Taksir ile Bir Kişinin Ölümüne Neden Olma: Trafik Kazasında Tarafların Kusur Durumlarının Belirlenmesi

Hizmetlerimiz

Taksir ile Bir Kişinin Ölümüne Neden Olma Suçu: Trafik Kazasında Tarafların Kusur Durumlarının Belirlenmesi - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Taksir ile Bir Kişinin Ölümüne Neden Olma Suçu: Trafik Kazasında Tarafların Kusur Durumlarının Belirlenmesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2017/12-704 Karar No: 2019/75 Karar Tarihi: 07.02.2019

Özet: Olaya bağlı olarak ölenin vücudundaki yaralanmaların ağırlığı, bisikletin direksiyon uçlarının seyir istikametinin sağındaki boş arsadan çıktığını görmesine rağmen sanığın fren ve direksiyon tedbirlerine başvurmakta geç kalması hususları birlikte dikkate alındığında, sanığın kavşağa yaklaşırken hızını azaltmadığı, yine çocukların etrafındaki boş alanlarda oyun oynayıp bisiklet sürdükleri sokakta seyir hâlinde iken aracının hızını yol durumunun gerektirdiği şartlara uydurmadığı, bu şekilde 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 52. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmeyip dikkat ve özen yükümlülüğüne de aykırı davranan sanığın, yerleşim yeri içerisinde seyir hâlinde iken yolun çevresinden birilerinin yola çıkabileceğini ve zarar görebileceğini öngörebileceği, bu nedenle …’ın ölümüyle neticelenen trafik kazasında tali derecede kusurlu olduğu, meydana gelen kazada sanığın kusuru bulunmadığı yönünde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen … tarihli rapora itibar edilemeyeceği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme gerekçesi isabetli olduğundan dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verilmelidir.

(5237 S. K. m. 51, 53, 62, 85)

Taksir ile bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık …’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 85/1, 62/1, 51/1 ve 53/6. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve sürücü belgesinin 6 ay süreyle geri alınmasına ilişkin Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.04.2013 tarihli ve 468-321 sayılı hükmün, sanık müdafisi ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 23.05.2014 tarih ve 21584-12649 sayı ile;

“Sanığın idaresindeki minibüsle, çift yönlü sokakta seyrederken, sağdaki boş arsadan yola bisikletle giren mağdura çarpması sonucu, bisikletli mağdurun öldüğü olayda; sanığın savunmasında bisikletli çocuğun yola aniden çıktığını beyan ettiği, kaza tespit tutanağı ve ekindeki krokiye göre, çarpmanın yolun 2,6 metre içinde, kavşağa 15 metre mesafede meydana geldiği, sanığa ait fren izi bulunmadığı, sanığın çarpma noktasından 3,5 metre sonra durduğu ve sanığın hızının teknik olarak belirlenmemiş olması karşısında; Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 02.12.2011 tarihli raporunda da belirtildiği gibi, sanığın olayı önleyebilme imkânı olmadığı, bu itibarla sanığa yüklenebilecek kusur bulunmadığı gözetilmeksizin, sanığın beraati yerine, yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesi ise 25.12.2014 tarih ve 662-848 sayı ile;

“…Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2013/21584 esas 2014/12649 karar sayılı ilamı ile Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporuna atıfla olayda kusuru bulunmayan ve olayı önleyebilme imkânı olmayan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporu ile birlikte diğer tüm raporların da hüküm kurulması ve bilirkişi raporlarından faydalanılarak kusurun tespiti sırasında değerlendirildiği, sanığın ….. Sokağını takiben ilerlediği sırada kavşağa yaklaşırken yaklaşık 15 metre mesafe kaldığı sırada hızını oldukça azaltması ve dikkatli bir şekilde seyretmesi gerekirken gerekli dikkat ve özeni göstermediği, her ne kadar müteveffa …’ın olayda asli kusuru bulunduğu, katılanların çocuklarının gözetim ve denetiminde ihmal gösterdikleri anlaşılmış ise de sanığın mevcut şartlara göre kazayı önleme imkânının bulunduğu, otopsi raporunda yüz bölgesinin tamamen kanla kaplı olduğunun, sol fronto temporal bölge, zigomatik bölgede sol kulağı da içine alan bölgenin saçlı derisinin ve deri bölgesinin tamamen sıyrılmış olduğunun, sol temporal kemikte lineer kırık hattı izlendiği, kafa tepe bölgesinde skalp kesisi olduğu, boyun sol yanda kanama izlenen laserasyon bulunduğu, diğer bölgelerde de benzer izlerin bulunduğu, göğüs bölgesi sol tarafta ikinci ve üçüncü kotlarda … kırık olduğunun belirlendiği, ölüm nedeninin genel beden travmasına bağlı kafa kemiklerinde kırık, beyin doku harabiyeti ve iç organ yaralanması ve iç kanama olduğunun tespit edildiği, tüm bu hususlar dikkate alındığında sanığın dikkatli bir şekilde ve kavşağa yaklaşması nedeniyle hızını oldukça azaltarak seyretmesi durumunda bisikletli çocuğa teması olsa dahi kazayı bu şartlarda önleme imkânının bulunduğu, en azından daha hafif oranda bir yaralanma durumunun söz konusu olabileceği dikkate alınarak sanığın olayda tali kusurlu bulunduğu,”

gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.02.2015 tarihli ve 42795 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 196-809 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 19.04.2017 tarih ve 64-3340 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir kişinin ölümüyle neticelenen trafik kazasında sanığın kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

14.08.2010 tarihli trafik kazası tespit tutanağında; …’ın bisikleti ile ….. Sokak kenarında bulunan boş arsadan ani olarak sokağa çıkış yaptığı sırada aynı sokak üzerinden ….. Caddesi istikametine seyir hâlinde olan sürücü sanık … idaresindeki 26 .. 343 plaka sayılı minibüsün ön kısmı ile çarpıştığı ve minibüsün altında kalan bisikletin sürüklenmesi sonucu meydana gelen yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasının oluşumunda bisiklet sürücüsü …’ın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 84. maddesinde sayılan “doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma” asli kusurunu işlediğinden %100 oranında kusurlu olduğu yönünde açıklamalara yer verilerek kazanın gündüz vakti, yerleşim yerinde, açık havada, 7,5 metre genişliğinde, bölünmemiş, parke kaplı, iki yönlü, kuru ve düz yolda meydana geldiğinin işaretlendiği, krokide; çarpma noktası ile minibüsün gidiş istikametine göre yolun sağ kenarı arasındaki mesafenin 2,6 metre, minibüsün arka kısmı ile çarpma noktası arasındaki mesafenin 3,5 metre olduğunun, minibüsün sol ön hizasında yerde kan izlerinin, sol yan alt kısmında bisikletin, aracın ön kısmından 15,5 metre sonra sokağın ….. Caddesiyle kesiştiğinin gösterildiği, tutanakta minibüse ait fren izine rastlandığına dair bir belirlemenin olmadığı,

14.08.2010 tarihli genel adli muayene raporunda; …’ın aynı tarihte saat 18.35 sıralarında ambulansla getirildiği, yapılan muayenesinde bilincinin kapalı olduğu, spontan solunumunun ve kalp tepe atımının olmadığı, ışık refleksinin alınamadığı, entübe edilerek kalp masajına başlandığı, kafatası arkasında skalpte (saçlı deride) 10 cm uzunluğunda kesi, sol temporalde saçlı derinin olmadığı, kafatası kemiklerinin izlendiği, sağ dış kulak yolunda aktif kanama olduğu, sol omuzda 3×3 cm ebadında derin kesiye bağlı olarak tendonların görüldüğü, sternum lateralinde 2×2 cm ebadında kesi olduğu, 45 dakika süre ile kalp masajı yapılıp cevap alınamadığı ve ölü olarak kabul edildiği yönünde açıklamalara yer verildiği,

14.08.2010 tarihli ölü muayene tutanağına göre; ölenin 5-6 yaşlarında, 110 cm boyunda, yaklaşık 25-30 kg ağırlığında olduğu, yüz bölgesinin tamamen kanla kaplanmış vaziyette olup sol frontotemporal bölgedeki saçlı derinin zigomatik bölgeyi ve sol kulağı da içine alacak biçimde tamamen sıyrıldığı, kemik dokunun görüldüğü, sol temporal kemikte lineer kırık hattının, kafa tepe bölgesinde oksipital alanda yaklaşık 7×2 cm ebadındaki alanda skalp kesisinin, boyun sol yanda yaklaşık 10×5 cm ebadındaki alanda etrafında kanama izlenen laserasyonun, sol omuz başından başlayarak klavikula alt kısmına uzanan bölgede biri 10×5 cm diğeri 5×4 cm ebadında kas ve yumuşak dokunun görüldüğü laserasyon alanlarının, sol el sırtında, sol ayak dış yanda ve sol dizde sıyrıklı ekimozların, sağ el dış yüzde ekimozun, sağ ayak ve sağ diz dış yanda sıyrıkların, göğüs sol ikinci ve üçüncü kotlarda kırıkların, göğüs bölgesinde şekil bozukluğunun mevcut olduğu, kişinin ölümünün genel beden travmasına bağlı kafa kemiklerinde kırık, beyin doku harabiyeti, iç organ yaralanması ve iç kanama sonucu meydana geldiği,

Eskişehir Devlet Hastanesince 14.08.2010 tarihinde saat 19.00’da düzenlenen genel adli muayene raporuna göre; sanığın alkolsüz olduğu,

Tarafların kusur durumuna ilişkin olarak aldırılan raporlardan;

1- Trafik uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen 18.08.2010 tarihli raporda; ölen …’ın yönetimindeki bisiklet ile boş arsadan ….. Sokak yoluna çıkış yapmadan önce sokak üzerinde seyir hâlinde bulunan araçların hız ve yakınlığını etkin bir şekilde kontrol etmesi ve sokak yolundan yaklaşmakta olan minibüse geçiş hakkını bırakması icap ederken bu hususa riayet etmediği ve sokak yoluna kontrolsüz şekilde çıkarak olayın meydana gelmesinde birince derecede rol oynadığı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 57/b-7 maddesindeki “Biz iz veya mülkten çıkan sürücüler, karayolundan gelen araçlara geçiş hakkını vermek zorundadırlar” kuralını ihlal edip asli kusurlu olduğu, sanık …’in yönetimindeki minibüs ile yola gereken dikkatini vermediği, meskûn mahaldeki sokak yolunda müteyakkız bir şekilde seyretmediği, gidişine göre sağ taraftaki boş arsadan çıkan bisikletliye karşı zamanında etkin fren ve direksiyon tedbirine başvurmadığı, dikkatsiz ve tedbirsiz davrandığı, 2918 sayılı Kanun’un 52/1-b maddesindeki “Sürücüler hızlarını kullandıkları aracın teknik özelliğine, görüş ve yol durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorundadırlar” kuralını ihlal edip olayda tali kusurlu olduğu,

2- Mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen 15.11.2011 tarihli raporda; sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile 7,5 metre genişliğindeki yolun kendi seyrine ayrılmış en az 3,5 metre genişliğindeki gidiş şeridinin en sağını kullanması gerekirken en sol kısmını kullandığı, tanık beyanlarından anlaşıldığı şekliyle yol düzleminde oynayan çocukların olduğu, ayrıca kazanın cadde sokak kavşağının hemen yakınında gerçekleştiği dikkate alındığında, sanığın sevk ve idaresindeki aracının hızını azaltma hususunda geç kaldığı, her ne kadar kaza tespit tutanağında herhangi bir fren izinden bahsedilmemiş ise de, sanığın bisikletli sürücüyü aracının altına alması hususu göz önüne alındığında, “küt burunlu” olarak tabir edilen minibüs cinsi araçların çarpması sonucunda ileri doğru fırlatma durumunun yaşanacağı, eğer aracın hızı normal hız sınırlarından fazla ise aracın altına alma hâlinin gerçekleşeceği, bisiklet sürücüsü …’ın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 66. maddesi (Bisiklet, motorlu bisiklet ve motosiklet sürücüleri ile ilgili kurallar) ile aynı Kanun’a bağlı Yönetmelik’in 136. maddesindeki “Bu araçlarla, diğer araçlar izlenirken, geçilirken, manevra yapılırken; karayolunu kullananların hareketini zorlaştırıcı, tehlike doğurucu davranışlarda bulunulması yasaktır” hükmüne aykırı hareket ettiğinden birinci derecede kusurlu olduğu, sanık …’in ise aynı Kanun’un 52/1-a maddesindeki “Sürücüler kavşaklara yaklaşırken hızını azaltmak zorundadırlar” ve 52/1-b maddesindeki “Sürücüler araçlarının hızını hava ve yol şartlarına göre ayarlamak zorundadırlar” hükümlerine aykırı hareket ettiğinden dolayı ikinci derecede kusurlu olduğu,

3- Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığınca düzenlenen 02.12.2011 tarihli raporda; 5 yaşlarındaki ölen …’ın yaşı gereği kullandığı bisiklet ile trafiğe açık alana çıkmaması gerekirken aksine hareket ederek yol kenarındaki boş alandan trafiği kontrol etmeden gelen araca rağmen dikkatsiz ve kontrolsüzce aniden yola çıkıp ilk geçiş hakkını vermediği olayda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 37 ve 57/b-7 maddelerini ihlal ederek asli kusurlu olduğu, sanık …’in sevk ve idaresindeki minibüs ile gündüz vakti, meskûn mahalde, sokağı takiben seyredip olay mahalline geldiğinde seyrine göre sağ taraftan kullandığı bisiklet ile aniden ve kontrolsüzce önüne çıkan …’a çarpmak durumunda kaldığı olayda oluşa etken hatalı tutum ve davranışı ile olayı önleme imkânı olmadığından kusurunun bulunmadığı,

4- İstanbul Teknik Üniversitesinden trafik uzmanı üç kişilik heyet tarafından düzenlenen tarihsiz raporda; sanığın yerleşim yerinde seyrettiği ve kavşağa yaklaştığı hâlde süratini yol koşullarına uydurmadığı, bisikleti önceden gördüğü hâlde fren ve direksiyon önlemlerini almakta geciktiği, bisiklet sürücüsünün ise boş arsadan kontrolsüz olarak kaplama üzerine çıktığı anlaşılan olayda, sanık …’in 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 52/1-a ve b maddelerini ihlal edip tali kusurlu olduğu, boş arsadan yola kontrolsüz olarak çıkan ve ilk geçiş hakkını doğrudan geçmekte olan taşıta vermeyen bisiklet sürücüsünün de asli kusurlu olduğu,

5- Karayolları Genel Müdürlüğünden üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 04.01.2013 tarihli raporda; 5 yaşındaki ölen …’ın idaresindeki bisikleti ile bulunduğu arsadan ….. Sokağa çıkışı sırasında, motorlu araçları dikkatli bir şekilde kontrol etmesi, araçlara ilk geçiş hakkını vermesi gerekirken aksine davranışla mevcut seyir hızıyla yola girerek emniyetle durdurulamayacak kadar yaklaşmış bulunan motorlu araçların geçmesini beklememesi nedeniyle olayda birinci derecede kusurlu olduğu, sanık …’in idaresindeki minibüs ile olay yerine yaklaşmakta iken bisikletlinin direksiyon uçlarını görmüş olduğu hâlde çocuğun hâl ve hareketlerini dikkatli bir şekilde izlemediği, aracına hafif fren tatbik etmesi hâlinde dahi aracını oldukça güvenli bir hız değerine düşürmesi mümkün iken aksine mevcut seyir hızı ile hiçbir önleyici tedbir almaksızın, etkili fren tedbirine başvurmakta geç kaldığı, aracını stop ettirmek suretiyle araca olan fren ve direksiyon hâkimiyetini kaybettiği, meslekteki acemiliğine bağlı olarak olayın önlenebilirliğini önemli ölçüde imkânsız kıldığı ve aracının ön kısmı ile bisikletli çocuğa çarpmak suretiyle 2918 sayılı Kanun’un 52/1-b maddesine aykırı davrandığı, sanığın olayda ikinci derecede (tali) kusurlu olduğu,

Yönünde kanaatlere yer verildiği,

Sivrihisar İlçe Emniyet Müdürlüğünün 27.09.2012 tarihli yazısında; sanığın E sınıfı sürücü belgesine sahip olduğunun, bu belgenin kendisine 07.11.1997 tarihinde verildiğinin ve olay tarihi olan 14.08.2010 tarihi itibarıyla geçerli olduğunun bildirildiği,

Ölen …’ın 08.02.2005 doğumlu olduğu,

Anlaşılmaktadır.

Katılan … kollukta; 14.08.2010 tarihinde saat 18.00 sıralarında evinin balkonunda oturduğu sırada karşı komşularından kim olduğunu bilmediği birisinin “Çocuğa araba çarptı.” diye bağırması üzerine aşağıya indiğinde kendi çocuğu olan …’a bisiklet sürdüğü sırada yukarı taraftan gelen minibüsün çarptığını anladığını, minibüsün bisikleti altına almış olduğunu, çocuğunun da yerde yattığını, minibüs sürücüsünden şikâyetçi olduğunu,

Tanık … kollukta; olay tarihinde saat 18.15 sıralarında ikametine doğru yürüdüğü sırada 5-6 yaşlarında bir erkek çocuğunun bisikleti ile iki apartman arasındaki parka benzer yere girmiş olduğunu gördüğünü, önceden tanıdığı sanık …’in de kendisinin karşısından minibüsü ile geldiğini, sanığın yavaş gittiğini, sanığın kendisini geçtikten sonra arkasından bir gürültü duyduğunu, dönüp baktığında kaza olduğunu anladığını, kaza anını görmediğini, aracın yanına vardığında bisiklet süren 5-6 yaşlarındaki çocuğun aracın sol teker kısmının yakınında yerde yattığını gördüğünü, Mahkemede; yolda gittiği sırada bisikletli çocukları kazanın olduğu yerden 5-6 metre kadar ilerideki boş arazi içerisinde gördüğünü, yolda karşılaştığında selamlaştığı sanığın tahminine göre 10-15 km/saat hızla gittiğini, sanığın kendisini geçtikten sonraki hızının ne kadar olduğunu bilmediğini,

Tanık … kollukta; olay günü ….. Sokak üzerinde yürüdüğü sırada arkasından fren sesi duyduğunu, dönüp baktığında 20 metre geride bir kaza olduğunu gördüğünü, kaza anını görmediğini, aracın yanına geldiğinde sol ön teker kısmına yakın yerde 5-6 yaşlarında bir erkek çocuğun yerde yattığını gördüğünü, Mahkemede; kaldırımda yürüdüğü sırada bir takırtı sesi duyduğunu, dönüp baktığında bir aracın çocuğa çarpmış olduğunu anladığını, çocuğun aracın sol tekerleğinin altında olduğunu, şoförün arabayı geri aldığını ve çocuğu tekerleğin altından çıkardıklarını, çağırdıkları ambulansın yaklaşık yarım saat sonra geldiğini,

Tanık … 16.08.2010 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü saat 18.00 sıralarında ikametinin balkonunda oturduğu sırada, ilerideki şantiyede bulunan bekçilerin kullandığı beyaz renkli minibüsün bulunduğu yerden normal bir şekilde kalktıktan sonra hızlanarak ….. Sokak içerisine döndüğünü, çok hızlı giden minibüsün görüş alanından çıktığını, 1-2 dakika sonra etraftan bağrışmalar ve “kaza oldu” şeklinde sözler duyduğunu, inip baktığında komşusunun çocuğu …’a minibüsün çarptığını anladığını, çarpma anını görmediğini ancak çok kısa bir süre önce minibüsün çok hızlı bir şekilde sokağa girdiğini gördüğünü, Mahkemede; kaza anını görmediğini ancak şantiyenin önündeki aracın hızlı bir şekilde kalkıp gittiğini, iki saniye içerisinde de kaza olduğunu anladığını, evinin arka tarafa düşmesi nedeniyle bisiklet süren çocukları görmediğini,

Tanık … Mahkemede; kendi bulunduğu yere yaklaşık 10-12 metre mesafede çocukların bisiklet sürdüklerini, arkasının dönük olduğunu, aracın bir poşeti altına alıp hışırdatması gibi bir sesle fren sesi duyduğunu, baktığında çocuğun başının aracın sol ön tekerinin altında olduğunu gördüğünü,

Tanık … Mahkemede; iki arkadaşıyla birlikte park hâlinde bulunan bir arabanın bulunduğu yere doğru gittiklerini, arabanın bir anda hızla hareket ettiğini ve ara sokakta 3. vitese kadar çıktığını, tenekenin arabanın altında kaldığında çıkan ses gibi bir ses duyduklarını, dönüp baktıklarında arabanın kaldırıma doğru kaydığını, çocuğun başını sol ön tekerin altında gördüklerini,

Beyan etmişlerdir.

Sanık kollukta; 14.08.2010 tarihinde saat 18.30 sıralarında çalıştığı iş yerine ait minibüs ile ….. Sokak üzerinde seyir hâlinde iken sağ tarafında bulunan bahçe içerisinden 5-6 yaşlarında bir erkek çocuğun bisikleti ile aniden önüne çıktığını, mesafenin çok yakın olduğunu, hızının tahminen 40 km/saat olduğunu, fren yaptığını ancak minibüsün orta kısmından bisiklete vurunca bisikletin minibüsün altında kaldığını, kaza yapmadan önce selamlaştığı … ile aynı yerde ikamet eden …’in olayı gördüklerini, Mahkemede; şoför olduğunu, sevk ve idaresindeki minibüsle 2. viteste, 40 km/saat hızla giderken istikametine göre yolun sağındaki boş arsadan bir bisikletin direksiyon uçlarını gördüğünü, frene bastığını, sola dönmeye çalıştığını, aracının stop ettiğini, bisikleti kullanan çocuğu görmediğini savunmuştur.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulup taksir ve taksir ile ölüme neden olma suçuna ilişkin hükümler gözden geçirilmelidir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirmekte, fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda aranması gereken hususlar;

1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

2- Hareketin iradi olması,

3- Sonucun istenmemesi,

4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,

5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,

Şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Taksirli hareket ile meydana gelen netice arasında illiyet bağı bulunmaması hâlinde fail bu sonuçtan sorumlu tutulamayacaktır.

Neticenin gerçekleşmesinde, mağdur veya başka bir kişinin taksirli davranışının da etkili olması durumunda, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin vasfını da değiştirmeyecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nda taksirle işlenebilen suçlarda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.

Zararlı neticenin, failin hareketlerinin mağdurun ya da üçüncü bir kişinin hareketi ile birleşmesi sonucu meydana geldiği durumlarda, failin taksirli sorumluluk şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından, neticeye kimin sebebiyet verdiği, bir diğer ifadeyle failin iradi hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının kesilip kesilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Mağdur ya da üçüncü kişinin hareketinin ya da bir başka nedenin neticenin tek sebebi olduğu veya zararlı neticenin yalnızca bu kişilerin kusurlu hareketlerinden kaynaklandığı durumlarda, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının ortadan kalktığı kabul edilmelidir. Buna karşılık failin kusurlu hareketine mağdur ya da üçüncü bir kişinin kusurlu hareketinin eklendiği ve neticenin çeşitli kusurlu hareketlerin birleşmesinden meydana geldiği hallerde, nedensellik bağı kesilmeyip; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 40. maddesine göre taksirli suçlarda iştirak ilişkisi de mümkün olmadığından, anılan Kanun’un 22. maddesinin dört ve beşinci fıkralarına göre herkes kendi kusurundan dolayı ve kusuruna göre sorumlu olacaktır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında yer alan düzenlemeye göre;

“4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir

Madde gerekçesinde yer verilen açıklamalara göre;

“Taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.

Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir…Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızası olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.

Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması durumunda, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir.

Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir…”

Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, yargılamayı gerçekleştiren hâkim, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa kusurunun ne olduğu ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağını, her olayın özelliklerine göre ve kanuni gerekçelerle belirlemelidir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup, bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Taksirle Öldürme” başlıklı 85. maddesi;

“Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis ceza ile cezalandırılır”

şeklinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu yaptırıma bağlanmıştır.

Ülkemizde taksirli suçlarla en çok yaralama ya da ölümle sonuçlanan trafik kazalarında karşılaşılmaktadır. Trafik kazaları genellikle trafik kurallarının ihlali neticesinde gerçekleşir ve failin kusuru da ihlal edilen trafik kuralına göre belirlenir. Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümünde 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ilgili hükümleri de dikkate alınmalıdır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun “Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak” başlıklı 52. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan düzenlemeye göre;

“Sürücüler:

a) Kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak,

b) Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak, …

Zorundadırlar.”

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Şoför olarak çalışan sanığın 14.08.2010 tarihinde saat 18.00 sıralarında sevk ve idaresindeki minibüs ile yerleşim yeri içerisinde bulunan ….. Sokak üzerinde seyir hâlinde iken sanığın gidiş istikametine göre yolun sağ tarafında bulunan boş arsada bisiklet süren 5 yaşlarındaki ölen …’ın bisikletle aniden yola çıkarak sanığın kullandığı minibüsle çarpıştığı, bisikletle birlikte minibüsün altında kalan …’ın spontan solunumunun olmadığı ve bilinci kapalı olarak kaldırıldığı hastanenin acil servisinde yapılan müdahalelere cevap vermeyip genel beden travmasına bağlı kafa kemiklerinde kırık, beyin doku harabiyeti, iç organ yaralanması ve iç kanama sonucu vefat ettiği, 14.08.2010 tarihli ölü muayene tutanağında, sol frontotemporal bölgedeki saçlı derinin zigomatik bölgeyi ve sol kulağı da içine alacak biçimde tamamen sıyrıldığı, kemik dokunun görüldüğü, sol temporal kemikte lineer kırık hattının, kafa tepe bölgesinde oksipital alanda yaklaşık 7×2 cm ebadındaki alanda skalp kesisinin, boyun sol yanda yaklaşık 10×5 cm ebadındaki alanda etrafında kanama izlenen laserasyonun, sol omuz başından başlayarak klavikula alt kısmına uzanan bölgede biri 10×5 cm diğeri 5×4 cm ebadında kas ve yumuşak dokunun görüldüğü laserasyon alanlarının, sol el sırtında, sol ayak dış yanda ve sol dizde sıyrıklı ekimozların, sağ el dış yüzde ekimozun, sağ ayak ve sağ diz dış yanda sıyrıkların, göğüs sol ikinci ve üçüncü kotlarda kırıkların, göğüs bölgesinde şekil bozukluğunun mevcut olduğunun belirtildiği, trafik kazasının açık havada, 7,5 metre genişliğinde, bölünmemiş, parke kaplı, iki yönlü, kuru ve düz yolda meydana geldiği, çarpma noktası ile minibüsün gidiş istikametine göre yolun sağ kenarı arasında 2,6 metre, minibüsün bulunduğu yer ile çarpma noktası arasındaki 3,5 metre mesafenin bulunduğu, minibüsün sol ön hizasında yerde kan izlerinin, sol yan alt kısmında bisikletin olduğu, olay yerinde minibüse ait fren izine rastlanmadığı, minibüsün durduğu yerin 15,5 metre ilerisinde ….. Sokakla ….. Caddesinin kesiştiği kavşağın yer aldığı, sanığın olay tarihi itibarıyla 13 yıllık E sınıfı sürücü belgesinin olduğu, tarafların kusur durumuna ilişkin olarak aldırılan beş ayrı rapordan dördünde ölenin asli, sanığın tali kusurlu olduğu yönünde, Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 02.12.2011 tarihli raporda ise ölenin asli kusurlu olduğu, sanığın ise olayda oluşa etken hatalı tutum ve davranışı ile olayı önleme imkânı olmadığından bahisle kusurunun bulunmadığı yönünde kanaat bildirildiği, sanığın olay sırasındaki hızının 40 km/saat olduğunu savunduğu anlaşılmakla; olay yerinin çocukların etrafındaki boş alanlarda oyun oynayıp bisiklet sürdükleri bir sokak olması, sanığın, ölene çarptıktan sonra aracını durdurduğu yer ile gidiş istikametinde bulunan kavşak arasında 15,5 metre gibi kısa bir mesafenin bulunması, olay anındaki hızının 40 km/saat olduğu yönündeki savunması, olaya bağlı olarak ölenin vücudundaki yaralanmaların ağırlığı, bisikletin direksiyon uçlarının seyir istikametinin sağındaki boş arsadan çıktığını görmesine rağmen sanığın fren ve direksiyon tedbirlerine başvurmakta geç kalması hususları birlikte dikkate alındığında, sanığın kavşağa yaklaşırken hızını azaltmadığı, yine çocukların etrafındaki boş alanlarda oyun oynayıp bisiklet sürdükleri sokakta seyir hâlinde iken aracının hızını yol durumunun gerektirdiği şartlara uydurmadığı, bu şekilde 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu‘nun 52. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmeyip dikkat ve özen yükümlülüğüne de aykırı davranan sanığın, yerleşim yeri içerisinde seyir hâlinde iken yolun çevresinden birilerinin yola çıkabileceğini ve zarar görebileceğini öngörebileceği, bu nedenle …’ın ölümüyle neticelenen trafik kazasında tali derecede kusurlu olduğu, meydana gelen kazada sanığın kusuru bulunmadığı yönünde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 02.12.2011 tarihli rapora itibar edilemeyeceği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme gerekçesi isabetli olduğundan dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1- Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.12.2014 tarihli ve 662-848 sayılı mâhkumiyet hükmündeki direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,

2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.02.2019 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.