Olası Kastla Öldürme Suçu ile Kasten Yaralama Sonucu Ölüme Neden Olma Suçunun Farkları

Hizmetlerimiz

Olası Kastla Öldürme Suçu ile Kasten Yaralama Sonucu Ölüme Neden Olma Suçunun Unsurları ve Farkları- Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Olası Kastla Öldürme Suçu ile Kasten Yaralama Sonucu Ölüme Neden Olma

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Kast – Madde 21

(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.

Madde Gerekçesi

Kast, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur. Suç tanımında yer almakla birlikte, fiilin ifade ettiği haksızlık üzerinde etkili olmayan koşulların gerçekleştiğinin bilinip bilinmemesi, kastın varlığı açısından önem taşımamaktadır. Örneğin objektif cezalandırılabilme koşulunun arandığı suçlarda bu koşulun veya şahsî cezasızlık sebebinin fail tarafından bilinmesi gerekmez.

Madde metninde doğrudan kasttan ayrı olarak olası kast da tanımlanmıştır. Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.

Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.

Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir. Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.

Suçun olası kastla işlenmesi durumunda temel cezada indirim yapılması öngörülmüştür.

Kasten işlenebilen suçlar, ilke olarak hem doğrudan hem de olası kastla işlenebilir. Ancak, kanundaki tanımında “bilerek” ifadesine yer verilmiş olan suçlar sadece doğrudan kastla işlenebilir. Örneğin iftira suçunda, failin suçsuz olduğunu “bilerek” kişiye suç isnad etmesi gerektiğinden, bu suç ancak doğrudan kastla işlenebilir.

Taksir – Madde 22

(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

Madde Gerekçesi

Madde metninde taksire ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Suçlar, kural olarak kasten işlenirler. Ancak, istisnaen taksirle işlenen belli fiiller de kanunlarda suç olarak tanımlanmaktadır.

Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, “gerekli dikkat ve özen” yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir.

Bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilir. Nitekim toplum hâlinde yaşamanın güvenli bir biçimde sürdürülebilmesi için, çeşitli alanlarda kişilerin dikkat ve özenli davranmalarıyla ilgili kurallar konmaktadır. İnşaat faaliyeti, sağlık hizmetlerinin yürütülmesi ve trafik düzeniyle ilgili kurallar, dikkat ve özen yükümlülüğüne örnek olarak gösterilebilir.

Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır. Bütün bu yeteneklere sahip olmasına rağmen bu yükümlülüğe aykırı davranan kişi, suç tanımında belirlenen neticenin gerçekleşmesine neden olması durumunda, taksirli suçtan dolayı kusurlu sayılarak sorumlu tutulacaktır.

Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.

Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.

Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması durumunda, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir.

Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir.

Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz.

Bu düşünceler ışığında, Hükûmet Tasarısının “Taksirli suçlarda indirim” başlıklı 32. maddesi metinden çıkarılmış ve bunun yerine, 23. maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere iki fıkra eklenmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasında, bilinçli taksirin tanımı verilmiştir. Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir hâlinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır.

Örneğin ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde rastlandığı üzere, taksirli suçlarda failin meydana gelen netice itibarıyla bizzat kendisinin ve ailesi bireylerinin ağır derecede mağduriyete uğradıkları görülmektedir. Söz gelimi, köylü kadınların gündelik uğraşları ve hayat zorlukları itibarıyla, sayısı çok kere üç dörtten fazlasına varan küçük çocuklarına gerekli dikkati ve itinayı gösterememeleri sonucu, çocukların yaralandıkları veya öldükleri görülmektedir. Aynı şekilde meydana gelen trafik kazalarında da benzer olaylara rastlanmaktadır. Bu gibi hâllerde ananın taksirli suçtan dolayı kovuşturmaya uğraması ve cezaya mahkûm edilmesi, esasen suçtan dolayı evladını kaybetmesi sonucu uğradığı ıstırabı şiddetlendirmekle kalmamakta, ayrıca, ailenin tümüyle ağır derecede mağduriyete düşmesine neden olmaktadır.

Söz konusu fıkraya göre, hâkim suçlunun durumunu takdir ile ceza vermeyebilecektir. Elbette ki hâkim bu husustaki takdirini kullanırken suçlunun ekonomik durumunu, aile yükümlerini, söz gelimi diğer çocukların bakımını göz önünde bulunduracak, ona göre hüküm kuracaktır. Ancak, dikkat edilmelidir ki, bu fıkranın uygulanabilmesi için fiilden dolayı münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu itibarıyla zararlı netice meydana gelmiş bulunmalıdır; böyle bir netice ile birlikte söz konusu durumlara ilişkin bulunmayan başka bir netice de meydana gelmişse fıkra uygulanmayacaktır. Fıkrada yazılı suç bilinçli taksir hâlinde işlenirse ceza yarıdan üçte birine kadar indirilebilir.

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç – Madde 23

(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.

Madde Gerekçesi

Kişi suç teşkil eden bir fiili işlerken, kastettiği neticeden daha ağır veya başka bir netice gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda netice sebebiyle ağırlaşmış suç söz konusudur. Örneğin, basit yaralamada bulunulmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür. Örneğin gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir.

Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice de meydana gelmiş olabilir. Örneğin canının biraz yanması için mağdurun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması hâlinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken, mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda ve Hükûmet Tasarısının bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, bu tür sorumluluk, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re illicita”, yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olup, çağdaş ceza hukuku bu anlayışı çoktan terk etmiştir. Çünkü kusurun aranmadığı objektif sorumluluk hâlleri kusursuz ceza olmaz ilkesiyle açıkça çelişmektedir. Ülkemiz ceza hukuku öğretisinde uzun süredir objektif sorumluluk hâllerinin ceza mevzuatından çıkarılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu talebin yerine getirilmesi, Anayasada öngörülen kusur ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

Madde metnindeki düzenlemeyle, meydana gelen ağır netice açısından kişinin sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu bulunması gerekmektedir. Bu hükümle, meydana gelen kastedilenden başka ve ağır netice açısından sorumluluğun, kusura dayalı bir sorumluluk olması sağlanmak istenmiştir.

Kasten öldürme – Madde 81

(1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde Gerekçesi

Maddede kasten öldürme suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Maddede yapılan düzenlemeyle, 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunundan farklı olarak, suçun temel şekli açısından müebbet hapis cezası öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle, kişinin hayat hakkına verilen önem vurgulanmıştır.

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama – Madde 87

(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Konuşmasında sürekli zorluğa,

c) Yüzünde sabit ize,

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.

(3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.

(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Madde Gerekçesi

Madde metninde kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri belirlenmiştir. Birinci fıkranın (a) bendinde, kasten yaralama suçunun mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olması, bu suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli olarak öngörülmüştür. Bunun için duyu veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olunmalıdır. Vücutta çift olarak bulunan organlardan birinin işlevini tamamen yitirmesi hâlinde, diğer organ fonksiyon görmeye devam edebilir. Bu durumda dahi, organın işlevinin zayıflaması değil, ikinci fıkraya göre işlevin yitirilmesi söz konusudur. Çünkü, bent metninde duyu veya organlardan birinin işlevinden söz edilmiştir.

Keza, kasten yaralamanın mağdurun konuşmasında sürekli zorluğa neden olması, (b) bendinde bu suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli olarak öngörülmüştür. Bu hükmün uygulanabilmesi için, konuşma yeteneğinin tamamen yitirilmesi değil, konuşma yeteneğinin kullanılmasında güçlükle karşılaşılması gerekir. Aksi takdirde ikinci fıkra hükmü uygulanır.

Fıkranın (c) bendine göre, kasten yaralama suçunun yüzde sabit ize neden olması, bu suçtan dolayı daha ağır bir ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Burada geçen yüz deyimi, çehre karşılığında kullanılmıştır ve kişinin boyun ve kulakları dahil, başın ön kısmını ifade eder. Yüzde sabit iz, yaralama sonucu yüzde meydana gelen daimî, sürekli izlerdir. Ancak bu izler yüzün sürekli değişikliği hâlinden farklıdır. Sabit iz yüzü değiştirmemekte ve mağduru öteden beri tanıyanlarda, kişiliği bakımından herhangi bir duraksamaya neden olmamaktadır. İkinci fıkrada söz konusu edilen yüzde sürekli değişiklik hâlinde ise, bunun tam tersi söz konusudur; yüzüne kezzap atılmış bulunan kişinin durumu buna örnek teşkil eder.

Fıkranın (d) bendine göre, kasten yaralamanın kişinin hayatını tehlikeye sokan bir duruma neden olması, bu suçtan dolayı daha ağır bir ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Kasten yaralamanın hayati tehlikeye sebebiyet verip vermediğinin tespiti, tıbbi bir değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.

Fıkranın (e) bendinde, kasten yaralamanın gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına neden olması hâli düzenlenmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış diğer hâlleri belirlenmiştir.

Fıkranın (a) bendinde kasten yaralama sonucunda mağdurun iyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesi hâlinde, suçun temel şekline nazaran verilecek cezanın artırılması öngörülmüştür.

Fıkranın (b) bendinde ise, duyu veya organlardan birinin işlevinin yitirilmesi hâlinde cezanın artırılması öngörülmüştür. İşlevin zayıflamasıyla yitirilmesi arasındaki farka ilişkin açıklama için birinci fıkranın gerekçesine bakılmalıdır.

Fıkranın (c) bendinde, kasten yaralama sonucunda mağdurun konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolması hâli düzenlenmiştir.

Fıkranın (d) bendinde yüzünün sürekli değişikliğe uğraması hâli öngörülmüştür. Bu hususa ilişkin açıklama için birinci fıkranın gerekçesine bakılmalıdır.

Nihayet (e) bendinde, kasten yaralama suçunun gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine neden olunması hâli düzenlenmiştir.

Maddenin üçüncü fıkrasında kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına neden olması hâline ilişkin düzenleme yapılmıştır. Bu itibarla, kırığın mağdurun hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, fail hakkında fıkrada belirtilen oranlarda cezaya hükmolunacaktır.

Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, Genel Hükümler Kitabında yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir.

Olası Kastla Öldürme Suçu ile Kasten Yaralama Sonucu Ölüme Neden Olma Suçunun Unsurları ve Farkları

Yargıtay Ceza Genel Kurulu        

Esas No: 2018/451 Karar No: 2019/456 Karar Tarihi: 28.05.2019

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi

Özet: Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunun oluşabilmesi için diğer unsurların yanında failin yaralama kastı ile hareket ederek doğrudan hedef aldığı belirli bir kişiye yönelik davranışta bulunması gerektiği göz önüne alındığında, içerisinde yer aldığı gruptan herhangi birisini yaralamaya yönelik kastının olmadığı hususunda tereddüt bulunmayan sanığın eyleminin, kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Kalabalık bir grubun ortasında yer alan sanığın, atış hızı ve yönü ile cismin ağırlığına göre, karşı gruba doğru fırlattığı demir çubuğun kendi grubunun önünde yer alan kişilerden birisine de isabet edebileceğini ve bu durumda muhtemel bazı neticelerin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen bunu kabullenerek fiili işlediği anlaşıldığından olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir.

İçtihat Metni

Sanık … hakkında olası kastla öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 87/4, 62/1, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.09.2015 tarihli ve 12-316 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.06.2018 tarih ve 239-2778 sayı ile;

“…Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay günü saat 16.00 sıralarında İstanbul ili, Sultanbeyli ilçesinde Suriye ülkesi, Kobani bölgesinde IŞİD adlı yasa dışı silahlı terör örgütünün yaptığı eylemleri protesto etmek amacıyla bir grubun izinsiz gösteri yaptığı, bu eylemlere tepki gösteren karşıt görüşlü bir grubun da olay yerinde toplandığı, akabinde her iki grup arasında karşılıklı sözlü sataşma ve devamında taş atmanın yaşandığı, eylemlerin meydana geldiği yerin yakınında bir iş yerinde işçi olarak çalışan sanık …’ın Kobani eylemlerini protesto eden grubun, vatandaşların araçlarına ve esnafın vitrinlerine zarar verdiklerini öğrenmesi üzerine protestocu eylemcilere karşı koyan gruba katıldığı, iki grup arasında karşılıklı olarak taşlı ve sopalı saldırıların olduğu, sanık …’ın eline geçirdiği demir parçasını protestocu gruba karşılık vermek amacıyla fırlattığı ancak demir çubuğun kendi grubu içerisinde yer alan ve sanığın 5-10 metre kadar önünde bulunan maktul …’ın kafasının arka kısmına saplandığı, fırlattığı demir çubuğun kendi grubundan birine saplandığını gören sanık …’ın hemen koşarak maktulün yanına gelip demir çubuğu başından çıkardığı, çevredekilerden yardım istediği, çubuğu yere bırakarak olay yerinden uzaklaştığı, maktulün hastaneye kaldırıldığı, ancak 15.10.2014 tarihinde hastanede tedavi edildiği sırada öldüğü, ölümünün küt kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyetine bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğunun tespit edildiği olayda,

Sanık …’in elindeki demir çubuğu fırlatırken yakınındakilere isabet edebileceğini öngördüğü ancak bu neticeyi istememesine rağmen sonucu kabullenmek suretiyle eylemini gerçekleştirdiği, kastının maktulü yaralamaya yönelik olmadığının anlaşılması karşısında, maktul …’ı olası kastla öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, suç niteliğinin tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan hüküm kurulması,”

isabetsizliğinden sanığın kazanılmış hakkı saklı tutularak oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.

Karşı Oy Gerekçesi

Daire Başkanı M. Şahin ve Daire Üyesi O. Erdim;

“Olay gün ve saatinde izinsiz gösteri yapan bu protestocu grubun çevredeki araç ve dükkân vitrinlerine zarar vermeleri üzerine orada bulunan esnaf ve başka şahısların karşı grup oluşturdukları, her iki grup arasında taşlı sopalı saldırı olduğu, bu sırada çevredeki iş yerlerinden birisinde işçi olarak çalışan sanığın olay yeri çevresinde eline geçirdiği demir parçasını gelişigüzel karşı tarafa atmak isterken 5-10 metre ilerisinde bulunan kendi grubundaki Serdar’ın kafasına isabet ettiği, Serdar’ın ölümünün küt kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyetine bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği,

Sanığın ne karşı gruptan ve ne de kendi grubundan birisini öldürmesi için neden bulunmadığı, sanığın herhangi bir kimseyi öldürme kastı taşıdığından söz etmenin mümkün olmadığı, toplum psikolojisi içerisinde eline geçirdiği cismi karşı gruba doğru attığı, demir parçasının karşı gruba ulaşıp isabet etmesinin bile zayıf bir ihtimal olduğu, olası kastla öldürme suçundan bahsetmek için öldürme sonucunun öngörülebilir ve sanığın kabulünde bulunması gerektiği, olayımızda sanığın öldürme sonucunu öngördüğü ve kabul ettiğinin varit bulunmadığı, elindeki demir çubuğun atılması hâlinde mutlak isabet kaydedeceğini kabul etmenin de mümkün olmayacağı, elindeki demir çubuk karşı gruptan birine isabet edip yaraladığı takdirde dahi ancak sanığın yaralama kastının varlığının kabul edilebileceği, failin irade etmediği bir neticeden sorumlu tutulmaması genel kural olduğundan sayın çoğunluğun sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu yönündeki görüşüne katılmadığımızdan Yerel Mahkeme hükmünün onanması görüşündeyiz.”

düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.09.2018 tarih ve 367468 sayı ile;

“…Dosyadaki oluş ve kabule göre; muhalefet şerhinde de belirtildiği üzere olay gün ve saatinde izinsiz gösteri yapan bu protestocu grubun çevredeki araç ve dükkân vitrinlerine zarar vermeleri üzerine orada bulunan esnaf ve başka şahısların karşı grup oluşturdukları, her iki grup arasında taşlı sopalı saldırı olduğu, bu sırada çevredeki iş yerlerinden birisinde işçi olarak çalışan sanığın olay yeri çevresinde eline geçirdiği demir parçasını gelişigüzel karşı tarafa atmak isterken 5-10 metre ilerisinde bulunan kendi grubundaki Serdar’ın kafasına isabet ettiği, Serdar’ın ölümünün küt kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyetine bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği,

Sanığın ne karşı gruptan ve ne de kendi grubundan birisini öldürmesi için neden bulunmadığı, sanığın herhangi bir kimseyi öldürme kastı taşıdığından söz etmenin mümkün olmadığı, toplum psikolojisi içerisinde eline geçirdiği cismi karşı gruba doğru attığı, demir parçasının karşı gruba ulaşıp isabet etmesinin bile zayıf bir ihtimal olduğu, olası kastla öldürme suçundan bahsetmek için öldürme sonucunun öngörülebilir ve sanığın kabulünde bulunması gerektiği, olayımızda sanığın öldürme sonucunu öngördüğü ve kabul ettiğinin varit bulunmadığı, elindeki demir çubuğun atılması hâlinde mutlak isabet kaydedeceğini kabul etmenin de mümkün olmayacağı, elindeki demir çubuk karşı gruptan birine isabet edip yaraladığı takdirde dahi ancak sanığın yaralama kastının varlığının kabul edilebileceği, failin irade etmediği bir neticeden sorumlu tutulmaması genel kural olduğundan Yerel Mahkeme hükmünün onanması gerekmektedir.”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.09.2018 tarih, 3552-3687 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin, olası kastla öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de yapılan müzakere esnasında, bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine uyuşmazlık konusu bu doğrultuda değerlendirilmiştir.

İncelenen dosya kapsamından;

10.11.2014 tarihli tutanaklarda; 07.10.2014 tarihinde saat 17.00 sıralarında İstanbul ili, Sultanbeyli ilçesinde IŞİD-Kobani olaylarını protesto etmek amacı ile çıkan olaylarda meçhul şahıslar tarafından başından yaralanan …’ın Özel Saygı Hastanesine kaldırıldığı, ilk müdahalenin ardından Kartal Devlet Hastanesine sevk edildikten sonra Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yoğun bakım servisine kaldırılan …’ın 15.10.2014 tarihinde eks olduğu, görevlilerce olay mahallindeki iş yerlerine ait güvenlik kamerası görüntülerinin izlenmesi neticesinde olayı gerçekleştiren beyaz şeritli mavi montlu, siyah kot pantolonlu, beyaz spor ayakkabılı erkek bir şahsın elindeki demir olduğu değerlendirilen cismi ileriye doğru attığı, bu cismin kendisinden 2-3 kişi önde bulunan …’a isabet ettiği, …’ın yere yüzüstü düştüğü, demir cismi atan şahsın koşarak …’ın yanına geldiği ve yerden kaldırdığı, …’ın başına giren cismi çıkartarak asfalt üzerine bıraktığı, çevrede bulunan diğer şahısların yardımı ile …’ı bulunduğu yerden götürdükleri, olayın meydana geldiği saatten geriye dönük olarak iş yerlerinin güvenlik kameraları izlendiğinde …’ın yaralanmasına sebep olan şahsın kamera görüntülerine girdiği ve yüzünün net olarak görüldüğünün tespit edilmesi üzerine çevrede yapılan çalışmalar sonucunda bu kişinin … olduğunun belirlendiği, 10.11.2014 tarihinde saat 18.00 sıralarında …’ın çalıştığı iş yerinde yakalandığı, sanığın olayda kullandığı değerlendirilen demir parçasının nerede olduğunu bilmediğini beyan etmesi üzerine olay yerinde yapılan araştırmalarda suç aletinin bulunamadığının belirtildiği,

10.11.2014 tarihli tespit tutanağında; aynı tarihte saat 18.00 sıralarında sanığın amcası Doğan Arslan tarafından görevlilere teslim edilen sanığa ait mavi çizgili mont ile Converse marka beyaz renkli spor ayakkabının, incelenen görüntülere göre olay tarihinde sanığın giymiş olduğu kıyafetlerle aynı olduğu ayrıca sanığın olay tarihinde sol koluna takmış olduğu saat ile yakalandığı zaman kolunda takılı bulunan saatin de aynı olduğu açıklamalarına yer verildiği,

Özel Saygı Hastanesince 07.10.2014 tarihinde saat 17.50’de düzenlenen raporda; darp sonucu kafa travması nedeniyle hastaneye getirilen maktulün şuurunun kapalı olduğu, başının arka kısmında aktif kanama ve delici alet giriş deliği bulunduğu, arreste giren maktule uygulanan yaşam desteği sonucunda kalp atımının mevcut olduğu, entübe edilen maktulün beyin cerrahi polikliniğine sevk edildiğinin bildirildiği,

Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 07.10.2014 yatış tarihli epikriz raporunda; maktulde yaygın subaraknoid kanama, sağ oksipitalde kemik fraktürü ve beyin ödemi mevcut olup entübe edildiği, bilincinin kapalı olduğu, yoğun bakımda takip edildiği, acil cerrahi girişim düşünülmediğine dair açıklamaların yer aldığı,

15.10.2014 tarihli ölünün kimliğini belirleme ve adli muayene tutanağında; maktulün baş kısmında oksipital üst kısmı ve parietal kısmında çökme, yüzde göz kapaklarında hafif sıyrıklar, sağ ve sol kol iç kısımlarda sıyrıklar ve muhtemelen tedavi sırasındaki serum izleri mevcut olduğu, sol ayakta ayak üst kısımda parmaklara doğru sıyrıklar ve küçük bir yara izinin olduğu, Pendik Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 1216875 protokol numaralı, 15.10.2014 tarihli epikriz raporuna göre; maktulün 07.10.2014 tarihinde hastaneye yatırıldığı, hastaneye geldiği günden beri bilinci kapalı olan maktulün yapılan tüm müdahalelere rağmen 15.10.2014 tarihinde saat 18.45’te eks kabul edildiğinin kayıtlı olduğunun belirtildiği,

Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca düzenlenen 22.12.2014 tarihli otopsi raporunda; saçlı deri oksipital bölgede ”C” şeklinde, açıklığı sağ kulağa bakan, 0,9×0,5 cm ebadında, kenarları düzensiz, altındaki kafatası kemiğinde defekt oluşturmuş yara, her iki gözde periorbital ekimoz, sırtta 4 adet 2,5×0,3 cm ebadında açıklığı yukarı bakan arada sağlam alanlar olan lineer sıyrıklar, sol ayak ve ayak bileğinde yeşil-mor-kırmızı değişen renklerde yer yer deri soyulmaları ve şişlik olan maktulün ölümünün küt kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyetine bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğunun mütalaa edildiği,

29.10.2014 tarihli kamera izleme tutanağında; olayın meydana geldiği yerde bulunan Gümüş Döviz isimli iş yerinden temin edilen kamera görüntülerinin incelenmesinde, saat ve tarih tespit edilemeyen görüntülerde üzerinde beyaz tişört ve kot pantolon bulunan maktul …’ın Mustazaf Sokak ile Yılmaz Sokak kesişiminde durduğu, Sultanbeyli merkezi tarafında bulunan karşıt gruba bir şeyler söylediği esnada bir anda kafasına gelen cisimle öne doğru yere yığıldığı ve yanındaki şahsılar tarafından olay mahallinden uzaklaştırıldığı, ancak maktule isabet eden cismin kim tarafından atıldığının tespit edilemediğinin bildirildiği,

Aynı tarihli görüntü inceleme ve tespit tutanağında; Gümüş Döviz Bürosunda bulunan “Cam8” ibareli kamera görüntülerinin incelenmesinde, 07.10.2014 tarihinde saat 16.20.16’da ellerinde taş, sopa ve sarı renkte kasalar bulunan şahısların ara sokağa doğru koşarak ellerindeki cisimleri attıkları, saat 16.23.44’te maktul …’ın elindeki cismi fırlattığı, saat 16.23.45’te maktulün yerden bir cisim aldığı, saat 16.24.13’te elindeki bu cismi de fırlattığı, saat 16.24.21’de görüntüye giren üzerinde koyu renk mont ve pantolon ile beyaz spor ayakkabı bulunan sanık …’ın elindeki cismi ön tarafa fırlattığı, bu sırada maktulün sokağa doğru yan vaziyette durduğu, saat 16.24.22’de maktulün yere düştüğü, sanığın ise hafif eğilerek maktule doğru baktığı, saat 16.24.26’da sanığın yere yığılan maktulün yanı başına gelerek maktulü kaldırmaya çalıştığı, 16.24.32 ile 16.24.45 saatleri arasında sanık ile çevrede bulunan kişilerin maktulü kaldırıp götürdükleri; olay yerinde bulunan bir internet kafeden alınan “kamera1” isimli güvenlik kamerası görüntülerinin incelenmesinde, kamera saatine göre 17.36.51’de kameranın karşı açısında bulunan erkek şahısların sokak içerisine doğru koştukları, ellerindeki taş ve cisimleri karşı tarafa fırlattıkları, sokak içerisine girdikleri, kameranın açısından çıktıkları, tekrar sokak içerisinde aynı grubun geriye doğru kaçtığı ve arkalarından taş atıldığı, saat 17.38.03’te grup içerisinde bulunan beyaz tişörtlü, koyu renk kot pantolonlu maktul …’ın yerden almış olduğu taşı karşı sokak içerisinde fırlattığı ve çevredeki diğer şahısların da ellerindeki taş ve sopaları sokak içerisine attıkları, kendilerine doğru atılan taşlardan dolayı geri doğru gidip tekrar aynı sokak içerisine taş attıkları, saat 17.38.35’te maktul …’ın yine aynı sokak içerisine taş attığı ve sokak içerisine doğru koştuğu, yerden eğilerek taş alıp tekrar sokak içerisine fırlattığı, saat 17.38.40’da sol elini havaya kaldırarak karşı tarafta bulunan kişilere parmağını sallayarak işaret yaptığı esnada yüzüstü yere düştüğü ve hemen arka tarafında bulunan mavi üst giyimli, beyaz spor ayakkabılı, siyah pantolonlu sanık …’ın hemen yere düşen …’ın yanına gittiği ve kafasının arkasında bir cismi geriye doğru çekip yere koyduktan sonra çevrede bulunan diğer kişilerle yere düşen maktulü kaldırdığı, saat 17.39.06’da kameranın görüş açısından çıktıkları; aynı internet kafeye ait “Kamera2” olarak adlandırılan görüntülerin incelenmesinde, saat 17.38.41’de kameranın görüş açısının sağ üst tarafında maktul …’ın yere düştüğü ve yanına beyaz spor ayakkabılı, koyu kot pantolonlu sanık …’in gelerek başından ince uzun bir cisim çekerek yere bıraktığının görüldüğü,

Trafik öğretmeni ve CD/DVD çözümleyici bilirkişi tarafından düzenlenen 04.08.2015 tarihli raporda; kamera görüş açısı ve çözünürlüğünün çok net olmaması sebebiyle sanık …’in attığı cismin maktule çarptığına dair bir görüntünün olmadığı, sanık ile birlikte başka kişilerin de ellerinde taş ve cisimler fırlattığı, sanık ile birlikte beyaz gömlekli bir şahsın da elinin aynı anda havada olduğu, ama bu kişinin elinde cisim olup olmadığının bilinemediği, sanığın attığı cismin maktule çarpma ihtimali değerlendirildiğinde, sanığın elindeki cismi fırlatması ile yola bir cismin düştüğü, maktule atılan cismin sanık tarafından veya beyaz gömlekli şahıs tarafından atılmış olabileceği, beyaz gömlekli şahsın olay sonrası şüpheli hareketlerinin olması sebebi ile dikkat çektiği, herkesin yere düşen maktulün yanına gittiği hâlde beyaz gömlekli şahsın elini başına koyarak arkasını döndüğü ve uzaktan olayı izlemeye devam ettiği, bu kişinin maktulün yerinden kaldırılıp kulübe gibi yere götürüldüğü sırada maktulün yanına geldiği, maktule isabe eden cismin kameranın görüş alanına girmeyen başka şahıslar tarafından da atılmış olabileceği, maktule yakın ve net bir görüntünün bulunmadığı, diğer CD’nin de kırık olması sebebi ile açılamadığının belirtildiği,

21.08.2015 tarihli bilirkişi raporunda; izlenen görüntüler üzerinde uygun programlar aracılığıyla iyileştirme, renklerin ters çevrilmesi, parlaklık, keskinlik ayarları değiştirme işlemleri uygulanarak yapılan incelemede, sanık …’in sağ elinde ince uzun bir cisim tuttuğu ve sonrasında bu cismi fırlattığına kanaat getirildiği, ancak fırlatmış olduğu cismin maktulün başına isabet edip etmediğinin tespit edilemediği, mevcut kamera kaydının net olmayışı ve fırlatılan cismin hızı itibaryla tespit edilmesinin teknik olarak mümkün olmayacağı, atılan cismin elden çıkış anı ve maktulün kafasına saplanma anı görüntülenemediğinden cismin başka bir şahıs tarafından atılmış olabileceği ihtimalinin de bulunduğu, görüntülerin tam anlamıyla net olmayışı, geçişlerin çok hızlı olması ve grubun kalabalık olması sebebiyle maktulün başına saplanarak ölümüne neden olan cismi fırlatan şahsın tespit edilemediği ve teşhise elverişli net görüntüler elde edilemediğinin belirtildiği,

Sanık müdafisi tarafından dosyaya ibraz edilen ve Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. İlhan Üzülmez tarafından düzenlenen hukuki mütalaada; sanık …’ın asıl hedefinin Kobani olaylarını protesto eden gruptakilere müdahale etmek olduğu, bu nedenle bu gruptaki kişilere yönelik işlemiş olduğu fiil bakımından olası bir kastının olduğu, buna karşılık birlikte hareket ettiği gruptaki kişilere karşı olası da olsa bir kastından bahsetmenin mümkün olmadığı, zira bu kişileri olası da olsa hedef alan bir davranışının bulunmadığı, asıl amacını oluşturan fiilin icrası sırasında fiili gerektiği gibi icra edememesi hâlinde birlikte hareket ettiği şahıslardan birinin isabet alabileceğini, bunun sonucunda yaralanabileceğini veya ölebileceğini öngörmesi gerekirken öngöremediği bir durumun mevcut olduğu, bu nedenle sanığın ancak taksirinin varlığından söz edilebileceği, sanığın taksirle ölüme sebebiyet vermek suçundan sorumlu tutulması gerektiğine dair açıklamarda bulunulduğu,

Anlaşılmaktadır.

Mağdur … Kollukta; maktul …’ın eşi olduğunu, maktulün kuaför dükkânı işlettiğini, Kurban Bayramı’nın son günü olan 07.10.2014 tarihinde aile dostlarını ziyarete gittiğini, maktul ile saat 15.30 sıralarında cep telefonuyla görüştüklerini, bu görüşmeden kısa bir süre sonra maktulün kendisini arayarak “Sakın Sultanbeyli’ye gelmeyin, buralar birbirine karıştı” diyerek kendisini uyardığını, saat 16.30-17.00 sıralarında eşini aradığını ancak ulaşamayınca kuşkulandığını, bir süre sonra tekrar aradığında telefonu tanımadığı bir erkeğin açtığını ve maktulün yaralandığını söylediğini, görüştüğü bu kişinin telefonda ismini söylediğini ancak olayın şoku ile unuttuğunu, maktulün başının arka kısmından yaralandığını öğrendiğini, ancak olayın nasıl gerçekleştiğini ve maktulün kim tarafından öldürüldüğünü bilmediğini, maktulün ölümüne neden olan şahıs ya da şahıslardan şikâyetçi olduğunu,

Mahkemede; sanığın kasıtlı olarak hareket etmediğini düşündüğünden şikâyetçi olmadığını, olay nedeniyle maddi ve manevi bütün zararlarının sanık tarafından karşılandığını,

Tanık Aykut Çiftçi aşamalarda; 07.10.2014 tarihinde saat 15.30 sıralarında Sultanbeyli merkezde genellikle doğu kökenli vatandaşlardan oluşan eylemci grup tarafından IŞİD örgütü aleyhine protesto eylemleri yapıldığını, eylemcilerin her tarafı yakıp yıktıklarını, yaklaşık 300-400 kişilik bir grup olduklarını, eylemcilerin yaptıklarını tasvip etmeyen karşıt görüşlü bir grubun toplanmaya başladığını, her iki grup arasında tartışma ve taşlamalar yaşandığını, karşılıklı taşlamalar sırasında maktul …’ın bir anda yere yığıldığını, ne olduğunu anlamadığını, orada bulunan dört kişinin maktulü iş yerine getirdiklerini, maktulün başının arkasında açılma gördüğünü ve buradan kan aktığını, iş yerinde bulunan bir müşterisinin aracıyla hemen maktulü hastaneye kaldırdıklarını, demir çubuk görmediğini, maktule isabet eden cismin ne olduğunu ve kimin attığını bilmediğini,

Tanık … aşamalarda; 07.10.2014 tarihinde evinde bulunduğu sırada otopark sahibinin kendisini arayarak toplumsal olaylar yaşanması nedeniyle aracının zarar görmemesi için aracını otoparktan almasını istediğini, hemen evden çıkıp otoparka gittiğini, kendilerine taş atıldığını, aracına binip otoparktan çıkacağı sırada bir kişinin yerde yattığını ve iki kişinin de yanında bulunduklarını gördüğünü, hemen yaralı şahsı yanındaki kişilerle aracına bindirerek hastaneye götürdüğünü, hastaneye giderken telefonla yaralı kişinin yakınlarıyla görüştüğünü, yaralı kişinin başına saplanmış demir çubuk görmediğini ancak başının arkasında açılma olduğunu ve buradan kan geldiğini,

İfade etmişlerdir.

Kollukta susma hakkını kullanan sanık … Savcılıkta ve Sulh Ceza Hâkimliğinde müdafi eşliğinde benzer şekilde; Sultanbeyli’de bulunan bir lunaparkta işçi olarak çalıştığını, olay günü saat 17.00 sıralarında Sultanbeyli ilçesi, Mehmet Akif Mahallesi, Fatih Bulvarı, Mustazaf Sokak ile Yılmaz Sokağın kesişiminde BDP’li bazı kişilerin Kobani eylemlerini protesto etmek amacı ile korsan gösteri yaptıklarını, bu şahısların orada bulunan araçlara, dükkân vitrinlerine zarar verdiklerini görünce bu şahıslara karşı koyan gruba katıldığını, lunaparktan çıkarken orada bulunan bir inşaattan demir çubuk aldığını ancak olay yerine gittiğinde bu demir çubuğu kenarda bulunan çimenliğe attığını, eline taş alıp savurduğunu, attığı taşın kime isabet ettiğini ya da isabet edip etmediğini bilmediğini, BDP’li kalabalığın bulunduğu yöne doğru attığını, tam bu sırada kendisinin de içinde bulunduğu grupta yer alan ve 4-5 metre kadar önünde duran maktulün yere yığıldığını, hemen yanına gidip çevreden yardım istediğini, maktulün başının arkasında demir çubuk olup olmadığını hatırlamadığını, etrafta bulunanlara bağırıp yardım isteyerek maktulün hastaneye kaldırılmasını sağladığını, elinde bulunan demir çubuğu maktule doğru fırlatmadığını, maktulün ne şekilde yaralanıp yere düştüğünü bilmediğini, elindeki taşı da ileri attığını düşündüğünü, olayı bu şekilde kabul ettiğini, kamera görüntülerindeki tespit edilen kişinin kendisi olduğunu, elindeki taşı fırlatırken görüntülendiğini, daha sonra maktulün yanına gidip yardım eden kişinin de kendisi olduğunu, üzerinde bulunan ve kendisine gösterilen mont ve ayakkabıların kendisine ait olduğunu, daha doğrusu görüntülerdeki şahsın kendisi olup olmadığı konusunda kesin bir kanaate varamadığını, çünkü görüntülerin küçük olduğunu, atılı suçlamayı kabul etmediğini, yanında bulunan şahısların elinde de demir çubuk olduğunu, maktulü tanımadığını, insanlık olsun diye yardım etmek için yanına gittiğini,

Mahkemede bu ifadelerinden farklı ve ek olarak; karşı tarafın bölücü sloganlar attıklarını, kendilerin de “Vatan bölünmez” diye bağırdıklarını, karşı gruptan kendilerine atılan taş ve demir çubukları alıp geri karşı gruba doğru attıklarını, o sırada yerde maktulü gördüğünü, başında bir demir çubuk olduğunu, maktulün yerde kanlar içinde yattığını, kimsenin kimseye kastı olmadığını, demir çubuğun kendisinden de karşı taraftan da gelmiş olabileceğini, karşı taraftan atılan demir çubuğun bir ara eline geldiğini ve ileri doğru fırlattığını, maktule değdiğini görmediğini, kimseyi öldürme kastının olmadığını, demir çubuğu maktulün başından kendisinin çıkardığını, demir çubuğu fırlattıktan sonra 5 saniye geçmeden maktulün yere yığıldığını, suçlamayı kabul etmediğini,

Savunmuştur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Kasten Öldürme” başlığı altında düzenlenen 81. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.”

Aynı Kanun’un “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen hükme göre ise;

“Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

Konuya ilişkin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 87. maddesinin gerekçesinde yer verilen açıklamalara göre;

“Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir.”

765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nda objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nda objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terk edilmiş olmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161)

765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’ndaki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nda haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nunNetice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.”

Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, İstanbul 2015, s. 286 vd; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, c 3, s. 2484 vd.)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.

Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesi halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için;

a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,

b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,

c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,

d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,

Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.

Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.

Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.

Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.

Diğer yandan, Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten öldürme başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur (kast) farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Kast” başlıklı 21. maddesi;

“(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.”

şeklinde düzenlenerek maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.

Olası kastın tanımlandığı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde;

“…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.

Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.

Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.

Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.”

şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.

Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.

Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kastla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.

Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve “olursa olsun” düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 22/2. maddesinde taksir; “Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır.

Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.

Türk Ceza Kanunu’nda taksir; “basit” ve “bilinçli” taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.

Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.

Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi” şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun’un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır” biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği “kabullenme” ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; “Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir” şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.

Kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse;

Gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi hâlinde doğrudan kast,

Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast,

öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir,

öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hâllerde ise basit taksir

söz konusu olacaktır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

07.10.2014 tarihinde, saat 16.00 sıralarında İstanbul ili, Sultanbeyli ilçesinde Suriye Kobani bölgesinde IŞİD adlı silahlı terör örgütünün yaptığı eylemleri protesto etmek isteyen kalabalık bir grubun izinsiz gösteri yapmaya başladığı, bir süre sonra protestocu gruba tepki olarak karşıt görüşlü başka bir grubun toplandığı, sokakta her iki grup arasında sözlü sataşma ve karşılıklı olarak taş, sopa, plastik kasa ve demir parçası gibi cisimlerin atılmaya başladığı, sanık … ile maktul …’ın da izinsiz gösteri yürüyüşü yapan gruba tepki olarak oluşan karşıt görüşlü diğer grup içerisinde yer aldıkları, olaylar esnasında sanık …’in eline geçirdiği demir çubuğu protestocu kalabalığa doğru fırlattığı ancak demir çubuğun 5-10 metre önünde kendisiyle aynı grupta yer alan maktul …’ın başının arkasına saplandığı, bunu gören sanık …’in hemen yere yığılan maktul …’ın yanına gittiği ve maktulün başının arkasındaki demir çubuğu çekerek çıkardığı, sanık ve çevrede bulunanlar tarafından hastaneye kaldırılan maktulün 15.10.2014 tarihinde küt kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyetinden kaynaklanan komplikasyonlar sonucu öldüğü olayda; kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunun oluşabilmesi için diğer unsurların yanında failin yaralama kastı ile hareket ederek doğrudan hedef aldığı belirli bir kişiye yönelik davranışta bulunması gerektiği göz önüne alındığında, içerisinde yer aldığı gruptan herhangi birisini yaralamaya yönelik kastının olmadığı hususunda tereddüt bulunmayan sanık …’in eyleminin, kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Kalabalık bir grubun ortasında yer alan sanığın, atış hızı ve yönü ile cismin ağırlığına göre, karşı gruba doğru fırlattığı demir çubuğun kendi grubunun önünde yer alan kişilerden birisine de isabet edebileceğini, bu durumda muhtemel bazı neticelerin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlediği anlaşıldığından olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Zira sanığın fırlattığı demir çubuğun gerek kendi grubunda gerekse karşı grupta bulunan insanlardan birine isabet edebileceği ihtimali bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle sanığın göze aldığı veya kabullendiği netice, fırlattığı demir çubuğun kendi grubu veya karşı gruptan birisine isabet etmesi, bu kişinin de ölmesi veya yaralanmasıdır. Bu durumda meydana gelen muhtemel neticenin ağırlığına göre sanığın sorumluluğu belirlenecektir. Şayet, maktul … ölmeyip de sadece yaralanmış olsaydı sanığın, doğrudan kastla yaralama suçundan değil de olası kastla yaralama suçundan sorumlu tutulması gerekirdi. Ancak somut olayda olduğu gibi ölüm neticesinin meydana gelmesi durumunda ise, kabullenilen ve öngörülebilen muhtemel neticenin gerçekleşmiş olması ve Türk Hukuk sisteminde yerleşik hâle gelen “olası kast netice ile belirlenir” kuralı karşısında sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

Öte yandan aşağıda yer verilen karşı oy yazısında bir taraftan karşı grupta yer alan kişilerin hedef alınmasının aynı grupta yer alan kişiyi kapsamadığı ve bu nedenle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 87/4. maddesinin uygulanamayacağı kabul edilirken, diğer taraftan karşı gruba yönelik umursamazlığın aynı gruptaki kişiyi de kapsadığının kabul edilmesi suretiyle çelişkiye düşüldüğü, Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 tarihli ve 765-92 sayılı kararındaki içtihada aykırı davranıldığı ve sanığın neticenin meydana gelmemesi için azami gayret sarf etmesine rağmen neticenin meydana gelmesini engelleyemeyerek kendi arkadaşının ölümüne neden olmasından ibaret eyleminin, bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu belirtilmiş ise de; her şeyden önce Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 tarihli ve 765-92 sayılı kararındaki annesinin arkasına saklanan kızına yumruk vurmak isteyen sanığın, kontrolsüz biçimde savurduğu yumruğun karşısında bulunan annesine isabet etmesi nedeniyle annesinin ölümüne yol açtığı olayda, sanığın olası kastla hareket ettiğinin kabulü mümkün değildir. Zira, sanığın kızına savurduğu şiddetli yumruğun, o esnada kızının önünde duran ve kızıyla bitişik hâlde bulunan annesine de isabet etmesi muhtemel değil muhakkak bir netice olduğundan sanığın doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmiştir. Önündeki belirlediği hedefe yönelik doğrudan yaralama kastıyla hareket eden sanığın eylemi ile meydana gelen ölüm neticesi arasında illiyet bağı bulunduğundan sanığın TCK’nın 87/4. maddesine göre sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle somut olayda sanığın olası kastla hareket ettiği, başka bir ifadeyle demir çubuğu savurduğu sırada hedef aldığı belirli, somut bir kişi olmadığından TCK’nın 87/4. maddesinin uygulanma koşulları oluşmamıştır. Karşı oy yazısındaki diğer düşünceye gelince; somut olayda, sanığın elindeki demir çubuğu havaya fırlatırken gerek karşı grubu gerekse kendi grubunu hedef alması, olası kastla hareket edip etmediğinin tespiti bakımından ele alınabilecek bir kriter değildir. Burada önemli olan husus, sanığın havaya fırlattığı demir çubuğun yönüne göre düşeceği yerde bir insanın olması ve demir çubuğun -tıpkı düğünde havaya ateş edilen mermi gibi- bu insanlardan herhangi birisine isabet etme ihtimalinin bulunmasıdır. İhtimal dâhilinde olan ve kayıtsız kalınan neticelerden herhangi biri meydana geldiği anda sanığın sorumluluğu da meydana gelen bu neticeye göre belirlenecektir. Son olarak, karşı oy yazısında sanığın karşı grupta yer alan kalabalığa doğru fırlattığı demir çubuğun, kendisiyle aynı gruptaki kişilerin üzerine düşeceğini öngörmesine rağmen neticenin meydana gelmemesi için azami gayret gösterdiği ve meydana gelen neticeyi de istemediği iddia edilmiş ise de, dosya kapsamı ve kamera görüntülerine göre sanığın meydana gelen neticeyi engellemek için gayret gösterdiğine dair bir belirleme yapmak mümkün değildir. Zira görüntülerden de anlaşılacağı üzere, sanık eline aldığı demir çubuğu, pervasız ve kayıtsız bir şekilde rastgele karşı gruba doğru fırlatmış ancak 5-10 metre önünde yer alan kendi grubundaki maktulün yaralanmasına neden olmuştur. Sanığın, maktulü yaraladıktan sonraki ölüm neticesini engellemeye yönelik davranışları ise, olası kastla hareket ettiği sonucunu değiştirmeyecek, ancak maktulün ölmemesi hâlinde daha hafif bir suç olan olası kastla yaralama suçundan sorumlu olmasını sağlayabilecek olup hâkimin TCK’nın 62. maddesinin uygulanması açısından göz önüne alabileceği bir durumdur. Karşı oy yazısında olduğu gibi sanığın meydana gelen ölüm neticesini istemediği ancak öngördüğü hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Tıpkı düğünde havaya ateş edip de yakın bir akrabasının ölümüne neden olan fail gibi, sanığın da meydana gelen neticeyi istediğini kabul etmek, sanığın olası kastla değil de doğrudan kastla hareket ettiği anlamına gelmektedir. Burada karşı oydakinden farklı düşünülen husus, sanığın kendi iradesiyle sonuçlarını öngörerek havaya fırlattığı demir çubuğun, herhangi bir insana isabet edebilme ihtimalini göze alıp neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalması, “olursa olsun” düşüncesiyle hareket etmesidir. Kayıtsız kalınan sonuçlar içindeki en ağırı olan ölüm neticesi meydana geldiğinden “olası kast, netice ile belirlenir. kuralı gereğince sanığın olası kastla ölüme neden olma suçundan sorumlu tutulmasında, herhangi bir çelişki ve önceki Ceza Genel Kurulu kararlarına aykırılık bulunmamaktadır.

Bu itibarla, sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğuna dair Özel Dairenin bozma kararı isabetli olup haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Kayseri Ağır Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ağır ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.