Kaçak Kullanım Nedeniyle Elektrik Enerjisi Hırsızlığı Suçunda Kaçak Elektrik Bedelinin Tespiti

Hizmetlerimiz

Kaçak Kullanım Nedeniyle Elektrik Enerjisi Hırsızlığı Suçunda Kaçak Elektrik Bedelinin Tespiti - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Kaçak Kullanım Nedeniyle Elektrik Enerjisi Hırsızlığı Suçunda Adli Para Cezası ve Kaçak Elektrik Bedelinin Tespiti

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2011/6-94 Karar No: 2011/133 Karar Tarihi: 21.06.2011

Özet: Hükümden sonra yürürlüğe giren 5083 sayılı Kanun hükümleri karşısında sanığa fazla para cezası tayin edilmesi, hükmolunan cezaya gecikme zammı uygulanması ve ağır para cezasının adli para cezasına dönüştürülmemesi isabetsizliklerinden dolayı bozulmasına karar verilmelidir.

(765 s. K. m. 2, 59, 102, 491, 522, 523) (647 s. K. m. 4, 5) (5083 s. K. m. 2) (5252 s. K. m. 5) (5275 s. K. m. 106, 122) (6183 s. K. m. 51) (5320 s. K. m. 8) (1412 s. K. m. 322) (5271 s. K. m. 223, 231, 308) (YCGK. 17.03.1998 T. 1998/6-18 E. 1998/91 K.) (YCGK. 10.04.2007 T. 2007/3-63 E. 2007/87 K.) (YİBK. 09.05.1956 T. 1956/6 E. 1956/4 K.) (YİBK. 10.05.1993 T. 1993/4-11 E. 1993/151 K.)

İçtihat Metni

Dava: Sanık S. K.’in hırsızlık suçundan eylemine uyan 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 491/ilk, 522, 523, 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4 üncü maddeleri uyarınca 371 YTL ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine ilişkin, Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13.4.2005 gün ve 478-338 sayılı hüküm sanık tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 11.12.2007 gün ve 1955-14391 sayı ile;

“… 1) Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren; 5083 sayılı Yasaya 5335 sayılı Yasayla eklenen 2/3 üncü maddesi uyarınca, para cezalarında bir Yeni Türk Lirası artıklarının hesaba katılamayacağının ve 5252 sayılı Kanunun 5 inci maddesine göre de ağır para cezasının adli para cezasına dönüştürüldüğünün gözetilmesi zorunluluğu,

.2) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, para cezalarının infazı sırasında gecikme zammına yer verilmemiş olması karşısında, 5275 sayılı Kanunun 106 ve 122 nci maddeleri de gözetilerek, 4786 sayılı Kanun ile 647 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde yapılan değişiklik uyarınca, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre para cezasının süresinde ödenmemesi halinde, gecikme zammına hükmedilemeyeceğinin gözetilmesi lüzumu,

Bozmayı gerektirmiş, sanık S. K.’nin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle tebliğnameye aykırı olarak bozulmasına, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanunun 8/1 inci maddesi yollamasıyla 1412 sayılı (mülga) CMUK’nın 322 nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkında sonuç olarak hükmolunan 371,25 ytl ağır para cezasının 275 Yeni Türk Lirasına indirilip, adli para cezasına dönüştürülmesi ve 647 sayılı Kanunun 5/5 inci maddesi uyarınca para cezasının süresinde ödenmemesi halinde gecikme zammı alınmasına dair kısmın hükümden çıkartılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına…”

Karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 13.4.2011 gün ve 90809 sayı ile;

“… İtiraza konu uyuşmazlık; 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522/1 inci maddesinin uygulanmasına ilişkindir.

765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522/1 inci maddesi “Onuncu babda beyan olunan cürümlerin işlenmesinde cürmün mevzuu olan şeyin veya ika edilen zararın kıymeti pek fahiş ise mahkeme cürme mahsus olan cezayı yarısına kadar artırır ve eğer hafif ise yarısına ve eğer pek hafif ise üçte birine kadar eksiltir.” hükmünü içermektedir.

Madde metninden de anlaşılacağı üzere, maddenin uygulanmasına esas alınacak zarar, gerçek zarar olmalıdır. Eylemin doğrudan doğruya sonucu olmayan zararlar bu madde kapsamına girmez ve ancak özel hukuk hükümlerine göre açılacak tazminat davasına konu edilebilir.

Elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçlarında 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522/1 inci maddesinin uygulanmasına esas alınacak zarar, kaçak kullanım bedelidir. Bu bedelin hesaplanabilmesi için öncelikle kaçak kullanım süresi belirlenmeli, bu süre içerisinde suça konu yerde tüketilmesi gereken elektrik miktarı saptanmalıdır. Bu saptamadan sonra, kaçak elektrik bedeli, normal tarifeye göre, cezasız ve vergisiz olarak tespit edilmelidir.

Kaçak kullanım süresi, aksi kanıtlanamayan durumlarda, abone olanlar için son endeks okuma tarihiyle kaçak tespit tutanağının düzenlendiği tarih arasındaki gün sayısıdır.

Somut olaya bakıldığında; sanığın evinde kurulu bulunan sayacın faz giriş ve çıkışlarının yerinin değiştirilmesi sebebiyle sayacın ters döndüğü belirlenerek 19.2.2004 tarihli tutanak düzenlenmiş, sanık kollukça alınan 4.3.2004 tarihli ilk ifadesinde elektrik aboneliğinin Ş. Ö. adına kayıtlı olmasına rağmen bu evde 3 yıldan bu yana kendisinin oturduğunu, bu süre içerisinde kaçak elektrik kullanmadığını savunmuştur. Kovuşturma aşamasında benzer şekilde savunmada bulunmuştur. Bu itibarla tutanağın düzenlendiği tarihlerde, sanığın tutanağa konu evde oturduğuna dair bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

İçeriği düzenleyicilerinin yeminli anlatımlarıyla doğrulanan içeriğine göre, sanığın oturduğu evde kurulu bulunan sayacın faz giriş ve çıkışları ters bağlanmak suretiyle kaçak elektrik kullanıldığı sabittir.

Sanığın evinde kurulu bulunan tutanağa konu 5867461 numaralı sayaca ait incelendiğinde tutanak tarihinden önceki son okuma tarihinin 15.1.2004 olduğu anlaşılmaktadır. Bu tarihle tutanağın düzenlendiği 19.2.2004 tarihi arasındaki süre 36 gündür. Dosyada mevcut bilirkişi raporuna göre, sanığa ait suça konu evde kurulu bulunan güç 9600 watt, bağlantı gücü ise 5760 watt olarak belirlenmiştir. Evde bulunan elektrikli aletlerin günlük ortalama 5 saat süreyle çalıştığı kabul edildiğinde, 36 günlük süre içerisinde 1036 kwh elektrik tüketilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Buraya kadar yapılan hesaplamalar açısından da uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Kaçak tüketim bedelinin, kaçak olarak elektrik kullanıldığı kabul edilen süre içerisinde, kurulu güce göre kullanılması gereken elektrik miktarının normal tarifeye göre, cezasız ve vergisiz olarak hesaplanması gerektiğine göre, 1036 kwh elektrik miktarının 1 kwh elektrik bedeli olan 0,1278 TL ile çarpılması sonucu bulunacak miktar 132,40 TL’dir. Bu bedel suç tarihi itibariyle pek hafif nitelikte olup sanığın cezasından 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522/1 inci maddesindeki oranlar da gözetildiğinde, ½’den daha fazla oranda indirim yapılması gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında, bilirkişi tarafından 1,5 kat fazlasıyla belirlenen kaçak elektrik bedeline, normal tüketim bedelinin, tüketim vergisiyle katma değer vergisinin eklenmesi suretiyle bulunan toplam elektrik bedelinin 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522/1 inci maddesinin uygulamasına esas alınması ve sanığın cezasından anılan madde uyarınca 1/2 oranında indirim yapılması yasaya aykırıdır…”

Görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Dosya Yargıtay 1. Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

Karar: Özel Daireyle Yargıtay C.Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; elektrik enerjisi hırsızlığı suçundan hükümlülüğüne karar verilen sanık hakkında 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522 nci maddesinin hafif değerine dair hükmünün mü, yoksa pek hafif değerine dair hükmünün mü uygulanması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Faz giriş ve çıkışları yer değiştirilerek ters dönmesi sağlanan sayacın endeksi silmesi suretiyle kaçak elektrik enerjisi kullandığından bahisle sanık hakkında 19.2.2004 tarihli kaçak elektrik tesbit tutanağı düzenlendiği, sanık tarafından kullanılan suça konu sayaca ait abone enerji tüketim ekstresine göre sayacın son olarak 13.12.2003 tarihinde okunduğu, suç tarihi itibariyle 1 kwh elektrik enerjisi bedelinin 127.800 Lira olduğu, mahallinde yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporuna göre sanığın evinde kullandığı elektrikli aletlerle lamba ve prizlerin kurulu gücünün 5,760 kwh, elektrikli aletlerle lamba ve prizlerin ortalama kullanım süresinin ise 5 saat olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.

Mala karşı suçlarda, suç konusunun veya verilen zararın değeri cezaya etki eden yasal sebep olarak 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522 nci maddesinde düzenlenmiştir. Suç konusu olan şeyin veya ika olunan zararın suç tarihindeki değerinden söz edilmekte olup, zarar kavramına munzam zarar niteliğindeki faiz ve benzeri bedellerinin eklenmesi olanaklı değildir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522 nci maddesinin uygulanmasına esas olmak üzere, sanık tarafından kullanılan kaçak elektrik enerjisi miktarı, bilirkişi tarafından belirlenen kurulu güç ile ortalama kullanım süresi dikkate alınarak ceza, faiz ve vergi bedelleri eklenmeden, normal tarife üzerinden sayacın son okuma tarihiyle tespit tarihi arasındaki süre esas alınarak, kurulu güç, ortalama tüketim süresi ve kaçak kullanılan sürenin elektrik enerjisinin 1 kwh’lık değeriyle çarpılarak belirlenmelidir. Buna göre 5.760 kwh’lık kurulu güç, 5 saatlik ortalama kullanım ve elektrik enerjisinin 1 kwh’lık değeri olan 127.800 Liranın kaçak kullanım süresi olan 68 ile çarpımı sonucu elde edilen (5.760x5x127.800×68) 250.283.520 Lira kaçak kullanılan elektrik enerjisinin bedeli olup, yerleşik uygulamaya göre bu bedel suç tarihi itibariyle pek hafiftir.

Bu itibarla, kurulu güç ile ortalama kullanım süresi dikkate alınarak ceza, faiz ve vergi bedelleri eklenmeden, normal tarife üzerinden sayacın son okuma tarihiyle tespit tarihi arasındaki süre esas alınmak suretiyle belirlenecek olan pek hafif değere dair bedel esas alınmaksızın, cezalı tarife üzerinden hesaplanan 832.732.147 Liralık kaçak elektrik enerjisi bedeli esas alınarak 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522/1 inci maddesinin hafif değere dair hükmünün uygulanması usul ve yasaya aykırı olup, yerel mahkeme hükmünün, belirtilen yasaya aykırılık sebebiyle bozulmasına karar verilmelidir.

Ayrıca, yerel mahkeme hükmünün Özel Daire kararında da belirtildiği üzere 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 2/2 ve hükümden sonra yürürlüğe giren 5083 sayılı Kanun hükümleri karşısında sanığa fazla para cezası tayin edilmesi, hükmolunan cezaya gecikme zammı uygulanması ve ağır para cezasının adli para cezasına dönüştürülmemesi isabetsizliklerinden dolayı da bozulmasına karar verilmelidir.

İtiraz nedeni konusunda varılan bu sonuç ve yerel mahkeme hükmünün, itiraz yasa yolu üzerine Ceza Genel Kurulunca belirtilen Yasaya aykırılıklar sebebiyle bozulmasına karar verilerek davanın derdest hale geldiği nazara alındığında, Özel Daire düzeltilerek onama kararıyla kesinleşen ilamın ortaya çıkan bu yeni durum karşısında zamanaşımı yönünden de değerlendirilmesi zorunluluğu doğmuş olup, zamanaşımı yönünden somut olayın değerlendirilmesine geçildiği aşamada bir Genel Kurul üyesince Özel Daire onama kararıyla Ceza Genel Kurulu inceleme tarihi arasında geçen sürenin dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulup bulundurulamayacağının tartışılması gerektiği ileri sürüldüğünden bu hususun incelenmesine geçilmiştir.

Konunun çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı kavramı üzerinde durulmalı, bu kavrama, somut olayı ilgilendiren yönleri itibariyle açıklık getirilmelidir.

1412 sayılı (mülga) CMUK’nın 322 nci maddesinin 4 üncü fıkrasında düzenlenen , 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308 inci maddesinde adı altında benzer düzenlemeye konu edilmiştir. 1412 sayılı Kanunun 322/4 üncü maddesi; biçiminde iken 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesi; hükmünü taşımaktadır. 5271 sayılı CMK’nın 308 inci maddesinde yer alan düzenleme, 1412 sayılı CMUK’nın 322 nci maddesinin 4 üncü fıkrasının kısmen tekrarı niteliğinde ise de, şu yönleriyle anılan hükümden farklıdır.

1- 1412 sayılı  CMUK’nda olağan ve olağanüstü yasa yolları ayrımı yapılmadığı halde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda olağan ve olağanüstü yasa yolları ayrımı yapılarak, 308 inci maddedeki düzenlemeye olağanüstü yasa yollarına dair bölümde yer verilmiştir.

2- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308 inci maddesinde sanık lehine itirazda süre aranmayacağı kabul edilerek, tüm olağanüstü yasa yolları için geçerli olan süreye bağlı olmama ilkesi bu yasa yolu için de kabul edilmiş ve ayrıca karar düzeltme yolunun terk edilmesi sebebiyle doğabilecek olumsuzlukların önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Ceza Genel Kurulunun 17.3.1998 gün ve 18-91 sayılı kararında da belirtildiği üzere Yargıtay Ceza Dairelerinin temyiz yargılaması sonunda verdikleri kararların kesinliği evrensel bir ilkedir. Ancak yasa koyucu hukuka aykırı gördüğü Özel Daire kararlarına karşı Yargıtay C. Başsavcılığına itiraz yolu tanıyarak Ceza Genel Kurulunun hakemliğine başvuru yolunu açmıştır.

Olağanüstü yasa yollarının en temel özelliği, kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulan istisnai nitelikte yasa yolları olmalarıdır. Bu sebeple öğretide büyük çoğunluk bugünkü yasal sistemde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Özel Dairelerin yalnızca onama kararlarına karşı itiraz yasa yoluna başvurulabileceği görüşünde ise de, Ceza Genel Kurulunun 10.4.2007 gün ve 63-87 sayılı kararında yasada sınırlama bulunmadığı ve olağanüstü de olsa Başsavcılık itirazının bir hak arama yöntemi olduğu kabul edilerek, bozma kararları hakkında da bu yola başvurulabileceği kabul edilmiştir.

Yargıtay ilgili Ceza Dairesince bir hüküm onanmakla kesinleşmekte ve kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımı bu aşamada sona ermektedir. Nitekim 9.5.1956 gün ve 6/4 sayılı İBK’nda, onamayla hükmün kaziyeyi muhkem hale geleceği açıkça belirtilmiştir.

1412 sayılı  CMUK’nın yürürlükte bulunduğu dönemde Kanunun 322 nci maddesindeki itiraz yoluna başvurulması halinde de zamanaşımının işleyeceği öğretide bir kısım yazarlar tarafından kabul edilmiş, nitekim Ceza Genel Kurulunun 10.5.1993 gün ve 11-151 sayılı kararında Özel Daire onama kararı yerinde görüldüğü takdirde Ceza Genel Kurulunda yapılan inceleme sırasında dava zamanaşımı süresi dolmuş bulunsa bile bu hususun göz önüne alınmayacağı, ancak Özel Daire onama kararı hukuka aykırı görülerek kaldırıldığı ve yerel mahkeme hükmü bozulduğu takdirde, Ceza Genel Kurulunda inceleme yapılırken dava zamanaşımı süresinin dolmuş olması halinde kamu davasının zamanaşımı sebebiyle düşmesine karar verilmesi gerekeceği kabul edilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda olağanüstü bir yasa yolu olarak düzenlenmiş olduğundan, anılan Yasa döneminde yapılan itirazlar yönünden böyle bir ayrıma gerek bulunmamaktadır. Olağanüstü yasa yollarına dair tüm ilke ve kurallar yasalarda aksi belirtilmedikçe bu yasa yolu için de uygulanmalıdır. Yasa yararına bozma ve yargılamanın iadesinde dava zamanaşımına dair hükümler ancak Kanunun açıkça izin verdiği hallerde uygulanabiliyorsa, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazında da aynı şekilde hareket edilmelidir.

Dolayısıyla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda olağanüstü bir yasa yolu olarak düzenlenmiş olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı üzerine yapılan incelemede, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü halinde, Özel Daire onama kararıyla Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmaması gerektiğinin kabulü zorunludur. Ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hale gelmesi sebebiyle yargılamaya devam edildiğinde Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere süre işlemeye devam edeceğinden dava zamanaşımı buna göre hesaplanmalıdır.

Aksine, Özel Daire onama kararıyla Ceza Genel Kurulu inceleme tarihi arasında geçen sürenin dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulması gerektiğinin kabulü halinde, sanık lehine itirazda süre aranmadığından bahisle bir başka olağanüstü yasa yolu olan yasa yararına bozmaya dahi konu edilemeyecek nitelikte bir yasaya aykırılıktan dolayı somut olayda da olduğu gibi Özel Daire onama kararından çok uzun bir süre sonra itiraz yasa yoluna başvurulması neticesinde, itirazın kabulüyle yerel mahkeme hükmünün bozulması ve inceleme tarihi itibariyle dava zamanaşımının dolduğundan bahisle kamu davasının düşürülmesi hak ve adalet ilkelerine aykırılık oluşturacak, yargı organına olan güvenini zedeleyecek ve ileride telafisi mümkün olmayacak sonuçların doğmasına sebep olacaktır.

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüyle Özel Daire düzelterek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522/1 inci maddesindeki pek hafif değere dair indirim yerine hafif değere dair indirimin uygulanması, hükümden sonra yürürlüğe giren 5083 sayılı Kanun hükümlerine göre fazla para cezası tayin edilmesi, hükmolunan para cezasına gecikme cezası uygulanması ve ağır para cezasının adli para cezasına dönüştürülmemesi nedenlerinden bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta 1412 sayılı (mülga) CMUK’nın 5320 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322 nci maddesi uyarınca Ceza Genel Kurulunca da karar verilmesi olanaklı bulunduğundan, sair yönleri isabetli bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

Sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5 inci maddesinde düzenlenmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının sanığın talebi üzerine yerel mahkemece değerlendirilmesi olanaklı bulunduğundan, Genel kurulca değerlendirilmemiştir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle,

1) Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne,

2) Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 11.12.2007 gün ve 1955-14391 sayılı düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına,

3) Mersin 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13.4.2005 gün ve 478-338 sayılı hükmünün, 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 522/1 inci maddesinin pek hafif değere dair hükmü yerine hafif değere dair hükmünün uygulanması, 765 sayılı TCK’nın 2/2 ve hükümden sonra yürürlüğe giren 5083 sayılı Kanun hükümleri karşısında sanığa fazla para cezası tayin edilmesi, hükmolunan cezaya gecikme cezası uygulanması ve ağır para cezasının adli para cezasına dönüştürülmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,

Yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususlarda, 1412 sayılı  CMUK’nın 5320 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322 nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanığın 19.2.2004 tarihinde işlediği hırsızlık suçundan, 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 491/ilk, 522, 523, 59 ve 647 sayılı (mülga) Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4 üncü maddeleri uyarınca tayin edilen sonuç cezanın 176 Lira adli para cezası olarak saptanıp hükme ilavesine, süresinde ödenmeyen para cezasına gecikme zammı uygulanmasına dair bölümün hüküm fıkrasından çıkartılması suretiyle düzeltilerek ONANMASINA,

4) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, itiraz nedeni yönünden 14.6.2011 günü yapılan ilk müzakerede oybirliği ile, zamanaşımına dair uyuşmazlık yönünden ise ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 21.06.2011 tarihinde yapılan 2. müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.