Görevi Yaptırmamak için Direnme Suçu: Kamu Görevlisine Karşı Cebir veya Tehdit Kullanılması

Hizmetlerimiz

Görevi Yaptırmamak için Direnme Suçu: Kamu Görevlisine Karşı Cebir veya Tehdit Kullanılması - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Görevi Yaptırmamak için Direnme Suçu

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Görevi yaptırmamak için direnme – Madde 265

(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

(4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

Madde Gerekçesi

Madde metninde, görevini yaptırmamak için kamu görevlisine direnme fiilleri suç olarak tanımlanmıştır. Birinci fıkrada, kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanılması hâlinde verilecek ceza belirlenmiştir. Bu suçun oluşması için kullanılan cebrin kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değerlendirilebilecek boyutta olması gerekir. Aksi takdirde, dördüncü fıkra hükmüne göre uygulama yapmak gerekir.

Maddenin ikinci fıkrasında ise, direnilen kamu görevlisinin yargı görevi yapan kişi olması, bu suç açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir.

Üçüncü fıkraya göre, suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza artırılacaktır. Keza, dördüncü fıkrada, suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâli, cezanın artırılması sebebi olarak kabul edilmiştir.

Son fıkraya göre, bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır.

Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular – Madde 58

(1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi halinde, tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez.

(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı;

a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet halinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,

b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına mahkûmiyet halinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren üç yıl,

geçtikten sonra işlenen suçlar dolayısıyla uygulanmaz.

(3) Tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adlî para cezası öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur.

(4) Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz. Kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile parada veya kıymetli damgada sahtecilik suçları hariç olmak üzere; yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.

(5) Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.

(6) Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.

(7) Mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir.

(8) Mükerrirlerin mahkûm olduğu cezanın infazı ile denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması, kanunda gösterilen şekilde yapılır.

(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir.

Madde Gerekçesi

Kişinin daha önce işlediği suç nedeniyle belli bir cezaya mahkûm edilmiş olmasına rağmen suç işlemede gösterdiği kararlılıkla toplum açısından tehlikeliliğini ifade eden tekerrür, kişi hakkında hükmolunan cezanın infazı sırasında dikkate alınacak bir neden ve hatta, infazdan sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasının nedeni olarak görülmüştür. Bu nedenle, tekerrür dolayısıyla kişinin cezasında artırma yapan sistemden vazgeçilmiştir.

Tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için, önceki mahkûmiyetin infaz edilmiş olması gerekmemekle birlikte; tekerrüre ilişkin sürelerin işlemeye başlaması bakımından önceki mahkûmiyetin infaz edilmiş olması aranmış ve böylece Tasarıdan farklı bir düzenleme yapılmıştır.

Ayrıca, Tasarıya göre yapılan değişiklikle, yabancı mahkeme kararlarının tekerrüre etki alanı genişletilmiştir.

Maddenin son fıkrasında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanabileceği öngörülmüştür.

Görevi Yaptırmamak için Direnme Suçunda Kamu Görevlisine Karşı Cebir veya Tehdit Kullanılması Gerekir mi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2014/448 Karar No: 2017/288 Karar Tarihi: 23.05.2017

Kararı veren Yargıtay Dairesi: 8. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

İçtihat Metni

Görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanık …’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 265/1-4, 53, 54 ve 58/6-7 maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.06.2010 gün ve 46-568 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 25.02.2014 gün ve 15986-4504 sayı ile;

“31.10.2009 tarihli olay tutanağında, çatı katına çıkan sanığın elindeki silahı kafasına dayayıp ‘kendime sıkacağım, bana yol verin, teslim olmayacağım’ diyerek bir odaya girdiği ve kendisini yaraladıktan sonra ikna çalışmaları sonucu teslim olduğunun belirtilmesi karşısında, sanığın görevlerini yapmalarını engellemek amacıyla polis memurlarına ne şekilde cebir ve tehditte bulunduğunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde karar yerinde açıklanıp delilleri gösterilmek suretiyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.03.2014 gün ve 277405 sayı ile;

“…Sanık …’ın polis memurları tarafından yakalanmasını engellemek amacıyla elinde bulunan silah ile görevlilere karşı ‘İçeri girmeyin yoksa ateş ederim’ diyerek görevlileri durdurduğu ve eylemlerinin görevli polis memurlarını durdurmaya ve görev yapamaz hale getirmeye elverişli olduğu, her ne kadar sanık görevlilere karşı, şiddet kullanmamış ve tehditte bulunmamış ise de, sanığın elinde bulunan silahla görevlilere karşı manevi cebirde bulunduğu ve görevlilere sorumlulukları çerçevesinde, baskı ve manevi şiddet uyguladığı, 1 saat 45 dakika teslim olmayarak görevlilere karşı geldiği ve eylemlerinin bir bütün olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 265/1 maddesinde yazılı görevli memura etkin direnme suçunu oluşturduğu”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.05.2014 gün ve 9412-13088 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanıklar …, … ve … hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan açılan kamu davalarına ilişkin olarak ayırma kararı verilmiş, aynı sanıklar hakkında suçluyu kayırma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri temyiz edilmeksizin, sanık … hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

31.10.2009 tarihli ev arama, olay ve yakalama tutanağında; 30.10.2009 günü saat 22.00 sıralarında Asayiş Şube Müdürlüğünü telefonla arayan bir kişinin, birçok suçtan aranan sanık …’ın, …. Mahallesi, …. Caddesi, 4…..Apartmanının zemin katında bulunduğunu bildirmesi üzerine, olay yerine gidilerek güvenlik tedbiri alındığı, nöbetçi Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri doğrultusunda, ihbara konu evin kapısının çalındığı, daire kapısının 20 dakika sonra … tarafından açıldığı, evde … ve … isimli şahısların da olduğu, dairenin giriş kısmında bulunan bir poşet içerisindeki 10 adet içilmiş esrar izmaritine elkonulduğu, evde bulunanlara kapıyı neden geç açtıklarının sorulması üzerine, bu kişilerin esrar içtikleri için korktuklarını, bu yüzden kapıyı geç açtıklarını beyan ettikleri, ev içerisinde arama yapıldığı sırada tuvalet havalandırma penceresinin açık olduğunun görülmesi üzerine ihbar edilen sanık …’ın havalandırma boşluğundan çatı katına çıkabileceği düşünülerek binanın çatı katına çıkılmaya çalışıldığı ancak çatı kapısının yukarıdan sürgülendiği için açılamadığı, komşu binaların çatılarına çıkılarak el feneri ile apartman çatısının aydınlatılıp kontrol edildiği, bu sırada sanığın sol elinde tuttuğu tabancayı başına dayayarak “Kendime sıkacağım, bana yol verin, teslim olmayacağım” deyip, çatı katında bulunan bir odaya girdiği, ikna çalışmalarına rağmen kendisine zarar vereceğini söyleyerek dışarı çıkmadığı, içeriden bir el silah sesi gelmesi üzerine, sanığın kendisine zarar verdiği düşüncesi ile tekrar uyarıldığı, sanığın, kendisini kolundan yaraladığını, üzerine gelinirse kafasına da sıkacağını beyan ettiği, kaçacak yeri olmadığının, yaptığının suç olduğunun söylenmesi üzerine 1,5 saatlik direnmenin ardından gece saat 01.40 sıralarında sanığın silahını dışarı attıktan sonra bulunduğu odanın kapısını açarak teslim olduğu bilgilerine yer verildiği,

Sanık hakkında düzenlenen adli raporda; fiziksel ve ruhsal travmaya maruz kalmadığının bildirildiği,

Uzmanlık raporunda; sanığın teslim ettiği 7,65 mm çapındaki silah ve 14 adet merminin, 6136 sayılı Kanuna göre yasak niteliği haiz silah ve fişeklerden olduklarının, olay yerinde bulunan 1 adet boş kovanın sanığın silahından atıldığının, sanıktan teslim alınan montta bulunan ateşli silah giriş deliği çevresindeki izlere göre yakın atış mesafesinden ateş edildiğinin belirtildiği,

Anlaşılmaktadır.

Suçluyu kayırma suçundan haklarında mahkûmiyet hükmü kurulan inceleme dışı sanıklar …, … ve … aşamalarda benzer şekilde;…’a ait bekar odasında bulundukları sırada… ve …’ın esrarlı sigara içtiklerini, sanık …’in ise bira içtiğini, polisin kapıyı çalması üzerine etrafı toparladıklarını, bu sırada sanığın evden kaçtığını, çatıda olanları görmediklerini ifade etmişlerdir.

Sanık … kollukta;…’a ait bekar odasına, arkadaşı Galip’in daveti üzerine ilk kez gittiğini, evde bira içtiğini, evdekilerin ise esrar içtiklerini, kapı çalınca …’ın kapıya bakıp polisin geldiğini söylediğini, kapının önünde telsiz seslerini duyunca tuvaletin penceresinden havalandırma boşluğundaki borulara tutunarak çatıya çıktığını, çatının kapısını sürgüleyerek kapattığını, çatıda bulunan boş bir odaya saklandığını, çatıya gelen polislerin kapı kapalı olduğu için içeri giremediklerini, el fenerleri ile etrafı aydınlatarak çatıda kendisini aradıklarını, polislere kendisini göstererek, bir müddet teslim olmamak için direndiğini, amacının polise zorluk çıkarmak olmadığını, cezaevine girmemek için korkudan teslim olmadığını, yakalanmamak için oda içerisinde bir el kendisine ateş ettiğini, aklı başına gelince silahı bulunduğu odadan çatının zeminine attığını, sürgülediği kapıyı açarak polislere teslim olduğunu,

Savcılıkta, sorguda ve mahkemede; çatıya çıkınca orada bulunan kulübeye girdiğini, polislerin sesleri gelmeye başlayınca, kendisini fark edeceklerini anlayıp “Ben buradayım” dediğini, polislerin kendisini dışarı çıkması için ikna etmeye çalıştıklarını, “Üzerime gelmeyin” dediğini, polislerin kapıyı balyozla kırmaya çalıştıklarını, görevlilere gelmemelerini yoksa kendisini vuracağını söylediğini, hatta koluna bir el ateş ettiğini, montunu delen merminin kendisine isabet etmediğini, “İçeri girerseniz kafama sıkarım” dediğini, polisin ikna etmesi ile tabancasını attığını, bir sigara içip kapının sürgüsünü açarak teslim olduğunu,

Savunmuştur.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünde, Görevi Yaptırmamak İçin Direnme başlıklı 265. maddesinde yer alan düzenlenmeye göre;

“(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

(4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır”

Seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunun oluşabilmesi için; kamu görevlisine, yerine getirdiği görevini yaptırmamak amacıyla cebir veya tehdit veyahut her ikisinin birden kullanılması gerekir.

Bu suçla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup, bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesi dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğü sırasında Ceza Genel Kurulunun 26.11.2002 gün ve 279-406 sayılı kararında; “Bu suç ile korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almaktır” denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. (Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökçen – A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, 2. bası, 5. cilt, Ankara, 2014, s.7645; … Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan –Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 2. bası, 6. cilt, Ankara, 2014, s.7956-7957)

Seçimlik hareketli suçlardan olan görevi yaptırmamak için direnme suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek maksadıyla gerçekleştirilen fiilin mutlaka maddede belirtilen cebir ve/veya tehditle işlenmesi gerekmektedir. Mağdurun iç huzur ve emniyet şuurunu bozacak ve iradesini etkileyecek tarzda, kendisine veya yakınlık duyduğu kimselere zarar verileceği yolundaki irade açıklaması ile korkutulması anlamına gelen tehdidin, görevin yerine getirilmesini önleme maksadı ile kamu görevlisine yönelik olması da gerekmektedir. (Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökçen – A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, 2. bası, 5. cilt, Ankara, 2014, s.7645; … Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 2. bası, 6. cilt, Ankara, 2014, s.7956-7957-7974-7978)

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Çeşitli suçlardan aranan sanığın Şanlıurfa il merkezindeki bir apartmanın zemin katında bulunduğunun bildirilmesi üzerine, kolluk görevlilerince nöbetçi Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri doğrultusunda belirtilen adrese gidildiği, evde yapılan aramada sanığın bulunamadığı, açık bırakılan tuvalet havalandırma penceresinden kaçarak binanın çatı katına saklandığı düşünülen sanığın yakalanması için çatı katına çıkılmaya çalışıldığı, çatıya açılan kapının arka tarafından kilitlenmesi nedeniyle görevlilerin bu kapıdan çatıya çıkamadıkları, yan binaların çatılarına çıkan kolluk görevlilerinin etrafı aydınlatarak yaptıkları arama sırasında, ihbara konu binanın çatı katında sanığı görmeleri üzerine, sanığın belinde bulunan tabancasını çıkarıp başına dayadığı, “Kendime sıkacağım, bana yol verin, teslim olmayacağım” diyerek çatıda bulunan bir odaya girip kapısını kilitlediği, görevli polislerin uzun süren ikna çabalarına karşın teslim olmayı reddettiği, görevlilere yönelik tehdidin ciddiliğini göstermek için kendisine silahla bir el ateş edip, bir buçuk saat sonra teslim olduğu anlaşılan olayda; sanığın teslim olmasını isteyen görevli polis memurlarına, üzerinde taşıdığı silahı doğrudan yönelttiği sabit değil ise de; uzmanlık raporuna göre yasak niteliği haiz, atışa hazır tabancayı, görevli polis memurlarının göreceği şekilde eline alıp “Kendime sıkacağım, bana yol verin, teslim olmayacağım” şeklinde sözler sarf ederek bir süre sonra da elindeki silahı ateşlemesi şeklindeki eylemleri bir bütün olarak kamu görevlilerine karşı görevlerini yapmalarını engellemek amacıyla tehdit kullanılması niteliğinde olup görevi yaptırmamak için direnme suçunun oluştuğu kabul edilmelidir.

Diğer taraftan, sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 53. maddesi uygulanırken, TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi kanuna aykırı ise de, bu aykırılığın hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı da gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan; görevi yaptırmamak için direnme suçu, birden fazla polis memuruna karşı işlendiği halde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 43/2. maddesi uyarınca cezada artırım yapılmaması kanuna aykırı ise de, bu husus aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, sanığın görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkûmiyetine ilişkin hüküm fıkrasından hak yoksunluğuna dair bendin çıkarılması ve yerine “Kasıtlı bir suçtan mahkûmiyetine karar verilen sanık hakkında 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı iptal kararı da gözetilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 53/1-2-3. maddesinin uygulanmasına” ibaresinin yazılması ve “Görevi yaptırmamak için direnme suçu, birden fazla polis memuruna karşı işlendiği halde TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezada artırım yapılmaması kanuna aykırı ise de, bu husus aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.” eleştirisi ile düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 25.02.2014 gün ve 15986-4504 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.06.2010 gün ve 46-568 sayılı görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün;

Sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 53. maddesi uygulanırken TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, ancak bu aykırılığın yeniden yargılama yapılmaksızın 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından hak yoksunluğuna ilişkin bendin çıkarılması ve yerine “Kasıtlı bir suçtan mahkûmiyetine karar verilen sanık hakkında 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı iptal kararı da gözetilerek TCK’nın 53/1-2-3. maddesinin uygulanmasına” ibaresinin yazılması ve “Görevi yaptırmamak için direnme suçu, birden fazla polis memuruna karşı işlendiği halde TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezada artırım yapılmaması kanuna aykırı ise de, bu husus aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır” eleştirisi ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.05.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.