıldığını, sanığın katılana “Sen bıdı bıdı konuşma, hasta mısın, psikolojik sorunların mı var” dediğini, mahkeme kaleminden çıktıktan kısa bir süre sonra yanında bir avukatla gelen sanığın “Bu da benim şahidim gerekirse elli tane avukat getiririm” dediğini, tebligat adresinin sanık tarafından güncelleştirilmesi gerektiği söylendiğinde, sanığın “Siz güncelleştireceksiniz” deyip incelediği dosyayı tanık Seval’in masasına doğru fırlattığını,

Tanık …; olay tarihinde asliye ceza mahkemesinde mübaşir olduğunu, duruşma salonundan mahkeme kalemine geldiğinde sanığın mahkeme kaleminde bağırarak katılana “Sen hastasın, hastaneye git” şeklinde sözler sarf ettiğini, müdahale etmek istediğinde katılanın “Sen karışma, senin bir şeyden haberin yok, sen dışarı çık” deyince çıktığını,

İfade etmişlerdir.

Sanık …; karşılıksız çek keşide etme suçundan yapılan yargılamada şikâyetçi vekili sıfatıyla takip ettiği dosyayla ilgili kendisine yaklaşık iki yıldır herhangi bir tebligat yapılmadığından dosyayı incelemek için mahkeme kalemine gittiğini, tebligat evrakındaki güncel tebligat adresinin çizilerek evraka eski tebligat adresinin yazıldığını ve bu adrese tebligat çıkarıldığını görünce zabıt kâtibine bunun nedenini sorduğunu, katılanın olaya müdahil olup “Varsa tebliğ sorunu, bu senin sorunun bize ne, benim personelimi meşgul etme” dediğini, kendisinin ise “Benim sorunum olduğu kadar sizin de sorununuz” şeklinde cevap verdiğini, katılanın “Hayır bu sizin sorununuz, defol çık git buradan” dediğini, dışarı çıktığında tanık Cavit ile karşılaştığını, olayı ona anlatıp birlikte mahkeme kalemine geldiklerini, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Hakaretbaşlıklı 125. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.”

Bu düzenleme ile 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.430)

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.

Eleştiri ise, herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.

Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir uslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.

Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözün hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

AİHM’ye göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler bir değer yargısı içermekle birlikte somut bir olgu isnadından bahsedilemiyorsa, değer yargılarını destekleyecek ‘yeterli bir altyapı’nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.

Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.

Sonuç olarak, gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Avukat olan sanığın, şikâyetçi vekili sıfatıyla takip ettiği karşılıksız çek keşide etme suçundan yapılan yargılamada, kendisine yaklaşık iki yıldır tebligat yapılmaması üzerine, dosyayı incelediği mahkeme kaleminde, duruşma gününü bildiren tebligatın eski adresine çıkarılmış olması nedeniyle dosyadaki gelişmelerden haberdar olmadığını görünce önce zabıt kâtibi olan tanık Seval, ardından da yazı işleri müdürü olan katılanla tartıştığı ve katılana “Kapa çeneni, psikolojik sorunun var herhâlde, sen hastasın, hastaneye git, dengesiz, kadına bak ya” dediği olayda; sanığın katılanla tartışması sırasında sarf ettiği sözlerin anlamı, söylenme amacı, katılanın konumu ve görevi birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ifadeler; nezaket dışı, kaba, rahatsız edici hitap tarzı ve ağır eleştiri niteliğinde olup, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle;

1- Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2016 tarihli ve 497-113 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.