Ceza Davasında Alınan Kusur Raporu, Tazminat Davasında Hukuk Hâkimini Bağlar mı

Hizmetlerimiz

Ceza Davasında Alınan Kusur Raporu Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat Davasında Hukuk Hâkimini Bağlar mı - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Ceza Davasında Alınan Kusur Raporu Maddi ve Manevi Tazminat Davasında Hukuk Hâkimini Bağlar mı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu

Ölüm ve bedensel zarar: Belirlenmesi – Madde 55

Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.

Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.

Madde Gerekçesi

“Borçlar Kanununda, ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararlar ayrı hükümler hâlinde düzenlenmiştir. Ayrı düzenleme, kodifikasyon tarihi itibariyle bu zararların mahiyetinden, yeni kanunumuz bakımından ise, ek-olarak bu zararların insan hakkı niteliklerinden kaynaklanmaktadır.

“İnsan Zararları” olarak da kavramlaştırılabilecek olan bu zararların hesabında Borçlar Kanunu, özellikle yeni 49-52 madde hükümleri, diğer özel yasalar ve sorumluluk hukuku ilkeleri gözetilecektir. Destekten yoksun kalma ve iş-göremezlik tazminatları, bu yönüyle takdir temelinden daha çok, bağımsız bir yapı özelliği kazanmış metrik temele (tazminat metriğine) dayanır (YHGK. 21.3.1990 t, 4-586/199-E/K; YHGK. 21.3.1990 t, 10-688/191-E/K. Any. m.19/ son fıkra,”…tazminat hukukunun genel prensipleri…” ibaresi). Bu zararların belirlenmesinde ortaya çıkan farklı uygulamaları yeknesaklaştırıcı yeni ve özel hükümler öngörülmüştür. Bu hükümlerin sevkinde tazminatın önleyici işlevi, insan hakkı karakteri, zarar vereni ödüllendirme sonucunu doğuracak yöntemlerden kaçınma ve sorumluluk hukukunun diğer ilkeleri esas alınmıştır.

Sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bir kural gereği rücu edilemeyen (emekli sandığı maaşı, malüllük aylığı, ölüm sigortası aylığı) sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam-kaçınılmazlık hâlindeki ödemeler ve benzeri ödemeler bu tazminatlardan indirilemeyecektir. Aynı şekilde prensip olarak rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemelerinden bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyecektir. Zarar görenin kusuruna (müterafik kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza hâlindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemeyecektir.

İnsan zararlarına ilişkin tazminat hakkının, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ve ifa amacını taşımayan diğer edinimlerle bir bağı ve bağlantısı yoktur. Bu nevi ödemelerin denkleştirilmesi, zarar vereni ödüllendirme anlamına gelir. Rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemelerinin, sorumluluk hukuku ile koruma altına alınan tazminatı ikame veya telafi fonksiyonları bulunmamaktadır. Tazminata, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile yahut ifa amacı taşımayan diğer ödemelerle karşılanmayan zarar biçiminde bir yaklaşım, ne onun kaynağı ile ve ne de onun işlevi ile bağdaşmaz. Bu yönüyle sorumluluk (tazminat) hukuku ile sosyal güvenlik hukuku arasında bir mahiyet farkı bulunmaktadır. Öte yandan rücu edilemeyen sosyal güvenlik hak ve ödemelerinin oluşmasında zarar verenin bir katkısı olmadıktan başka, rücu edilen ödemelere nazaran zarar verenin mükerrer ödemesi de yoktur. Rücu edilememe durumunda denkleştirmenin kurucu unsuru olarak illiyet bağı koşulu da gerçekleşmemektedir.

İfa amacı taşımayan ödemeler, tazminattan indirilemeyecektir. Zarar veren yahut üçüncü kişi tarafından ödeme kastı dışında kalan saiklerle yapılan ödemeler (sözgelimi yardımlar ve benzerleri) denkleştirilemeyecektir.

Zarar görenin mamelekine yukarıda belirtilen türden dâhil olan ödemelere, tazminat hakkını veya destek ilişkisini çökerten bir etki tanınamaz. Tersine bir yaklaşım, sorumluluk hukukunun önleyici (tenkil) karakteri ile de bağdaşmaz. Yasa koyucu bu tercihi ile farklı uygulamaları hak ekseninde bütünleştirmiştir.

Tasarının 49-52 hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanan insan zararı kökenli tazminata, hâkim, genel takdir hakkı (TMK m.4) yahut hakkaniyet (818 sayılı BK m.43) kurallarına dayanarak müdahale edemeyecektir. Tazminat, azlığından bahisle takdiren artırılamayacak, çokluğundan bahisle takdiren indirilemeyecektir. Zarar görenin hafif kusuru ile müzyakaya düşme (yoksullaşma)nin bir arada gerçekleşmiş olması (Tasarının 52/II, 818 sayılı BK m.44) hâli ve Tasarının m.52/I hükmündeki özel hâller ile denkleştirme dışında, uygulamada adlandırıldığı şekliyle “çokluk indirimi/hakkaniyet indirimi yahut azlık artırımı/hakkaniyet artırım” yolu kapatılmıştır. Yürürlükteki hukuka göre objektif veri ve ölçütler temelinde belirlenen tazminat (hakkı), iktisadi görünümü itibarıyla ayrıca bir mülkiyet hakkı karakterindedir. Bu yönüyle tazminat, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 1 Nolu ek-protokolün 1 inci maddesi kapsamında özel koruma görmektedir (Any.m.90). Yasaya ve hesaplama ilkelerine uygun olarak belirlenen ve denkleştirilen tazminata artırıcı veya azaltıcı yönde bir müdahale, bu hakkın ve nesafet hukukunun mahiyeti ile bağdaşmaz. Tazminatın hesaplama sonunda az veya çok çıkması, yargının yahut yargıcın sorunu değildir. Tazminatın önleyici işlevi, kriterlere ve verilere uygun olarak belirlenen sonuca (miktara), alacaklı ve borçlu dışında bir özne tarafından dokunulmamasına bağlıdır. Bu, hâkim de olsa…

Vücut bütünlüğünün bozulmasına veya ölüme bağlı zararların idarenin sorumluluk sebeplerinden doğmuş olması hâlinde dahi bu Kanun hükümleri uygulanacaktır. Doğrusu, insan zararlarında farklı hukuk düzenlemelerinden bütüncül bir düzenlemeye ve yargı birliğine geçmektir. Teklif, bu amaca yönelik ön-adım niteliğindedir.”

Bu Maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde öngörülen artırma veya azaltma yasağı, sorumluluk hukukunun öngördüğü hesaplama yöntemiyle ortaya çıkan miktarla ilgilidir. Başka deyimle yöntemine göre belirlenen tazminatın çok az çıkması hâlinde artırılması, çok yüksek çıkması hâlinde azaltılması, hâkimin bu yolla belirlenen miktara müdahale yetkisinin bulunmadığı vurgulanmaktadır. Bünyevi istidat, kaçınılmazlık, hatır taşıması gibi hesaplama yöntemiyle ilgili bulunmayan nedenler, hakkaniyet hukukunun gerekleri içinde elbette ki birer indirim nedenleridir. Hâkimin, bu hâllerde 818 sayılı Borçlar Kanununun 43 (Tasarı m.51) ve Türk Medenî Kanununun 4 üncü maddeleri kapsamında takdir hakkı vardır. Düzenleme ile amaçlanan husus, yöntemince belirlenen tazminatın miktarı esas alınarak, azlığı yahut çokluğuna dayalı bir takdir hakkının bulunmadığı hususudur. Önergenin gerekçesinde vurgulandığı üzere yasa, yüksek bir miktar içermesi hâlinde tazminattan indirimi, borçluyu aşırı ekonomik zorluğa düşürmüş olması hâli ile sınırlamıştır. Bu hâlde dahi borçlunun kusurunun hafif olması ve hakkaniyetin indirimi gerekli kılması kurucu unsurdur (818 sayılı Borçlar Kanunu m.44/II, Tasarı m.52/II). Yoksullaşmaya dayalı indirim kuralının insan zararlarında da (m.55) uygulanacağı tabiidir (m. 52/II).

Bilirkişi raporlarının sorumluluk davalarındaki delil işlevi diğer davalardakinden farklı değildir. Hâkim tazminat hesabında temel alınan varsayımları, yöntemleri ve hesap işlemini denetleyebilir. Ayrıca tazminat hesabına ilişkin bilirkişi raporu, diğer davalarda olduğu gibi sorumluluk davalarında da hâkimi bağlamaz.

Manevi tazminat – Madde 56

Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.

Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.

Madde Gerekçesi

Tasarının manevi tazminat başlıklı 56 ncı maddesi, yürürlükteki yasada yer alan “aile” kavramını, içtihat, doktrin ve kaynak ülke uygulaması doğrultusunda “yakınlar” olarak düzenlemiştir. Ayrıca ağır bedensel zararlarda, yürürlükteki madde hükmünün aksine yalnızca zarar gören için değil, doktrin ve içtihat doğrultusunda, zarar görenin yakınları için dahi manevi tazminat hakkı tanınmıştır. “Ağır bedensel zararın takdiri”nde, zarara uğrayan organların önemi, oluşan iş-görmezlik derecesinin oranı, uğranılan ruhsal zararın niteliği ve diğer durumlar gözetilecektir. “Yakın” kavramının belirlenmesinde, ölen yahut ağır bedensel zarara uğrayanla yakın olduğu iddia olunan kişi arasında düzenli ve yoğun bir ilişkinin ve olay sebebiyle bedellendirilebilecek ağır bir teessürün varlığı gözetilecektir.

Tasarının kişilik hakkının zedelenmesi sebebiyle istenecek manevi tazminat hükmünün (Tasarı m. 57) gerekçesinde öngörülen eşitlik düşüncesi bu Maddede düzenlenen manevi tazminatlar bakımından da geçerlidir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, sıfat ve ihraz ettiği makamlar, ayrı bir takdiri kriter oluşturmaz. Burada aslolan insan ve insanın manevi değerleri soyutlamasıdır. Yoksula az, seçkine çok tazminat fikrinin manevi tazminat hukukunda yeri yoktur.

Yargılama: Ceza hukuku ile ilişkisinde – Madde 74

Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.

Madde Gerekçesi

818 sayılı (mülga) Borçlar Kanununun 53 üncü maddesini karşılamaktadır. Tasarının iki fıkradan oluşan 74 üncü maddesinde, sorumlu kişi hakkında ceza yargılaması sonucunda verilen kararların, tazminat davasına ilişkin medenî yargılama üzerindeki etkisi düzenlenmektedir. 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanununun 53 üncü maddesi, tek fıkradan oluşmaktadır.

818 sayılı (mülga) Borçlar Kanununun 53 üncü maddesinin “VIII. Ceza hukuku ile medenî hukuk arasında münasebet” şeklindeki ibare, Tasarıda “D. Yargılama / I. Ceza hukuku ile ilişkisi” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı (mülga) Borçlar Kanununun 53 üncü maddesinde kullanılan “ceza mahkemesi” sözcükleri yerine, Tasarının 73 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “ceza hâkimi” sözcükleri kullanılmıştır.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Ceza Davasında Alınan Kusur Raporu Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat Davasında Hukuk Hâkimini Bağlar mı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/3188 Karar No: 2019/755 Karar Tarihi: 25.06.2019

Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.04.2012 tarihli ve 2008/63 E., 2012/270 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 06.03.2014 tarihli ve 2013/20077 E., 2014/3268 K. sayılı kararı ile:

“…Davacılar vekili, davalı tarafa ait araç sürücüsünün kusurlu hareketi ile meydana gelen kazada desteğin öldüğünü açıklayıp fazlaya dair haklarını saklı tutarak 30.000 TL destekten yoksun kalma, 1.000 TL cenaze gideri, davacı eş Bahtışen ile çocuklar Şengün ve Deniz için 20.000’er TL manevi, diğer davacılar için 10.000’er TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah ile talebini yükseltmiştir.

Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulü ile, davacı eş ve çocuklar için 5.000’er TL, davacı anne baba için 2.000’er TL, davacı kardeşler için 1.000’er TL manevi tazminat ile, davacı eş için 189.643,49 TL, davacı … için 1.603,16 TL, Davacı … için 6.328,91 TL, davacı baba Ramazan için 19.958,59 TL, davacı anne Smahan için 24.281,64 TL maddi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar … ve Altuntaş Ltd.Şti. vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava trafik kazası nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

1- Davalılar … ve Altuntaş LtdŞti’nin temyiz itirazları yönünden:

Ceza Mahkemesince davalı tarafa ait araç sürücüsü …’ın kusursuz olduğu benimsenerek beraatine dair hüküm kurulmuş ve anılan hüküm kesinleşmiştir. Hukuk Mahkemesinde ise davalının %25 kusurlu olduğuna ilişkin bilirkişi raporu benimsenerek karar verilmiştir. Borçlar Kanunu’nun 53.maddesi gereğince, hukuk hakimi ceza hakiminin tespit ettiği kusurla bağlı değil ise de, ceza mahkemesince tespit edilen fiilin hukuka aykırılığı ve illiyet bağını saptayan maddi vakalar yönünden Ceza Mahkemesi kararı ile bağlıdır. Yargılamada birliğin sağlanması ve yargıya olan güvenin sarsılmaması bakımından anılan dosya getirtilerek kusur oranı bakımından alınan her iki dosyadaki bilirkişi raporları incelenerek yeniden değerlendirme yapılması gerekmektedir. Ceza dava dosyası da dosya içerisine konularak Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden seçilecek uzman bilirkişi kurulundan her iki dosyadaki raporlar ve tanık beyanları tartışılmak suretiyle ayrıntılı, denetime açık rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

2- Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarına gelince:

Davalı … şirketi poliçe limiti dahilinde tazminattan sorumlu tutulduğuna göre Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.2.b maddesi uyarınca, harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin de sorumlu olduğu tazminata oranlanarak hüküm altına alınması gerekirken, tamamından sorumluluğuna karar verilmesi doğru görülmemiştir…”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacılar vekili, davacılar R. Şükriev ve E. (S.) Mehmedova’nın oğulları, davacı …’in eşi ve davacılar Şengün ve Deniz’in babaları, davacılar M. Ramadanov ve Gündüz’ün kardeşleri olan A. Güven’in 21.07.2007 tarihinde davalı şirketin sahibi ve davalı … şirketince zorunlu mali sorumluluk sigortası yapılan ve olay anında davalı …’ın yönetimindeki 34 … plakalı araçla çarpması sonucu öldüğünü, davalı …’ın tamamen kusurlu olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda yer alan hız limitlerine ve trafik kurallarına uymadan, şehir içinde aşırı hızla ve dikkatsiz bir şekilde araç kullanması nedeniyle kazanın meydana geldiğini, olayda davalının tam kusurlu olduğunu, bu şekli ile davacıların destekten yoksun kaldıkları ve büyük manevi acı çektiklerini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davacı eş, çocuklar, anne ve baba için 30.000,00TL destekten yoksun kalma tazminatının, cenaze gideri 1.000,00TL’nin, davacı eş için 20.000,00TL, davacı çocukları için 20.000,00’er TL, davacılar anne-baba ve kardeşler için birlikte 10.000,00’er TL’den toplam 100.000,00TL manevi tazminatın faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı … ve Altuntaş Metal Kaplama Metalurji San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili, olaydan dolayı davacıların acı ve üzüntü duymalarının olağan ve doğru olduğunu ancak olayın meydana gelmesinde müvekkilinin hiç kusuru bulunmadığını, olayın müteveffanın kusuru ile meydana geldiğini bu nedenle tazminat ile sorumlu tutulamayacaklarını, talep edilen tazminat miktarlarının da çok yüksek olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Davalı … şirketi vekili, kusur durumu ve gerçek zararın belirlenmesi gerektiğini, manevi tazminattan sorumlu olmadıklarını ve dava açılmasına neden olmadıklarını, müvekkilinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir.

Yerel Mahkemece, davanın haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olduğu, olay nedeniyle davalı İsmail Altuntaş hakkında açılan ceza davasında davalının kusursuz olduğundan bahisle beraat kararı verilmiş ise de 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca hukuk hâkiminin ceza davasında kesinleşen maddi olgular ile bağlı olup, ceza mahkemesinde belirlenen kusur oranı ile bağlı olmadığı, bu nedenle sürücü …’ın kazanın oluşumunda %25 oranında kusurlu olduğu yönündeki bilirkişi raporunun benimsendiği gerekçesi ile haksız fiili gerçekleştiren davalı sürücü ile araç işleteni şirketin gerçek zararın tamamından, sigorta şirketinin ise poliçe miktarı ile temerrüt tarihinden itibaren sorumlu olduğu belirtilerek davalıların maddi tazminat istemlerinin kabulü ile davacı eş için 189.643,49TL, davacı … için 1.603,16TL, davacı … için 6.328,91TL, davacı baba için 19.958,59TL ve davacı anne için 24.821,64TL olmak üzere toplam 242.355,79TL maddi tazminatın tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalı … şirketinin maddi tazminattan poliçe limiti ile sınırlı olarak ve dava tarihinden itibaren, diğer davalıların ise kaza tarihinden itibaren yasal faizle sorumlu tutulmasına, takdiren davacı eş ve çocuklar için ayrı ayrı 5.000,00’er TL, davacı anne ve baba için 2.000,00’şer TL ve davacı kardeşler için 1.000,00’er TL olmak üzere toplam 21.000,00TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle sigorta dışındaki davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya dair talebin ve davalı … şirketi hakkındaki manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Davalılar … ve Altuntaş Metal Kaplama Metalurji San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili ile Güneş Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Mahkemece, bozma kararının iki numaralı bendinde yer alan bozma sebebine uyulmasına, bir numaralı bendinde yer alan bozma sebebine karşı ise eldeki davada hükme esas alınan İstanbul Teknik Üniversitesinin Ulaştırma Öğretim Üyelerinden oluşan heyet tarafından düzenlenen 24.03.2011 tarihli raporun ceza yargılamasında alınan 19.11.2007 ve 25.03.2008 tarihli her iki rapor gözetilerek hazırlanması nedeniyle karar vermeye yeterli olduğu bu nedenle yeniden kusur tespiti yapılmasının gerekli olmadığı vurgulanmak suretiyle direnilmesine karar verilmiştir.

Direnme kararı davalılar … ve Altuntaş Metal Kaplama Metalurji San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda mahkemece yapılan araştırmanın yeterli olup olmadığı; burada varılacak sonuca göre Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulundan ceza dava dosyasında ve eldeki davada alınan raporlar ve tanık beyanları tartışılmak suretiyle yeni bir bilirkişi raporu alınmasının gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesi için bağlayıcı olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda kaza tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.

Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.

818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun “Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53.maddesinde yer alan düzenlemeye göre:

Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez.

Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Yargısal uygulamada; ceza davası açılan hâllerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hâkimini kusur yönünden bağlamayacağı istikrarla kabul edilmektedir (HGK’nın 25.02.2004 taraihli ve 2004/11-115 E.,2004/108 K; 12.5.2004 tarihli ve 2004/4-290 E, 289 K; 14.12.2005 taraihli ve 2005/10-680 E, 733 K sayılı ilamları).

Hemen belirtilmelidir ki hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir.

Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (HGK’nın10.1.975 tarihli ve 1971/406 E., 1975/1 K. sayılı ilamı; HGK’nın 23.1.1985 tarihli ve 1983/10-372 E., 1985/21 K. sayılı ilamları).

Hukuk mahkemesinin, ceza mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması hâlinde, ceza mahkemesinin bu konuda vereceği kararı peşinen kabul etmiş olacağından, bekletici sorun yapılan ceza davası hakkında verilen karar, hukuk davasında kesin delil teşkil eder (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.Baskı, İstanbul, 2001, cilt:V, s. 5153).

Bilindiği gibi kesin hüküm, ilişkin olduğu konuda uyuşmazlığı ortadan kaldırır. Bu yüzdendir ki, açılan bir dava hakkında kesin hüküm bulunmaması bir yargılama koşuludur. Özellikle bir ceza mahkemesinin, uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle, olayın varlığına ve sanık tarafından işlendiğine ilişkin maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptaması, aynı konudaki hukuk mahkemesinde de kesin hüküm oluşturur. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hâkiminin hukuk hâkiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır.

Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına, Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi bir engel oluşturmaz (HGK’nın16.9.1981 tarihli 1979/1-131 E.,1981/587 K. sayılı ilamı, Çemberci, M.: Hukuk Davalarında Kesin Hüküm,1965, s.22 vd.).

Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (HGK’nın 11.10.1989 tarihli ve 1989/11-373 E., 1989/472 K. sayılı ilamı).

Ceza mahkemesinde bir tarafın kusurlu olduğu maddi vakıa olarak kabul edilmişse, artık hukuk mahkemesinde o kişinin kusursuz olduğuna hükmedilemez. Ne var ki, hukuk hâkiminin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını incelemesi olanaklıdır. Bu iki durumun birbirinden iyi ayırt edilmesi gerekir.

Görüldüğü üzere, hukuk mahkemesi az yukarıda bağlayıcılık yönü belirtilen ayrık durumlar dışında ceza mahkemesi kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.

Ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağladığı hâllerde, kesin delilin etkisi nedeniyle, ceza mahkemesi kararında dayanılmış olan bilirkişi raporunun hukuk mahkemesini bağlayacağı; buna karşılık, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağlamadığı hâllerde, ceza mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporunun, hukuk mahkemesini bağlamayacağı, bir başka ifade ile hukuk mahkemesinin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği, kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın kabul edilmektedir (Kuru:cilt:V, s:5154-5155).

Özellikle tarafların, iddia ve savunmalarını ispat için, mahkemeden bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeleri hâlinde hukuk hâkiminin, uyuşmazlığı kendi tespit ve takdirine, “Medeni Hukuk” alanı kurallarına göre çözümlemesi gerekir.

Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 266 vd. maddeleri uyarınca, çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hâllerde hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. HMK’nın 281. maddesinde; tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkemece, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için mahkemenin, gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır.

Bu bağlamda hâkim, bilirkişi raporunu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasında çelişki varsa, çelişki giderilmeden karar verilemez. Somut olayda uyuşmazlığın çözümünün, özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği ve bilirkişinin görüşünün alınmasının gerektiği açıktır.

Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sürücü …’ın kullandığı 34 … plakalı kamyoneti D-100 karayolunda seyir hâlinde iken kontrolsüz şekilde aniden yola çıkan müteveffa Aydın Güven’e çarpması ile meydana gelen olay nedeniyle, kaza tespit tutanağında ve 19.11.2007 tarihli Karayolları Trafik Uzmanı tarafından düzenlenen raporda Aydın Güven’in asli kusurlu, davalı …’ın tali kusurlu olduğu, 25.03.2008 tarihli Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporda ise sürücü …’ın kusursuz, Aydın Güven’in ise asli derecede tamamen kusurlu olduğunun belirtildiği ve …’ın tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan cezalandırılması istemi ile açılan davada cezalandırılmasına yeterli kesin ve inandırıcı delili elde edilemediğinden beraatına karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği; eldeki tazminat istemli davada ise davalı …’ın %25 kusurlu olduğuna dair 24.03.2011 tarihli bilirkişi raporu benimsenerek hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

Görüleceği üzere ceza davasında alınan bilirkişi raporları ile hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının kusurlu olup olmadığı hususunda çelişki bulunmaktadır. Her ne kadar ceza mahkemesinin kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususundaki kararı hukuk hâkimini bağlamıyor ise de beraat kararı suçun sanıklar tarafından işlenmediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayanıyorsa, bu kararın bağlayıcı olacağı kuşkusuzdur.

Zarar ve ziyana karar verecek olan hukuk hâkimi ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi hukuk hâkiminin ceza mahkemesince tespit olunan kusur derecesi ile ve oradaki delillerle bağlı değildir. Ancak, aynı maddi olgulara dayalı olarak ceza ve hukuk mahkemelerince ayrı kusur oranlarının tespiti de adalete duyulan güveni zedeleyeceği kuşkusuzdur.

Öte yandan hükme esas alınan bilirkişi raporu denetime elverişli bir rapor değildir. Çünkü ceza dosyası ve dosya içinde bulunan raporlar özetlenmiş ise de kusur belirlenmesine dair bu raporların neden benimsenmediğine ilişkin bir açıklama içermemektedir.

O hâlde mahkemece yapılacak iş, aynı olay nedeniyle ceza mahkemesinde görülen dava dosyasında alınan raporlar, taraf beyanları, tanık ifadeleri incelenerek yeniden kusur oranı belirlenmesi için Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden oluşan uzman bilirkişi kurulundan Yargıtay ve taraf denetimine elverişli ayrıntılı ve açıklayıcı bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi olmalıdır.

Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde peşin temyiz harcının yatıranlara iadesine, aynı Kanunun 440. maddesine göre kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 25.06.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Dava sürecinde etkin bir temsil için hukuk alanında deneyimli ve güncel mevzuat ile içtihatlara hakim  bir avukattan hukuki destek almanız büyük önem arz etmektedir. Borçlar hukuku, sigorta ve tazminat hukuku alanında yetkin, maddi ve manevi tazminat davalarında uzman avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek hukuk davalarında sürece katılan taraflara avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermekte ve taraflara hukuki yardım sunmaktadır.

Dava sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. 

Kayseri tazminat avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.