Gerçekleştiği Tarihte Suç Olarak Düzenlenmeyen İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi?

Hizmetlerimiz

Gerçekleştiği Tarihte Suç Olarak Düzenlenmeyen İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi? - Kayseri Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Gerçekleştiği Tarihte Suç Olarak Düzenlenmeyen İmar Kirliliğine Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi?

İmar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanuni düzenlemenin 12.10.2004 tarihinde yürürlüğe girdiği ve sanığın eylemini gerçekleştirdiği kabul edilen 2003 yılında imar kirliliğine neden olma fiilinin ceza kanunlarında suç olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunilik” ile “zaman bakımından uygulamaya” ilişkin 2 ve 7. maddeleri göz önünde bulundurulduğunda; gerçekleştirildiği tarihte sanığın eyleminin suç olarak düzenlenmemiş olması nedeniyle derhâl beraat kararı verilmesi şartlarının oluştuğu, bu nedenle Kanun’un açık düzenlemesi ve istikrar kazanmış yerleşik yargısal uygulamalar uyarınca dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilemeyeceği kabul edilmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu        

Esas No: 2013/556 Karar No: 2015/424

İçtihat Metni

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

İmar kirliliğine neden olma suçundan sanığın beraatına ilişkin, … Asliye Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise… gün ve … sayı ile;

“… Somut olayda ‘derhâl beraat kararı verilebilecek hâl’ yoktur; çünkü suça ilişkin tarih, yapılan yargılama sonucunda, tanık ifadeleri ve keşif sonucu alınan bilirkişi raporu ile saptanabilmiştir. Sanık hakkında beraat kararı verilmiş olsa dahi, öncelikle zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği gözetilmelidir” görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ve sanık hakkında açılan kamu davasının, zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi

isteminde bulunmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Daire tarafından 23.05.2013 gün ve 28207-15949 sayı ile, itirazın nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; somut olayda derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir hâl bulunup bulunmadığı ile buna bağlı olarak derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir durumda zamanaşımının dolması nedeniyle düşme kararı verilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanığın özel imar rejimine tâbi taşınmaz üzerine, izin almaksızın bina inşa ettiğinin 10.12.2004 tarihli yapı tatil zaptıyla tespit edilmesi üzerine hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan soruşturma başlatıldığı,

24.09.2010 günü hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan iddianame tanzim edildiği, söz konusu iddianamede suç tarihinin ruhsatsız yapının tespit edildiği tarih olan 10.12.2004 olarak gösterildiği,

02.12.2010 tarihinde yerel mahkemece inşaat ve harita kadastro mühendisi ile mimar bilirkişiler eşliğinde olay yerinde keşif yapılıp tanık dinlendiği, bilirkişiler tarafından davaya konu inşaatın imar kirliliğine neden olma suçu ile ilgili hükümlerin yürürlük tarihi olan 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış olduğunun belirlendiği,

Sanık aşamalarda; suça konu yapının bulunduğu arazinin kendisine ait olduğunu, 1995 yılında başladığı inşaatı bir yıl sonra bitirdiğini ileri sürerek suçlamayı kabul etmediği,

Yerel mahkemece yapılan yargılama neticesi, sanığın fiilinin işlendiği kabul edilen 2003 yılında suç olarak düzenlenerek müeyyideye bağlanmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından konuya ilişkin kanuni düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “İmar kirliliğine neden olma” başlıklı 184. maddesinde; “Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmü getirilmiştir.

Aynı Kanunun “Yürürlük” başlıklı 344. maddesinde Kanunun;

a) İmar kirliliğine neden olma başlıklı 184 üncü maddesinin yayımı tarihinde,

b) Çevrenin kasten kirletilmesi başlıklı 181 inci maddesinin birinci fıkrası ile çevrenin taksirle kirletilmesi başlıklı 182 nci maddesinin birinci fıkrasının yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra,

c) Diğer hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinde

Yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi” başlıklı 2. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.”

Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar”

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/9. maddesinde, 1412 sayılı (mülga) CMUK’nun 253/6. maddesine benzer şekilde; “derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği” hüküm altına alınmış, anılan maddenin gerekçesinde de, “fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâllerde derhâl beraat kararı verilebileceği” belirtilmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/2-a maddesi uyarınca yüklenen fiilin kanunda suç olarak düzenlenmemiş olması halinde beraat kararı verilmesi gerektiği, aynı maddenin dokuzuncu fıkrasında ise derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilemeyeceği hüküm altına alınmış, maddenin gerekçesinde; “fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâllerde derhâl beraat kararı verilmesi gerekir” denilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 gün ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da; zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç öncelikle beraat değil, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi, aksi hâlde yani derhâl beraat kararı gerektiren hâllerde zamanaşımından düşme kararı verilmemesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın üzerine atılı imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanuni düzenlemenin 12.10.2004 tarihinde yürürlüğe girdiği, sanığın eylemini gerçekleştirdiği kabul edilen 2003 yılında imar kirliliğine neden olma fiilinin ceza kanununda suç olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun “suçta ve cezada kanunilik” ile “zaman bakımından uygulama”ya ilişkin iki ve yedinci maddeleri göz önüne alındığında sanığın eyleminin işlendiği tarihte suç olarak düzenlenmemiş olması nedeniyle, derhâl beraat kararı verilmesi şartlarının oluştuğu, derhâl beraat kararı verilmesi gereken bir hâlde de, kanunun açık düzenlemesi ve istikrar kazanmış yerleşik yargısal uygulamalar dikkate alınarak dava zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilemeyeceği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, imar kirliliğine neden olma suçundan sanık hakkında, eylemin işlendiği tarihte suç olarak düzenlenmemesi nedeniyle beraatına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından itirazın reddine karar verilmelidir.

Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.