İş Yerlerinin ve Yapılan İşlerin Grev ve Lokavt Yasağı Kapsamında Kalıp Kalmadığının Tespiti

Hizmetlerimiz

İş Yerlerinin ve Yapılan İşlerin Grev ve Lokavt Yasağı Kapsamında Kalıp Kalmadığının Tespiti - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Grev ve Lokavt Yasağı Kapsamının Tespiti ve Yüksek Hakem Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2015/2170 Karar No: 2017/1426 Karar Tarihi: 22.11.2017

Mahkemesi: İş Mahkemesi

Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 07.08.2012 gün ve … sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı şirket vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11.12.2012 gün ve 2012/36467 E.- 2012/42210 K. sayılı kararı ile;

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, şirketin bünyesinde bulunan işyerleri için 2822 sayılı (mülga) Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu‘nun 16. Maddesine istinaden Belediye-İş sendikasının işletme toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkili olduğuna dair 23.09.2011 tarihli yetki belgesini verildiğini, şirketin üye olduğu Yerel Yönetimler Kamu İşverenleri Sendikası (YERELSEN) ile yetki verilen işçi sendikası arasında toplu iş sözleşmesi görüşmelerine 02.11.2011 tarihinde başlandığını, arabulucu aşamasında da anlaşma sağlanamadığını, İlgili sendikanın, arabulucu raporunun alınmasından sonra doğrudan Yüksek Hakem Kurulu’na Başvurduğunu, TİS görüşmeleri yürütülen … A.Ş. işyerinin, grev ve lokavt yasağı kapsamında sayılan yerlerden olmayıp, ayrıca grev yasağı kapsamında bulunan işlerinde yapılmadığını, bu nedenle tarafların doğrudan Yüksek Hakem Kurulu’na başvurma hakkı bulunmadığını belirterek, Toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetki alınan şirket bünyesinde bulunan 1060616.041 işyeri numaralı … ile 1073007.041 işyeri numaralı Park Bahçeler işyerlerinin 2822 sayılı Kanun’un 29 ve 30. maddelerine göre grev yasağı kapsamında olmadığının tespitini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı 2822 sayılı Kanun’un 55.maddesi gereğince Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin ve toplu iş sözleşmesi hükmünde olduğunu, davacı tarafın tespit konusu yaptığı hususun Yüksek Hakem Kurulu tarafından incelenip kesin olarak karara bağlandığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 /h maddesi gereğince davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, Yüksek Hakem Kurulu’nun 26/04/2012 tarih 2012/23-29 E.K sayılı kararı ile YERELSEN’ in işletmenin grev ve lokavt yasağı kapsamında olmadığına dair itirazı değerlendirilerek, itiraza konu işletmede 2822 sayılı Kanun’un 29. ve 30. maddelerinde sayılan grev ve lokavt yasağının bulunduğu işler ve yerlerin mevcut olması sebebiyle itirazın reddine karar verilerek Yüksek Hakem Kurulunca TİS düzenlendiği, 2822 sayılı Kanun’un 55.maddesi gereğince Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin olup TİS hükmünde olduğu, davacının tespit konusu yaptığı hususun Yüksek Hakem Kurulu tarafından incelenip kesin olarak karara bağlandığı, HMK 114/h maddesi gereğince davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davacı temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Taraflar arasında Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin olup olmadığı ve davacı şirket işyerleri ile şirkette görülen işlerinin grev ve lokavt yasağı kapsamında olup olmadığı noktalarında uyuşmazlık vardır.

2822 sayılı Kanun’un 55. maddesine göre “Yüksek Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.” Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin olması demek; Yüksek Hakem Kurulu kararıyla toplu iş sözleşmesi yapılması sürecinde, kararın herhangi bir makamın onayına tabi olmadığı bu karara karşı bir itiraz merci bulunmadığı anlamına gelmektedir. Ancak Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin olması tarafların bu karara konu işyeri/ işletme ile ilgili olarak mahkemeye başvurup, işyerlerinin 2822 sayılı Kanun’un 29 ve 30. maddelerine göre grev yasağı kapsamında olmadığının tespitini istemelerine engel değildir. 2822 sayılı Kanun’un 55. maddesini bu şekilde dava açılamayacağı biçiminde yorumlamak maddenin konuluş amacına aykırı olacaktır. Yasada Yüksek Hakem Kurulu kararlarının toplu iş sözleşmesi hükmünde olduğu ifade edilerek, TİS yapılma sürecine ilişkin kesinlikten bahsedilmiş ve sürecinin bu karar ile sona erdiği ve kurul kararın TİS niteliğinde olduğu açıklanmıştır.

O halde öncelikle mahkemece davanın esasına girilerek, davacı iddiaları üzerinde durulmalı, taraf delilleri toplanarak dosya kapsamı itibari ile tüm deliller bir değerlendirilmeye tabi tutularak karar verilmelidir.

2822 sayılı (mülga) Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu‘nun 29’uncu maddesinde grev ve lokavt yapılamayacak işler şu şekilde sayılmıştır;

1. Can ve mal kurtarma işlerinde,

2. Cenaze ve tekfin işlerinde,

3. Su, elektrik, havagazı, termik santrallerini besleyen linyit üretimi, tabii gaz ve petrol sondajı, üretimi, tasfiyesi, dağıtımı, üretimi nafta veya tabii gazdan başlayan petrokimya işlerinde,

4. Banka ve noterlik hizmetlerinde,

5. Kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye, şehir içi deniz, kara ve demiryolu ve diğer raylı toplu yolcu ulaştırma hizmetlerinde,

6. Havacılık hizmetlerinde.

Aynı Kanunun 30’uncu maddesinde grev ve lokavt yapılamayacak işyerleri şu şekilde sayılmıştır;

1. İlaç imal eden işyerleri hariç olmak üzere, aşı ve serum imal eden müesseselerle, hastane, klinik, sanatoryum prevantoryum, dispanser ve eczane gibi sağlıkla ilgili işyerlerinde,

2. Eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde ve huzurevlerinde,

3. Mezarlıklarda,

4. Milli Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde.

2822 sayılı Kanun’un 32’inci maddesi düzenlemesine göre ise “Grev ve lokavtın yasak olduğu işler ile yerlerdeki uyuşmazlıklarda, taraflardan biri 23. üncü maddede belirtilen tutanağın alınmasından veya geçici grev ve lokavt yasağının altı ayı doldurmasından itibaren altı işgünü içinde Yüksek Hakem Kurulu’na başvurabilir.”

Somut olayda, sendikanın toplu iş sözleşmeleri görüşmeleri sırasında, resmi arabuluculuk raporu alınmasından sonra toplu iş sözleşmesi yapılması için Yüksek Hakem Kurulu’na başvurduğu ve Yüksek Hakem Kurulu’nca uyuşmazlıkla ilgili karar verildiği, YERELSEN tarafında işyerlerinin grev yasağı kapsamında olmadığına ilişkin itirazın ise yine Yüksek Hakem Kurulu tarafından reddedildiği görülmektedir.

Sendikanın resmi arabulucu aşamasından sonra Yüksek Hakem Kurulu’na başvurması ve davacının şirkette grev yasağı kapsamında yer alan iş ve yerlerin mevcut olmadığını iddia etmesi karşısında bir işin veya işyerinin grev ve lokavt yasağı kapsamında olup olmadığının belirlenmesi görevinin iş mahkemesine ait olması sebebi ile mahkemece yapılacak iş, mahallinde keşif yapılıp şirket kayıtları da incelenerek, TİS kapsamındaki işyerlerinde hangi işlerin yapıldığı tespit edilerek, yetki tespitine konu işyerlerinde tespit tarihinde çalışan işçiler listesi ile yetki tespit tarihinden sonra Yüksek Hakem Kurulu’na başvuru tarihine kadar geçen sürede ihale ile alınan başka işler var ise, ihalelere ilişkin belgeler ile bu kapsamda çalışan işçilere ait listeler, şirket ana sözleşmesi, ticaret sicil kayıtları getirtilip incelenerek, işçilerin fiilen hangi işlerde çalıştıkları belirlenerek, grev ve lokavt yasağı kapsamına giren yerler ya da işlerin bulunup bulunmadığı tespit edilerek sonucuna göre karar vermek olmalıdır.

Eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava toplu iş sözleşmesi yetkisine konu işletmeyi oluşturan iş yerlerinin ve bu iş yerlerinde yapılan işlerin grev ve lokavt yasağı kapsamında kalmadığının tespitine ilişkindir.

Davacı şirket vekili müvekkili şirketin bünyesinde bulunan iş yerleri için davalı sendika lehine Bakanlıkça yetki tespiti yapıldığını, yetki tespitinin itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine davalı sendikaya yetki belgesi verildiğini, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamayınca mahkeme kararı ile arabulucu tayin edildiğini, arabuluculuk aşamasında da anlaşma olmayınca davalı sendikanın arabulucu raporunu almasından sonra doğrudan Yüksek Hakem Kurulu’na başvurduğunu, ancak davacı şirkete ait iş yerlerinin grev ve lokavt yasağı kapsamındaki iş yerlerinden olmadığı gibi, grev yasağı kapsamında kalan işlerin de bulunmaması nedeni ile doğrudan Yüksek Hakem Kurulu’na başvurulamayacağını, davalı sendikanın yasal süresi içinde grev kararı alması ve süresi içinde grev oylaması yapılarak grev oylamasında grev yapılmaması yönünde karar çıktığı takdirde Yüksek Hakem Kurulu’na başvurması gerekirken bunu yapmadığından yetki belgesinin düştüğünü, bu nedenle toplu iş sözleşmesi yapmak için alınan yetki kapsamında kalan iş yerlerinin 2822 sayılı (mülga) Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu‘nun 29 ve 30’uncu maddelerine göre grev yasağı kapsamında olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Sendika vekili davacı şirketin dava dilekçesinde ileri sürdüğü itirazın, üyesi olduğu Yerel Yönetimler Kamu İşverenleri Sendikası (YERELSEN) tarafından Yüksek Hakem Kurulu’na yapıldığını, ancak Yüksek Hakem Kurulu’nun 2012/23 Esas 2012/29 Karar sayılı kararı ile itirazın reddedildiğini, 2822 sayılı Kanun’un 55’inci maddesi uyarınca Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin ve toplu iş sözleşmesi hükmünde olduğunu, bu nedenle davacının dava açmakta hukuki menfaati olmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, esas açısından ise %99,98 hissesi Kocaeli Büyükşehir Belediyesine ait olan davacı şirkete ait işletmede toplu iş sözleşmesi yapmak için alınan yetkinin itiraz edilmeden kesinleştiğini, bunun üzerine toplu iş sözleşmesi prosedürünün başladığını, bu arada Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından 2011 yılı itibari ile bazı belediye hizmetlerinin karşılanması amacıyla hizmet alım ihaleleri düzenlendiğini, bir kısım ihalelerin davacı şirket üzerinde kaldığını, Büyükşehir Belediyesine ait başka şirketlerden davacı şirkete çok sayıda işçi aktarıldığını, davacı şirket tarafından davalı sendikaya gönderilen 21.03.2011 tarihli işçi listesi incelendiğinde grev yasağı kapsamındaki çok sayıda iş yeri ve iş olduğunun açıkça görüleceğini, davacı şirketin işçilerinin Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin içlerinde grev yasağındaki iş yerleri ve işler bulunan birimler dâhil bütün birimlerinde çalıştıklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece taraflar arasındaki toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin arabuluculuk aşamasından da geçerek anlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine davalı sendikanın 2822 sayılı (mülga) Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun başvurduğu, Yüksek Hakem Kurulu kararı ile Yerel Yönetimler Kamu İşverenleri Sendikasının işletmenin grev ve lokavt yasağı kapsamında olmadığına dair itirazı değerlendirerek itiraza konu işletmede grev ve lokavt yasağı kapsamındaki işler ve yerlerin bulunması nedeni ile itirazın reddine karar verildiği, Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin ve toplu iş sözleşmesi hükmünde olduğu gerekçesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 114/h maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı şirket vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Mahkemece işletmeye bağlı iş yerlerinden herhangi birinde grev yasağı kapsamında iş ya da iş yeri bulunması halinde işletmenin tamamı için Yüksek Hakem Kurulu’na başvurulabileceği, bunun işletme toplu iş sözleşmesinin tanımı ve mahiyeti gereği olduğu, işletme toplu iş sözleşmesinin tanımı ve mahiyetine ilişkin (mülga) 2822 sayılı Kanun’un 3. ve yürürlükteki 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu‘nun 34’üncü maddesindeki hükümlerin birbirine paralel olduğu, bu nedenle davacı şirkete ait yetki tespiti kapsamındaki … ve Park Bahçeler iş yerlerinin bir bütün olup görev (grev) kapsamında olup olmadığının bir önemi ve değeri olmadığı, 21.03.2011 tarihli işçi listesi incelendiğinde grev yasağı kapsamında çok sayıda iş yeri ve iş (mezarlıklar, şehir içi ulaşım vs.) bulunduğunun görüleceği, davacı şirket işçilerinin Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin bütün birimlerinde görev yaptıkları, bunların içinde çok sayıda görev (grev) yasağı kapsamındaki yer ve iş bulunduğu, esasen Yüksek Hakem Kurulu tarafından itirazın reddedilmesinin nedeninin de bu olduğu gerekçesi ile önceki gerekçe de tekrar edilmek sureti ile direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davacı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olay bakımından davacı şirkete ait işletme için davalı sendika lehine yapılan yetki tespitinin kesinleşmesi sonrasında toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin resmî arabuluculuk aşaması dâhil olumsuz sonuçlanması üzerine davalı sendikanın doğrudan Yüksek Hakem Kurulu’na başvurması ve başvurunun Yüksek Hakem Kurulunda görüşüldüğü aşamada davacı şirketin üyesi olduğu Yerel Yönetimler Kamu İşverenleri Sendikası (YERELSEN)’nın yetki tespitine konu iş yerlerinin ve yapılan işlerin grev yasağı kapsamında olmadığına ilişkin itirazının Yüksek Hakem Kurulu tarafından reddinin, uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu‘nun 55’inci maddesindeki Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin olduğuna dair hüküm karşısında, eldeki davanın esastan görülmesine engel teşkil edip etmeyeceği, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, mahkemenin ilk kararında taraflar arasındaki toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin arabuluculuk aşamasından da geçerek anlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine davalı sendikanın Yüksek Hakem Kurulu’na başvurduğu, Yüksek Hakem Kurulu’nun 26.04.2012 gün ve 2012/23-29 Esas-Karar sayılı kararı ile Yerel Yönetimler Kamu İşverenleri Sendikası (YERELSEN)’nın işletmenin grev ve lokavt yasağı kapsamında olmadığına dair itirazını değerlendirerek itiraza konu işletmede 2822 sayılı Kanunun 29 ve 30’uncu maddeleri uyarınca grev ve lokavt yasağı kapsamındaki işler ve yerlerin bulunması nedeni ile itirazın reddine karar verdiği, Yüksek Hakem Kurulu kararlarının kesin ve toplu iş sözleşmesi hükmünde olduğu gerekçesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/h maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiş iken, kararın Özel Dairece bozulmasından sonra mülga 2822 sayılı Kanunun 3 ve yürürlükte bulunan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu‘nun 34’üncü maddelerindeki hükümlere dikkat çekilerek işletmeye bağlı iş yerlerinden herhangi birinde grev yasağı kapsamında iş ya da iş yeri bulunması halinde işletmenin tamamı için Yüksek Hakem Kurulu’na başvurulabileceği, bu durumun işletme toplu iş sözleşmesinin tanımı ve mahiyeti gereği olduğu, … A.Ş.’nin yasa gereği toplu iş sözleşmesi anlamında bir bütün olduğu, … A.Ş. işletmesi içinde … ve Park Bahçeler iş yerlerinin görev (grev) kapsamında olup olmadığının bir önemi ve hukuki değerinin bulunmadığı, 21.03.2011 tarihli işçi listesi incelendiğinde grev yasağı kapsamında çok sayıda iş yeri ve iş (mezarlıklar, şehir içi ulaşım vs.) bulunduğunun görüleceği, listeden anlaşılacağı üzere … A.Ş. işçilerinin Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin bütün birimlerinde görev yaptıkları, içlerinde çok sayıda görev (grev) yasağındaki işlerde ve iş yerlerinde çalışan işçi bulunduğu, esasen Yüksek Hakem Kurulu’nun yapılan itirazı reddetmesinin nedeninin bu olduğu gerekçesi ile önceki gerekçe de tekrar edilerek direnme adı altında verdiği hükmün, gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı ve burada varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Özel Dairece mi yoksa Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yapılacağı ön sorun olarak tartışılıp değerlendirmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca mahkemenin direnme kararındaki gerekçenin genişletildiği, bu durumun yeni hüküm niteliğinde olmadığı ve bu nedenle ön sorun bulunmadığı oy birliği ile kabul edilerek işin esasının görüşülmesine geçilmiştir.

Öncelikle “hukuki yarar” ve “Yüksek Hakem Kurulu ve Yüksek Hakem Kurulu kararlarının niteliği” ile “Grev ve lokavt yasakları” üzerinde kısaca durmakta fayda vardır.

I. Hukuki Yarar:

Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır.

Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Arslan, R.; Aktaran: Hanağası, E., Davada Menfaat, Ankara 2009, önsöz VII).

Hukuk Genel Kurulunun 24.06.1992 gün ve 1992/1-347 E.- 1992/396 K. ve 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E.- 2001/458 K. sayılı kararlarında da buna hukuki korunma (himaye) ihtiyacı da denilmiştir (Rechts-schutzbedürfnis). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır.

Öte yandan, bu hukuksal yararın, “hukuki ve meşru”, “doğrudan ve kişisel”, “doğmuş ve güncel” olması gerekir (Hanağası, E., a.g.e, s.135).

Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönem içinde öğreti ve yargısal kararlar, dava açarken hukuki yararın bulunması gereğini, “dava şartı” olarak kabul etmiştir. Hukuki yarar şartı, “dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri” olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan “olumlu dava şartları” arasında sayılmıştır.

Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 gün ve 1982/7-1874 E.-914 K.; 05.06.1996 gün ve 1996/18-337 E.-542 K.; 10.11.1999 gün ve 1999/1-937 E.-946 K. ve 25.05.2011 gün ve 2011/11-186 E. 2011/352 K., 01.02.2012 gün, 2011/10-642 E.-38 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114’üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.

Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

Bu ilkeden hareketle dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde kural olarak davanın açıldığı tarihe göre kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)’nin 6’ncı maddesi ve 1982 Anayasası‘nın 36’ncı maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü”nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır.

Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar, dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özekes, M.; Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.297).

Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir.

Bilindiği üzere mahkemeden istedikleri hukuki korunmaya göre davalar eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır.

Eda davalarında, bir şeyin yapılması, bir şeyin verilmesi veya bir şey yapılmaması istenmekte iken; inşai (yenilik doğuran) davalar ile de var olan bir hukuki durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılması istenir. İnşai (yenilik doğurucu) davanın kabulü ile yeni bir hukuki durum yaratılır ve hukuksal sonuç genellikle bir yargı kararı ile doğar.

Tespit davası ise bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin dava olup, konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir.

Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır:

1)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı;

2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı;

3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.

II. Yüksek Hakem Kurulu ve Yüksek Hakem Kurulu Kararlarının Niteliği

Toplu iş sözleşmesinin yapılma sürecini düzenleyen uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu‘nda yetki tespitinin kesinleşmesi ve işçi sendikasına yetki belgesi verilmesinden sonraki aşamada taraflar yani işçi sendikası ile işveren taraf esas itibariyle uyuşmazlığın çözümünde serbest bırakılmışlardır. Ancak bu serbestlik kısmi bir serbestliktir. Zira Kanunun sistematiğinde tarafların toplu görüşme süresince uyuşmazlığı barışçıl yöntemlerle çözmelerine ağırlık verilmiş; en son çare olarak grev ve lokavta başvurulması öngörülmüştür. Bu itibarla kendi aralarında yaptıkları toplu görüşme aşamasında anlaşamayan tarafların resmî arabulucuya gitmeleri zorunlu olup, resmî arabuluculuk aşamasında da çözüme ulaşılamaması halinde tahkim sureti ile uyuşmazlığın sonuçlandırılması evresine geçilmektedir.

2822 sayılı Kanun’da düzenlenen zorunlu tahkim yolu aynı zamanda Yüksek Hakem Kurulu’na (YHK) başvurma yolu olarak adlandırılmaktadır.

Zorunlu tahkimde, tarafların isteklerine bakılmaksızın bir kanun hükmünün zorunlu kılması nedeni ile tarafların tahkime gitmeleri gerekmektedir.

Zorunlu tahkimin işletilmesi için tarafların bu hususta anlaşmalarına gerek olmayıp Kanunda öngörülen hallerde taraflardan birinin zorunlu tahkime gitmesi, başka bir anlatımla Yüksek Hakem Kurulu’na başvurması yeterlidir.

Anayasa‘nın 54’üncü maddesi hükmüne uygun biçimde 2822 sayılı Kanun’un 29 ve 30’uncu maddelerinde grev ve lokavt yasağı olan işler ve iş yerleri düzenlenmiştir.

2822 sayılı Kanun’un 52’inci maddesi gereğince kesin grev ve lokavt yasağı olan hallerde arabuluculuk aşamasının sonuçsuz kalmasından sonra taraflar uyuşmazlığın çözümü için Yüksek Hakem Kurulu’na başvurabilir.

Şayet 2822 sayılı (mülga) Kanun’un 31’inci maddesindeki şartlar oluştuğundan bahisle Bakanlar Kurulu esasında grev ve lokavt yasağı kapsamında olmayan iş yerlerinde grev ve lokavt yapılmasını bir süre yasaklamış ise, bu yasağın kalkmasından sonra grev ve lokavta gidilmesi mümkün olduğundan Yüksek Hakem Kurulu’na başvurulması zorunlu değildir. Ancak Kanunun 33’üncü maddesi hükmü gereğince uygulamaya konulmuş bir grev ve lokavtın devamı genel sağlığı veya millî güvenliği bozucu nitelikte ise Bakanlar Kurulu grev ve lokavtı altmış gün süre ile erteleyebilir. Bu durumda erteleme süresi içinde atanan arabulucunun çabasına rağmen anlaşma sağlanamamış ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının başvurusu üzerine uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür.

Öte yandan grev kararının iş yerinde ilan edildiği tarihte o iş yerinde çalışan işçilerin en az dörtte birinin ilan tarihinden itibaren altı iş günü içinde mahalin en büyük mülki amirine yazılı başvurusu üzerine, talebin yapılmasından başlayarak altı iş günü içinde grev oylaması yapılır. Grev oylamasında grev ilanının yapıldığı tarihte iş yerinde çalışan işçilerden oylamaya katılanların salt çoğunluğu grevin yapılmaması yönünde karar verirse, bu uyuşmazlıkta alınan grev kararı uygulanamaz. Grev oylamasına ilişkin itirazlar üç iş günü içinde mahkemeye yapılır. Mahkeme itirazı üç iş günü içerisinde kesin olarak karara bağlar. Grev oylaması sonucunda grev yapılmaması yönündeki kararın bu süreler geçtikten sonra kesinleşmesinden itibaren on beş gün içerisinde işçi sendikası Yüksek Hakem Kurulu’na başvurabilir (2822 sayılı Kanun’un 36’ncı maddesi).

Grev ve lokavt yasaklarında, uygulamaya konulan grev ve lokavtın Bakanlar Kurulunca ertelenmiş olması ve erteleme süresi içinde tarafların anlaşamamaları durumunda ve ayrıca grev oylamasında grevin yapılmaması yönünde karar çıkması halinde uyuşmazlığın zorunlu tahkime yani Yüksek Hakem Kurulu’na götürülmesi gerekir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Yüksek Hakem Kurulu’nun uyuşmazlığa resen el koyması mümkün değildir. Gerek 2822 sayılı Kanun’da gerekse halen yürürlükte bulunan 6356 sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeye göre ancak taraflardan birinin başvurusu üzerine uyuşmazlık Kurul’a intikal edecektir.

Yüksek Hakem Kurulu’nun toplu iş uyuşmazlığını çözme yetkisi, başka bir deyişle zorunlu tahkim ancak Kanunda öngörülen süreler içerisinde Kanunda belirtilen kişi ya da kişilerin Yüksek Hakem Kurulu’na başvurması halinde mümkün olacaktır. Aksi halde uyuşmazlık çözüm prosedürü sona erer ve işçi sendikası yetkisini kaybeder.

Mülga 2822 sayılı Kanun gibi, yürürlükte bulunan 6356 sayılı Kanun zorunlu tahkimi yürütmeye yetkili tek organ olarak Yüksek Hakem Kurulu’nu kabul etmiştir. Yüksek Hakem Kurulu Anayasa’nın 54’üncü maddesinde düzenlenen Anayasal bir kurumdur.

Anayasa‘nın 54’üncü maddesinde; grev ve lokavtın yasaklandığı hâllerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözüleceği, uyuşmazlığın her safhasında tarafların da anlaşarak Yüksek Hakem Kurulu’na başvurabileceği, Yüksek Hakem Kurulu’nun kararlarının kesin ve toplu iş sözleşmesi (TİS) hükmünde olduğu ve Yüksek Hakem Kurulu’nun kuruluş ve görevlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

Yüksek Hakem Kurulu’nun kuruluşu ve çalışma esasları, 2822 sayılı (mülga) Kanun’un 52-56; 6356 sayılı Kanun’un 54 ila 57’inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu maddelerdeki hükümlere göre Yargıtay’ın iş davalarına bakmakla görevli daire başkanı (6356 sayılı Kanuna göre başkanlık süresi en çok olanın başkanlığında) Kanunda öngörülen usule göre seçilecek işçi ve işveren temsilcileri ile devlet temsilcilerinden oluşan Yüksek Hakem Kurulu başvuru dilekçesinin alındığı günden başlayarak altı iş günü içerisinde toplanır. Yüksek Hakem Kurulu, önüne gelen bir toplu iş uyuşmazlığını dosya üzerinden incelemektedir. Gerekli görüldüğü durumlarda taraflar ve ilgililerden uyuşmazlıkla ilgili her türlü bilgi ve belgeyi isteyebilir.

Taraflar ve diğer bütün ilgililer, Yüksek Hakem Kurulu’nun istediği bilgi ve belgeyi vermekle yükümlüdür. Yüksek Hakem Kurulu, görüşlerini öğrenmek istediği kişileri çağırıp dinler veya bunların görüşlerini yazı ile bildirmelerini ister. Bunlar hakkında 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun döneminde 6100 sayılı Kanunun) tanık ve bilirkişilere ilişkin hükümleri uygulanır. Taraflar da bilgilendirmek amacıyla kurulda dinlenmelerini isteyebilir, bilgi ve belge sunabilir.

2822 sayılı (mülga) Kanun’un 55’inci; 6356 sayılı Kanun’un 51/2’inci maddesi uyarınca Yüksek Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir. Kararların kesin olmasından kasıt, kararlar aleyhine herhangi bir mercie başvurmanın mümkün olmaması yani kararların temyiz edilememesidir. Esas olarak Yüksek Hakem Kurulu da toplu iş sözleşmesi hükmünde olan kararlarını bizzat kendisi değiştiremez ise de, Yüksek Hakem Kurulu’na başvurularak kararların tavzih edilmesi mümkündür.

III. Grev, Lokavt, Grev ve Lokavt Yasakları:

2822 sayılı Kanun’un 25’inci maddesine göre, işçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak veyahut bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarına grev denilir.

Grev, esas itibariyle işçiler ile işverenler arasında bir güç mücadelesidir. Ücretlerinden ve bazı işçilik alacaklarından bir süre mahrum kalmayı göze alan işçiler, üretimin durması nedeni ile sermayesi atıl kalan, kârı azalan, buna karşılık masraf yapmaya devam eden, müşteri çevresini ve itibarını kaybetme riski ile karşı karşıya kalan işverenin pes ederek, isteklerine boğun eğmesini ve onları kabul etmesini amaçlamaktadırlar. Görülüyor ki, grev bir amaç olmayıp toplu iş uyuşmazlığı aşamasında başvurulan ve işverene zarar verdiği oranda etkili olan, işçilerin ellerindeki tek ve en etkin araçtır.

Önceleri şiddet olgusu olarak kabul edilip hor görülen, hoş karşılanmayan grev, zaman içerisinde gelişim göstererek demokratik toplumlarda mesleki yararların korunması noktasında bir denge unsuru olarak kollektif olarak kullanılan, özünde “başkasına zarar verme amacı” bulunan bir özgürlük ve hak şekline bürünmüştür.

Lokavt ise işçilerin işveren tarafından topluca işten uzaklaştırılmasıdır.

Grev hakkı ve lokavt Anayasa’da düzenlenerek güvence altına alınmıştır. Nitekim Anayasa‘nın 54’üncü maddesinde düzenlenen hükme göre;

“Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması hâlinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.

Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.

Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve iş yerleri kanunla düzenlenir.”

2822 sayılı (mülga) Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 25. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde işçilerin iktisadi ve sosyal durumlarıyla çalışma şartlarını korumak veya düzeltmek amacıyla bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan greve kanuni grev denilir.

Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan greve kanun dışı grev denilir. Siyasi amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İş yeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır.

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, milli egemenliğe, Cumhuriyete, milli güvenliğe aykırı amaçla grev yapılamaz.”

Bu hükümden anlaşılacağı üzere kanuna uygun grev kararı, yetkili işçi sendikası ile işveren sendikası ya da sendika üyesi olmayan işveren arasında sürdürülen toplu görüşmelerde uzlaşmaya varılamamış ve resmî arabuluculuk aşamasında da sonuç alınamamış olması durumunda alınabilir. Bu hususu yani tarafların resmî arabuluculuk aşamasında da anlaşamadıklarını belirleyen resmî arabulucu tutanağının görevli makam tarafından taraflara tebliğinden sonra işçi sendikasının grev kararı alma yetkisi doğar.

Grev hakkı da işçiler tarafından bu çerçevede ancak yetkili sendika tarafından kanundaki prosedüre uygun olarak alınan grev kararına istinaden kullanılabilir.

Aynı Kanunun 26’ncı maddesinde de lokavt tanımlanmıştır. 26’ncı maddesi uyarınca,

İş yerinde faaliyetin tamamen durmasına sebep olacak tarzda, işveren veya işveren vekili tarafından kendi teşebbüsü ile veya bir işveren kuruluşunun verdiği karara uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasına lokavt denilir.

Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması ve işçi sendikası tarafından grev kararı alınması hâlinde, bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan lokavta kanuni lokavt denilir.

Kanuni lokavt için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan lokavta kanun dışı lokavt denilir. Siyasi amaçlı lokavt, genel lokavt ve dayanışma lokavtı kanun dışı lokavttır.

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, milli egemenliğe, Cumhuriyete, milli güvenliğe aykırı amaçla lokavt yapılamaz.”

O hâlde işveren veya işveren vekilinin toplu iş sözleşmesi görüşmeleri sırasında uyuşmazlık çıkması üzerine karşı tarafı oluşturan işçi sendikasının grev kararı alması nedeni ile iş yerinde çalışan işçileri işin (faaliyetin) tamamen durmasına neden olacak şekilde topluca işten uzaklaştırması lokavt sayılacaktır. Görüldüğü üzere lokavtın kanuni olması için işverenin yürütülen toplu görüşmelerin anlaşmazlıkla sonuçlanmasından sonraki aşamada işçi sendikasının aldığı ve kendisine tebliğ edilen bir grev kararının varlığı şarttır. Başka bir anlatımla lokavt greve bağlı olarak kullanılabilir.

Anayasa‘nın 54’üncü maddesinin emrine uygun biçimde hangi iş yerlerinde ve işlerde grev ve lokavtın yasak olduğu 2822 sayılı Kanun’un 29 ve 30’uncu maddelerinde hükme bağlanmış olup buna göre, can ve mal kurtarma işlerinde, cenaze ve tekfin işlerinde, su, elektrik, havagazı, termik santrallerini besleyen linyit üretimi, tabii gaz ve petrol sondajı, üretimi, tasfiyesi, dağıtımı, üretimi nafta veya tabii gazdan başlayan petrokimya işlerinde, banka ve noterlik hizmetlerinde, kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye, şehiriçi deniz, kara ve demiryolu ve diğer raylı toplu yolcu ulaştırma hizmetlerinde, havacılık hizmetlerinde; ve ilaç imal eden iş yerleri hariç olmak üzere, aşı ve serum imal eden müesseselerle, hastane, klinik, sanatoryum, prevantoryum, dispanser ve eczane gibi sağlıkla ilgili iş yerlerinde, eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde ve huzurevlerinde, mezarlıklarda, Milli Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen iş yerlerinde grev ve lokavt yapılamaz.

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ise, yürürlükten kaldırdığı 2822 sayılı Kanuna göre grev ve lokavtın yasak olduğu işleri ve iş yerlerinin sayısını azaltmıştır. Nitekim 6356 sayılı Kanun’un 62’inci maddesi uyarınca can ve mal kurtarma işlerinde; cenaze işlerinde ve mezarlıklarda; şehir şebeke suyu, elektrik, doğal gaz, petrol üretimi, tasfiyesi ve dağıtımı ile nafta veya doğal gazdan başlayan petrokimya işlerinde; Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen iş yerlerinde; kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye ve hastanelerde grev ve lokavt yapılamaz. Bu fıkrada sayılan hâllerde kesin bir grev ve lokavt yasağı bulunmaktadır.

Öte yandan bir işin ya da iş yerinin yasak kapsamına girip girmediği konusunda çıkacak uyuşmazlıklar yargı mercilerinde (mahkemelerde) giderilmek gerekir (Narmanlıoğlu, Ü.: İş Hukuku II Toplu İş İlişkileri, Yeni Mevzuata göre Yazılmış 2. Baskı, s.609).

Yukarıda Yüksek Hakem Kurulu, Kurulun kararlarının niteliği, grev hakkı ve lokavt ile grev ve lokavtın yasak olduğu iş ve iş yerleri ile bu konulardaki kanuni düzenlemelerden kısaca bahsedilmiş olup, bir iş ya da iş yerinin grev yasağına tabi olup olmadığı konusunda taraflar arasında çıkacak uyuşmazlığın Yüksek Hakem Kurulunca çözümlenmesinin mümkün olup olmadığının irdelenmesi ve açıklığa kavuşturulması gerekir.

Ancak böyle bir yetkinin hasren mahkemelere, yargı organına ait bulunduğunu ve Yüksek Hakem Kurulu’nun bu hususta bir yetkisinin bulunmadığını söyleyebilmek imkânı vardır. Her ne kadar Kanun Yüksek Hakem Kurulu’na aydınlatılmasına gerek duyulan hususlarda ilgilileri bizzat dinlemek veya onlardan yazılı bildirimde bulunmalarını istemek yetkisini vermiş ve Kurulun bilgi isteğinde bulunduğu kimselerin yardımcı olmalarını sağlamak için Kanunda 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun şahitler ve bilirkişilere ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiş ise de (Sen. TisK. m. 56/2), bu husus toplu iş sözleşmesi bağıtlanması konusuyla ilgili bulunmaktadır. Yüksek Hakem Kurulu bir yargı organı olmadığından yargıya ilişkin bir görevi yerine getirmesi, mahkemelerin yetkilerini kullanması caiz değildir (Narmanlıoğlu, Ü.: age, s. 518).

Grev yasağı bulunup bulunmadığı, bir hukuki mesele olup, uyuşmazlık hâlinde iş mahkemelerinde çözümlenmelidir. Dolayısıyla böyle bir konunun çözümü Yüksek Hakem Kurulu’nun yetkisine girmez. Eğer her şeye rağmen alınan bir Yüksek Hakem Kurulu kararı varsa, bu kararı geçersiz saymak gerekir; geçersizliğin tespitine yönelik iş mahkemesinde bir tespit davası açılabilir (Sur, M.: İş Hukuku Toplu İlişkiler, Güncelleştirilmiş 7. Bası, Ankara 2017, s. 435).

Yukarıda yapılan açıklamalar altında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacı şirket vekili toplu iş sözleşmesi yetkisi kapsamındaki iş yerlerinin ve buralarda görülen işlerin grev ve lokavt yasağı kapsamında kalmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş iken; davalı sendika vekili davacının üyesi olduğu işveren sendikasının bu yöndeki itirazının Yüksek Hakem Kurulu tarafından reddedildiğini, Yüksek Hakem Kurulu kararları kesin olduğundan davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, kaldı ki, işyerlerinde grev ve lokavt yasağı kapsamına giren işler görüldüğünü belirterek davanın reddini istemiştir.

Dosya içeriğinden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğünün 11.08.2011 tarih ve B.13.0.ÇGM.0.12.02.00/103/13586 sayılı yazısı ile davacı şirkete ait Sanayi Mahallesi Eski Gölcük Yolu No:40 KOCAELİ (Merkez) adresindeki 1060616.041 ve 1073007.041 SGK sicil numaralı iş yerlerinden oluşan işletmede 28.07.2011 başvuru tarihi itibari ile çalışan 29 (yirmidokuz) işçiden 18 (onsekiz) işçiyi üye kaydeden davalı … Sendikasının kanunun aradığı çoğunluğu sağladığı belirtilerek, davalı sendika lehine olumlu yetki tespiti yapıldığı, 23.09.2011 tarih ve B.13.0.ÇGM.0.12.02.00/103/15117 sayılı yazısı ile 11.08.2011 tarih ve B.13.0.ÇGM.0.12.02.00/103/13586 sayılı yetki tespitine kanunda öngörülen süre içerisinde itiraz olmadığından 2822 sayılı Kanun‘un 16’ncı maddesi gereğince davalı … Sendikasına işletme toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetki belgesi verildiği, işveren ve işçi sendikası yetkililerinin imzaladığı 12.10.2011 tarihli tutanakta davacı şirkette uygulanmak üzere akdedilecek toplu iş sözleşmesi müzakereleri için Yerel Yönetimler Kamu İşverenleri Sendikası-YERELSEN ile Belediye-İş Sendikası yetkililerinin bir araya geldikleri, 2822 sayılı Kanunun 17’nci maddesi gereği yasal süre içinde çağrının yapıldığı, toplu iş sözleşmesi görüşmelerine 02.11.2011 tarihinde saat 11.00’da davacı şirket hizmet binasında başlanılmasına karar verildiği, Kocaeli 1. İş Mahkemesinin 2012/1 Değişik İş sayılı kararı ile Yerel Yönetimler Kamu İşverenleri Sendikası (YERELSEN) ile Belediye-İş Sendikası Kocaeli 1 No’lu Şubesi arasındaki toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin 60 günlük süre içinde anlaşma ile sonuçlanmaması nedeni ile 2822 sayılı Kanunun 22/2’inci maddesi uyarınca resmî arabulucu tayin edildiği, tarafların 23.02.2012 tarihi Perşembe günü saat 14.00’da YERELSEN’e ait hizmet binasının toplantı salonunda bir araya geldikleri, toplu iş sözleşmesi müzakerelerine başlandığı, kalan 17 asıl, 2 geçici madde üzerinde işçi sendikasının revize teklifini sunduğu, sürdürülen müzakereler sonucunda Yıllık Ücretli İzinler başlıklı 26’ıncı maddesi ile Bildirim Önelleri ve İş Akitlerinin Feshi başlıklı 42’inci maddesi üzerinde anlaşma sağlandığı, tarafların kendi aralarında görüşmeye devam edeceklerini bildirdikleri, bu nedenle taraflarca resmî arabulucu süresinin 2822 sayılı Kanunun 23’üncü maddesine göre 6 iş günü uzatılmasına karar verildiğine dair 23.02.2012 tarihli tutanağın düzenlendiği, 23.02.2012 tarihinde tarafların uyuşmazlık konusu maddeler üzerinde genel görüşme yaptıkları, 09.03.2012 tarihli resmî arabulucu raporunda arabuluculuk görüşmelerinin olumsuz sonuçlandığının belirtildiği görülmüştür.

Bu safhadan sonra resmî arabuluculuk aşamasının olumsuz sonuçlandığına ilişkin tutanağın tebliği üzerine davalı sendikanın 22.03.2012 tarih ve 3.2012/6.4H902 sayılı yazısı ile %99’u Kocaeli Büyükşehir Belediyesine ait olan davacı şirket ile ilgili olarak 02.11.2011 tarihinde başlayan toplu iş sözleşme görüşmelerinde yasal süre içinde anlaşma sağlanamadığı, resmî arabulucu sürecinde de uyuşmazlığın çözümlenemediği, bu hususun resmî arabulucu raporu ile sabit olduğu, Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin Kamu İhale Kurumunda 2011/139194 ve 2011/138378 no’lu işlem gören dosyalarındaki hizmet alım ihalelerini kazanan … A.Ş’nin çalışanlarının Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin ulaşım dâhil kamuya sunduğu hizmetlerin tamamında çalıştığı, adı geçen iş yerinde 2822 sayılı Kanunun 29 ve 30’uncu maddelerinde belirtilen grev yasağı kapsamındaki işlerin ve yerlerin bulunması nedeniyle toplu iş sözleşmesinin 2822 sayılı Kanunun 32’nci maddesi uyarınca Kurulca bağıtlanmasını talep ettiği, Yüksek Hakem Kurulu’nun taraflardan bilgi ve belge talep ettiği, davacı şirketin üyesi olduğu Yerel Yönetimler Kamu İşverenleri Sendikası (YERELSEN)’nın 26.04.2012 tarih ve 225 sayılı yazı ile Yüksek Hakem Kurulu’na toplu iş sözleşmesi yapılmak üzere yetki alınan … A.Ş. Genel Müdürlüğü bünyesindeki iş yerlerinin grev yasağı kapsamına girip girmediğinin tespitine ilişkin Kocaeli 4. İş Mahkemesinde 25.04.2012 tarih ve 2012/160 Esas sayısı ile dava açıldığı, davanın sonucunun yetki hususunu ve toplu iş sözleşmesini doğrudan etkileyeceğinden dava sonuna kadar uyuşmazlık konusu toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin ertelenmesini talep ettiği; Yüksek Hakem Kurulu’nun 26.04.2012 gün ve 2012/23 E.-2012/29 K. sayılı kararı ile itiraza konu işletmede 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 29 ve 30’uncu maddelerinde sayılan grev ve lokavt yasağının bulunduğu işler ve yerlerin mevcut olduğu gerekçesi ile itirazın reddine oy çokluğu ile karar verildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda belirtildiği üzere zorunlu tahkim görevini yerine getiren Yüksek Hakem Kurulu’nun yetki ve görevleri, gerek uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 2822 sayılı Kanun’da gerekse mer’i 6356 sayılı Kanun‘da açıkça sayılmıştır.

Yüksek Hakem Kurulu’na verilen görevler arasında iş yerinin grev ve lokavt yasakları kapsamında olup olmadığının tespitine ilişkin bir görev yoktur. Hukuki nitelikteki bu uyuşmazlığın yargı yetkisine sahip mahkemeler tarafından çözümlenmesi gerekir. Yüksek Hakem Kurulu’nun kesin olan kararları, Kurul önüne kanundaki prosedüre uygun biçimde getirilmiş uyuşmazlıkla ilgili olarak toplu iş sözleşmesi hükmünde verdiği kararlardır.

Şu durumda mahkemenin, Yüksek Hakem Kurulu’nun bu hususta kesin olarak verdiğini belirttiği karara istinaden davacı şirketin davasını reddetmesi doğru olmamıştır.

Ne var ki, grev hakkı işçilere tanınan, toplu iş uyuşmazlığının anlaşmazlık ile sonuçlanması üzerine kanunda belirtilen prosedüre uygun biçimde işçi sendikası tarafından alınan karara istinaden toplu olarak kullanılan ve özünde karşı tarafa (işverene) zarar verme potansiyelini barındıran bir hak olup, işverenlere tanınan lokavt ise

Bu durumda toplu iş sözleşmesi kapsamındaki iş yerlerinin veya bu iş yerlerinde görülen işlerin grev ve lokavt yasağı kapsamında olmadığının tespitinde davacı işverenin hukuki yararı yoktur.

O hâlde davacı şirketin bu davayı açmakta hukuki yararı olmadığından mahkemenin direnme kararı sonucu itibari ile doğrudur.

Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile direnme kararı onanmalıdır.

Sonuç: Davacı şirket vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 22.11.2017 gününde oy birliği ile karar verildi.

İş sözleşmesi hazırlanması ve sözleşmenin feshi gibi iş hukuku davası ve uyuşmazlıklarda taleplerin etkili bir biçimde ileri sürülmesi ve hak kaybına uğramamak için iş hukuku alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması faydalı olacaktır.  Kayseri iş hukuku avukatı kadromuz, iş hukuku alanında 15 yılı aşan deneyimi ile güncel mevzuat ve Yargıtay kararları çerçevesinde; ihbar tazminatı davası, kıdem tazminatı davası, işe iade davası, fazla mesai alacağı ve benzer davaların açılması ve takibi, mobbing ve kötü niyet tazminatlarına ilişkin davaların açılması ve takibi, fazla mesai ücretleri ve yıllık ücretli izinlerin kullandırılması, hesaplanması ve tahsili davaları açılması ve takibi konuları başta olmak üzere -bunlarla sınırlı olmamak üzere- iş hukuku ile ilgili her türlü konuda müvekkillerine avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Kayseri iş hukuku avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.