İşlemden Kaldırıldıktan Sonra Yenilenen Davanın Takipsiz Bırakılması ve Davanın Açılmamış Sayılması

Hizmetlerimiz

İşlemden Kaldırıldıktan Sonra Yenilenen Davanın Takipsiz Bırakılması ve Davanın Açılmamış Sayılması - Kayseri Medeni Hukuk Avukatı – Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

İşlemden Kaldırıldıktan Sonra Yenilenen Davanın Takipsiz Bırakılması ve Davanın Açılmamış Sayılması

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/14-1760 Karar No: 2018/43 Karar Tarihi: 17.01.2018

Özet: Duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenleme bulunmaması sebebiyle davacı vekilinin usulüne uygun davetiye ile duruşma gününden haberdar edilmediğinin kabulüyle, davacı vekiline yeniden duruşma günü bildirilerek yargılamaya devam edilmesi, usulüne uygun tebliğe rağmen gelmez ise davanın işlemden kaldırılması gerekirken 18.01.2013 tarihli celseye tarafların katılmaması nedenleriyle takipsiz bırakılan davanın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 150. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmesinin doğru değildir.

Diğer taraftan eldeki davanın ilk defa HUMK zamanında işlemden kaldırılması sebebiyle bu davada HMK’nın değil HUMK hükümleri uygulanması gerektiği ve dolayısıyla HUMK’nın 409. Maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilebilmesi için üç kez takipsiz bırakılması gerektiği görüşü Kurul çoğunluğunca benimsenmiştir.

(6100 S. K. m. 27, 150) (7201 S. K .m. 1, 7/A)

Dava

Taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … Sulh Hukuk Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 18.01.2013 gün ve 2007/246 E. ve 2013/17 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 26.11.2013 gün ve 2013/13146 E.-2013/14632 K. sayılı kararı ile:

“…Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın bir defadan fazla takipsiz bırakılması sebebiyle HMK’nın 150/6. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 150. maddesinin 1. bendinde usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verileceği, 6. bendinde ise işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan davanın, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamayacağı, aksi hâlde davanın açılmamış sayılacağı hükme bağlanmıştır.

Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409/6. maddesi hükmü gereğince de işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde, dava açılmamış sayılır.

Somut olaya gelince; tarafların 02.05.2008 tarihli oturuma katılmamaları üzerine HUMK’nın 409. maddesi gereğince dosyanın yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verilmiş, davacı vekili tarafından 30.05.2008 tarihli dilekçeyle dosya yenilenmiştir. Tayin edilen 23.11.2012 tarihli oturuma taraflar gelmemiş, mahkemece davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilerek duruşma 18.01.2013 tarihine ertelenmiştir. Ancak verilen duruşma gününün davacı vekiline usulüne uygun biçimde tebliğ edilmediği anlaşılmıştır. 18.01.2013 tarihli oturumda davacı vekilinin mazeret bildirmemesi, davalıların da oturumda hazır bulunmamaları üzerine birden fazla takipsiz bırakılan davanın HMK’nın 150/6. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Mahkemece davacılar vekiline duruşma gün ve saatini bildirir usulüne uygun şekilde davetiye tebliğ ettirilerek üçüncü defa duruşmaya gelmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken usul hükümlerine aykırı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

Kabule göre de gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409/son, gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 150/6. maddesi uyarınca yenilenmiş olan dava ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde dava açılmamış sayılır. Somut olayda, dava ilk kez 02.05.2008 tarihinde takipsiz bırakılmış ve yenilenmiştir. İlk yenilenmeden sonra dosyanın 18.01.2013 tarihinde ikinci kez takipsiz bırakılmasında bu defa da dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermek gerekirken, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi de doğru değildir.”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar 

Dava ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece basit yargılama usulüne tabi olan davanın bir defadan fazla takipsiz bırakılması sebebiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 150/6. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Davacılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarda belirtilen gerekçe ile bozulmuştur.

Mahkemece önceki kararda direnilmiş, direnme kararını davacılar vekili temyiz etmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mazeret dilekçesinde duruşma gününü UYAP’tan öğreneceğine dair beyanda bulunan davacı tarafa yeni duruşma gün ve saatini gösterir tebligatın gönderilmesinin gerekli olup olmadığı; basit yargılama usulünün uygulandığı sulh hukuk mahkemelerinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun (HMK) yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce açılmış ve anılan tarihten önce bir kez işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan davalarda, dosyanın bir kez daha 01.10.2011 tarihinden sonra takipsiz bırakılması hâlinde eldeki davada, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun mı yoksa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hükümlerinin mi uygulanacağı noktalarında toplanmaktadır.

Öncelikle tebligatın amacı ve tebligat usulü hakkında açıklama yapılmasında fayda bulunmaktadır.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 73. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “hukuki dinlenilme” başlıklı 27. maddesi, T.C. Anayasası’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına dair 6. maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır. Duruşma günü celseye katılma imkânı olmayan taraf buna dair mazeretini bildirip, belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir. O hâlde duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da kaldırılmamasına karar verilecektir. Anılan hususların uygulanabilmesi için, her şeyden önce tarafların usulüne uygun davet edilmiş olmaları gerekmektedir.

Bu bağlamda tebligat, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılmasının zorunlu unsurudur. Savunma hakkının temelini teşkil eden hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma ilkesinin ayaklarından biridir. Bu hakkın ihlal edilmemesi için yapılan bildirimin tebligat hukukuna uygun olması gerekir. Muhatap usulüne uygun olarak yapılacak tebligat ile açılan davadan zamanında ve tam olarak haberdar olur. Bu sebeple tebligat, yapıldığı tarihte yürürlükteki tebligat mevzuatına aykırı yapılmışsa, sadece tebligat hukukuna aykırı davranış söz konusu olmaz, aynı zamanda hukuki dinlenilme hakkı da ihlal edilmiş olur.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun uygulama alanını, adli yargı ilk derece hukuk mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinde tutulacak kayıtlar ile yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi ve bu işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartılan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 52. maddesi gereğince tebligat işlemlerinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanunu uyarınca çıkarılan yönetmeliklere göre fiziki ya da elektronik ortamda yapılacağı düzenlenmiştir.

7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun “tebligatın yapılması” başlıklı 1. maddesinde tüm tebligatların bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılacağı; “tebligatın memur vasıtasıyla yapılması” başlıklı 2. maddesinde ise özel hüküm bulunması halinde tebligatın kendi memurları veya mahalli mülkiye amirinin emriyle zabıta vasıtasıyla yaptırılacağı kabul edilmiştir.

11.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren “Elektronik tebligat” başlıklı 7/a maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir.

Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur.

Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.

Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.

Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere elektronik tebligat usulünün düzenlendiği Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesindeki düzenleme ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümleri de dahil olmak üzere, Tebligat Kanunu ve çıkarılan Tebligat Yönetmeliği hükümleri incelendiğinde; duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Bu aşamada davanın açılmamış sayılmasına dair yasal düzenlenmelerin incelenmesi gerekir.

Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409. maddesinde yer alan düzenlemeye göre:

Oturuma çağrılmış olan tarafların hiçbiri gelmediği veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.

Oturum gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde, gün tespit ettirilmemiş ise, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle birinci fıkra hükmü uygulanır.

Yukarıdaki fıkralar hükmü gereğince dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçeyle başvurması üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, oturum, gün, saat ve yerini bildiren çağrı kâğıdı ile birlikte taraflara tebliğ olunur.

Dava dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenilenirse yeniden harç alınır. Bu harç yenileyen tarafından ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, yeni bir dava sayılmaz.

İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar açılmamış sayılır ve mahkemece bu hususta kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.

Birinci ve ikinci fıkralar gereğince işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde beşinci fıkra hükmü uygulanır.”

Öte yandan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun konu ile ilgili 150.maddesinin birinci fıkrası “Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir”, aynı maddenin altıncı fıkrası “İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır.” şeklinde düzenlenme yer almaktadır.

Bunun yanı sıra 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 320/4. maddesi “Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde bir ayrım yapılmadığı hâlde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi hakkında basit yargılamaya tabi olan dava ve işler ile ilgili uyuşmazlıklar hakkında farklı bir düzenleme yapılmış ve basit yargılama usulü uygulanan davalarda, davanın birden fazla takipsiz bırakılamayacağı kabul edilmiştir.

Bu sebeple somut olayın çözümlenmesi için 1086 Sayılı HUMK’nın mı yoksa 6100 Sayılı HMK’nın mı olaya uygulanması gerektiğinin öncelikle belirlenmesi gerekir.

Bir usul hükmünün yürürlüğe girmesinden sonra bir dava açılırsa bu davaya yeni usul kurallarının uygulanması esastır. Dava konusu işlemin daha önce yapıldığı ileri sürülerek, o sırada geçerli kuralların uygulanması istenemez. Ancak yeni hükümlerin ne zaman yürürlüğe gireceği açıkça düzenlenmişse bu düzenleme dikkate alınacaktır. Buna dair hüküm yoksa usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığına bakılması gerekir. Eğer bir usul işlemi tamamlandıktan sonra yeni kural yürürlüğe girerse o işlem geçerli olarak kalır. Buna karşılık bir usul işlemi henüz tamamlanmamış veya başlamamış ise yeni kanun, kural olarak hemen yürürlüğe girecektir. Çünkü genel olarak kanunlar hemen etkili olur ve uygulanırlar.

Bu noktada somut uyuşmazlığa uygulanacak hükümlerin belirlenmesine yönelik olarak uyuşmazlığa konu işlemin “tamamlanmış usul işlemi” niteliğinde olup olmadığı belirlenmesi amacıyla zaman bakımından uygulama ile ilgili 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun ilgili hükmüne de değinmek gerekir. Anılan Kanun’un “zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448. maddesi; “(1) Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.” düzenlemesini içermektedir.

Usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya dair kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır.

Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhâl uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken bir husus da yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde, ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı”dır.

Bu sebeple somut uyuşmazlığa uygulanacak hükümlerin belirlenmesine yönelik olarak uyuşmazlığa konu işlemin “tamamlanmış usul işlemi” niteliğinde olup olmadığı belirlenmelidir.

Hemen belirtilmelidir ki dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bir davayı bütün olarak değerlendirip, bu konuda yeni kanunun etkili olup olmayacağı söylenemez. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak dolayısıyla da uygulanmayacaktır.

Eğer bir usul işlemi, yargılama sırasında yapılmaya başlanıp tamamlandıktan sonra yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden (veya kanunundan) etkilenmez.

Usul hükümleri kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacak, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacaktır. Buna karşın tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacaktır. Bir işlem tamamlanmış ise, artık bu işlem bozulamaz; aksini düşünmek gereksiz yere bu işlemin bozularak tekrarlanması gibi zaman ve emek kaybına neden olacaktır (Akkan, M.: Medeni Usul Hukuku, 15.Bası., İstanbul 2017, s.44 vd.). Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 22.02.2011 tarih 2011/19-735 E., 2012/93 K.; sayılı kararında da benimsenmiştir.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu zamanında açılan bir dava, bu dönemde hiç işlemden kaldırılmamış ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu zamanında işlemden kaldırılmışsa bu takdirde tamamlanmış bir işlem bulunmadığından ve usul hükümlerinin hemen uygulanması gerektiğinden hareketle HMK hükümlerinin uygulanması gerektiğinde duraksamamak gerekir (Hukuk Genel Kurulunun 15.05.2013 tarih 2012/17-1629 E., 2013/700 K. sayılı kararı).

Buna karşılık mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde davanın bir kez işlemden kaldırılıp yenilenmesinden sonra, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu zamanında da işlemden kaldırılması hâlinde, önceki Kanun zamanında yapılmış işlem gözetilerek 6100 Sayılı HMK uygulanarak bir sonuca ulaşılması usule uygun olmayacağı gibi, varılacak sonuç hukuki güvenlik hakkına da aykırı olacaktır (Hukuk Genel Kurulu’nun 12.03.2014 gün ve 2013/6-497 E., 2014/268 K.; 29.05.2013 gün ve 2012/21-1698 E.,2013/779 K.; 25.02.2015 gün ve 2013/3-1324 E., 2015/877 K. sayılı kararları).

Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya bakıldığında, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu zamanında açılmış ve ilk defa 02.05.2008 tarihinde bir kez işlemden kaldırılıp yenilenmesinden sonra 23.11.2012 tarihli celse için 23.11.2012 tarihli dilekçeyle mazeretli sayılmasını talep ettiği, mahkemece mazeretin kabul edilerek, duruşmanın 18.01.2013 tarihine bırakılmasına ve duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesine karar verilmiştir.

Yukarıda da belirtildiği üzere duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenleme bulunmaması sebebiyle davacı vekilinin usulüne uygun davetiye ile duruşma gününden haberdar edilmediğinin kabulüyle, davacı vekiline yeniden duruşma günü bildirilerek yargılamaya devam edilmesi, usulüne uygun tebliğe rağmen gelmez ise davanın işlemden kaldırılması gerekirken 18.01.2013 tarihli celseye tarafların katılmaması nedenleriyle takipsiz bırakılan davanın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 150. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmesinin doğru değildir.

Diğer taraftan eldeki davanın ilk defa HUMK zamanında işlemden kaldırılması sebebiyle bu davada HMK’nın değil HUMK hükümleri uygulanması gerektiği ve dolayısıyla HUMK’nın 409. Maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilebilmesi için üç kez takipsiz bırakılması gerektiği görüşü Kurul çoğunluğunca benimsenmiştir.

Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde işlemden kaldırılmasına karar verilen dosyada, davanın 409/5. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilebilmesi için gerekli işlemlerin henüz tamamlanmadığı, bu sebeple 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 448. maddesine göre tamamlanmış işlem bulunmadığını, usul hukuku kurallarının derhal uygulanır olması sebebiyle kazanılmış haktan da söz edilemeyecek ise de mevzuatımızda UYAP’tan öğrenme diye bir tebligat usulü bulunmadığı, bu sebeple somut olayda davanın takipsiz bırakılmasının söz konusu olmadığı mahkeme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği ve yine görüşmeler sırasında usul hukuku kurallarının derhal uygulanmasının gerekmesi sebebiyle eldeki davada HMK hükümlerinin uygulanması gerekmesinin yanında duruşma gününü UYAP’tan öğreneceğine dair beyanda bulunan davacının kendisine duruşma gün ve saati bildirilmediğini ileri sürmesinin dürüstlük kuralı gereği kabul edilemeyeceği, bu sebeple direnme kararının bu gerekçe ile onanması gerektiği görüşleri ileri sürülmüş ise de yukarda açıklanan sebeplerle bu görüşler Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeplerle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç

Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.01.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

15 yılı aşkın deneyimi ve uzman avukatı kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza davaları ile aile hukuku, iş hukuku, taşınmaz ve gayrimenkul hukuku, miras hukuku, medeni hukuk, bilişim hukuku, tüketici hukuku, idare hukuku, borçlar hukuku ile ticaret hukuku davalarında ve uyuşmazlıklarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. Avukat kadromuz, hak arama özgürlüğünü temin etmek adına ayrıca Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuruları gerçekleştirmekte ve bütün süreçleri titizlikle takip etmektedir.

Dava sürecinde herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşamamanız için alanında uzman bir avukat veya hukuk bürosundan yardım almanız faydalı olacaktır. 

Deneyimli bir avukat arıyorsanız avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.