Taksirle Yaralama Suçu ve Cezası

Hizmetlerimiz

Taksirle Yaralama Suçu ve Cezası - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Av. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Taksirle Yaralama Suçu ve Cezası

Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranış sonucunda yapılan eylemin sonucunun öngörülemeyerek suçun kanuni tanımında belirtilen neticenin gerçekleşmesi halidir. Taksirle yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bir suçtur. Taksirle yaralama; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket eden failin öngörülebilir bir neticeyi “öngöremeyerek” yaralama fiili işlemesidir.

Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu olarak, taksirle yaralama suçuna ilişkin gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü suç isnadı, cezai şikâyet, kovuşturma, soruşturma ve diğer ceza davası konularında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunmaktayız. Taksirle Yaralama Suçu ile ilgili Örnek Yargıtay Kararları”na sitemizden ulaşabilirsiniz.

Failin, yaralama eylemini doğrudan kastla bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi halinde kasten yaralama suçundan, dikkatsiz ve özensiz davranışı ile neticeyi öngöremeden yaralamayı gerçekleştirmesi halinde ise taksirle yaralama suçundan bahsedilecektir. Bununla birlikte taksirli yaralama suçunda, fail fiilinin sonucunu öngörememekle birlikte hareketi kendi iradesiyle yapmış olmalıdır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda taksirle adam yaralayan kimse için hapis veya adli para cezası öngörülmüştür. Taksirle yaralama suçu, Kanun’da “taksirle bir başkasının vücuduna acı vermek, sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına sebep olmak” şeklinde tanımlamıştır. Kanun’da ayrıca taksirle yaralama suçu kapsamında cezanın artırılacağı nitelikli haller de düzenlenmiştir. Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, alanında uzman Kayseri ceza avukatı kadrosu ve ceza davalarında 15 yılı aşkın deneyimi ile güncel mevzuat ve içtihatlar çerçevesinde, müvekkillerimize en etkili sonucu sağlamak için hukuki destek vermektedir.

Taksirle Yaralama Suçunun Cezası

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen taksirle adam suçu, şikayete tabi suçlar arasında olup şikayet süresi, suçun işlenmesinden ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır. Taksirle yaralama suçunda dava zamanaşımı süresi ise 8 yıldır.  Bununla birlikte zamanaşımı süresinin 12 yıla kadar çıkabildiği belirli süreçler de bulunmaktadır. Bu bağlamda gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır.

Bununla birlikte yaralama suçunun bilinçli taksirle işlenmesi halinde, suçun basit hali şikayete tabi ise de; Kanun’da düzenlenen nitelikli hallerin bilinçli taksirle işlenmesi şikayete bağlı değildir, savcılık tarafından resen soruşturulacaktır.

Taksirle yaralama suçu ve cezasının düzenlendiği Türk Ceza Kanunu’na göre taksirle bir başkasının bedenine acı verme, sağlığının algılama kabiliyetinin bozulmasına sebebiyet verme durumunda fail üç aydan bir yıla kadar hapis ya da adli para cezası ile cezalandırılacaktır. Taksirle yaralama suçunun cezası hapis veya adli para cezası olarak düzenlenmekle birlikte Kanun’da cezayı artırıcı sebepler de öngörülmüştür. Neticesi bakımından ağırlaşmış hallerde taksirle yaralama cezası artırılmıştır.

Mağdurun duyularından ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması, vücudundaki en az bir kemiğin kırılması, konuşmasında sürekli zorluk ya da yüzünde sabit bir iz oluşması, yaşamını tehlikeye sokan bir durum veya gebe kadının vaktinden önce doğurması durumunda verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır.

Mağdurun iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa yakalanması veya bitkisel hayata girmesi halinde, duyuları ya da organlarından birinin işlevini tamamen yitirmesi halinde, konuşma veya çocuk yapma yeteneğini kaybetmesi halinde, yüzünün sürekli olarak değişmesi ya da gebe kadının çocuğunu kaybetmesi veya düşürmesi halinde ise verilecek ceza 1 katı oranında artırılacaktır. Bununla birlikte fiil birden fazla kimsenin yaralanmasına neden olursa taksirle yaralama suçunun cezası altı aydan 3 yıla kadar hapis olacaktır.

Taksirle yaralama suçu, uzlaştırma uygulanmasını gerektiren suçlardandır. Bu bağlamda soruşturma veya kovuşturma aşamasında öncelikle uzlaştırma prosedürünün uygulanması, uzlaşmanın sağlanamaması halinde soruşturma veya yargılamaya devam edilmesi gerekmektedir.

Taksirle yaralama suçu şikâyete tabi olduğu gibi mağdur veya müştekinin şikâyetten vazgeçmesi halinde ceza davası düşer. Ancak, bilinçli taksirle adam yaralama suçunun basit şekli şikâyete tabi olmakla birlikte suçun nitelikli hallerinin bilinçli taksirle işlenmesi halinde, soruşturma şikâyete tabi değildir. Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taksirle yaralama suçuna ilişkin dava sürecine katılan taraflara hukuki yardım sunmaktadır.

Taksirle Yaralama Suçunda Cezanın Ertelenmesi veya Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Taksirle yaralama suçu nedeniyle seçimlik ceza olarak adli para cezasına hükmedilebilir. Cezanın hapis cezası olarak tayin edilmesi durumunda ise, artık bu ceza adli para cezasına çevrilemeyecektir. Bununla birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen şartların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi kararı verilmesi mümkündür. Ancak Kanunda bir düzenleme bulunmadığı için taksirle yaralama suçu ile ilgili etkin pişmanlık hükümleri uygulanmayacaktır.

Taksirle Yaralama Suçunun Unsurları

Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır.

Suçun maddi konusu insandır. Taksirle yaralama suçunun oluşması için ancak bir insan bedeni üzerinde acı verme ya da sağlığını bozma şeklinde gerçekleşmesi gerekir. Taksirle yaralama suçu, bir başkasının sağlığını bozma, algılama yeteneğini bozma ya da vücuduna acı verme neticesinde oluşur. Taksirle yaralama suçunun oluşmasında failin hareketi ile gerçekleşen sonuç arasında bir nedensellik bağının bulunması zorunlu olmakla birlikte suç ancak bir insan hareketi ile gerçekleşebilir. Aksi takdirde, netice faile yüklenemez. Taksir, bu suçun manevi unsurunu oluşturur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarında da belirtildiği üzere taksirli yaralama suçunun unsurları şu şekilde sıralanabilir:

  • Fiilin taksirle işlenebilen bir fiil olması,
  • Hareketin iradi olması,
  • Sonucun iradi olmaması, istenmemesi,
  • Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen fail tarafından öngörülmemiş olması,
  •  Fiil ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,

Fiilin Taksirle İşlenebilen Bir Fiil Olması: Bir fiilin taksirli suç olarak nitelendirilebilmesi için o fiilin kanunda taksirli suç olarak düzenlenmiş olması gereklidir. Bu bağlamda, taksirli suçlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda açık ve net olarak belirtilmiştir. Sadece kasten işlenebilen fiiller ve Kanun’da açıkça fiilin taksirli halinin cezalandırılmadığı suçlar, taksirli suç olarak değerlendirilemez. Bu bakımdan, yaralama suçu, taksirle işlenebilen bir suçtur.

Hareketin İradi Olması: Kasten işlenen suçlarda olduğu gibi taksirli yaralama suçunda da failin hareketi kendi özgür iradesiyle yapması gerekir. Bununla birlikte failin irade özgürlüğünü kaybetmesi kendi kusuruyla gerçekleşmişse, fail bu durumda taksirli suçtan sorumlu olacaktır.

Sonucun İstenmemesi: Fail, yaralama suçuna sebep olan fiili kendi özgür iradesiyle işlemiş olsa da, taksirli yaralama suçundan bahsedebilmek için failin oluşan sonucun meydana gelmesini istememesi gerekir. Sonucun istenmemesi, taksirli suçlar ile kasıtlı suçları birbirinden ayıran en önemli özelliktir. Failin neticeyi istemesi halinde; taksirli suçtan değil, kasten işlenen bir suçtan bahsedilecektir.

Sonucun Öngörülebilir Olması: Taksirli yaralama suçundan bahsedebilmek için sonucun öngörülebilir olması gerekir. Fail bu öngörülebilir sonucu öngöremeyerek taksirli fiili işlemeli, ancak meydana gelen neticenin oluşmasını istememelidir.

Fiil ile Sonuç Arasında Nedensellik Bağının Bulunması: Failin eylemi ile sonuç arasında mutlaka sebep-sonuç ilişkisi olması gereklidir. Sebep-sonuç ilişkisinin ortadan kalkması halinde, faile ceza verilmesi artık mümkün olmayacaktır. Neticeyi meydana getiren eylemin mağdur veya üçüncü tarafın hareketiyle kesilmesi veya neticenin bu kişilerin hareketiyle oluşması durumunda, fail taksirle yaralama suçundan sorumlu tutulamayacaktır.

Taksirle Yaralama Suçunda Şikâyet Süresi ve Şikâyetten Vazgeçme

Taksirle yaralama suçu, şikâyete tabi bir suçtur. Soruşturma ve kovuşturma, şikâyetin varlığı halinde başlatılacaktır. Ancak, bu kapsamda taksirle yaralama suçunda taksir ile bilinçli taksir ayrımına dikkat edilmesi gerekmektedir. Suçun basit hali dışında bilinçli taksirle yaralama hallerinde suçun soruşturma ve kovuşturması şikayete tabi tutulmamıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda taksirle yaralama suçunda şikayet süresi 6 ay olarak düzenlenmiştir. Bu süre, suçun işlenmesinden veya fiilin/failin öğrenilmesinden itibaren başlayacaktır. Bununla birlikte  soruşturma veya kovuşturma aşamasında şikayetten vazgeçmek de mümkündür. Mağdur veya suçtan zarar gören kimsenin şikayetinden vazgeçmesi halinde, dava düşecektir. Ancak hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme, cezanın infazını engellemeyecektir.

Taksirle Yaralama Suçunda Basit ve Bilinçli Taksir Ayrımı

Türk Ceza Kanunu’nda esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak belirtilen suç; kural olarak ancak kastla işlenebilir, suçun taksirle işlenmesi ise ancak kanunda açıkça gösterilen hâllerde mümkündür. Bu bağlamda, taksirin varlığı durumunda failin cezalandırılabilmesi için suçun taksirli halinin mutlaka kanunda açıkça düzenlenmesi gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda taksir; “basit” ve “bilinçli” taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, bilinçli taksirin varlığı halinde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.

Taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
Bilinçli taksir; kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesidir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen taksirle yaralama suçu ile ilgili öncelikle dikkat edilmesi gereken husus, taksirle yaralama suçunun serbest hareketli bir suç olmasıdır. Bu kapsamda Kanun’da sayılan neticelerin gerçekleşmesine sebep olan her türlü fiil, suç olarak kabul edilebilir.

Taksirli suç, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket eden failin hareketinin neticesini ‘öngörememesi’ halinde oluşur. Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesine rağmen ‘sonucu öngörmesi’ ancak bu sonucun gerçekleşmesini istememesi durumunda ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Bu bağlamda, taksir ile bilinçli taksiri birbirinden ayıran husus fiilin işlenmesi sırasında öngörülebilir nitelikteki sonucun öngörülüp öngörülmemesidir.

Olası Kast ile Bilinçli Taksir Ayrımı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda belirtildiği üzere “kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır.” Bu kapsamda, uygulamada çoğunlukla birbirine karıştırılan olası kast ile bilinçli taksir kavramları arasındaki farkın da anlaşılması gerekmektedir. Olası kast, Türk Ceza Kanunu’nda “kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi” şeklinde tanımlanmıştır.

Olası kastın düzenlendiği madde gerekçesinde “olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir” şeklinde belirtilen “kabullenme” kıstası; olası kastı bilinçli taksirden ayıran en önemli husustur.

Doktrinde olası kast ile bilinçli taksir arasındaki farkı belirlemek için Frank formülü uygulanmaktadır. Bu kapsamda fail hakkında ‘fiili öyle veya böyle her hâlde gerçekleştirecekti’ denilebildiği durumlarda olası kast; ‘sonucun gerçekleşeceğini bilseydi fiili işlemeyecekti’ denilebildiği durumda ise bilinçli taksirden söz edilir. Olası kast ile bilinçli taksir arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin sonucu kabullenip kabullenmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun emsal kararlarına göre; öngörülen muhtemel sonucu bilmesine rağmen failin duruma kayıtsız kalarak eylemine devam etmesi ve muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast; failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır. (YCGK Karar No:2020/225).

Taksirle Yaralama Nedeniyle Tazminat Davası

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen taksirle yaralama suçu ile ilgili öncelikle dikkat edilmesi gereken husus, taksirle yaralama suçunun serbest hareketli bir suç olmasıdır. Kanun’da sayılan neticelerin gerçekleşmesine sebep olan her türlü fiil, suç olarak kabul edilebilir. Bu kapsamda taksirle yaralama suçu; iş kazası, trafik kazası, doktor hatası gibi pek çok sebeple oluşabilecek bir suçtur. Bu suç nedeniyle mağdur olan veya ya da suçtan zarar gören kişilerin, uğradıkları zararı gidermek amacıyla maddi ve manevi tazminat istemesi mümkündür. 

Taksirle Yaralamaya Mağdurun veya Başka Bir Kişinin Sebep Olması

Taksirli fiil ile sonuç arasında illiyet bağı, nedensellik bağı bulunmaması hâlinde fail bu sonuçtan sorumlu tutulamayacaktır. Neticenin gerçekleşmesinde, mağdur veya başka bir kişinin taksirli davranışının da etkili olması durumunda, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin vasfını da değiştirmeyecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda taksirle işlenebilen suçlarda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.

Zararlı neticenin, failin hareketlerinin mağdurun ya da üçüncü bir kişinin hareketi ile birleşmesi sonucu meydana geldiği durumlarda, failin taksirli sorumluluk şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından, neticeye kimin sebebiyet verdiği, bir diğer ifadeyle failin iradi hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının kesilip kesilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Mağdur ya da üçüncü kişinin hareketinin ya da bir başka nedenin neticenin tek sebebi olduğu veya zararlı neticenin yalnızca bu kişilerin kusurlu hareketlerinden kaynaklandığı durumlarda, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının ortadan kalktığı kabul edilmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre; failin kusurlu hareketine mağdur ya da üçüncü bir kişinin kusurlu hareketinin eklendiği ve neticenin çeşitli kusurlu hareketlerin birleşmesinden meydana geldiği hâllerde, nedensellik bağı kesilmeyip; TCK’nın 40. maddesine göre taksirli suçlarda iştirak ilişkisi de mümkün olmadığından, anılan Kanun’un 22. maddesinin dört ve beşinci fıkralarına göre herkes kendi kusurundan dolayı ve kusuruna göre sorumlu olacaktır (YCGK-K.2020/183).

Taksirle Yaralama Suçunda Zamanaşımı

Taksirle yaralama zamanaşımı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda 8 yıl olarak belirlenmiştir. Zamanaşımı süresi suçun işlendiği günden itibaren işlemeye başlar. Zamanaşımı süresinin dolması, davanın düşmesine sebebiyet verir.

Failin fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş ancak 15 yaşını doldurmamış olması durumunda bu sürenin yarısının geçmesiyle dava düşer. Fail 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış ise belirtilen sürenin üçte ikisinin geçmesi halinde zamanaşımı dolmuş sayılır.

Dava zamanaşımının kesilmesi halinde bu süre en fazla yarısına kadar artarak 12 yıl olabilecektir. Bu bağlamda gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır.

Taksirle Yaralama Suçunda Uzlaştırma

Taksirle yaralama suçu, uzlaştırma kapsamında yer alan suçlardandır. Uzlaştırma sürecinde suçun basit taksirle veya bilinçli taksirle işlenmesine ilişkin bir ayrım öngörülmemiştir. Uzlaştırma, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı re’sen başlatılacaktır. Bununla birlikte mahkeme tarafından suçun uzlaşmaya tabi suç olduğunun fark edilmesi durumunda yargılama aşamasında da savcılık tarafından uzlaştırma süreci başlatılmalıdır. Ancak sanık veya şüpheli ile mağdur arasında uzlaştırmanın daha önce sonuç vermemesi halinde ise bu usul tekrar denenmeyecektir. Mahkûmiyet kararının kesinleşmesi halinde de, eğer dava uzlaştırmanın yapılabileceği bir dava ise, hükümlünün dosyası uzlaştırma bürosuna gönderilecektir.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.