Kemik Kırıklarına Neden Olması Halinde Kasten Yaralama Suçunda Cezada Artırım Yapılması

Hizmetlerimiz

Kemik Kırıklarına Neden Olması Halinde Kasten Yaralama Suçunda Cezada Artırım Yapılması - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Kemik Kırıklarına Neden Olması Halinde Kasten Yaralama Suçunda Cezada Artırım Yapılması

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2017/420 Karar No: 2018/636 Karar Tarihi: 13.12.2018

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 3. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

Özet: Kemik kırığı doğuran yaralanmalarda kırığın derecesine göre sanığın cezasında yarı oranına kadar artırım öngören TCK’nın 87/3. maddesi gereğince uygulama yapılırken bilimsel verilere dayanan ve kemik kırıklarını hafif (1), orta (2-3) ve ağır (4-5-6) olarak sınıflandıran istikrar kazanmış adli tıp uygulamaları doğrultusunda Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporda yer alan, katılanın vücudundaki kemik kırıklarının müştereken yaşam fonksiyonlarına orta (2) derecede etkili olduğu yönündeki tespitler gözetilerek kırığın yaşamsal fonksiyonlara etkisine göre makul bir oranda artırım yapılması gerekir.

İçtihat Metni

Kasten yaralama suçundan sanık …’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 86/1, 86/3-e, 87/3 ve 31/3. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5095 sayılı Kanun’un 23. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.02.2012 tarihli ve 620-50 sayılı kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle dosyayı ele alan Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesince 25.10.2013 tarih ve 620-50 sayı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasına, sanığın TCK’nın 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 86/1, 86/3-e, 87/3 ve 31/3. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.02.2016 tarih ve 19422-4291 sayı ile;

“…Adli tıp kriterleri açısından kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin hafif (1) ile ağır (6) derece şeklinde sınıflandırılması ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 87/3. maddesinde kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisine göre cezanın en fazla 1/2 oranında artırılması öngörülmüş olması karşısında, mağdurun adli raporunda vücudundaki kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisinin orta (2) derece olduğunun belirtilmesine rağmen, TCK’nın 3. maddesine göre orantılılık ilkesine aykırı olarak 1/3 oranında artırım yapılması suretiyle suça sürüklenen çocuğa fazla ceza verilmesi”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Direnme Kararı

Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi ise 30.06.2016 tarih ve 237-339 sayı ile;

“…Yargıtay bozma ilamında da açıklandığı üzere Adli Tıp kriterlerinde kemik kırıklarının yaşam fonksiyonlarına etkisine göre 1. derecede kırıkların hafif, 2 ve 3. derece kırıkların orta, 4, 5 ve 6. dereceli kırıkların ise ağır biçimde yaşam fonksiyonlarını etkileyeceği kabul edilmiş olup Adli Tıp Kurumunun bu kabulüne göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 87/3. maddesindeki 1/2 oranındaki kırığın derecesine göre artırma ile bir paralellik kurmak gerekirse hafif derecedeki kırıklar için 1/6 oranında, orta derecedeki kırıklar için 2/6 oranında, ağır derecedeki kırıklar için de 3/6 oranında (sadeleştirme yapılmakla; 1/2 oranında) artırma yapılması suretiyle kemik kırığının yaşam fonksiyonlarına etkisi oranında artırma yapılmış olacağı ve buna bağlı olarak da TCK’nın 3. maddesine göre orantılılık ilkesine uygun artırım yapılmış olacağını kabul gerekir. Özel olayımızda sanığın eylemi sonucu katılan müştekide oluşan kemik kırığının yaşam fonksiyonlarını orta (2) derecede etkileyecek biçimde olmasına göre yukarıda açıklanan oranlar itibarıyla 1/3 oranında diğer bir ifadeyle 2/6 oranında artırma yapılmasında orantılılık ilkesine aykırı davranılmamış olacağı…”

gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hükümdeki gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.12.2016 tarihli ve 363703 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 1423-2099 sayı ile 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 21.03.2017 tarih ve 468-3052 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık … hakkında …’ya yönelik kasten yaralama, sanıklar …, … ve … hakkında katılan …’a yönelik kasten yaralama suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar itiraz edilmeksizin, sanık … hakkında, … ve …’a yönelik kasten yaralama, …’a yönelik hakaret suçlarından verilen beraat hükümleri ise temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık … hakkında katılan …’a yönelik kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında, katılanın hayat fonksiyonlarına orta (2) derecede etkili kemik kırıklarına neden olacak şekilde kasten yaralama suçundan, cezada yarı oranına kadar artırım öngören 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 87/3. maddesi gereğince uygulama yapılırken artırım oranının üçte bir olarak tespitinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünce katılan … hakkında düzenlenen 25.06.2010 raporda; frontal solunda ödem, sol omuz arka bölümde 3×2 cm boyutlarında sıyrık, sırtta, sol kürek kemiği üzerinde, sağ kürek kemiği hizasında 20×3 cm boyutlarında, göğüs omuru üzerinde ve sağ kürek kemiği alt bölümünde 10×2 cm boyutlarında 2 adet yüzeysel sıyrık, sol frontal sinüs ön duvarında kırık, frontal kemik solunda kırık saptanan katılandaki yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye soktuğu, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğu, katılanda tespit edilen frontal kemik kırığı ile frontal sinüs ön duvarı kırığının yaşam fonksiyonlarını etkileme derecesinin ayrı ayrı 2. derece, mevcut kırıkların müştereken yaşam fonksiyonlarını (3) orta derecede etkilediği bilgilerine yer verildiği,

Mahkemece kesin rapor talep edilmesi üzerine Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen 08.07.2011 tarihli raporda; frontal sinüs ön duvarında kırık ve yumuşak doku lezyonlarına neden olan yaralanmanın, kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, vücuttaki kemik kırıklarının ve çıkıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi hafif (1), orta (2, 3), ağır (4, 5, 6) olarak sınıflandırıldığında birden fazla olması nedeniyle skorlama yapılarak şahısta saptanan kırıkların müştereken hayat fonksiyonlarını orta (2) derecede etkileyecek nitelikte olduğunun belirtildiği,

Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünce sanık … hakkında düzenlenen 25.06.2010 tarihli raporda; saçlı deride, sol parietalde 4 cm uzunluğunda raddi yaranın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun ifade edildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan …; Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, OSTİM Mahallesinde …’ya ait iş yerinde işçi olarak çalıştığını, aynı iş yerinde çalışıp bir süre önce işten ayrılan sanığın babası …’ın yanında sanık … ve … olduğu hâlde olay günü iş yerine gelerek iş yeri sahibi … ile ofisinde tartışmaya başladıklarını, sanık ve yanındakilerin birlikte hareket ederek …’yı darbettiklerini, kendisinin araya girerek olayın büyümesini engellediğini, sanık ve yanındakilerin iş yerinden uzaklaştıklarını, …’nın da iş yerinden çıkıp evine gittiğini, işi ile meşgulken yaklaşık bir saat kadar sonra aynı sanık ve yanındakilerin … da kendilerine katılmış olarak iş yerine tekrar geldiklerini, …’yı sorduklarını, olmadığını söyleyince hepsinin birlikte kendisine saldırıp sopalarla kendisini darbettiklerini, daha sonra araya giren komşuların müdahalesi ile sanık ve beraberindekilerin ellerinden kurtulduğunu,

İnceleme dışı davanın katılanı …; olaydan 15 gün kadar önce iş yerinden ayrılan…’ın yanında oğulları sanık … ve Hakan olduğu hâlde iş yerine gelerek 200,00 TL alacaklı olduğunu ifade ettiğini ve paranın hemen ödenmesini istediğini, parayı ertesi gün muhasebeden almalarını bildirmesine rağmen sanık ve yanındakilerin hep birlikte kendisini darbettiklerini, araya giren katılan …’ı da dövdüklerini, daha sonra kendisinin iş yerinden ayrılarak evine gittiğini, yokluğunda aynı şahısların tekrar gelerek çalışanı olan katılan …’yı darbettiklerini, bu durumu sonradan öğrendiğini,

İnceleme dışı sanık…; ücret alacağını istemek için yanında oğlu … ve …’ın arkadaşı … olduğu hâlde olay günü …’ya ait iş yerine gittiğini, iş yeri çalışanı katılan …’ın kendisine saldırarak darpta bulunduğunu, iş yerinden ayrılarak eve geldiğinde diğer oğlu Hakan’ın bu durumu öğrenip üzüldüğünü, birlikte tekrar iş yerine gittiklerini, …’yı iş yerinde bulamadıklarını, karşılaştıkları …’ın demir boru ile kendilerine hücum etmesi üzerine karşılıklı kavgaya tutuştuklarını,

İnceleme dışı sanık …; sanığın kardeşi olduğunu, babası…’ın darbedilmesi olayı ile ilgili olarak olanı biteni anlamak için iş yerine gittiklerinde katılan …’ın kendilerine hücum ettiğini, aralarında kavga çıktığını, komşu esnafın araya girmesi ile olayın daha fazla büyümeden önlendiğini,

İnceleme dışı sanık …; sanıkla arkadaş olduklarını, olay günü sanık … ve babasını görünce kendilerine katılıp …’a ait iş yerinden sanığın babasının alacağını istemeye gittiklerini ancak burada… ve …’nın tartışıp kavgaya tutuştuklarını, bu kavga sırasında kendisinin de …’ya yumruk attığını, …’nın iş yerinde bulunan çalışanı katılan …’ın da olaya müdahil olduğunu ve karşılıklı kavga ettiklerini, iş yerinden ayrıldıktan sonra sanık ve akrabalarının ikinci kez aynı iş yerine gittiklerini ancak kendisinin ikinci olaya katılmadığını,

İfade etmişlerdir.

Sanık …; olay günü babası… ile birlikte …’ya ait iş yerine babasının alacağını istemeye gittiklerini, tesadüfen yolda karşılaştıkları arkadaşı …’nın da kendilerine katıldığını, birlikte …’dan babasının alacağını istemeleri üzerine tartışma çıktığını, katılan … ile …’nın kendilerini darbettiğini, kendisinin savurduğu bir demir çubuğun katılana isabet ettiğini, iş yerinden ayrılıp evlerine geldiklerinde durumu öğrenen ağabeyi … ve babası… birlikte tekrar …’a ait iş yerine gittiklerini ancak kendisini bulamadıklarını, katılan …’ın kendisine sopa ile vurduğunu, yere düştüğünü, baygınlık geçirmesi nedeniyle sonraki gelişmeleri hatırlamadığını,

Savunmuştur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Kasten yaralama” başlıklı 86. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,

b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Silâhla,

İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

Yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması hâli ise, Kanun’un “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiştir.

Anılan fıkranın 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile değiştirilmeden önceki hâli; “Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına neden olması hâlinde, kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, bir yıldan altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde iken, 5560 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile yapılan değişiklikle yeniden düzenlenmiştir;

Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.”

Suç ve karar tarihi itibarıyla da fıkranın 5560 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile değiştirilmiş şekli yürürlüktedir.

Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında tereddüt bulunmayıp, bu sonucu doğurmaya elverişli olan tüm hareketlerle, kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 86. maddesinin birinci fıkrasında kasten yaralamanın temel şekli düzenlenmiş olup, anılan fıkra uyarınca, kasten başkasını yaralayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Kasten yaralamanın, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde ise fail maddenin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılacaktır. Maddenin üçüncü fıkrasında ise beş bent hâlinde kasten yaralama suçunun daha çok cezayı gerektiren nitelikli hâllerine yer verilmiş olup, fıkradaki bu bentlerden biri veya birkaçının gerçekleşmesi hâlinde yaralanmanın niteliğine göre fail hakkında birinci veya ikinci fıkralar uyarınca hükmedilen ceza yarı oranında artırılacaktır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 87. maddesinde ise neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama fiilleri yaptırıma bağlanmış olup kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması hâlinde maddenin 3. fıkrası uyarınca uygulama yapılacaktır. Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca artırım oranı tespit edilirken öncelikle vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olan yaralanmadan dolayı kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarına etkisi tıbbi bir raporla belirlenmelidir. Örneğin burunda meydana gelen lineer kırık ile femur kemiğinde meydana gelen açık parçalı kırığın hayat fonksiyonlarına etkisinin aynı olamayacağının açık olmasına karşın, özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir konu olan bu hususun hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi de mümkün olmadığından, bu kırıkların hayat fonksiyonlarına etkisinin bilimsel verilere dayanan ve kemik kırıklarını hafif (1), orta (2-3) ve ağır (4-5-6) olarak sınıflandıran istikrar kazanmış adli tıp uygulamaları doğrultusunda düzenlenecek tıbbi bir raporla tespit edilmesi gerekmektedir. Yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması hâlinde TCK’nın 87. maddesinin 3. fıkrası uyarınca artırım oranı belirlenirken aldırılan tıbbi rapor doğrultusunda kırık veya çıkığın mağdurun hayat fonksiyonlarına etkisi dikkate alınarak artırım oranı tespit edilecek, ancak bu artırım oranı Kanun’daki düzenlemeye göre en fazla yarı oranında belirlenebilecektir.

Öte yandan;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” hükmü getirilmiş bu düzenleme ile işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın babası…’ın Ankara ili, Yenimahalle ilçesi, Ostim Mahallesinde çalıştığı iş yerinden olay tarihinden bir süre önce ayrıldığı, alacağı bulunduğunu belirttiği eski iş yeri sahibini görmek için olay günü yanına sanık … ile sanığın arkadaşı …’ı da alarak olay yerine gittiği, yaşanan tartışmanın kavgaya dönüşmesi ile sanığın babası … ile iş yeri sahibi … arasında kavga çıktığı, kavgadan sonra olay yerinden ayrılan sanık, sanığın babası … ve arkadaşı …’ın, yanlarına …’ı da alarak yeniden olay yerine geldikleri ancak …’yı bulamadıkları, bu sırada …’un işçisi katılan … ile aralarında kavga çıktığı, kavga sırasında sanık …’ın inceleme dışı sanıklardan babası…, kardeşi … ve arkadaşı olan … ile birlikte sopa ve su borusu ile vurarak katılan …’ı darbettikleri, katılanın frontal kemik kırığı ile frontal sinüs ön duvarı kırığı oluşacak şekilde yaralandığı, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen 08.07.2011 tarihli rapora göre, meydana gelen yaralanmanın, katılanın yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi hafif (1), orta (2, 3), ağır (4, 5, 6) olarak sınıflandırıldığında, birden fazla kırık olması nedeniyle skorlama yapılarak katılanda saptanan kırıkların müştereken hayat fonksiyonlarını orta (2) derecede etkileyecek nitelikte olduğunun belirtildiği anlaşılan olayda; kemik kırığı doğuran yaralanmalarda kırığın derecesine göre cezada yarı oranına kadar artırım öngören 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 87/3. maddesi gereğince uygulama yapılırken bilimsel verilere dayanan ve kemik kırıklarını hafif (1), orta (2-3) ve ağır (4-5-6) olarak sınıflandıran istikrar kazanmış adli tıp uygulamaları doğrultusunda Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen 08.07.2011 tarihli rapordaki katılanın vücudundaki frontal kemik kırığı ile frontal sinüs ön duvarı kırıklarının müştereken katılanın yaşam fonksiyonlarına orta (2) derecede etkili olduğu yönündeki tespitler gözetilerek kırığın yaşamsal fonksiyonlara etkisine göre makul bir oranda artırım yapılması gerekirken Yerel Mahkemece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 3. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesini de ihlal edecek şekilde artırım oranının 1/3 olarak fazla tespitinde isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1- Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.06.2016 tarihli ve 237-339 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın cezasında yarı oranına kadar artırım öngören 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 87/3. maddesi gereğince uygulama yapılırken kırığın yaşamsal fonksiyonlara etkisine göre makul bir oranda artırım yapılması gerekirken TCK’nın 3. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesini ihlal edecek şekilde 1/3 oranında artırım yapılmak suretiyle fazla ceza tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 13.12.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.