Mahkeme Heyetine Hakaret: Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama (TCK 301)’dan Ceza Verilir mi

Hizmetlerimiz

Mahkeme Heyetine Hakaret Eden Sanığa Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama (TCK 301) Suçundan Ceza Verilir mi - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Mahkeme Heyetine Hakaret

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Hakaret – Madde 125

(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.

Madde Gerekçesi

Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.

Bu düzenlemede 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nda benimsenen hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır.

Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır.

Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye “serseri”, “alçak”, “hayvan” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak “hırsız”, “rüşvetçi”, “sahtekâr”, “fahişe” gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye “kör”, “şaşı”, “topal”, “kambur”, “kel” vs. demekle; kişiye “psikopat”, “frengili” veya “aidsli” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.

Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnad edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye “faşist”, “komünist” veya “mürteci” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir.

Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur.

Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır.

Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır.

Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.

Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.

Soruşturma ve kovuşturma koşulu – Madde 131

(1) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır.

(2) Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.

Madde Gerekçesi

Madde ile hakaret suçlarında kovuşturmanın, mağdurun şikâyetine bağlı olduğu hükmü getirilmektedir. Ancak, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçunun soruşturması ve kovuşturması şikâyete tâbi kılınmamıştır.

Maddenin ikinci fıkrasına göre, mağdur şikâyetten önce vefat ederse, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyunun, eş ve kardeşlerinin şikâyette bulunabilecekleri açıklanmış, bunlar dışındakilere şikâyet hakkı tanınmamıştır. Ölmüş olan kişinin hatırasına hakaret edilmesi hâlinde de, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikâyette bulunulabilir.

Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama – Madde 301

(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

Madde Gerekçesi

Maddenin birinci fıkrasında, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak suçu tanımlanmış ve üç yıl olan cezanın üst sınırı, iki yıl olarak değiştirilmiştir.

Birinci fıkrada yer alan “Türklük” ibaresi, “Türk Milleti” olarak değiştirilmiştir. Millet, geçmişten beri bir arada yaşamış, şimdi de bir arada yaşama inancında, istek ve kararında olan; aynı vatana sahip; aralarında kültür, tarih ve ülkü birliği olan insanların oluşturduğu toplumdur. Bir toplumun millet olma özelliğini taşıyabilmesi için, üzerinde hayat sürdürebileceği vatanının bulunması; bireyleri arasında kültür ve tarih birliği ile aynı devlet çatısı altında yaşama arzusunu ifade eden ülkü birliğinin bulunması gerekir. Madde metninde kullanılan Türk Milleti ibaresinden anlaşılması gereken budur.

Keza, birinci fıkradaki “Cumhuriyeti” ibaresi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirilmiştir.

Aşağılamak, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan “tahkir ve tezyif” kavramı karşılığında kullanılmıştır. Hakaret, ancak gerçek kişilere karşı işlenebilen bir suç olduğu için, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda çeşitli suç tanımlarında kurum veya kuruluşlarla ilgili olarak “aşağılama” kavramına yer verilmiştir. Zayıf düşürmek anlamına gelen “tezyif” sözcüğüne suç tanımında ayrıca yer verilmemiştir.

Suçun konusunu oluşturan değerlerin toplum nezdindeki saygınlığını zedeleyici söz ve fiillerle işlenebilen aşağılamanın suç oluşturabilmesi için, alenen gerçekleşmesi gerekir. Bu bakımdan aleniyet, söz konusu suçun bir unsurunu oluşturmaktadır.

Suçun konusunu oluşturan değerlerden sadece birinin, Türk vatandaşlarınca yabancı bir ülkede aşağılanmasının cezada artırım sebebi sayılması, suç ve ceza siyaseti ile eşitlik ilkesi bakımından uygun bulunmadığından, mevcut maddenin üçüncü fıkrası değişiklik metnine alınmamıştır.

Maddenin üçüncü fıkrasında, söz konusu suçla bağlantılı olarak, eleştiri hakkının kullanıldığı durumlarda fiilin suç oluşturmayacağı hüküm altına alınarak, hakkın icrası hukuka uygunluk nedeninin özel bir şekline yer verilmiştir. Eleştiri hakkı, kişinin belli bir vakıa hakkındaki düşüncesini açıklama hürriyetinin kullanılmasından ibarettir.

Anayasamızda güvence altına alınan ifade özgürlüğünün doğal sonucu olarak, eleştiri hakkının kullanılması suretiyle açıklanan düşünceler suç oluşturmaz. Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere, ağır, sert veya incitici nitelikte de olsa, eleştiri hakkı kullanıldığında kişiye yaptırım uygulanamayacağı, çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez bir gereğidir.

Türkiye’nin de yargı yetkisini kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin pek çok kararında vurgulandığı üzere, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10 uncu maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birini oluşturur. Bu özgürlük, bireylerin şahsiyetini tekamül ettirmesinin ve dolayısıyla, demokratik toplumun gelişmesinin temel koşuludur. İfade özgürlüğü, 10 uncu maddenin ikinci fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen haber ve düşünceler bakımından değil, aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haber ve düşünceler bakımından da söz konusudur. İfade özgürlüğü bu kapsamıyla, demokratik toplumun olmazsa olmaz unsurları olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereğidir. Bunlar olmaksızın demokratik toplumdan söz edilemez.

Ancak, hiç kuşku yok ki, ifade özgürlüğü mutlak ve sınırsız değildir. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine taraf olan devletlerde kanun koyucu, düşünceyi açıklama özgürlüğünü, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve Sözleşmenin 10 uncu maddesinin ruhuna aykırı olmamak koşuluyla, sınırlandırabilir. Ancak bu suretle belirlenen sınırı aşan açıklamaları suç olarak tanımlanabilir.

Ayrıca belirtilmelidir ki, yüksek mahkeme içtihatlarında da açıkça ifade edildiği gibi, bir yazı veya konuşmanın suç unsuru teşkil edip etmediği, yazı veya konuşma bütünlüğü içerisinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, bir yazı veya konuşma içerisinde yer alan sadece belirli sözcük ve ifadelerden hareketle değerlendirme yapılmamalıdır. Değerlendirme, yazı ve konuşmanın bir bütün olarak göz önünde bulundurulması suretiyle yapılmalıdır.

Eleştiri bağlamında göz önünde bulundurulması gereken diğer bir husus ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Devletin yargı organları ile askeri veya emniyet teşkilatında görev yapan kamu görevlilerinin eleştirilmesini bu kurumların saygınlığını zedeleyici davranış olarak değerlendirilmemesi gerekir. Keza, bu kurumlarda görev yapan kişilere hakaret edilmesi halinde bu madde hükümlerinin değil, Türk Ceza Kanununun kamu görevlisine hakaret suçuna ilişkin hükümlerinin göz önünde bulundurulacağı aşikârdır.

Maddenin dördüncü fıkrasında; bu maddedeki suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlı kılınmıştır.

Mahkeme Heyetine Hakaret Eden Sanığa Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama (TCK 301) Suçundan Ceza Verilir mi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2016/1139 Karar No: 2019/463 Karar Tarihi: 28.05.2019

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 18. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Sulh Ceza Mahkemesi

İçtihat Metni

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanık …’nın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 125/1-3-a, 125/5 yollamasıyla 43/2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Erzurum (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 18.04.2013 tarihli ve 235-348 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 18. Ceza Dairesince 23.03.2016 tarih ve 17700-5760 sayı ile;

“Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 tarih ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.

Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Yargılamaya konu somut olayda; sanığın kardeşinin aldığı mahkumiyet kararından sonra söylediği ‘Terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor, Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti değil, Türkiye Cumhuriyeti çadır devleti, Türkiye Cumhuriyeti terör örgütü kadar adil değildir, Türkiye Cumhuriyeti çadır mahkemeleri kuruyor görüyorsunuz mahkemeleri iki tane insanın merhametine bırakan, delil, tanık, şahit dinlemeyen kendi kafasına göre yargı yapan bir devletten ibaret’ şeklindeki ifadeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın katılana yönelttiği sözlerin, müştekilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ağır eleştiri niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı”

gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.05.2016 tarih ve 297626 sayı ile;

“İtiraza konu uyuşmazlık sanık …’nın Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2012/201 Esas sayılı dosyasında yargılanan ağabeyleri…’nın 15.01.2013 tarihli oturumda cezalandırılması üzerine Erzurum Adliyesi önüne çıkarak, mahkeme heyetini oluşturan başkan ve üye hakimlerin görevlerinden dolayı, onur ve saygınlıklarını rencide edecek şekilde sövmek ve somut bir olgu isnat etmek suretiyle sarf ettiği sözlerin Türk Ceza Kanunu’nun 125/1-3/a maddesinde yazılı görevliye hakaret suçunu ya da TCK 301/1. maddesinde yazılı suçu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Hakaret başlıklı 125. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.”

Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli halleri düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.’ şeklinde açıklama yapılmıştır. Buna göre, suçun konusu kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, somut bir fiil veya olgu isnat etme ya da sövme suretiyle kişilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırma eylemi hakaret suçunu oluşturacaktır.

Ceza Genel Kurulu’nun 31.10.2012 tarih ve 850-1828, 26.06.2012 tarih ve 419-247, 27.10.2009 tarih ve 196-248, 14.10.2008 tarih ve 170-220 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nda, 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’ndaki hakaret ve sövme suçu ayrımı kaldırılmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olduğundan bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.

Hakaret suçunda temel cezanın artırılmasını gerektiren nitelikle hâller 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 125. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında düzenlenmiştir. Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı işlenmesi halinde verilecek cezanın artırılması için, eylemin kamu görevlisine karşı ve görevlerinden dolayı işlenmiş olması gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinde tanımlandığı şekilde, kamu görevlisi deyiminden, ‘Kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla yada herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi’ anlaşılacaktır. Buradaki temel ölçüt işin kamusal faaliyet olmasıdır.

Bu suçun huzurda ya da gıyapta işlenmesinin bir önemi bulunmamaktadır; ancak gıyapta hakaret suçunun oluşması için ihtilat öğesinin gerçekleşmesi gerekmektedir.

Görevli memura hakaret suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisi olan kişiye hakaret suçunun kanun ve diğer mevzuattan kaynaklanan görevinden dolayı işlenmesi ve hakaret teşkil eden eylem ile kamu görevlisinin görev arasında bir nedensellik bağı bulunmalıdır.

Bunun dışında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama”  başlıklı 301. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.”

Maddenin birinci fıkrasında, Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılamak, suç olarak tanımlanmıştır.

Maddede geçen Türklük deyiminden maksat, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar Türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık anlaşılır. Bu varlık Türk Milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar. Cumhuriyet deyiminden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti anlaşılmalıdır.

Suçun maddî unsuru aşağılamaktır. Bu aşağılamanın alenen gerçekleşmesi gerekir. Aşağılamak, suçun konusunu oluşturan değerlere duyulan saygınlığı azaltmaya yönelik davranışlardan ibarettir.

Maddenin ikinci fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.

Bu hüküm karşısında, örneğin iktidarın tahkir ve tezyifi hâlinde fiilin hükûmete yönelik bulunduğu hususunda duraksanmayacak işaret ve alâmetler varsa, fiilin hükûmete yönelik olduğu kabul edilecektir.

Üçüncü fıkrada bu suçun konusu, işlendiği yer ve faili bakımından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli hâli kabul edilmiştir. Buna göre, Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, ceza artırılacaktır.

Dördüncü fıkrada ise, “bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır” şeklinde açıklamalara yer verilmektedir.

Bu madde ile korunan değerler öncelikle egemenliğin, kaynağı ve sahibi olan Türk milleti ve bizzat egemenliğin sahibi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükmi şahsiyetine, Yargı organlarına yönelik her türlü aşağılama ve küçük düşürücü nitelikteki eylemler müeyyide altına alınmıştır.

Bunun dışında devletin askeri ve emniyet makamlarını aşağılayan saygınlığını ve prestijini küçük düşüren söz ve eylemler müeyyide altına alınırken, söz konusu makamların şeref ve haysiyetlerinin korunması amaçlanmaktadır.

Yargı organları kavramı ise, bu organlarda görev yapan hâkim ve Cumhuriyet savcılarından bağımsız olarak yargı teşkilatını bir bütün olarak hukuksal kavram şeklinde değerlendirilerek koruma altına alınmaktadır. Yargı organları kavramının Türkiye’de görev yapan ilk, üst ve yüksek yargı organlarını kapsar nitelikte olduğu, kabul edilmektedir.

Bilindiği üzere, Anayasamızda güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, doğal bir parçası olan eleştiri hakkının yerine getirilmesi, ağır sert ve inciticide olsa kişiye yaptırım uygulanamayacağı çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez bir sonucudur. Ancak bu eleştiri hakkının bütün her halde suç oluşturmayacağı ve eylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında kalacağının kabulüne de olanak bulunmamaktadır.

Hiç kuşku yok ki ifade özgürlüğü mutlak ve sınırsız değildir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olan devletlerde, kanun koyucu, düşünceyi açıklama özgürlüğünü demokratik toplum düzeninin gereklerine ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ruhuna aykırı olmamak koşuluyla sınırlandırabilir. Ayrıca Yüksek Mahkeme içtihatlarında açıkça ifade edildiği gibi bir yazı ve konuşmanın suç unsuru teşkil edip etmediğinin yazının ve sözlerin bir bütün içerisinde ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir

Failin eylemi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, Devletin yargı organları ile askeri ve emniyet makamlarında görev yapan kamu görevlilerinin eleştirilmesine yönelik açıklamaların, kurumların saygınlığını zedeleyici küçük düşürücü nitelikte olmaması gerekmektedir.

Yapılan açıklamalar çerçevesinde,

Sanıklar Harun ve …’nın kardeş oldukları, diğer kardeşleri… hakkında Erzurum 1 Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/201 esas sayılı dosyasında çocuğa karşı nitelikli cinsel saldırı suçu nedeniyle yargılama yapıldığı, 15/01/2013 tarihli oturumda sanıkların kardeşi olan… nın nitelikli cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden cinsel amaçlı olarak yoksun bırakma suçlarından dolayı toplamda 54 Yıl 30 Ay Hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu kararla birlikte tutukluluk durumunun sürdürüldüğü, duruşma çıkışında sanıkların bir yakınının baygınlık geçirmesi üzerine 112 acil servisinden ambulans istendiği, baygınlık geçiren kişinin ambulansa bindirildiği sırada sanıkların adliye önüne çıkarak gazeteciler ve vatandaşlar olduğu halde bağırmaya başladıkları, dosyadaki görüntü kayıtlarının çözümüne dair bilirkişi raporuna göre sanık … un ‘Terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti değil, çadır devleti, terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor’ diye bağırdığı, yine ‘Ha bu devletin kimliğini taşıyan şerefsizdir la’ diye bağırdığı, cebinden çıkardığı nüfus cüzdanını yaktığı ve elindeki yanmakta olan kimliği havaya kaldırarak çevrede toplanan kalabalığa göstererek yüzünü adliyeye dönüp yüksek sesle ‘Arkadaşlar Türkiye Cumhuriyeti terör örgütü kadar adil değildir, Türkiye Cumhuriyeti çadır mahkemeleri kuruyor görüyorsunuz, mahkemeleri iki tane insanın merhametine bırakarak değil tanık şahit dinlemeyen kendi kafasına göre yargı yapan bir mahkeme devletten ibarettir’ diyerek yanan nüfus cüzdanını yere fırlattığı,

… nın ise ‘Bir terörist 20 yıl 20 tane şehit verir bir yıl cezaevine girmiyor, hakim yargısız infaz yapıyor’ diye bağırdığı, daha sonra adliyeyi parmağı ile işaret ederek yine adliye önündeki kalabalığa hitaben ‘Yargısız infaz yapıyor koyduğumun piçleri, yargısız infaz, devletinizin a… koyayım, adaletinizin a.. koyayım yargısız infaz yapıyorsunuz’ diye bağırdığı, yine … nın bir kaç adam daha adliye binasına yaklaşarak ‘Bacını s…cem 15 ay terörist olacam PKK olacam devletinizin a…koyacam , o hâkimi de vuracam, bütün polisler duysun’ diye bağırdıktan sonra ambulansın yanına geldiği, tekrar adliyeye doğru parmağını sallayarak ‘PKK olacam, o hâkimin ki a…koyacam, o hâkimi vuracam hepiniz duyun’ diye bağırdığı, yine devamında ‘Ben Erzurum’luyum bu ülkede otururum, Murat isimli 1. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimini verdiği ceza kadar delmezsem benim namusum ellerin olsun, o hâkimin ki a…koyacağım’ diye bağırdığı, yine aracına bindikten sonra da gazetecilere dönerek ‘Burayı değil git 1. Ağır Ceza Mahkemesine o o…pu çocuğu hâkimi çek, o o..pu çocuğu hâkimi çek’ diye bağırdığı ve her iki sanığın araçlarına binerek adliye önünden uzaklaştıkları, dosya kapsamından anlaşılmakla,

İtiraza konu edilen sanık …’nın Mahkeme Heyetine yönelik ‘Terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti değil, çadır devleti, terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor’ diye bağırdığı, yine ‘Ha bu devletin kimliğini taşıyan şerefsizdir la’ diye bağırdığı, cebinden çıkardığı nüfus cüzdanını yaktığı ve elindeki yanmakta olan kimliği havaya kaldırarak çevrede toplanan kalabalığa göstererek yüzünü adliyeye dönüp yüksek sesle ‘Arkadaşlar Türkiye Cumhuriyeti terör örgütü kadar adil değildir, Türkiye Cumhuriyeti çadır mahkemeleri kuruyor görüyorsunuz, mahkemeleri iki tane insanın merhametine bırakarak değil tanık şahit dinlemeyen kendi kafasına göre yargı yapan bir mahkeme devletten ibarettir’ diyerek yanan nüfus cüzdanını yere fırlatmak şeklinde gerçekleşen eyleminde,

Sanık …’un Mahkeme Heyetine ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve yargı organlarına yönelik tahkir edici, aşağılayıcı ve küçük dürücü nitelikte söz ve eylemlerde bulunduğu ve sözler ve eylemlerin bir bütün olarak hem Mahkeme Heyetine yönelik hem de Türkiye Cumhuriyeti Devletine yönelik olduğu, sanıkların adliye önüne çıkarak gazeteciler ve vatandaşlar olduğu halde bağırmaya başladıkları, Mahkeme Heyetinin vermiş olduğu kararı eleştirtirken, eleştiri sınırını aşarak görevli hâkimleri aşağıladıkları ve tahkir edici nitelikte beyanlarda bulundukları ve açıklamaların ve eylemlerin küçük düşürücü değer yargısı taşıdığı, bu nedenle, TCK’nın 125/1-3/a maddesinde yazılı görevli memura hakaret suçunu oluşturduğu,

Bunun yanı sıra, sanık …’un ‘Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti değil, çadır devleti, terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor’ diyerek terör örgütü propagandasıyla Türkiye Cumhuriyet Devletini aşağıladığı, nufüs cüzdanını yaktığı, çevrede bulunanlara bağırarak Türkiye Cumhuriyetini ve yargı organlarını tahkir edici konuşmalar yaptığı ve sarf ettiği sözlerin, ifade özgürlüğü kapsamında bulunmadığı ve sanığın, eleştiri sınırı aşarak TCK’nın 301/1. maddesinde yazılı Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını aşağılama suçunu işlediği ve sanığın eylemlerinin TCK’nın 44. maddesinde yazılı fikri içtima hükümleri kapsamında en ağır olan TCK’nın 125/1-3/a maddesinde yazılı görevli memura hakaret suçunu oluşturduğu”

görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 01.06.2016 tarih ve 12289-11961 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İnceleme dışı sanık … hakkında hakaret ve tehdit suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında hakaret suçundan verilen mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Polis memurları Öner Kızılırmak, …, … ve … Mülayim tarafından 15.01.2013 tarihinde düzenlenen tutanağa göre; aynı tarihte saat 12.20 sıralarında Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen cinsel istismar konulu davanın duruşmasının sona ermesi üzerine adliye çıkışında inceleme dışı sanık … ve …’nın nüfus cüzdanlarını yaktıklarının tespit edildiği, ayrıca inceleme dışı sanık …’in hakaret ve tehdit içeren söylemlerde bulunduğu,

Polis memurları İsmail Orhan ve Ergün Sarıtepe tarafından 16.01.2013 tarihinde düzenlenen CD izleme tutanağı ile Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca olayla ilgili olarak alınan 21.01.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre; Erzurum Adalet Sarayı önünde meydana gelen tehdit ve hakaret olayı ile ilgili olarak Kardelen TV isimli televizyon kanalından alınan bir adet CD içerisinde bulunan video kayıtlarında sanık …’un kucağında 1-2 yaşlarında ve elinden tuttuğu 2-3 yaşlarındaki çocuklar ile adliyenin girişinden ön taraftaki yola doğru yürürken yüksek sesle “Terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti değil, çadır devleti, terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor!” şeklinde bağırdığı, siyah elbiseli sarışın bir kadının adliye önünde beklemekte olan ambulansa bindirildiği esnada sanık …’un çocukları ile beklediği, ambulans ayrıldıktan sonra kırmızı renkli “Şahin” marka bir aracın geldiği, sanık …’un yanındaki çocukları araca binen bir kadına verdikten sonra “Ha bu devletin kimliğini taşıyan şerefsizdir la!” diyerek cebinden çıkardığı nüfus cüzdanını inceleme dışı sanık …’den aldığı çakmakla yaktığı, elinde yanmakta olan kimliği havaya kaldırıp etrafında toplanan kalabalığa göstererek ve yüzünü Erzurum Adliyesine dönerek yüksek sesle “Arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti terör örgütü kadar adil değildir, Türkiye Cumhuriyeti çadır mahkemeleri kuruyor görüyorsunuz, mahkemeleri iki tane insanın merhametine bırakarak değil tanık, şahit dinlemeyen kendi kafasına göre yargı yapan bir mahkeme devletten ibarettir!” dediği ve yanmakta olan nüfus cüzdanınını yere fırlattığı,

İnceleme dışı sanık …’nın ise ambulansla taşınmakta olan kadının sedyesinden tutarken sağ elinin işaret parmağını kameraya sallayarak “Bir terörist yirmi yıl, yirmi tane şehit verir, bir yıl cezaevine girmiş bir yıl!” diye bağırdığı, sedyeyi bıraktıktan sonra geri gelerek tekrar parmağını kameraya salladığı ve “Yirmi tane terörist bir tane, yirmi tane şehit bir tane terörist, yirmi şehit vurulur bir tane terörist bir yıl ceza almıyor, yargısız infaz yapıyor koyduğumun piçleri, devletinizin a… koyayım, adaletinizin a… koyayım, yargısız infaz yapıyorsunuz!” dediği, ambulansın arkasından tekrar adliye binasına yaklaşarak “Yargısız infaz yapıyorlar, bacınızı sinkaf edeceğim, 15 ay terörist olacağım, PKK olacağım, 15 ay askerlik yaptım, PKK olacağım, yargısız infaz yapıyorlar, Devletinizin a… koyacağım, benim adım …, bütün polisler duysun, PKK olacağım, o hâkimi de vuracağım, bütün polisler duysun!” diye bağırdığı, ambulans hareket etmek üzereyken “PKK olacağım hepiniz duyun bak, PKK olacağım, o hâkimin ki a… koyacağım, o hakimi ki vuracağım, hepiniz duyun bak!” diyerek arka cebinden aldığı para cüzdanının içerisinden nüfus cüzdanını çıkarıp havaya kaldırarak “Türkiye Cumhuriyeti’nin, bak Türkiye Cumhuriyeti’nin!” dedikten sonra çakmak ile kimliği yakmaya çalıştığı, kimlik tutuştuktan sonra “Aha sizin Devletiniz, bir çakmağa bakıyor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir tane çakmağa bakıyor!” dediği, yanmakta olan kimliği yere atarak “Yargısız infaz yapılıyor, söylüyorum bak benim adım …, Erzurum Ilıca’da oturan Murat ismindeki 1. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimini, verdiği ceza kadar delmezsem benim namusum ellerin olsun!” ve kırmızı renkli Şahin marka aracın arkasına otururken de “O hâkimin ki a… koyacam!” diye bağırdığı,

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosunca düzenlenen 24.10.2013 tarihli fezleke ile; 15.01.2013 tarihinde meydana gelen olayla ilgili olarak sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 301. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Devletin Yargı Organlarını alenen aşağıladığı iddiasıyla Adalet Bakanlığından soruşturma izni talep edildiği,

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 22.02.2013 tarihli ve 853 sayılı yazısına göre; sanığın bahse konu sözlerinin doğrudan doğruya ve tümüyle ağabeyinin cezalandırılmasına karar veren Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi Heyetine hitaben olduğu, sözlerin genellik arz etmemesi ve muhataplarına yönelik olması sebebiyle eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 301. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, ancak sanık hakkında kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret suçundan genel hükümlere göre işlem yapılabileceği düşüncesiyle soruşturma izni verilmesine yer olmadığı görüşüne Adalet Bakanınca 25.02.2013 tarihinde “Olur” verildiği,

Anlaşılmıştır.

Katılan …; sanıktan şikayetçi olduğunu ve davaya katılma talebinin bulunduğu,

Müştekiler … ve …; sanıktan şikayetçi olduklarını, ancak davaya katılma taleplerinin olmadığı,

Yönünde yazılı beyanda bulunmuşlardır.

Tanıklar … Mülayim, … ve … aşamalarda; Erzurum İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptıklarını, olay günü de Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki bir dava nedeniyle adliyede görevli olduklarını, dosyanın sanıklarından birinin 56 yıl ceza aldığını, bu kişinin kız kardeşi mahkeme önünde baygınlık geçirince çağrılan bir ambulansa bindirilmek için aşağıya indirildiğini, ceza alan kişinin kardeşleri olan sanık ve inceleme dışı sanığın adliye önünde basın mensupları önünde nüfus cüzdanlarını çıkararak yaktıklarını, inceleme dışı sanık …’in “Terörist olup dağa çıkacağım, Türkiye Cumhuriyetine vatan hizmetini boşa yapmışım, hâkimin a… koyayım, kararı veren hâkim görecek, yargısız infaz yapılıyor” dediğini, bu kişinin kimliğini yaktığı sırada “Görsünler artık ben TC vatandaşı değilim” diye bağırıp kimliğini de yakıp yere attığını, Harun’un ise “Devletin a… koyayım, hâkim verdiğin yıl kadar seni delmezsem” şeklinde bağırdığını, daha sonra özel bir araçla ayrıldıklarını,

İnceleme dışı sanık … aşamalarda; olay günü ağabeyi…’nın duruşması olduğunu, duruşmada hâkimin 20 küsur yıl ceza verdiğini duyması üzerine sinirden ve üzüntüden kendisini kaybettiğini, duruşma çıkışı annesi ile ablasının rahatsızlandığını ve 112 acil servisin geldiğini, olay nedeniyle bağırdığını hatırladığını, ancak ne söylediğini ve yaptığını hatırlamadığını, pişman olduğunu,

Beyan etmişlerdir.

Sanık … aşamalarda; Devlete olan inancından dolayı mağdur olduğunu düşündüğünü, yaptığının kötü bir şey olduğunun farkına vardığını, hakkını hukuki zeminde araması gerektiğini, ancak ağabeyinin yargılanmasını kendilerini toplumdan dışlayıcı bir olay olarak gördüğü için o anki gerginlikle olayın cereyan ettiğini, mahkemeden daha adaletli bir yargılama beklediklerini, öfke patlaması yaşadığını, kendisi tarafından yapılmış hakaret ve tehdit içerikli doğrudan bir beyanın olmadığını, kimseyi doğrudan hedef almadığını savunmuştur.

Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin “Olmazsa olmaz şartı” olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.

Bu bağlamda;

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne … vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.”

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeye göre;

“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.”

Anayasamızın Düşünce ve kanaat hürriyeti başlıklı 25 maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”

AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde Anayasamızın 26. maddesinde düzenlenen hükme göre;

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ‘haber’ ve ‘düşünceler’ için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her ‘formalite’, ‘koşul’, ‘yasak’ ve ‘ceza’, izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır.” şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi Sözleşme’nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.

Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.

Ne var ki iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.

Bu bağlamda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Hakaret başlıklı 125. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.”

Bu düzenleme ile 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.430).

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.

Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.

Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.

AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek “Yeterli bir altyapı”nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.

Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.

Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama başlıklı 301. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

(4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.”

Bu düzenlemeyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasal ve hukuki varlığı ile aynı doğrultudaki çıkarları korunmaya çalışılmaktadır. Hükümde, Devletin varlığını oluşturan ve ayrılmaz unsurları arasında bulunan müesseselerin ayrı ayrı sayılması ve bunlara yönelen aşağılayıcı hareketlerin yaptırım altına alınmasıyla güdülen amaç temelde Devletin tüzel kişiliğinin, saygınlığının ve hukuki yararının korunmasıdır.

Eleştiri ya da siyasi tenkit amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suçun hukuka aykırılık unsuru kapsamında kalmaz. Maddede sayılan kurumların aşağılanması, “Eleştiri niteliğini aşan”, “Fikir niteliği bulunmayan”, “Küçültücü”, “Tecavüz niteliğinde”, “Aşağılaştırıcı” bir ifade gerektirmektedir. Bu durumlarda artık “Düşünce açıklaması” söz konusu olamayacağı için hak da söz konusu olmaz (M. Emin Artuk- Ahmet Gökcen, Ceza Hukuk Özel Hükümler, 2017, 16. Baskı, s. 963).

Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçunun oluşabilmesi için aleniyet şartı aranmakta, kovuşturulması da son fıkra uyarınca Adalet Bakanının iznine tabidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık …’nın ağabeyi olan…’nın Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/201 esas sayılı dosyasında çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçları nedeniyle yargılanarak 15.01.2013 tarihinde hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verildiği, duruşma çıkışında sanığın bir yakınının fenalaşarak baygınlık geçirmesi üzerine gelen ambulansa bindirildiği sırada sanığın adliye önüde polisler, gazeteciler ve vatandaşlar olduğu hâlde; “Terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti değil, çadır devleti, terör örgütlerinde daha adil yargılama yapılıyor!” şeklinde bağırdığı, ardından “Ha bu devletin kimliğini taşıyan şerefsizdir la!” diyerek cebinden çıkardığı nüfus cüzdanını inceleme dışı sanık …’den aldığı çakmakla yaktığı ve yanmakta olan kimliği havaya kaldırıp etrafında toplanan kalabalığa göstererek yüksek sesle “Arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti terör örgütü kadar adil değildir, Türkiye Cumhuriyeti çadır mahkemeleri kuruyor görüyorsunuz, mahkemeleri iki tane insanın merhametine bırakarak değil tanık şahit dinlemeyen kendi kafasına göre yargı yapan bir mahkeme devletten ibarettir!” dediği ve yanmakta olan nüfus cüzdanını yere fırlattığı, ardından inceleme dışı sanık … ve ailesi ile birlikte araçlarına binerek olay yerinden uzaklaştıkları, sanık hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 301. maddesi gereği soruşturma izni talep edilmesine karşın hakaret suçundan genel hükümlere göre işlem yapılabileceği kanaatiyle Adalet Bakanınca soruşturma izni verilmediği olayda,

Sanığın, kardeşi olan…’nın yargılanması sonucu hak etmediğine inandığı yüksek miktarda ceza alarak tutukluluk hâlinin sürdürülmesi ve yine bir yakınının da duruşma sonrası fenalaşarak hastaneye kaldırılması nedeniyle o an duyduğu şiddetli elem ve ızdırap sonucu açığa vurduğu ve şahsında mahkeme heyetine karşı oluşan ve yukarıda anlatıldığı şekilde subjektif olgusal temellere sahip olduğu anlaşılan kişisel değer yargılarını ifade etmeye yönelik bu sözler bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, katılan ve şikâyetçilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp muhatapların aldığı karara yönelik ağır eleştiri niteliğinde olması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. Her ne kadar polis memuru olan tanıklar …, … ve…, sanık …’un “Devletin a… koyayım, hâkim verdiğin yıl kadar seni delmezsem…” şeklinde sözler söylediğini aktarmış iseler de olayın sesli görüntülerine ilişkin CD inceleme tutanağı ile bilirkişi raporundan görüldüğü üzere sanığın bu yönde bir beyanının bulunmadığı, anılan ifadeleri inceleme dışı sanık …’in kullandığı anlaşılmıştır.

Dosya kapsamında sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 301. maddesi uyarınca soruşturma izni talep edilmesine karşın mercisince izin verilmediğinden, anılan suça ilişkin kovuşturma şartı gerçekleşmemiş olup sanığın bu suçtan yargılanmasına imkân bulunmamaktadır.

Bu itibarla; haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.05.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.