Hükmün Sanığa Tebliğ Edilmemesi Halinde Öğrenme Üzerine Temyiz Dilekçesi Verilebilir mi

Hizmetlerimiz

Usulüne Uygun Şekilde Hükmün Sanığa Tebliğ Edilmemesi Halinde Öğrenme Üzerine Temyiz Dilekçesi Verilebilir mi - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Av. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Usulüne Uygun Şekilde Hükmün Sanığa Tebliğ Edilmemesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2023/6-100 Karar No: 2023/339 Karar tarihi: 07-06-2023

Özet: D… 7. Asliye Ceza Mahkemesinin sanık hakkında kurduğu ilk hükmü, sanık …’ya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemiş olup sanığın 25.03.2009 tarihinde verdiği temyiz dilekçesinin, öğrenme üzerine verilmiş temyiz dilekçesi olarak süresinde kabul edilmekle, sanığın temyiz isteminin süresinden sonra gerçekleştiği gerekçesiyle verilen ret kararı ve bu karar sonrasında verilip de hukuki değerden yoksun olan D…7. Asliye Ceza Mahkemesinin sanık hakkında sirayet nedeniyle yeniden kurulan mahkûmiyet hükmü ile onama ilamının kaldırılmasına karar verilmiştir.

(2709 s. K. m. 36, 40) (5237 s. K. m. 51, 53, 58, 62, 142, 143, 168) (1412 s. K. m. 325, 326) (5271 s. K. m. 34, 40, 308) (7201 s. K. m. 10, 19, 21, 32) (Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m. 53)

I. HUKUKİ SÜREÇ

Hırsızlık suçundan sanık …’nun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 142/1-a-e, 58 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluğuna; inceleme dışı sanık …’nın ise aynı Kanun’un 142/1-a, 62, 51/1-3 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve hak yoksunluğuna ilişkin Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesince kurulan 25.11.2008 tarihli ve 197-606 sayılı hükümlerin, sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 28.05.2013 tarih ve 3406-15921 sayı ile;

” A- Sanık … hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

25.11.2008 tarihinde yokluğunda açıklanan hükmün 17.03.2009 tarihinde tebliği üzerine, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1 maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra 25.03.2009 tarihinde temyiz isteminde bulunan sanığın temyiz talebinin, 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak reddine,

B- Sanık …hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, polis tarafından başka bir iş makinesinden mazot çalarken yakalanan sanık …’nın, olay yerinde bulunan otomobilin bagajında ele geçirilen 100 litre mazotu katılan Belediyenin iş makinesinden diğer sanıklar … ve … Karaçoban ile birlikte çaldıklarını söyleyip yerini göstermek suretiyle, henüz başvurusu bulunmayan katılan Belediyeye çalınan 150 litre mazotun büyük bir kısmının iadesini sağladığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 168/4. maddesi uyarınca katılandan kısmi geri vermeye rızası bulunup bulunmadığı sorularak sonucuna göre sanıklar hakkında aynı Yasa’nın 168/1. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı belirlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Sanığın eylemi saat 23.00 ile 02.00 arasında gece sayılan zaman dilimi içerisinde işlediği hâlde 5237 sayılı TCK’nın 143. maddesi ile cezadan artırım yapılmaması,

3- Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi ile uygulama yapılmaması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık …’nın temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak bozulmasına, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK’nın 325 ve 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın korunmasına ve bozmanın sanık …’ya da teşmiline,”

karar verilmiştir.

Bu karar üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece 03.03.2022 tarih ve 354-131 sayı ile sanığın, TCK’nın 142/1-a, 143, 58 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 325 ve 326/son maddeleri gereğince cezasının 2 yıl hapis cezası olarak infazına karar verilmiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.09.2022 tarih ve 6852-12112 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.10.2022 tarih ve 77602 sayı ile;

“…Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2008 gün ve 2008/197 Esas, 2008/606 Karar sayılı ilamı ile sanıkların mahkûmiyetine karar verildiği, hükmün sanıklardan … ve …tarafından temyiz edilmesi üzerine,

Yüksek Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 28.05.2013 gün ve 2012/3406 Esas, 2013/15291 Karar sayılı ilamı ile sanık …’nun temyiz isteminin süre yönünden reddine, sanık …hakkındaki hükmün bozulmasına ve bu bozmanın sanık …’ya sirayet ettirilmesinin ardından, Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2022 gün ve 2013/354 Esas, 2022/131 Karar sayılı ilamı ile sanık …’nun mahkûmiyetine karar verildiği, hükmün sanık … tarafından temyiz ettiği anlaşılmakla; sirayet kurumunun, koşulları oluştuğu takdirde, hükmü temyiz edenler lehine oluşacak durumdan, temyiz yoluna başvurmayan, süresinden sonra başvuran veya temyize başvurmakla beraber başvurusu kabul edilmeyen sanıkların da yararlanmalarının sağlanması suretiyle, bu kişilerin temyiz edenlerden daha ağır bir ceza ile cezalandırılmaları adaletsizliğini giderme amacını taşıması ve bozmanın sirayetinde, yerel mahkeme hükmünün sanık yönünden bozulmayıp sanığın sadece bozma kararının sonucundan yararlandırılması karşısında; ilk hükümdeki temyiz istemi reddedilen sanık …’nun, yalnızca inceleme dışı sanık …hakkındaki lehe bozmanın sonucundan yararlanması nedeniyle, yerel mahkemece kurulan ikinci hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığının kabulü gerektiği”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.12.2022 tarih ve 11682-17897 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ilk hükmü temyizen incelenmeyen sanık …’nun, inceleme dışı diğer sanık …’nın temyizi üzerine hükmün lehe bozulmasının ardından, sirayet nedeniyle hakkında kurulan ikinci hükmü temyiz etmesinin olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Yerel Mahkemenin sanık hakkında kurduğu 25.11.2008 tarihli 197-606 sayılı ilk hükmünün, sanığa usulüne uygun şekilde tebliğ edilip edilmediğinin, bu bağlamda anılan hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

IV. ÖN SORUNA İLİŞKİN OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

Sanık …’nun, 12.02.2008 tarihinde işlediği iddia olunan hırsızlık suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Yerel Mahkemece 25.11.2008 tarih ve 197-606 sayı ile TCK’nın 142/1-a-e, 58 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluğuna karar verildiği,

Kararın son kısmında, “Dair katılan vekili ve sanık …’ın yüzüne karşı diğer sanıkların yokluğunda talebe uygun tefhim ve tebliğ tarihinden 7 gün içerisinde mahkememize verilecek bir dilekçeyle veya zabıt katibine yapılacak beyanla Yargıtay tarafından incelenmek üzere temyiz edilebileceğine…” ifadelerine yer verildiği,

Yokluğunda verilen gerekçeli kararın sanık …’nun 10.06.2008 tarihli duruşmada bildirdiği “… … Mahallesi, …. Sokak, No: 18 Merkez/Denizli” adresine tebliğe çıkarıldığı, bu adreste tebligatın yapılamadığı, üzerine “Muhtar …’dan alınan yeni adrese sevk, 17.03.2009” ibaresi yazılan tebliğ evrakının … … Mahallesi Muhtarı …’dan öğrenildiği belirtilen “… Mahallesi …. Sokak No:18” adresine gönderildiği ve 20.03.2009 tarihinde tebligat işleminin 7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun 21. maddesine göre yapılıp evrakın …. Mahalle Muhtarına bırakıldığı, bu hususun tebliğ evrakının arka sayfasına yazıldığı,

Sanığın 25.03.2009 tarihinde temyiz isteminde bulunması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 28.05.2013 tarih ve 3406-15921 sayı ile; “…A- Sanık … hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesinde; 25.11.2008 tarihinde yokluğunda açıklanan hükmün 17.03.2009 tarihinde tebliği üzerine, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1 maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra 25.03.2009 tarihinde temyiz isteminde bulunan sanığın temyiz talebinin, 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak reddine” karar verildiği,

Özel Dairece aynı kararla inceleme dışı sanık …hakkında Yerel Mahkemece kurulan mahkûmiyet hükmünün de incelendiği ve inceleme dışı sanık hakkındaki hükmün bozulmasına, bozma kararının sanık …’ya sirayetine karar verildiği,

Bu karar üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece 03.03.2022 tarih ve 354-131 sayı ile sanığın TCK’nın 142/1-a, 143, 58 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezsı ile cezalandırılmasına, CMUK’un 325 ve 326/son maddeleri gereğince cezasının 2 yıl hapis cezası olarak infazına karar verildiği, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine bu hükmün de Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.09.2022 tarih ve 6852-12112 sayı ile onandığı,

UYAP kayıtlarının incelenmesinde; sanığın 04.01.2009 – 24.03.2009 tarihleri arasında Isparta E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan tutuklu olarak bulunduğu,

Anlaşılmıştır.

V. GEREKÇE

A. Ön Soruna İlişkin İlgili Mevzuat ve Öğretide Öne Sürülen Görüşler

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası;

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise;

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.”

Anayasa’mızın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, 40. maddesinde, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu belirtilmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun “Kararların gerekçeli olması” başlıklı 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan düzenlemeye göre;

“Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir.”

Aynı Kanun’un “Eski hâle getirme” başlıklı 40. maddesi ise;

“(1) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir.

(2) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır.”

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesinde, hüküm ve kararlardaki kanun yolu bildiriminin; başvurulabilecek kanun yolu, mercii, şekli ve süresini de kapsaması zorunluluğu vurgulanmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin 1. fıkrasında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hâle getirme isteminde bulunabileceği, 2. fıkrasında ise kanun yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi hâlinde, kişinin kusursuz sayılacağı belirtilmiştir.

Kişilerin hak arama hürriyetlerinin Anayasa ve diğer kanunlarla güvence altına alındığı ve bu hakkın kullanılabilmesi için devlet işlemlerinin kişilere usulüne uygun olarak bildirilmesi gerektiği açıklandıktan sonra, işleme muhatap olan kişilere hangi adreste ve Tebligat Kanunu’nun hangi maddeleri dikkate alınarak tebligat yapılacağı hususlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun “Bilinen adreste tebligat” başlıklı 10. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.

Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.

Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir.”

Buna göre tebligat, öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Adres, muhatabın konut veya iş yeri adresi olabilir. Bilinen en son adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgeler esas alınır. Ancak, tebligatı çıkaran makama bildirilen adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması hâllerinde, muhatabın 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na göre adres kayıt sistemindeki adresi (MERNİS) bilinen son adresi olarak kabul edilerek tebligat buraya yapılacaktır (Canan Ruhi-Ahmet Cemal Ruhi, Tebligat Hukuku, Seçkin Yayınevi, s. 82).

Tebligat Kanunu’nun “Mevkuf ve Mahkûmlara Tebligat” başlıklı 19. maddesi;

“Mevkuf ve mahkumlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder.”

Anılan düzenleme ile, cezaevinde bulunanlara yapılacak tebligat işleminin nasıl yapılacağı belirtilmiştir.

7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun “Usulüne aykırı tebliğin hükmü” başlıklı 32. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.

Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.”

Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Usulüne aykırı Tebliğin Hükmü” başlıklı 53. maddesinde yer alan düzenlemeye göre ise;

“(1) Tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliği öğrenmiş ise geçerlidir. Aksi takdirde tebligat yapılmamış sayılır. Muhatap, her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alırsa ya da bunların içeriğini öğrenirse tebliği öğrenmiş sayılır.

(2) Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir.

(3) Tebliğin usulüne aykırı yapılmış olması halinde, muhatabın tebliği öğrendiğinin ve bunun tarihinin iddia ve ispatı mümkün değildir.”

Anılan düzenlenme ile sanığın tebliği öğrendiğini beyan ettiği veya hâl ve hareketleri ile bunu ortaya koyduğu tarihte tebliğin geçerli olacağı kabul edilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairelerince tereddüde mahal bırakmayacak şekilde sürdürülen uygulamalara göre; yoklukta kurulan hükmün temyiz hakkı olanlara usulüne uygun tebliğ edilmediği hâllerde temyiz süresi işlemeye başlamayacağından, öğrenme üzerine verilen temyiz dilekçelerinin süresinde olduğu kabul edilmektedir.

B. Somut Olayda Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme

Sanık … ve inceleme dışı sanık …’nın hırsızlık suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin Yerel Mahkemece 25.11.2008 tarih ve 197-606 sayı ile kurulan hükümlerin, sanık ve inceleme dışı sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 28.05.2013 tarih ve 3406-15921 sayı ile; sanık yönünden, 17.03.2009 tarihinde tebliğ edilen hükmün süresinden sonra 25.03.2009 tarihinde temyiz edildiğinden bahisle temyiz isteminin reddine; inceleme dışı sanık yönünden ise mahkûmiyet hükmünün bozulmasına ve bozma kararının sanık …’ya sirayetine karar verildiği, bozmaya uyan Yerel Mahkemece 03.03.2022 tarih ve 354-131 sayı ile hakkında yeniden kurulan hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.09.2022 tarih ve 6852-12112 sayı ile onandığı dosya kapsamında;

Yerel Mahkemece 25.11.2008 tarih ve 197-606 sayı ile sanık hakkında yoklukta kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin gerekçeli kararın, sanık …’nun 10.06.2008 tarihli duruşmada bildirdiği “… … Mahallesi, …. Sokak, No: 18 Merkez/Denizli” adresine tebliğe çıkarıldığı, bu adreste tebliğ işleminin yapılamadığı, üzerine “Muhtar …’dan alınan yeni adrese sevk, 17.03.2009” ibaresi yazılan tebliğ evrakının Dokuz Kavaklar Mahallesi Muhtarı …’dan öğrenildiği belirtilen “… Mahallesi …. Sokak No:18” adresine gönderildiği ve 20.03.2009 tarihinde tebligat işlemi 7201 sayılı Tebligat Kanunu‘nun 21. maddesine göre yapılıp evrakın … Mahalle Muhtarına bırakıldığı hususları dosya içerisinde yer alan tebligat parçasından anlaşılmakta ise de UYAP kayıtlarının incelenmesinde, sanığın 04.01.2009 – 24.03.2009 tarihleri arasında Isparta E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan tutuklu olarak bulunduğu görülmekle yapılan tebligat işleminin usulüne uygun olmadığı, sanığın 25.03.2009 tarihinde verdiği temyiz dilekçesinin, öğrenme üzerine verilmiş temyiz dilekçesi olarak süresinde kabul edilmesi gerektiği, bu bağlamda Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesinin 28.05.2013 tarihli ve 3406-15921 sayılı, sanığın, hakkında kurulan hükmü süresinden sonra temyiz ettiği gerekçesine dayanan ret kararının isabetli bulunmadığı, bu karar sonrasında Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2022 tarihli ve 354-131 sayılı sirayet nedeniyle sanık hakkında kurduğu hüküm ile bu hükmün temyizi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.09.2022 tarih ve 6852-12112 sayı ile verilen onama kararının hukuki değerden yoksun olduğu sonucuna varılmalıdır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.

Ulaşılan sonuç karşısında, ilk hükmü temyizen incelenmeyen sanık …’nun, inceleme dışı sanık …’nın temyizi üzerine hükmün lehe bozulmasının ardından, sirayet nedeniyle hakkında kurulan ikinci hükmü temyiz etmesinin olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,

2- Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin sanık hakkında kurduğu 25.11.2008 tarihli 197-606 sayılı ilk hükmü, sanık …’ya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemiş olup sanığın 25.03.2009 tarihinde verdiği temyiz dilekçesinin, öğrenme üzerine verilmiş temyiz dilekçesi olarak süresinde kabul edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesinin 28.05.2013 tarihli ve 3406-15921 sayılı sanığın temyiz isteminin süresinden sonra gerçekleştiği gerekçesiyle verilen ret kararı ve bu karar sonrasında verilip de hukuki değerden yoksun olan Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2022 tarihli ve 354-131 sayılı sanık hakkında sirayet nedeniyle yeniden kurulan mahkûmiyet hükmü ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 21.09.2022 tarihli ve 6852-12112 sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, sanığın süresinde verdiği kabul edilen temyiz dilekçesine istinaden Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin sanık hakkında kurduğu 25.11.2008 tarihli ve 197-606 sayılı hükmünün esasının incelenmesi için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.06.2023 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.