Kanun Yararına Bozma Kararına Karşı Yerel Mahkemece İlk Hükümde Direnilmesi Mümkün mü

Hizmetlerimiz

Kanun Yararına Bozma Kararına Karşı Yerel Mahkemece İlk Hükümde Direnilmesi Mümkün Değildir - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Av. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Kanun Yararına Bozma Kararına Karşı Yerel Mahkemece İlk Hükümde Direnilmesi Mümkün Değildir

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

Kanun yararına bozma – Madde 309

(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.

(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.

(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.

(4) Bozma nedenleri:

a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.

b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.

c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.

d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.

(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2021/4-20 Karar No: 2023/318 Karar Tarihi: 31-05-2023

Özet: Sanık … hakkında kesin nitelikte bulunan mahkûmiyet kararına karşı kanun yararına bozma başvurusu üzerine Özel Dairece verilen bozma kararından sonra, Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda Özel Dairenin kanun yararına bozma kararına uyulmayarak önceki kararda direnildiği anlaşılmaktadır. Gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 309. maddesinin 5. fıkrasında yer alan; “Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.” hükmünün açıklığı, gerekse 1412 sayılı (mülga) CMUK’nın 343. maddesinin yürürlükte olduğu dönemde verilen Ceza Genel Kurulunun istikrar gösteren uygulaması karşısında, hükmün kanun yararına bozma yolu ile bozulmasından sonra yeniden yargılama yapılması ve kanun yararına bozulan hükme karşı ilk hükümde direnilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.

(5237 s. K. m. 43, 52, 62, 125) (6352 s. K. Geç. m. 1) (5320 s. K. Geç. m. 10) (5271 s. K. m. 223, 309, 310)

I. HUKUKİ SÜREÇ

Sanık …’nin hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1-2, 125/4, 43/1-2, 62/1, 52/4. maddeleri uyarınca iki defa olmak üzere doğrudan 2.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul (Kapatılan) 26. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 01.10.2013 tarihli ve 297-952 sayılı karar temyiz edilmeksizin 01.10.2013 tarihinde kesinleşmiştir.

Kanun Yararına Bozma Talebi

Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığınca 01.01.2014 tarih ve 11125 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.01.2014 tarih ve 10957 sayı ile;

“1- İnternet servis sağlayıcısından gönderen bilgisayarın (I.P) numarası ve internet bağlantısı yapılan telefon numarasının sorulması, bu yolla bilgisayarın kime ait olduğunun saptanması gerekirken bu konuda tespit yapılmamasında,

2- İddianamede ve kararda suç tarihinin 2011 olduğunun belirtildiği, karar tarihinden önce ve kovuşturma evresinde, 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1-c maddesi ile 31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.”

düşüncesiyle hükümlerin kanun yararına bozulması istenmiştir.

Bozma Kararı

Dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 15.01.2015 tarih ve 4354-1206 sayı ile;

“…Sanık hakkında Twitter isimli sosyal paylaşım sitesinde oluşturulan ve genele açık olan bir hesap kullanılmak suretiyle hakaret suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Twitter isimli sosyal paylaşım sitesinin kitle iletişim aracı olması, suça konu mesajların herkese açık oluşu ve suç tarihinin 31.12.2011 tarihinden önce olması gözetildiğinde, sanık hakkında 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi gerekirken, kovuşturmaya devamla mahkûmiyet kararı verilmesi,”

isabetsizliğinden bozulmasına, bozma kararı doğrultusunda yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Yerel Mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.

Direnme Kararı

Yerel Mahkeme ise 20.10.2015 tarih ve 201-632 sayı ile;

“Bozma ilamında her ne kadar Twitter, kitle iletişim aracı olarak nitelendirilmiş ise de basın ve yayın aracı olmadığı sabit olmakla birlikte; sanığın mahkûmiyetine esas ve hakaret içeren mesajlarının da düşünce ve kanaat açıklamayla herhangi bir ilgisinin bulunmadığı; yasanın asıl çıkarılış amacının, genel olarak gazetecilik faaliyeti yürüten kişilere yönelik ve bu faaliyetleri sırasında ortaya koydukları düşünce ve kanaatlerine yönelik olduğu; sanığın, bu kapsama girecek herhangi bir sıfatının bulunmadığı, suç konusu mesajları da herhangi bir eleştiri kastı olmaksızın doğrudan hakaret kastıyla gönderdiği ve dolayısıyla yasal koruma altında bulunmadığı,”

gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

Direnme kararına konu hükümlerin sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.12.2015 tarihli ve 396977 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 16.11.2020 tarih ve 17-16353 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Özel Dairelerce 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 309. maddesi uyarınca verilen kanun yararına bozma kararlarına yerel mahkemelerce direnilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 22.02.2012 tarihli ve 14586-7821 sayılı iddianamesi ile; sanık …’nin Twitter hesabından katılanlar … ve…a yönelik işlediği iddia edilen hakaret suçundan TCK’nın 125/1, 43/1 ve 53. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı,

İstanbul (Kapatılan) 26. Sulh Ceza Mahkemesince 01.10.2013 tarih ve 297-952 sayı ile; sanığın TCK’nın 125/1-2, 125/4, 43/1-2, 62/1, 52/4. maddeleri uyarınca iki defa olmak üzere doğrudan 2.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen kararın temyiz edilmeksizin 01.10.2013 tarihinde kesinleştiği,

Adalet Bakanlığınca 01.01.2014 tarih ve 11125 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.01.2014 tarih ve 10957 sayı ile suçta kullanılan bilgisayarın kime ait olduğunun saptanması ayrıca 6352 sayılı Kanun’un Geçici 1-c maddesi gereğince sanık hakkında kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle hükümlerin kanun yararına bozulmasının istendiği,

Yargıtay 4. Ceza Dairesince 15.01.2015 tarih ve 4354-1206 sayı ile sanık hakkında Twitter isimli sosyal paylaşım sitesinde oluşturulan ve genele açık olan bir hesap kullanılmak suretiyle hakaret suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı, Twitter isimli sosyal paylaşım sitesinin kitle iletişim aracı olduğu, suça konu mesajların herkese açık ve suç tarihinin 31.12.2011 tarihinden önce olması gözetildiğinde, sanık hakkında 6352 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden hükümlerin bozulmasına karar verildiği,

Dosyanın devredildiği İstanbul 79. Asliye Ceza Mahkemesince ise 20.10.2015 tarih ve 201-632 sayı ile Twitter’ın basın ve yayın aracı olmadığı, suça konu mesajların da düşünce ve kanaat açıklamasıyla herhangi bir ilgisinin bulunmadığı, 6352 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin çıkarılış amacının gazetecilik faaliyeti sırasında ortaya konulan düşünce ve kanaatlere yönelik olduğu, sanığın gazeteci sıfatının bulunmadığı, suç konusu mesajları da eleştiri kastı olmaksızın doğrudan hakaret kastıyla gönderdiği gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar verildiği,

Yargıtay 4. Ceza Dairesince 16.11.2020 tarih ve 17-16353 sayı ile; CMK’nın 309. maddesinin 5. fıkrasında Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez. hükmünün yer aldığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli, 296-516 sayılı kararına göre CMK’nın 309/5. maddesindeki açık hükme rağmen, direnilmesi mümkün olmayan kanun yararına bozma kararlarına karşı direnilmesine karar verilmesi hâlinde bu kararların Ceza Genel Kurulunca incelenmesinin gerektiği gerekçesiyle direnme kararının yerinde görülmediği,

Anlaşılmaktadır.

IV. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler

Öğretide olağanüstü temyiz denilen, 1412 sayılı CMUK’nda yazılı emir olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde kanun yararına bozma olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak bu husus maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Buna göre bozma nedenleri;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verebilecektir. Bu hâlde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya sınırlama sonucunu doğuran, usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

Aynı Kanun maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu hâlde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Anılan Kanun’un 309. maddesinin 5. fıkrasında ise; Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.” hükmü getirilmiştir. Ancak CMK’nın 309/5. maddesindeki açık hükme rağmen, direnilmesi mümkün olmayan kanun yararına bozma kararlarına karşı direnilmesine karar verilmesi hâlinde bu kararların Ceza Genel Kurulunca incelenmesi gerekmektedir. Nitekim kanun yararına bozmanın yazılı emir adıyla düzenlendiği 1412 sayılı CMUK’nın 343. maddesinin yürürlükte olduğu dönemde verilen Ceza Genel Kurulunun 28.11.1977 tarihli ve 398-412, 20.12.1976 tarihli ve 548-540, 12.07.1976 tarihli ve 340-340 ile 14.07.1969 tarihli ve 394-346 sayılı kararlarında, kanun yararına bozma kararlarına karşı verilen direnme kararlarının gerek temyiz gerekse kanun yararına bozma yoluyla intikali üzerine Ceza Genel Kurulunca incelemesi yapılarak, kanun yararına bozma kararlarına direnilemeyeceği gerekçesiyle bozulmalarına karar verilmiştir.

Görüldüğü üzere olağanüstü kanun yollarından biri olan kanun yararına bozmanın hangi hallerde verileceği ve kararın bozulması üzerine gerek mahal mahkemesince ve gerek Yargıtayca bozma nedenine göre ne gibi bir işlem yapılacağı anılan Kanun’un 309. maddesinde tespit edilmiş olup bunlar arasında olağan bir kanun yolu olan temyizde tatbik edilebilen CMUK’nın 326. maddesinde yazılı direnme kararı verme hâli mevcut değildir. Sözü edilen 309. maddenin 5. fıkrasında yer alan açık hükümden kanun yararına bozma yoluyla bozulan hüküm ve kararlara karşı direnme kararı verilemeyeceği anlaşılmakta ve Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren uygulamaları da bu yönde bulunmaktadır.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Sanık … hakkında kesin nitelikte bulunan mahkûmiyet kararına karşı kanun yararına bozma başvurusu üzerine Özel Dairece verilen bozma kararından sonra, Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda Özel Dairenin kanun yararına bozma kararına uyulmayarak önceki kararda direnildiği anlaşılmaktadır.

Gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 309. maddesinin 5. fıkrasında yer alan; “Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.” hükmünün açıklığı, gerekse 1412 sayılı CMUK’nın 343. maddesinin yürürlükte olduğu dönemde verilen Ceza Genel Kurulunun istikrar gösteren uygulaması karşısında, hükmün kanun yararına bozma yolu ile bozulmasından sonra yeniden yargılama yapılması ve kanun yararına bozulan hükme karşı ilk hükümde direnilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.

V. KARAR

1- İstanbul 79. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.10.2015 tarihli ve 201-632 sayılı direnme kararına konu hükmünün, hükmün kanun yararına bozma yolu ile bozulmasından sonra yeniden yargılama yapılması ve bozulan hükme karşı ilk hükümde direnilmesinin mümkün olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dava dosyasının mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.05.2023 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.