Sözleşmede Artış Maddesi Bulunmaması Halinde Kira Bedeli ÜFE/TÜFE Oranında Artırılabilir mi

Hizmetlerimiz

Sözleşmede Artış Maddesi Bulunmaması Halinde Kira Bedelinin Tespiti: ÜFE/TÜFE Oranında Artış Talep Edilebilir mi - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Kayseri Taşınmaz Avukatı - Av. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Sözleşmede Artış Maddesi Bulunmaması Halinde Kira Bedelinin Tespiti

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu

Kiracının temerrüdü – Madde 315

Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.

Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

Kira bedeli: Genel olarak – Madde 343

Kira sözleşmelerinde kira bedelinin belirlenmesi dışında, kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz.

Belirlenmesi – Madde 344

Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.

Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.

Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.

Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır.

Dava açma süresi ve kararın etkisi – Madde 345

Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir.

Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar.

Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur.

Sözleşmede Artış Maddesi Bulunmaması Halinde Kira Bedelinin Tespiti

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

Esas No: 2017/7358 Karar No: 2017/16789 Karar Tarihi: 30.11.2017

Özet: Taraflar arasında imzalanan 01.11.2013 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesinin varlığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede aylık kira bedeli 350 TL olarak kararlaştırılmış, sonraki yıllar kira bedelinin artırılacağına dair bir düzenleme yapılmamıştır. Davacı, dava dilekçesinde kira bedellerinin yıllık ÜFE artışına göre ödenmediğinden bahisle temerrüt nedeniyle tahliye talep etmiş ise de, sözleşmede artış maddesi bulunmamakla davaya konu kira tutarının ispatı kiraya verene aittir. Davacının tek yanlı kira oranı ve kira bedeli belirlemesine itibar edilemez. Davacı kiraya veren, kira miktarının ÜFE ile artırılacağını ispat edemediğine göre, aylık kiranın sözleşmede yazılı olan 350 TL olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

(6098 s. K. m. 315) (818 s. K. m. 260)

Taraflar arasındaki kiralananın tahliyesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı; kira sözleşmesine göre aylık kira bedelinin 350 TL olduğunu, yıllık ÜFE artışı ile 01.11.2014 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin 363 TL, 01.11.2015 tarihinden itibaren aylık 405 TL olması gerektiğini, ancak davalının artış yapmadığını, yıllık eksik ödenen farkın ödenmesi için ihtar gönderdiklerini ancak kira farkının ödenmediğini ileri sürerek davalının temerrüt nedeniyle tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, sözleşmede artış maddesi bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Kira akdinin sona erme sebeplerinden biri de kiracının temerrüdü olup kira parasının ödenmemesi veya geç ödenmesi durumunda akdin feshinin biçim ve koşulları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 315. (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 260.) maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, istenen kira parasının veya yan giderin muaccel (istenebilir) olması ve kira bedeli ile yan giderin verilen sürede ödenmemiş bulunması, ihtarnamede verilen süre içerisinde kira parasının ödenmemesi halinde akdin feshedileceğinin açıkça belirtilmesi gerekir. Kiracıya verilecek süre konut ve çatılı işyeri kiralarında en az otuz gün, ürün kiralarında en az altmış gün, diğer kira ilişkilerinde ise en az on gündür.

Kural olarak kira ilişkisinin varlığını ve aylık kira bedelinin ne kadar olduğunu ispat külfeti davacıya, davalı tarafından kabul edilen kira bedelinin ödendiğinin ispat külfeti ise davalıya düşer.

Taraflar arasında imzalanan 01.11.2013 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesinin varlığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede aylık kira bedeli 350 TL olarak kararlaştırılmış, sonraki yıllar kira bedelinin artırılacağına dair bir düzenleme yapılmamıştır. Davacı, dava dilekçesinde kira bedellerinin yıllık ÜFE artışına göre ödenmediğinden bahisle temerrüt nedeniyle tahliye talep etmiş ise de, sözleşmede artış maddesi bulunmamakla davaya konu kira tutarının ispatı kiraya verene aittir. Davacının tek yanlı kira oranı ve kira bedeli belirlemesine itibar edilemez. Davacı kiraya veren, kira miktarının ÜFE ile artırılacağını ispat edemediğine göre, aylık kiranın sözleşmede yazılı olan 350 TL olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 30.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

Esas Yıl/No: 2017/7234 Karar Yıl/No: 2019/4772 Karar Tarihi: 21.05.2019

Özet: Davacı .. tarihinde başlattığı icra takibi ile, ödenmeyen .. ile … arası kira bedellerinin tahsilini istemiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise sözleşmede artış şartı varmış gibi hesaplama yapılmıştır. Bu durumda, sözleşmedeki kira artışına ilişkin bir şart olmadığından aylık kiranın sözleşmede kararlaştırılan .. TL olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece kira alacağının sözleşmede kararlaştırılan aylık kira bedeli .. TL üzerinden hesaplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.

(1086 s. K. m. 428, 440)

Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali ve tahliye davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Karar: Davacı, taraflar arasında 19.12.2012 başlangıç tarihli kira sözleşmesi bulunduğunu, davalının ödemediği kira bedellerinin tahsili için davalı aleyhine Ankara 19. İcra Müdürlüğünün … Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ancak davalının icra takibine haksız ve kötüniyetle itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek davalının temerrüt nedeniyle taşınmazdan tahliyesi ile yapmış olduğu itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, taraflar arasında herhangi bir kira ilişkisinin mevcut olmadığını, dava konusu taşınmazın apartman kapıcı dairesi olduğunu, apartmandaki görevi nedeniyle tahsis edildiğini, icra takibinin ve davanın haksız olduğunu belirterek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davalının temerrüt nedeniyle tahliyesine ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda asıl alacak 15.028TL üzerinden itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.

2-) Davalının alacağa yönelik temyiz itirazlarına gelince; Takibe dayanak yapılan ve hükme esas alınan 19.12.2012 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesinde aylık kira bedelinin 500TL olduğu ve sözleşmede artış şartı olmadığı görülmektedir.

Davacı 20.8.2010 tarihinde başlattığı icra takibi ile, ödenmeyen 19.12.2012 ile 19.04.2015 arası kira bedellerinin tahsilini istemiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise sözleşmede artış şartı varmış gibi hesaplama yapılmıştır. Bu durumda, sözleşmedeki kira artışına ilişkin bir şart olmadığından aylık kiranın sözleşmede kararlaştırılan 500TL olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece kira alacağının sözleşmede kararlaştırılan aylık kira bedeli 500TL üzerinden hesaplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddi ile tahliyeye yönelik hükmün ONANMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının alacağa yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK’nın 428.maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.05.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi

Esas No: 2017/4779 Karar No: 2018/193 Karar Tarihi: 16.01.2018

Özet: Sözlü Sözleşmede kira artışına ilişkin bir hüküm olduğu iddia ve ispat edilmemiştir. Bu durumda kira sözleşmesinde kira bedelinin artırılacağına dair hüküm bulunmadığının kabulü gerekir. O halde sözleşmede artış şartı bulunmadığından ve dönem başından en geç 30 gün öncesinden ihtarname tebliğ edilmediğinden 07.12.2012 tarihinde açılan dava, tespiti istenen 01.12.2012 tarihi itibarıyla süresinde değildir. Bu itibarla, mahkemece davacıya 01.06.2013 tarihinden itibaren geçerli olarak kira bedelinin tespitini isteyip istemediği sorularak talep etmesi durumunda sonucuna göre karar verilmesi aksi halde ise davanın süresinde açılmadığından reddine karar verilmesi gerekir.

(6098 s. K. m. 328, 329, 344, 345) (YİBK. 18.11.1964 T. 1964/2 E. 1964/4 K.)

Taraflar arasındaki kira bedelinin tespiti davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı, davalının kiracı olduğu taşınmazı 18.06.2012 tarihinde satın aldığını ve yeni malik sıfatıyla davalıya 10.07.2012 tarihinde keşide edilen ihtarla kira bedelinin aylık 1.100 TL olarak ödenmesi talep edildiği halde davalının 150 TL olarak ödemeye devam ettiğini belirterek aylık kira bedelinin 1.100 TL olarak tespiti istemiştir.

Davalı, dava konusu taşınmazda 2005 Yılı Haziran ayının başından itibaren sözlü kira akdi ile kiracı olduğunu, ödenen aylık kira bedelinin emsallerine göre düşük olmadığını ve davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne, 01.12.2012 tarihinden itibaren aylık kira parasının brüt 840 TL olarak tespitine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- 18.11.1964 gün ve 2/4 sayılı YİBK ve yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre “hak ve nesafet” ilkesi uyarınca kira parasının tespitine karar verilirken öncelikle tarafların tüm delilleri varsa emsal kira sözleşmeleri aslı veya onaylı örnekleri dosyaya alınmalı, bilirkişi marifetiyle kiralanan taşınmaz ve taraf emsalleri tek tek görülüp incelenmeli, böylece elde edilen veriler somutlaştırılarak, dava konusu yer ile ayrı ayrı (konumu, çevresi, niteliği, kullanım şekli, kira başlangıç tarihi, kira süreleri vb.) kira parasına etki eden tüm nitelikleri karşılaştırılmalı, emsal kira bedellerinin niçin uygun emsal olup olmadığı somut gerekçelerle açıklanmalı, dava konusu taşınmazın yeniden kiraya verilmesi halinde getirebileceği kira parası belirlenmeli, hakimce bu kira parası dikkate alınmak suretiyle hak ve nesafete, özellikle tarafların kira sözleşmesinden bekledikleri amaçlarına uygun makul bir kira parasına hükmedilmelidir.

Somut olayda, mahallinde yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda, taşınmazın 01.12.2012 tarihinden itibaren boş olarak net 800 TL bedelle kiralanabileceği belirtilmiş, mahkemece belirlenen kira bedelinden hak ve nesafete göre indirim yapılarak aylık kira bedelinin brüt 840 TL olarak tespitine karar verilmiş ise de; bilirkişi raporunda gerek dava konusu taşınmazın gerekse emsal olarak alındığı belirtilen taşınmazın metrekaresi, vasıfları, kira bedeli, üstün özellikleri belirtilmeden ve yeterli emsal incelenmeden düzenlenen bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Mahkemece, tesbiti istenen döneme yakın başlangıç tarihli emsal bildirmesi için taraflara yeniden fırsat verilerek ya da bilirkişi tarafından resen tesbit edilerek dava konusu kiralananın kira bedelinin tesbiti yoluna gidilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ile karar verilmesi doğru değildir.

3- Davalının tespit tarihine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Kira parasının tespitine ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 344 maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hakim tarafından üretici fiyat endeksindeki artış oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.”

Şartlar değişmediği ve özel nedenlerin varlığı iddia ve ispat edilmediği sürece, kira sözleşmesinde olağan rayice uygun olarak kararlaştırılan kira parasına, Üretici Fiyat Endeksinin 5 yıl için artırımı esas alınarak bulunacak kira parasının o dönemin hak ve nesafet kurallarına uygun ve aşırı olmayan bir kira parası olduğu ilke olarak kabul edilmeli ve ona göre uygulama yapılmalıdır. Beş yıldan sonra ise, taşınmazın boş olarak yeniden kiralanması halinde getirebileceği kira parası bilirkişi marifetiyle belirlenerek, hakimce bu miktar göz önünde bulundurulup hak ve nesafete uygun bir kira parası takdir edilmelidir.

Aynı Kanun’un 345. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir.

Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar.

Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur.”

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, TBK’nın 345. maddesi bu tarihten sonra açılacak kira bedelinin tespiti istemlerinde uygulanır.

Mahkemenin kabulü, önceki malik ile davalı arasında, 1 Haziran başlangıç tarihli ve süresiz sözlü kira sözleşmesi olduğudur. Sözlü Sözleşmede kira artışına ilişkin bir hüküm olduğu iddia ve ispat edilmemiştir. Bu durumda kira sözleşmesinde kira bedelinin artırılacağına dair hüküm bulunmadığının kabulü gerekir.

O halde sözleşmede artış şartı bulunmadığından ve dönem başından en geç 30 gün öncesinden ihtarname tebliğ edilmediğinden 07.12.2012 tarihinde açılan dava, tespiti istenen 01.12.2012 tarihi itibarıyla süresinde değildir. Bu itibarla, mahkemece davacıya 01.06.2013 tarihinden itibaren geçerli olarak kira bedelinin tespitini isteyip istemediği sorularak talep etmesi durumunda sonucuna göre karar verilmesi aksi halde ise davanın süresinde açılmadığından reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde, olayda uygulama olanağı bulunmayan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 328 ve 329. maddeleri esas alınarak 01.12.2012 tarihinden itibaren kira bedelinin tespitine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.01.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi

Esas No: 2015/12224 Karar No: 2016/5435 Karar Tarihi: 26.09.2016

İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı karar, davalı ve davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın kaldırılması ve kiralananın tahliyesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile davalının itirazının 94,80 TL asıl alacak, 0,94 TL birikmiş faiz ve 2,16 TL damga vergisi yönünden kaldırılmasına, davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmiş, karar davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı alacaklı 05.07.2013 başlangıç tarihli yazılı kira akdine dayanarak 16.03.2015 tarihinde tahliye talepli olarak başlattığı icra takibi ile aylık 1.100,00 TL’den 2015 yılı Ocak, Şubat ve Mart ayları kira bedeli toplamı 3.300,00 TL’nin işlemiş faizi ve 48,73 TL damga vergisi ile tahsilini istemiş, ödeme emri davalı kiracıya 12.05.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı borçlu 18.05.2015 tarihli itiraz dilekçelerinde, alacaklıya herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek asıl alacağa, işlemiş faize ve faiz oranına itiraz etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde ise, aylık kira bedelinin 350,00 TL olup, her ay bankaya davacının hesabına yatırdığını ileri sürmüş ve buna dair dosyaya 350,00 TL bedelli “Ocak 2015 kira bedeli” açıklamalı ve 700 TL bedelli “Dükkan kira bedeli Şubat, Mart 2015” açıklamalı iki adet ödeme dekontu sunmuştur. Mahkemece, davacı tarafça 05.07.2014 başlangıç tarihli yeni dönem kira miktarının aylık 1.100,00 TL olduğu iddia edilerek takip yapılmış ise de, sözleşme ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 344. maddesi hükümlerine göre yeni dönem kira bedelinin 381,60 TL olarak hesap edildiği, davacı tarafından Ocak 2015 ayı kira bedeli olarak 350,00 TL ve Şubat – Mart 2015 ayları kira bedeli olarak da 700,00 TL olarak yatırılmış bulunduğu, davalı kiracının yeni dönem kira farkından kaynaklanan 31,60 TL x 3 Ay = 94,80 TL asıl alacak + 0,94 TL takip tarihine kadar birikmiş faizi + 2,16TL damga vergisi bakiye borcu kaldığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının 94,80 TL asıl alacak + 0,94 TL takip tarihine kadar birikmiş faizi + 2,16 TL damga vergisi kısmı yönünden kaldırılmasına, 94,80 TL kira borcunun ödenmemesi suretiyle temerrüt oluştuğundan davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmiştir.

1- Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Karara esas alınan 05.07.2013 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede yıllık kira parası aylık 350,00 TL olarak belirlenmiş, sözleşmede kira artış şartına yer verilmemiştir. Sözleşmede artış şartı öngörülmediği halde mahkemece ÜFE oranında artış yapılarak, tespit edilen bu artış farkının ödenmediği gerekçesiyle itirazın kısmen kaldırılmasına ve temerrüt oluştuğundan bahisle kiralananın tahliyesine karar verilmesi doğru değildir. Davalı, takibe konu dönem kiralarını takipten önce ve sözleşmede yazılı miktar üzerinden ödediğine göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verilmesi doğru değildir.

Kararın bu nedenle bozulması gerekir.

Sonuç: Yukarıda (1) No’lu bentte yazılı nedenle davacının temyiz itirazlarının Reddine, (2) No’lu bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davalı yararına BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 26/09/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kayseri Gayrimenkul Avukatı

Kadastro tespitine itiraz davası, tapu iptali ve tescil davası, önalım davası, kira bedelinin tespiti ve kiracının tahliyesi davaları, ecrimisil davası, kamulaştırma bedelinin tespiti davası ile tenkis davası başta olmak üzere gayrimenkul ve taşınmaz hukuku ile ilgili süreçlerde herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir gayrimenkul avukatından hukuki yardım almaları faydalı olacaktır.

Gayrimenkul hukuku alanında uzman Kayseri gayrimenkul avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; kamulaştırmasız el atma ile ilgili dava sürecinde müvekkillerine avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Kayseri gayrimenkul avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.