Yol Çalışmaları Sırasında İşlenen Mala Zarar Verme Suçunda Hata Hükümlerinin Uygulanması

Hizmetlerimiz

Yol Genişletme Çalışmaları Sırasında İşlenen Mala Zarar Verme Suçunda Hata Hükümlerinin Uygulanması - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Av. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Mala Zarar Verme Suçunda Hata Hükümlerinin Uygulanması

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Hata – Madde 30

(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.

(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz.

Madde Gerekçesi

Madde metninde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiştir.

Birinci fıkrada suçun maddî unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.

Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır.

Kastın varlığına engel olan hata, suçun sadece temel şekline ilişkin unsurlar hakkında değil, aynı zamanda failin daha ağır veya hafif ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurları bakımından da ortaya çıkabilir. İkinci fıkra ile kişinin, suçun nitelikli unsurlarına ilişkin hatasından yaralanması öngörülmüştür.

Hükûmet Tasarısının 23. maddesinin birinci fıkrasında 765 sayılı Türk Ceza kanunun 52. maddesinde düzenlemeye paralel olarak şahısta hata ve hedefte sapma hâli düzenlenmiştir.

“Şahısta hata” aslında bir ve ikinci fıkra hükümleri bağlamında düşünülmesi gereken bir durum olduğu için, bu hususa ilişkin ayrı bir hükme yer verilmesi gereksiz görülmüştür.

Keza, hedefte sapma hâli ile ilgili olarak bu madde kapsamında düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Çünkü hedefte sapma hâlinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim, uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınmaktadır.

Hükûmet Tasarısının 23. maddesinin 3. fıkra veya bendinde düzenlenen “hukuka uygunluk nedenlerinde hata” ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki “hukuka uygunluk nedenleri” yerine, “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” ibaresi konulmuştur. Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.

Mala zarar verme – Madde 151

(1) Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hale getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Madde Gerekçesi

Madde metninde mala zarar verme suçu tanımlanmıştır. Suçun konusu, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz maldır.

Suç, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yokedilmesi, bozulması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Bu seçimlik hareketlerden kirletme, örneğin başkasına ait binanın duvarına yazı yazmak, afiş veya ilan yapıştırmak, resim yapmak suretiyle gerçekleştirilebilir.

Söz konusu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun şikâyetine tâbi kılınmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu       

Esas No: 2014/259 Karar No: 2017/449 Karar Tarihi: 31.10.2017

Kararı veren Yargıtay Dairesi: 15. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

Özet: İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün yaptığı yol genişletme çalışmaları kapsamında kepçe operatörü olarak görev yapan sanığın, çalışma sırasında kullandığı iş makinasıyla katılanın tarlasının yola yakın tarafında bulunan ağaçları söktüğü anlaşılan olayda; çalışma sınırlarına dahil edilen arazi sahiplerinin müdahaleye rızalarının olup olmadığını ayrıca araştırma ve sorgulama yükümlülüğü bulunmayan sanığın bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları da nazara alındığında; katılanın arazisinde çalışma yapılması konusunda rızası bulunduğuna dair 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30/3. maddesi anlamında kaçınılmaz bir hataya düşen ve bu hatası nedeniyle atılı mala zarar verme suçunu işleme kastı ortadan kalkan sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

İçtihat Metni

Mala zarar verme suçundan sanık …’nın beraatine ilişkin Kula Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.04.2011 gün ve 238-140 sayılı hükmün, katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 23.01.2014 gün ve 20961-972 sayı ile;

“…Sanığın savunmasında, yol kenarındaki bir adet çam ağacını ve pıynar türü çalı çırpıları söktüğünü belirtmesi, ziraat ve fen bilirkişilerinin raporlarına ve 17.08.2010 tarihli kolluk tutanağına göre katılanın arazisinin yola sınır olan kısmından 1980 metrekarelik alana tecavüz edilerek çeşitli sayı ve türdeki ağaçların söküldüğünün tespit edilmesi karşısında; sanığın mala zarar verme suçundan mahkûmiyeti yerine, kastının bulunmadığından bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması”

isabetsizliğinden bozulmasına oyçokluğuyla karar verilmiş,

Karşıoy Gerekçesi

Daire Üyesi M. Kaya;

“Katılan … 11.08.2010 tarihli dilekçesinde, yol yapımı sırasında kesilen ağaçları dozer operatörünün toprağa gömdüğünü; 03.08.2010 tarihinde Cumhuriyet savcılığındaki ifadesinde, arazisinde kamulaştırma yapılmadan 15 metre eninde ve 1.000 metre uzunluğunda yol açıldığını, tarlada bulunan armut, badem ve çam ağaçlarının zarar gördüğünü beyan etmiştir.

Suç tarihinde sanık …’nın, Manisa İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün Kula ilçesi Hamidiye Köyü Kızıltepe mevkiinde yaptığı yol genişletme çalışmaları kapsamında görev yaptığı anlaşılmaktadır.

Dosyadaki evraklardan, yol yapımı için Hamidiye ve Şeremetler Köyü İhtiyar Heyetlerinin İl Özel İdaresine yol yapım taahhütnamesi verdikleri ve yolun geçeceği bölgede arazisi bulunan 17 kişinin hibe tutanağı imzaladıkları anlaşılmaktadır.

Dosyadaki beyanlardan ve Manisa İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün 26.08.2010 tarih ve 5133-16876 sayılı yazılarından, yol etüt işini … ile …’ın yaptıkları, sanık …’nın aldığı talimatla yolu açtığı, katılanın şikâyetçi olması üzerine yol yapımı için hibede bulunmadığının anlaşıldığı ve yolun eski haline getirilmesine çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Sanık kovuşturma aşamasındaki 24.02.2011 tarihli savunmasında; yol şube şefi …’ın işaret yaptığı yerlerden geçerek kendisine verilen görevi yerine getirdiğini beyan etmiştir.

Her ne kadar mahkemenin sanığın eylemi taksirle gerçekleştirdiği şeklindeki kabul gerekçesinde isabet yoksa da, işin teknik tarafı ile ilgisi bulunmayan sanığın, katılanın arazisindeki yol genişletme çalışması için hibede bulunup bulunmadığını bilememesi, kendisine verilen talimatı yerine getirmiş olduğunu savunmuş olması ve savunmanın aksine delil bulunmaması karşısında, atılı nitelikli mala zarar verme suçunun kast unsurunun bulunmadığının kabulü gerekir. Bu nedenle mahkemenin sanık … hakkındaki beraat kararının değişik gerekçe ile onanması gerektiği”

görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.03.2014 gün ve 224343 sayı ile;

“…İşe başlanmasından önceki işlemlerden, taahhütlerden, yürütülen işlemle ve alınan kararlardan bir bilgisi ve işin teknik yönüyle bir ilgisi bulunmayan sanığın, katılanın arazisindeki yol genişletme çalışması için hibede bulunup bulunmadığını bilmesinin mümkün olmaması ve bu hususu araştırma ve sorgulama görev ve sorumluluğunun bulunmaması, kendisine verilen talimatı yerine getirmiş olması, amacı verilen talimat doğrultusunda yolu genişletmek olan sanığın katılanın malına zarar verme kastıyla hareket ettiğine dair delil bulunmaması karşısında, atılı nitelikli mala zarar verme suçunun kast unsurunun bulunmadığı gözetilerek sanığın beraatine ilişkin kararın değişik gerekçe ile onanması gerektiği”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 16.04.2014 gün ve 6905-7374 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın atılı nitelikli mala zarar verme suçu bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesinde düzenlenen hata hükmünden yararlanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Ceza Genel Kurulundaki müzakere sırasında, sanığa atılı nitelikli mala zarar verme suçunun sübutu bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulduğunun ileri sürülmesi üzerine, bu husus, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınmış ve öncelikle değerlendirilmiştir.

I- Sanığa atılı nitelikli mala zarar verme suçunun sübutu bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde:

İncelenen dosya kapsamından;

Manisa İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün, Kula ilçesi Hamidiye köyü Kızıltepe mevkiinde yaptığı yol genişletme çalışmaları kapsamında kepçe operatörü olarak görev yapan sanığın, yol genişletme çalışması sırasında kullandığı iş makinasıyla katılanın tarlasının yola yakın tarafında bulunan çeşitli nitelikteki ağaçları söktüğü,

17.08.2010 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit tutanağında; katılana ait tarlanın yanından geçen eski yolda temizleme ve genişletme çalışmalarının yapıldığı, katılanın tarlasının yola yakın tarafında bulunan çam, meşe, palamut, pıynar, armut, ahlat, erik ve badem ağaçlarının dozerle kökünden söküldüğü tespitlerinin yapıldığı,

Manisa İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün 31.08.2010 tarihli yazısında; Kula ilçesi Şeremet köyü hudutları içerisinde bulunan Karakoca Mahallesi ile Hamidiye köyü arasındaki yol yapım çalışmalarına başlanmadan önce gerekli izin ve muvafakatların alındığı, yol güzergâhına tekâmül eden bütün arsa sahiplerinin yol yapımı için hibede bulunduklarına dair imzalarının alındığı, ancak arsa sahibi olan katılanın hibede bulunmadığının yol yapım çalışmalarına başlandıktan sonra anlaşıldığı, bu nedenle yol güzergahının tekrar daraltılarak katılanın tarlasının eski haline getirildiği bilgilerine yer verildiği,

Manisa İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünce dosyaya sunulan evraklardan; söz konusu yol yapımı için Hamidiye ve Şeremetler köyü ihtiyar heyetlerinin İl Özel İdaresine yol yapım taahhütnamesi verdiği, yolun geçeceği bölgede arazisi bulunan on yedi kişinin hibe tutanağı imzaladığı, yol etüt işinin … ve … tarafından yapıldığı, katılanın yol yapımı için hibede bulunmadığı hususunun, ağaçlarının kesilmesinden sonra fark edilmesi üzerine bu durumun düzeltilmeye çalışıldığının anlaşıldığı,

Mahkemece yapılan keşfe istinaden fen ve ziraat bilirkişisi tarafından düzenlenen raporlarda özetle; katılanın tarlasının yola yakın kenarında bulunan çeşitli nitelikteki ağaçların kökünden söküldüğü ve tahrip edilen kısmın 980 metrekarelik alana tekâbül ettiği bilgilerine yer verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan; yol yapımı sırasında arazisinde kamulaştırma yapılmadan on beş metre eninde ve bin metre uzunluğunda yol açıldığını, tarlasında bulunan armut, badem ve çam ağaçlarının zarar gördüğünü,

Tanık Ramazan Taşatar; katılanın, yol çalışmaları sırasında ağaçlarının söküldüğünü söylemesi üzerine söz konusu tarlaya gittiğini, iki tane çam, bir tane meşe, üç tane de armut ağacının kökünden sökülmüş olduğunu gördüğünü, bu ağaçları hızar motoruyla doğradığını,

Tanık …; Şeremet köyü muhtarı olduğunu, Hamidiye ile Şeremet köyleri arasında bağlantı yolu açılması amacıyla yol çalışmalarına başlanıldığını, öncesinde yapılan etütte, özel mülkiyete konu tarlaların yola yakın kısmında ağaç olmadığının tespit edildiğini, katılana ait tarlanın kenarındaki ağaçların kesilip kesilmediğini bilmediğini,

Tanık …; Hamidiye köyü muhtarı olduğunu, katılanın arazisinin yola yakın kısmında ağacı olmadığını, dozerin yalnızca yola yakın çalıları ve pırnalları düzelttiğini,

Tanık …; katılanın tarlasındaki ağaçların sanık tarafından söküldüğünü görmediğini, ancak olaydan sonra katılanın tarlasında toprağın altında ve üstünde olmak üzere ağaç parçaları olduğunu gördüğünü, dozerin ağaçlara zarar vermiş olabileceğini,

Tanık ..; Manisa Özel İdare Müdürlüğü Köy Hizmetleri Müdürlüğünde ekip şefi olarak görev yaptığını, yol yapım çalışması öncesi etüt işini … ile birlikte yaptıklarını, etütten sonra muhtarlara yol yapım taahhütnamesi verdiklerini, muhtarların bu taahhütnameyi arazisinden yol geçecek şahıslara imzalattırmalarından ve kaymakamın onayından sonra yol çalışmasına başlanıldığını,

İnceleme dışı sanık …; Manisa İl Özel İdare Müdürlüğünde teknisyen ve ekip başı olduğunu, Kula ilçesine bağlı Hamidiye ile Karakoca köyleri arasındaki yol yapımı öncesinde etüt çalışması yaptıklarını, yola dahil olması gereken bazı arazilerin sahiplerine iletilmek üzere muhtarlara taahhütname gönderdiklerini, gerekli imzaların tamamlanmasından sonra çalışmalara başlanıldığını, yol kenarında kimin arazisinin olduğunu ve nereden toprak alınacağını bilmediklerini, yapılan çalışmalar sırasında katılanın arazisinden bir miktar yer alındığını, ancak muhtarın katılandan bu yönde bir imza almadığını sonradan öğrendiklerini,

Beyan etmişlerdir.

Sanık kollukta; Manisa İl Özel İdare Müdürlüğünde dozer operatörü olarak çalıştığını, 15.07.2010 tarihinde Hamidiye köyü ile Şeremet köyü ara bağlantı yolunu düzeltmek için yapılan çalışmalar sırasında dozer kullandığını, çalışmalar devam ederken zaman zaman şube şefi olan inceleme dışı sanık …’in çalışmaları kontrol ettiğini, fakat sürekli başlarında durmadığını, diğer zamanlarda tek başına çalıştığını, köy muhtarı tanık …’ın da çalışmayı kısa süreliğine izlediğini, yolun kenarındaki arazi sahiplerini tanımadığını, etüt içindeki tarlalardan birinde bulunan çam ağacını ve yol kenarındaki çalı çırpıyı söktüğünü, hatırladığı kadarıyla meşe ya da armut türü bir ağaç sökmediğini, kasıtlı olarak tarla sahiplerinin ağaçlarına zarar vermediğini,

Mahkemede; inceleme dışı sanık …’in işaretlediği yerlerden geçerek kendisine verilen görevi yerine getirdiğini, işaretlenen yol üzerinde köklü ağaç bulunmadığını, yalnızca buradaki çalı çırpıları toparlayarak tarla kenarlarına bıraktığını,

Savunmuştur.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;

Manisa İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünün, Kula ilçesi Hamidiye köyü Kızıltepe mevkiinde yaptığı yol genişletme çalışmaları kapsamında kepçe operatörü olarak görev yapan sanığın, çalışma sırasında kullandığı iş makinasıyla katılanın tarlasının yola yakın tarafında bulunan ağaçları söktüğü anlaşılan olayda; yol etüt işine ilişkin teknik çalışmayı gerçekleştiren, Manisa İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünde görevli tanık … ve inceleme dışı sanık …’in; katılanın, arazisinde çalışma yapılmasına rızasının bulunmadığını yol yapım çalışmalarına başlanmasından sonra şikâyet üzerine öğrendiklerini beyan etmeleri ve bu hususun Manisa İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünce de doğrulanması karşısında; etüt çalışma planı kapsamında kalan katılana ait tarlanın yol genişletme çalışması sırasında işaretlenip işaretlenmediği hususunda tanık … ve inceleme dışı sanık …’in yeniden bilgi ve görgülerine başvurulmasının sonuca etkili olmadığı ve eksik araştırmayla hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.

II- Sanığın üzerine atılı nitelikli mala zarar verme suçu bakımından TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükmünden yararlanmasının mümkün olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde:

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 151. maddesinin birinci fıkrasında; “Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde mala zarar verme suçunun temel şekli düzenlenmiş, aynı Kanunun 152. maddesinde ise suçun nitelikli hâlleri sayılmıştır.

Türk Ceza Kanunu’nun uyuşmazlık konusuyla ilgili 152. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ise suç tarihi itibarıyla;

“Mala zarar verme suçunun; …

c) Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında, …

İşlenmesi halinde, fail hakkında bir yıldan altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

şeklinde iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 65. maddesiyle birinci fıkradaki nitelikli hâllerin yaptırımının üst sınırı “dört yıl” olarak değiştirilmiştir.

Mala zarar verme suçunun konusu, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz maldır.

Suç, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, seçimlik hareketli bir suçtur.

Kanuni düzenleme gözününe alındığında mala zarar verme suçu genel kastla işlenebilen bir suç olup, suçun oluşması için failin belirli bir amaç ya da saikle (özel kast) hareket etmesine gerek yoktur.

Bu aşamada, uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka uygunluk nedenleri üzerinde durulması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak adlandırıldığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.

Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus, fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. Ancak, bir olayda hukuka uygunluk sebebinin varlığı halinde, artık fiilin hukuka aykırılığından söz edilemeyecektir. Hukuka uygunluk sebepleri, fiilin ve dolayısıyla suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda hukuka uygunluk sebepleri;

a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1),

b- Meşru savunma (m.25/1),

c- İlgilinin rızası (m.26/2),

d- Hakkın kullanılması (m.26/1),

olarak kabul edilmiştir.

Sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden konumuzla ilgili olan “ilgilinin rızası” hükmünün açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

İlgilinin rızası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesinin ikinci fıkrasında; Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.” şeklindeki düzenleme ile bir hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmıştır. Sözü edilen hukuka uygunluk nedeninin doğabilmesi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmasına ve kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklama ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Yine rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin işlendiği sırada olmayıp sonradan ortaya çıkan rıza bir hukuka uygunluk nedeni değildir. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. bası, Ankara, 2013, s. 285 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. bası, Ankara, 2014, s. 269 vd.)

İlgilinin rızasının hangi hallerde hukuka uygunluk nedeni olduğu konusundaki bu açıklamalardan sonra, 5237 sayılı TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen “hata” hükmüne de değinmek gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hata” başlıklı 30. maddesi üç fıkra halinde;

“Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.”

şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarih ve 25869 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 4. maddesi ile eklenen; İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz.” biçimindeki dördüncü fıkra ile son halini almıştır.

Maddede çeşitli hata halleri düzenlenmiş olup, maddenin uyuşmazlıkla ilgili üçüncü fıkrasının değerlendirilmesi gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesinin üçüncü fıkrasında, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup, fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata halleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için, bulunduğu durum itibariyle hatasının kaçınılmaz olması şartı aranmıştır.

Gelinen bu noktada, hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarındaki hata konusu da değerlendirilmelidir.

Gerçekleştirdiği eylemle ilgili olarak hukuka aykırılık vasfını ortadan kaldıran bir sebebin somut olayda var olduğunu düşünen kişi, bu hususta kaçınılmaz bir hataya düşmesi halinde Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince sorumlu tutulamayacaktır.

Meşru savunma koşullarının bulunduğu, kanun hükmünü yerine getirdiği ya da ilgilinin hukuken korunan geçerli bir rızasının olduğu gibi konularda hataya düşülmesi durumunda hatanın kaçınılmaz olup olmadığı değerlendirilecek ve ancak kaçınılabilir bir hata olduğu sonucuna varılırsa failin sorumluluğu cihetine gidilecektir.

Hatanın kaçınılmaz olup olmadığının belirlenmesine yönelik olarak da kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bulundurulacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,

Sanığın görev ve sorumluluğunun kendisine verilen talimatlar doğrultusunda iş makinasını kullanmakla sınırlı olması, yol genişletme çalışmasını kendisine verilen etüt çalışma planı doğrultusunda gerçekleştirmesi ve bu etüt planında katılanın arazisinin çalışma alanı içerisinde gösterilmesi karşısında; çalışma sınırlarına dahil edilen arazilerin sahiplerinin müdahaleye rızalarının olup olmadığını ayrıca araştırma ve sorgulama yükümlülüğü bulunmayan sanığın bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları da nazara alındığında; sanığın katılanın arazisinde çalışma yapılması konusunda rızası bulunduğuna dair 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30/3. maddesi anlamında kaçınılmaz bir hataya düştüğü ve bu kaçınılmaz hatanın atılı mala zarar verme suçuna yönelik kastını ortadan kaldırdığı anlaşıldığından, hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, “Sanığın TCK’nın 30/3. maddesi anlamında kaçınılmaz bir hataya düştüğü ve bu kaçınılmaz hatanın atılı mala zarar verme suçuna yönelik kastını ortadan kaldırdığı” değişik gerekçesiyle onanmasına karar verilmelidir.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.