Gerekçeli Karar Hakkı: Karar Sonucunu Değiştirebilecek Esaslı Bir İddianın Karşılanmaması

Hizmetlerimiz

Gerekçeli Karar Hakkı: Karar Sonucunu Değiştirebilecek Nitelikteki Esaslı Bir İddianın Karşılanmaması- Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru - AİHM Başvuru - AYM Kararları- Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Gerekçeli Karar Hakkı: Karar Sonucunu Değiştirebilecek Nitelikteki Esaslı Bir İddianın Karşılanmaması

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru

Ruken Gündüz Başvurusu

Başvuru Numarası: 2018/24786 Karar Tarihi: 13/9/2022

İKİNCİ BÖLÜM – KARAR

Başkan: Kadir ÖZKAYA

Üyeler: M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Basri BAĞCI, Kenan YAŞAR

Raportör: Yüksel GÜNARSLAN

Başvurucu: Ruken GÜNDÜZ

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı bir iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Bölüm tarafından 2021/3215 numaralı başvuru, incelenen başvuruyla birleştirilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. 7/12/2015 tarihinde İstanbul’un Fatih ilçesindeki Şehzade Camisi yanında bulunan 50. Yıl Saraçhane Parkında meydana gelen patlama üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) konuya ilişkin olarak soruşturma işlemlerine başlamıştır. Bu kapsamda olay yeri incelemesi yapılarak patlamaya ilişkin numuneler muhafaza altına alınmış ve olay yeri civarındaki güvenlik kameralarının kayıtları temin edilmiştir.

6. Kolluk görevlileri Şehzadebaşı Camisi yanındaki 50. Yıl Saraçhane Parkı’nda bulunan 3 ve 6 numaralı kameralara ait görüntüleri inceleyerek 8/12/2015 tarihli tutanağı düzenlemiştir. Anılan tutanakta; üç erkek şahıs ile birlikte 18 yaşlarında, çizgili kazaklı, saçları arkadan bağlı bir kadının patlama alanını dikkatli bir şekilde takip ettiği, saat 22.03 sıralarında patlama olduktan sonra alandan uzaklaştığı tespitlerine yer verilmiştir.

7. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 9/12/2015 tarihli yazısı ile PKK/KCK terör örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesi ve engellenmesine yönelik olarak sürdürülen çalışmalarda soruşturmaya konu ses bombalı saldırıyı gerçekleştiren şahısların dört kişi olduğu, bunlardan ikisinin Ruken kod adlı Ruken Gündüz ve Barış kod adlı B.Ç. olabileceği şeklinde güvenilir kaynaklardan bilgiler temin edildiği ileri sürülmüştür.

8. Başvurucu, tespit edilen adresinde 10/12/2015 tarihinde yapılan arama sırasında yakalanmıştır. Arama işlemi sonrasında düzenlenen aynı tarihli Yakalama ve Ev Arama Tutanağı’nda herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı bilgisine yer verilmiştir.

9. Olay yeri güvenlik kameralarının izlenmesi sonrasında düzenlenen ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 11/12/2015 tarihli fezlekesinin ekinde yer alan tutanakta saldırıya dâhil olan ve tutanakta “Y” harfi ile kodlanan kadının başvurucu olabileceğine ilişkin tespitlere yer verilmiştir. Anılan tutanakta ilgili fotoğraflar ile birlikte yer alan tespitler şöyledir:

“21:41:46 Metrajında, 30-35 yaşlarında, koyu renkli kumaş pantolon ve kareli gömlek giyen, hafif kilolu, kısa saçlı, bir erkek şahsın kamera görüntüsüne girdiği ve güvenlik kulübesi yakınlarında oyalandığı bu esnada cep telefonu ile konuştuğu görülmüş şahıs saat:21:50:55 metrajında bahse konu şahıs olduğu değerlendirilen kareli gömlekli hafif kilolu, kısa saçlı, bir erkek şahsın bombanın patladığı yerde yaklaşık 35 saniye bekledikten sonra olay yerinden uzaklaştığı görülmüş olup bahse konu ekran alıntıları aşağıya aktarılmıştır.

Cam 6 21:51:29 metrajında ve kareli gömlek giyen, hafif kilolu, kısa saçlı, bir erkek şahıs olarak değerlendirilen şahsın güvenlik görevlileri gelene kadar yaklaşık 34 saniye beklediği,

Cam 6 21:52:29 metrajında kareli gömlek giyen, hafif kilolu, kısa saçlı bir erkek şahıs olarak değerlendirilen şahsın uzaklaştığı görülmüştür.

22:02:32 metrajında üç erkek şahıs ve Y Bayan şahıs etraflarına bakarak şüpheli bir şekilde yürüdükleri görülmüş olup şahıslara ait ekran alıntıları aşağıya aktarılmıştır.

Cam 3 isimli güvenlik kamerasının 22:02:49 metrajında Y İSİMLİ BAYAN ŞAHSIN YANINDAKİ DİĞER 3 ERKEK ŞAHSA EL İŞARETİ İLE BOMBANIN KONULDUĞU YERİ İŞARET ETTİĞİ ANLAŞILMAKTADIR.

CAM 6 22:03:12 Y Bayan ŞAHSIN ELİNDE NEVİ BELİRSİZ CİSİMLE YANINDA BULUNAN 3 ERKEK ŞAHSA BİRŞEYLER ANLATMA ÇALIŞTIĞI GÖRÜLMEKTEDİR.

Cam 3 isimli kameranın 22:03:24 metrajında Y İSİMLİ BAYAN ŞAHIS ile 3 erkek şahsın şüpheli hareketlerle etrafı gözetlediği görülmüş,

Cam 3 isimli kameranın 22:03:25 metrajında Y BAYAN ŞAHSIN kamera metrajından çıktığı görülmüş olup bahse konu ekran alıntısı aşağıya aktarılmıştır.

Cam 3 isimli kameranın 22:03:44 metrajında Y BAYAN ŞAHSIN elinde bulunan nevi belirsiz cisimle tekrar kamera açısına girdiği anda patlamanın gerçekleştiği ve Y BAYAN ŞAHSIN elinde bulunan nevi belirsiz cisme bastığı görülmüş olup bahse konu görüntüler aşağıya aktarılmıştır.

Cam 6 isimli kameranın 22:03:42 metrajında Y BAYAN ŞAHSIN Kamera açısına girdiği an elinde bulunan nevi belirsiz cisme bastığı anda PATLAMANIN MEYDANA GELDİĞİ GÖRÜLMÜŞ OLUP BAHSE KONU PATLAMA ANINA İLİŞKİN GÖRÜNTÜNÜN EKRAN ALINTISI AŞAĞIYA AKTARILMIŞTIR.

Cam 3 isimli güvenlik 22:03:51 metrajında bahse konu bombanın patlamasından sonra Y BAYAN ŞAHIS ve 3 erkek şahıs olay yerinden uzaklaşmış,

Cam 3 isimli güvenlik kamerasının 22:07:40 metrajında bahse konu bombanın patlamasından sonra olay yerinden ayrılan Y BAYAN ŞAHIS ve 3 erkek şahsın yaklaşık 4 dakika sonra tekrar olay yerine yakın bölgeye geldikleri görülmüş (Şahısların Bombanın etkisiyle verilen zarar ziyanı görmek amaçlı gelmiş oldukları değerlendirilmektedir).”

10. 10/12/2015 tarihli kolluk ifadesinde susma hakkını kullanan başvurucu; Başsavcılıkta verdiği 11/12/2015 tarihli ifadede özetle PKK terör örgütü veya bu örgütün alt yapılanmalarına üye olmadığını, meydana gelen patlamayla ilgisinin bulunmadığını, olay günü saat 21.00 sıralarında evinin yakınındaki Haseki Hastanesine yürüyerek gittiğini, annesinin kendisinden 10-15 dakika önce Hastanenin Acil Servisine tedavi olmak için geldiğini ve kamera kayıtlarındaki kadının kendisi olmadığını beyan etmiştir.

11. Başsavcılık, başvurucu ve diğer şüpheli B.Ç.yi silahlı terör örgütüne üye olma, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda patlayıcı madde kullanma ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçlarından tutuklanmaları istemiyle İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucu, sorgusunda Başsavcılık ifadesi ile benzer yönde savunma yapmıştır. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda patlayıcı madde kullanma ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçlarından tutuklanmasına, başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyeliği ve B.Ç.ye isnat edilen tüm suçlar yönünden tutuklama taleplerinin reddine karar vermiştir.

12. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğünün hazırladığı 20/2/2016 tarihli inceleme raporu soruşturma dosyasına sunulmuştur. Anılan raporun ilgili kısmı şöyledir:

“Yukarıda maddeler halinde sıralanan ve inceleme bölümünde özellikleri belirtilen; teneke parçalarının dış kap olarak, bant parçalarının basınç etkisini arttırmak ve kamufle etmek, ‘POTASYUM KLORAT+SODUM BENZOAT’ karışımının ana patlayıcı madde olarak kullanıldığı, alüminyum folyo parçalarının ateşleme işlemi yapıldıktan sonra başlatıcının kopmasını ve dış kap içerisindeki patlayıcı madde ile irtibatının devamlılığını sağlamak amacıyla kullanılmış olabileceği değerlendirilerek, 1 adet başlatıcısı tespit edilemeyen parça ve basınç etkili bomba patladığı tespit edilmiştir.

Bu itibarla; yukarıda incelemesi yapılan 1 adet başlatıcısı tespit edilemeyen parça ve basınç etkili bombanın patlaması halinde canlılar üzerinde öldürücü ve yaralayıcı, cansızlar üzerinde yakıcı, yıkıcı ve tahrip edici özelliğe sahip olduğundan dolayı hukuki niteleme mahkemeye ait olmak üzere gereği takdirlerinize arz olunur.”

13. Soruşturma sonucunda Başsavcılık; başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda patlayıcı madde kullanma ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçlarından cezalandırılması talebiyle 25/4/2016 tarihli iddianame düzenlemiştir. Diğer şüpheli B.Ç. hakkında ise isnat edilen tüm suçlar yönünden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamenin ilgili kısmı şöyledir:

“07/12/2015 tarihinde İstanbul İli Fatih İlçesi Şehzade cami yanında ses bombası patlatıldığı, mobese ve güvenlik kamera kayıtları üzerinde yapılan incelemede patlama olayının bir bayan üç erkek şahsın yaptıkları organizasyon neticesinde gerçekleştirdiklerinin anlaşıldığı,

İltisaklı kurumla birlikte yapılan çalışmalardan elde edilen istihbari bilgilerde, patlamayı Ruken kod ve Barış kod isimli PKK/KCK alt yapılanması olan YDG-H üyesi şahısların gerçekleştirdiğinin belirlendiği, istihbari bilgilerde geçen Ruken kod isimli terör örgütü üyesinin şüpheli Ruken GÜNDÜZ olduğunun tespit edildiği, ancak Barış kod isimli terör örgütü üyesinin tespit edilemediği, (Barış kod adlı terör örgütü üyesi olduğu şüphesi ile soruşturma yürütülen şüpheli [B.Ç.] hakkında ek [KYOK] kararı verildiği),

Şüpheli Ruken GÜNDÜZ’ün olay tarihinde patlama olayının meydana geldiği yer yakınlarında elinde bulunan belirsiz bir cisme bastığı, patlamanın bu şekilde gerçekleştiğinin mobese kameralarına yansıdığı,

Ayrıca şüpheli Ruken’in PKK/KCK terör örgütü alt yapılanması olan YDG-H üyesi olduğuna, bu örgüt adına çeşitli eylem ve faaliyetlerde aktif olarak rol aldığına dair istihbari bilgilerin bulunduğu,

Böylelikle şüpheli Ruken GÜNDÜZ’ün PKK/KCK terör örgütü alt yapılanması YDG-H üyesi olduğu, şüphelinin üyesi olduğu örgüt adına 07/12/2015 tarihinde kimliği belirlenemeyen şahıslarla birlikte ilimiz Fatih ilçesi Şehzade cami yanına ses bombası bıraktığı, akabinde bu bombayı uzaktan kumanda ile patlattığı, bu şekilde Ruken’in üzerine atılı suçları işlediği anlaşılmıştır.”

14. İddianamenin kabulü ile açılan dava İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) E.2016/138 sırasına kaydedilerek görülmeye başlanmıştır. Başvurucu, müdafiinin hazır bulunduğu 28/2/2017 tarihli ilk celsede alınan savunmasında özetle olay günü nişanlısı T.S. ile bir kafede buluştuğunu, akşam saatlerinde Fatih semtine bumbar almak için gittiğini ancak bulamadığını, tam hatırlamamakla birlikte saat 22.30 civarında bombanın patladığı parka girdiğini, bu sırada şiddetli bir patlama olduğunu, eve gitmek için aradığı nişanlısı ile Yusufpaşa’da buluştuğunu, sonrasında yürüyerek eve gittiğini, eve geldiğinde annesinin hastaneye kaldırıldığını öğrendiğini, nişanlısı ile birlikte Haseki Hastanesinin Acil Servisine gittiğini, annesinin işlemlerinin bitmesi nedeniyle hastanede fazla kalmadan yaya olarak eve döndüklerini beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca kamera görüntülerindeki kadının kendisi olduğunu ancak terör örgütü ve bombalı saldırı ile bir irtibatının olmadığını, elindeki cismin cep telefonu olduğunu, bombayı patlatan kişinin kendisi olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu duruşmadaki beyanının önceki ifadesi ile çeliştiğinin hatırlatılması üzerine Başsavcılık ifadesinde suçun üzerine kalacağı korkusuyla görüntülerdeki kişinin kendisi olmadığını söylediğini beyan etmiştir. Mahkeme, söz konusu celsede;

i. Başvurucunun nişanlısı ve annesinin müdafi tarafından hazır edilmesi hâlinde bir sonraki celse dinlenilmesine,

ii. Başvurucunun annesinin 2015 yılı Aralık ayında tedavi görüp görmediği, tedavi görmüş ise tedaviye ilişkin detayların bildirilmesi için Haseki Hastanesine müzekkere yazılmasına,

iii. Başvurucu ve annesinin olay tarihinde Haseki Hastanesinde olup olmadıklarının tespiti yönünden hastane kamera kayıtları temin edilmesi için Fatih Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,

iv. Başvurucunun elindeki aletin cep telefonu mu yoksa uzaktan bomba patlatan kumanda aleti mi olduğunun tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına,

v. Dava dosyasına bombanın uzaktan kumanda ile mi patlatıldığı yoksa saatli bomba mı olduğu hususunda önceki raporu tanzim eden bomba uzmanından ek rapor aldırılmasına,

vi. İlgili kurumdan başvurucunun 1/12/2015-10/12/2015 tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının ve baz istasyonu bilgilerinin gönderilmesinin istenmesine ve duruşmanın 12/7/2016 tarihine ertelenmesine karar vermiştir.

15. Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve Haseki Hastanesindeki kameraların iki ay süreyle kayıt yaptığı, bu sürenin aşılması durumunda eski kayıtların otomatik olarak silindiği, bu nedenle istenen kayıtlara ulaşılamadığına ilişkin 11/7/2016 tarihli tutanak Mahkemeye celse arasında iletilmiştir.

16. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan 4/7/2016 tarihli ek inceleme raporu 11/7/2016 tarihli üst yazı ekinde Mahkemeye ulaştırılmıştır. Anılan ek inceleme raporunun ilgili kısmı şöyledir:

“Piroteknik malzemelerde başlatıcı olarak maytap fitili, saniyeli fitil, elektronik düzenekler kullanılabilmektedir. Saniyeli fitil ve elektronik düzenekler kullanıldığında patlama sonrasında bulgu elde edilebilirken, maytap fitili kullanıldığında herhangi bir bulgu elde edilememektedir. Ayrıca ilimiz genelinde meydana gelen benzer etkisiz hale getirilmiş olaylarda başlatıcı olarak maytap fitili kullanılmaktadır. Bahse konu olayda da başlatıcı olarak muhtemelen maytap fitili kullanılmış olduğu değerlendirilmektedir.”

17. Yargılamanın 12/7/2016 tarihli ikinci celsesinde başvurucunun annesi M.G. ve nişanlısı T.S. tanık olarak dinlenmiştir. Tanık M.G.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Sanık benim kızım olur, tarihini şu anda hatırlamıyorum o gün ben hastalanmıştım, gece saat 22:00-22:30 sıralarında oğlum, [F.G.] tarafından Haseki Eğitim Hastanesine acil’e götürüldüm, sonra orada tedavilerim yapıldı, saat gece 24:00’a doğru benim işlerim bitti daha sonra hastaneye kızım Ruken ile nişanlısı [T.S.] gece geç saatlerde hastaneye gelerek beni eve yaya olarak götürdüler, orada iğne yapmışlardı, ben yürümek istedim, arabaya da binmedim, yaya olarak beni hastaneye çok uzak olmayan evime götürdüler o gece kızımla nişanlısı bizim evde kaldılar, oğlum [F.G.] de benimle beraber eve gitti, [F.G.] 18 yaşlarındadır, Şehzadebaşı Camii [yakınlarındaki] bombalı eylemden kızım hiç bahsetmedi, kızımın üzerinde birşeyler vardı ancak bana üzüldüğünü söylüyordu bana ne olduğunu anlatmadı, benim kızım işte çalışıyordu terörle bağlantısı olduğunu bilmiyorum böyle şeylerle alakası yoktur”

18. Söz konusu celsede dinlenen diğer tanık T.S.nin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Sanık benim nişanlım olur, olayla ilgili bir bilgim yoktur, olay günü ben saat 16:30-17:00 sıralarında işten çıktım, Süleymaniyede [k]uru fasülyecide çalışyordum Ruken ile hergün buluşurduk saat 18:00 civarında Ruken ile Çapa da buluştuk aramızda küçük bir tartışma oldu, tahminen yarım saat, kırkbeş dakika sonra Ruken kalkıp gitti, ben de eve gittim, saat 22:30-23:00 [sıralarında] tam da saatini hatırlamıyorum Ruken bana whatsapp’tan mesaj attı kötüyüm gel beni al dedi, Aksaray civarlarında olduğunu söyledi, Aksaray Medikal park hastanesinin olduğu bölgeye bir müddet sonra yaya olarak intikal ettim, Ruken’in morali bozuktu tedirgindi, ayak üstü yemek yedik, Ruken birşey anlatmadı, ben tartışmamızdan dolayı üzüntülü olduğun[u] düşünmüştüm, Ruken ile birlikte Rukenlerin evine gittik, saat 24:00’a doğru gittik, annesi evde değildi, ablası Haseki Hastanesine kaldırdıklarını [söyleyince] ben de cep telefonunda annesini aradım birkaç dakika sonra da biz Ruken ile birlikte hastaneye gittik, Ruken lerin evi hastaneye 2 km [kadardır], yakın olduğu için taksiye binmedik, önce annesini hastanede bulamadık, hasta beklenen yere gittik, kardeşi [F.yi] bulduk, annesinin içeride [olduğunu] söyledi acile gittik, zaten hastaydı, nöbetçi eczane vardı, önce taburcu ettik sonra ilaçlarını aldık, Ruken bomba patlatılmasından bahsetmedi, 2-3 yıldır Ruken ile tanışıyorum böyle birşey duymadım.”

19. Mahkeme tanıkların dinlendiği ikinci celse sonunda bomba imha uzmanları tarafından düzenlenen iki raporun İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilerek davaya konu bombanın ateşleme mekanizmasının (saatli, fitil ateşlemeli vb.) tespitine ilişkin rapor düzenlenmesinin istenmesine ve duruşmanın 4/10/2016 tarihine ertelenmesine karar verilmiştir.

20. Yargılamanın 4/10/2016 tarihli üçüncü celsesinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığına sorulan hususun kurumun ihtisas alanı dışında kalması nedeniyle rapor tanzim edilemediği yönündeki cevap yazısı okunmuştur. Duruşma Tutanağı’nda başvurucunun Kürtçe olarak beyanda bulunmak istemesi ve Kürtçe bilen tercüman bulunmaması nedeniyle beyanının alınamadığı hususuna yer verilmiştir. Anılan celsede başvurucu müdafii yaptığı savunmasında özetle örgüt üyeliğinin koşullarının oluşmadığını, bu husustaki tek delilin istihbari nitelikte olduğunu, kamera kayıtlarına göre bombayı olay yerine bırakan kişinin 35 yaşlarındaki bir erkek şahıs olduğunu, başvurucunun kamera kayıtlarına yansıyan gülümsemek şeklindeki tepkisinin olayın şokundan kaynaklandığını, suça konu bombaya ilişkin yapılan incelemelerde bombanın içten fitilli olduğunun anlaşıldığını, uzaktan patlatılan bir bomba olmadığını ifade etmiştir. Mahkeme, dosyanın esas hakkında mütalaa hazırlanması için Başsavcılığa tevdiine, Kürtçe bilen tercüman görevlendirilmesi için müzekkere yazılmasına ve duruşmanın 25/10/2016 tarihine ertelenmesine karar vermiştir.

21. Yargılamanın 25/10/2016 tarihli son celsesinde iddia makamınca esas hakkında mütalaa sunulmuştur. Söz konusu mütalaada başvurucunun isnat edilen tüm suçlardan beraatine ve tahliyesine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esas hakkında mütalaanın ilgili kısmı şöyledir:

“Her ne kadar sanık hakkında terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmış ise de somut deliller ile desteklenmeyen istihbari rapor dışında sanığın silahlı terör örgütüne üye olduğuna dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine, her ne kadar sanık hakkında tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya elde değiştirme, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından kamu davası açılmış ise de iddianamede sanığın elinde bulunan belirsiz bir cisme bastığı ve patlamanın bu şekilde gerçekleştiği iddia edilmiş ise de dosya kapsamında mevcut polis kriminal raporunda bahse konu patlayıcı maddenin başlatıcı olarak muhtemelen maytap fitili kullanmış olduğu belirtildiği her ne kadar sanığın olay saatinde olay yerinde bulunduğu sabit ise de dosya kapsamındaki mevcut delil mevcut görüntüler dikkate alındığında sanığın olay yerine patlayıcı maddeyi koyduğuna ve bu patlayıcı maddeyi patlattığına dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği ve şüphe sanık lehine yorumlanır ilkesi de dikkate alınarak sanığın üzerine atılı suçlardan beraatine ve tutuklu bulunan sanığın tahliyesine karar verilmesi kamu adına talep ve mütala olunur”

22. Anılan celsede başvurucu, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasında beraatine karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucu müdafii de kriminal raporun lehlerine geldiğini ve önceki savunmalarını tekrarladıklarını beyan etmiştir. Söz konusu celsede hüküm açıklanmıştır. Mahkeme; başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçundan 6 yıl 11 ay 10 gün hapis cezası ve 27.760 TL adli para cezasıyla, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Ayrıca genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçuna ilişkin hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

“07/12/2015 günü Şehzadebaşı 50.Yıl Parkı içerisinde patlama meydana gelmiş, park içerisinde kayıt yapan kameraların patlamanın olduğu alanı gösterdiğinin tespit edilmesi üzerine kayıtlar incelenmiştir.

İncelenen kayıt içeriklerine göre bir erkek şahsın 21.43 sıralarında kamera görüntüsüne girdiği, güvenlik kulübesi yakınlarında oyalandığı, telefonla konuştuğu, 22.01 sıralarında patlamanın olduğu alana bir şey bıraktıktan sonra olay yerinde uzaklaştığı, daha sonra olay yerini görür noktada 3 erkek şahıs ile bir bayan şahsın patlamanın olduğu alanı dikkatli şekilde takip ettiği, 22.03 sıralarında patlama olduktan sonra bu alandan uzaklaştıkları hususu tutanağa bağlanmıştır.

PKK/KCK terör örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik sürdürülen çalışmalarda iltisaklı kurumlardan alınan bilgilerde ses bombalı saldırıyı gerçekleştiren şahısların 4 kişi olup bunlardan ikisinin Ruken ve Barış (K) isimli şahıslar olabileceği yönünde bilgiler elde edilmesi üzerine yapılan çalışmalarda Ruken (K) isimli kişinin Ruken Gündüz olabileceği şeklinde istihbari bilgiler elde edildiği İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün 09/12/2015 tarihli üst yazısı ile belirtilmiştir.

Olay yerinden elde edilen ve muhafaza altına alınan parçalar üzerinde yapılan inceleme sonucunda İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nün [4.7.2016] tarihli ek raporunda bir adet başlatıcısı tespit edilemeyen parça ve basınç etkili bomba patladığının tespit edildiği, piroteknik malzemelerde başlatıcı olarak maytap fitili, saniyeli fitil, elektronik düzenekler kullanılabildiği, saniyeli fitil ve elektronik düzenekler kullanıldığında patlama sonrasında bulgu elde edilebilirken maytap fitili kullanıldığında herhangi bir bulgu elde edilemediği, il genelinde meydana gelen benzer etkisiz hale getirilmiş olaylarda başlatıcı olarak maytap fitili kullanıldığı, bahse konu olayda başlatıcı olarak muhtemelen maytap fitili kullanılmış olduğunun değerlendirildiği belirtilmiştir

Mevcut dosya kapsamına göre, Şehzadebaşı 50.Yıl Parkında 07/12/2015 tarihinde ses bombalı patlama meydana gelmiştir. Olay yerini gören kamera kayıtlarının incelenmesinde bir kadın şahıs ile 3 [erkek] şahsın patlamanın olduğu yere doğru geldikleri, bu kişilerin birlikte hareket ettikleri, patlamanın meydana gelmesi ile bu kişilerin davranışlarının eş zamanlı olduğu, kadın olan kişinin görüntülerde eylemi ile patlamanın meydana geldiği, patlama anında bu kişilerin olağan yaşam akışına göre beklenen tedirginlik veya panik hali sergilemedikleri gibi aksine rahat tavırlarda bulundukları, patlamadan sonra birlikte ayrıldıkları; görüntülerdeki kadın şahsın sanık olduğunun dosya kapsamından anlaşıldığı gibi sanığın daha sonraki savunmasında da bu kişinin kendisi olduğunu kabul ettiği, ancak yanındaki diğer kişileri tanımadığını beyan ettiği; bununla birlikte görüntülerden bu kişilerin birlikte gelip birlikte hareket ettiklerinin net bir şekilde anlaşılması karşısında sanığın bu beyanının doğru olmadığı; patlamayı gerçekleştirebilecek kişilerin tespitine yönelik olarak yapılan çalışmalarda YDG-H içerisinde faaliyet gösteren Ruken ve Barış isimli kişiler olabileceğine dair bilgiler elde edilmesi üzerine Ruken (K) isimli kişinin sanık olduğu yönünde tespitte bulunulduğu, bu yönde istihbari bilgiler elde edildiği; sanığın aşamalarda alınan savunmalarında çelişkili ve birbirinden farklı beyanlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Dosyadaki tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde patlamayı sanığın gerçekleştirdiği bununla birlikte her ne kadar sanık hakkında terör örgütü üyeliği suçu nedeni ile cezalandırılması istemi ile dava açılmış ise de sanığın çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk gösteren eylem ve faaliyetlerine dair dosyaya yansıyan somut bilgi ve belge bulunmaması karşısında örgüt üyeliğinden bahsedilemeyeceği; ancak, yapılan çalışmalar ve elde edilen istihbari bilgilere göre YDG-H içerisinde faaliyet gösterdiği anlaşılan sanığın bu eylemini örgüt adına gerçekleştirdiğinin kabul edilmesi gerektiği, kaldı ki hakkında bu yönde istihbari bilgi bulunan sanığın ses bombası patlatma gibi bir eylemi bireysel olarak işlediği yönünde bir düşüncenin de eylem ve oluşa uygun düşmeyeceği, zaten görüntülerden net bir şekilde anlaşıldığı üzere sanığın da bireysel, tek başına hareket etmeyip, kimlikleri tespit edilemeyen diğer kişilerle birlikte hareket ettiği; böylelikle sanığın Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek, Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması ve Tehlikeli Maddelerin İzinsiz Olarak Bulundurulması suçlarını işlediği sonuç ve kanaatine varılmakla, sanığın cezalandırılmasına yönelik aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.”

23. Başvurucu müdafii ve Cumhuriyet savcısının genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu yönünden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yaptıkları itiraz İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/1/2017 tarihli kararı ile kesin olarak reddedilmiştir.

24. Başvurucu müdafii ve Cumhuriyet savcısı mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi (Daire) 9/3/2017 tarihinde istinaf başvurularının esastan reddine oyçokluğuyla karar vermiştir. Anılan karar, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçu yönünden kesin, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçu yönünden ise temyiz kanun yolu açık olmak üzere verilmiştir. Daire kararında yer alan karşıoy gerekçesinde özetle eylemin örgüt adına işlendiği hususundaki kabulün tek başına kolluk tarafından sunulan istihbari rapora dayandığı, bu raporun somut delillerle desteklenmediğini, aynı raporda ismi geçen B.Ç. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin bu hususu doğruladığı, doğruluğu ispatlanmayan istihbari rapora istinaden mahkûmiyet kararı verildiği ileri sürülmüştür. Aynı karşıoy gerekçesinde ayrıca elindeki cismin cep telefonu olduğu yönündeki savunma karşısında bu cismin telefon mu yoksa bomba ateşlemeye yarayan düzenek mi olduğunun belirlenememesi, görüntülerde bomba koyan kişinin bir başkası olduğuna ilişkin tespitler yapılması ve dosyaya gelen uzmanlık raporunda bombanın ateşlenmesinde muhtemelen maytap fitili kullanıldığının belirtilmesi karşısında dosyadaki mevcut delillerin mahkûmiyete yeterli olmadığı belirtilmiştir. Başvurucu bu karara karşı 30/3/2017 tarihinde temyiz kanun yolu başvurusunda bulunmuştur.

25. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 1/3/2018 tarihinde temyiz isteminin reddi ile hükmün onanmasına karar vermiştir. Oyçokluğuyla alınan kararın karşıoy gerekçesinde özetle ifade ve savunmalarındaki farklılıkların sanığın aleyhine ve geniş yorumlanmak suretiyle mahkûmiyet hükmüne esas tutulmasının yasal olmadığı, mevcut delillerin de sanığın mahkûmiyeti için yeterli olmadığı, bu nedenle kamera görüntülerinde sanığın elinde görünen cismin ne olduğunun görüntülerin laboratuvar ortamında iyileştirilmek suretiyle bilirkişi raporu marifetiyle kesin tespit yaptırıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği kanaatine yer verilmiştir.

26. Başvurucu, temyiz talebinin reddi sonrasında 9/8/2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

27. 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile değişik 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereği, madde metninde belirtilen suçlar bakımından bölge adliye mahkemesi ceza daireleri kararlarının temyiz edilebilmesi mümkün hâle gelmiştir. Başvurucu, anılan Kanun değişikliği sonrasında Dairenin 9/3/2017 tarihli istinaf talebinin esastan reddi kararına terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme yönünden 7/11/2019 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.

28. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 23/9/2020 tarihinde temyiz isteminin reddi ile hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.

29. Başvurucu, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan kurulan hükme ilişkin temyiz talebinin reddi sonrasında 7/1/2021 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” kenar başlıklı 170. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda;

c) Silâhla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan,

Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

31. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi” kenar başlıklı 174. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Yetkili makamlardan gerekli izni almaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Yetkili makamların izni olmaksızın, bu fıkra kapsamına giren maddelerin imalinde, işlenmesinde veya kullanılmasında gerekli olan malzeme ve teçhizatı ihraç eden kişi de aynı ceza ile cezalandırılır.

(2) Bu fiillerin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

32. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” kenar başlıklı 220. maddesinin(6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.”

33. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Silahlı örgüt” kenar başlıklı 314. maddesi şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

34. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun Terör suçları” kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

“26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.”

35. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun Cezaların artırılması” kenar başlıklı 5. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Anayasa Mahkemesinin 13/9/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu; isnat edilen suçlara ilişkin olarak hiçbir somut ve gerçekçi değerlendirme yapılmadığını, derece mahkemesi ve kanun yolu mercii kararlarında gerekçe bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca eylemin hangi terör örgütü adına gerçekleştirildiğine dair herhangi bir delil bulunmadığını, bu hususta somut delillerle doğrulanamayan istihbarat raporuna itibar edildiğini, görüntülerde bombayı yerleştirdiği görülen kimliği belirsiz kişi ile kendisi arasındaki iştirak ilişkisinin ortaya konulmadığını, davaya konu bombanın içten fitilli ve ateşlemeli olduğu, uzaktan patlatılmadığı hususunda bilimsel rapor bulunmasına rağmen elindeki belirsiz cisim aracılığıyla bombayı patlattığının kabul edildiğini, elindeki cismin cep telefonu olduğu yönündeki savunmalarının aksi ispatlanmadan cezalandırıldığını beyan ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık görüşünde;

i. Derece mahkemesinin, dava konusu maddi olay ve olgular ile delilleri değerlendirdiği, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu ve kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdiği belirtilmiştir. Bu nedenle başvurucunun iddialarının kanun yolu şikayeti niteliğinde olup olmadığının öncelikle değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

ii. Somut olayda Ağır Ceza Mahkemesinin, başvurucu hakkındaki delilleri, içerikleri ile birlikte, ayrıntılı olarak analiz ettiği ileri sürülmüştür. Bu kapsamda başvurucuya isnat edilen eylemleri ortaya koyan kamera kayıtlarına, istihbari bilgilere dayanan rapora, uzmanlık raporlarına ve bizzat başvurucu tarafından dinlenilmesi istenilen tanık ifadelerine yer verildiği öne sürülmüştür. Mahkemenin, patlamanın görüntülerde yer alan başvurucu ve diğer şüpheli şahısların eylemleri ile eş zamanlı meydana geldiğini belirttiği ve başvurucu ile diğer şüphelilerin, bir bomba patlamasına rağmen, herhangi bir panik hali sergilememeleri ve tedirginlik göstermemelerine dikkat çektiği vurgulanmıştır. Ayrıca Mahkemenin, kendisi tarafından da ikrar edildiği üzere, görüntülerdeki kadın şahsın başvurucu olduğuna vurgu yaptığını ve başvurucunun, görüntülerdeki diğer kişileri tanımadığı iddiasının, görüntülerde birlikte hareket ettikleri anlaşıldığından, doğru olmadığı kanaatine vardığı ifade edilmiştir.

39. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru dilekçesindeki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

40. Anayasa’nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının görünümlerinden olan gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

.b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü mahkemelere yüklenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesi, 141. maddesinin üçüncü fıkrası ışığında yorumlandığında adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkını da güvence altına almaktadır. Öte yandan adil yargılanma hakkı, doğası gereği gerekçeli karar hakkını da içermektedir. Bu sebeple gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir (Hilmi Kocabey ve diğerleri, B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 77).

44. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

45. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.

46. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

47. Öte yandan istinaf/temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus istinaf/temyiz merciinin bir şekilde istinafta/temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yasemin Ekşi, § 57). Ancak istinaf/temyiz incelemesi sırasında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların istinaf/temyiz mercilerince cevapsız bırakılmış olması gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Caner Kandırmaz, B. No: 2013/3672, 30/12/2014, § 31).

48. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak derece mahkemelerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarının incelenmesinden ibarettir. Anayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin gerekçelerinin hukuka uygun olup olmadığını denetleme gibi bir görevi bulunmadığı gibi derece mahkemesi kararlarındaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Halit Kabadağ, B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

49. Somut olayda Mahkeme, güvenlik kamerası görüntülerine dayanarak olay yerine kimlikleri tespit edilemeyen üç erkek şahıs ile birlikte gelen başvurucunun davaya konu bombayı patlattıktan sonra diğer şüpheliler ile birlikte ayrıldığı yönündeki kabulü ile mahkûmiyet kararı vermiştir. Gerekçeli kararda ayrıca eylemin YDG-H içinde faaliyet gösteren Ruken (K) ve Barış (K) isimli kişilerin aralarında bulunduğu dört kişi tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği ve Ruken (K) isimli kişinin başvurucu olduğu yönündeki istihbari bilgileri esas almıştır.

50. Başvurucu, soruşturma evresinde kamera görüntülerindeki kadının kendisi olduğu iddiasını reddetmiş; kovuşturma evresinde ise görüntülerdeki kadının kendisi olduğunu ancak bomba patlatma eylemi ile bir ilgisinin bulunmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; aşamalarda kamera görüntülerine yansıyan ve bombanın ateşlenmesi ile ilişki kurulan cismin cep telefonu olduğunu, elinde bomba düzeneğini ateşleyecek herhangi bir cihaz bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu ayrıca dosyaya gelen 4/7/2016 tarihli uzmanlık raporu ile söz konusu bombanın içten fitilli-ateşlemeli olduğunun ve uzaktan patlatılmadığının ortaya konulduğunu ileri sürerek raporun bombayı kendisinin patlatmadığı yönündeki savunmalarını destekler mahiyette olduğunu beyan etmiştir.

51. Gerekçeli karar içeriğinden Mahkemenin başvurucunun davaya konu bombayı elindeki belirsiz bir cisimle ateşlemek suretiyle patlattığı kanaatine ulaştığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte başvurucu, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğünden alınan 20/2/2016 ve 4/7/2016 tarihli raporlarda bombanın uzaktan patlatıldığına ilişkin herhangi bir tespit bulunmadığına işaret etmektedir (bkz. §§ 12, 16). Başvurucu ayrıca 4/7/2016 tarihli ek inceleme raporunda bahse konu olayda başlatıcı olarak muhtemelen maytap fitili kullanıldığı değerlendirmesine yer verildiğine dikkati çekmektedir (bkz. § 16). Mahkeme başvurucunun davanın sonucuna etkili bu iddiaları ile ilgili olarak bir açıklama yapmamıştır. Yine olaya ilişkin güvenlik kameralarının kolluk görevlileri tarafından izlenmesi neticesinde düzenlenen tutanakta, başvurucunun “elinde bulunan nevi belirsiz cisme” basarak bombayı patlattığı iddiasına yer verilmesine rağmen yargılamanın devamında başvurucunun cep telefonu olduğunu savunduğu nevi belirsiz cismin patlayıcı madde ateşleme düzeneği olup olmadığına ilişkin bir araştırma yapılmamış ve gerekçeli kararda bu cismin neden patlayıcı madde ateşleme düzeneği olarak kabul edildiğine dair bir değerlendirmeye yer verilmemiştir.

52. Mahkeme, yargılama sonucunda başvurucunun bombalı saldırıyı PKK/KCK terör örgütünün alt yapılanması olan YDG-H adına gerçekleştirdiği sonucuna ulaşmıştır. Gerekçeli karardan Mahkemeyi bu sonuca ulaştıran delillin soruşturma evresinde dosyaya giren 9/12/2015 tarihli istihbari rapor olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme ayrıca ses bombası patlatma gibi bir eylemin bireysel olarak gerçekleştirildiği yönündeki düşüncenin eylem ve oluşa uygun düşmediğini, kaldı ki kimlikleri tespit edilemeyen diğer kişiler ile birlikte gerçekleştirilen eylemin bireysel nitelikte olmadığını kabul etmiştir. Başvurucu ise aşamalarda anılan istihbari raporun gerçeği yansıtmadığını savunmuştur. Bu raporun somut delillerle doğrulanmadığı sürece yargılamada kullanılamayacağını, gerçek adı olan “Ruken”in kod adı olarak belirtilmesi ve eyleme iştirak ettiği ileri sürülen Barış kod adlı B.Ç. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin anılan raporun itibar edilemez olduğunu ortaya koyduğunu ifade etmiştir.

53. Gerekçeli karar, istihbari bilgiler içeren kolluk evrakı ve uzmanlık raporlarının içerikleri gözönüne alındığında başvurucunun bombayı kendisinin patlatmadığı yönündeki uzmanlık raporlarına dayalı savunmasının ve soruşturma evresinde dosyaya giren istihbari verilerin somut deliller ile doğrulanmadan hükme esas alınamayacağı yönündeki itirazlarının sonuca etkili olduğu, başka bir deyişle kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.

54. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye aittir. Ayrıca yine hem bu aşamada ve hem de bu bağlamda suçlu/suçsuz kararı vermek ya da daha hafif veya ağır ceza belirlemek de Anayasa Mahkemesinin görevi olmadığı gibi Anayasa Mahkemesince burada varılacak olan sonuç başvurucunun mutlaka beraat ettirilmesi veya mahkûm edilmesi gerektiği anlamına da gelmemektedir. Burada belirtilen eksikliklerin derece mahkemesince giderilmesi suretiyle yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucuna göre bir karar verileceği tabiidir (Ruhşen Mahmutoğlu, B. No: 2015/22, 15/1/2020, § 67).

55. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren bomba düzeneğini ateşleyen kişinin kendi olmadığı yönündeki savunmasının uzmanlık raporu ile desteklendiği ve herhangi bir somut delil ile doğrulanmayan istihbari bilgilerin hükme esas alınamayacağına dair iddiaları mahkûmiyet gerekçesinde ayrı ve açık olarak tartışılmamış ve karşılanmamıştır. Yargılamanın sonucuna etkili olabilecek bu hususlar başvurucu ile birlikte Cumhuriyet savcısının istinaf başvurularında ileri sürülmesine, Daire ve Yargıtay kararlarındaki karşıoy gerekçelerinde tekrarlanmasına rağmen kanun yolu incelemeleri sırasında da bu eksikliğin telafi edilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

57. Başvurucu, dosyada gizlilik kararı olduğu için tutukluluğa etkili bir şekilde itiraz etme imkânı bulamadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun‘un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.

59. Somut olayda 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca, Mahkemece iddianamenin kabul edildiği 28/4/2016 tarihi itibarıyla kısıtlılık kanun gereği kendiliğinden sona ermiş ve dosyaya erişim imkânı sağlanmıştır. İddianame ve tensip zaptı, başvurucuya 9/5/2016 tarihinde tebliğ edilmiş; bu tebliğ ile birlikte başvurucu soruşturma dosyasına getirilen kısıtlamanın kalktığını öğrenmiştir. Başvurucu 26/5/2016 tarihli duruşmada esasa ilişkin sözlü savunmasını yapmıştır. Dolayısıyla başvurucunun dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik başvurusunu 9/5/2016 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapması gerekmektedir. Otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 9/8/2018 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğu anlaşılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Alparslan Altan (2), B. No: 2018/22191, 9/5/2019, §§ 48-51).

60. Açıklanan gerekçelerle bireysel başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Diğer İhlal İddiaları

61. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin diğer şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

D. Giderim Yönünden

62. Başvurucu ihlalin tespiti ve yargılamanın yenilenmesi ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

63. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinde yer almaktadır.

64. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

65. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir. Ayrıca başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunulmadığından maddi tazminat talebi reddedilmiştir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/138, K.2016/259) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/9/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.