Tek Fiille Farklı Mağdurlara Karşı Tehdit Suçunda Zincirleme Suç Hükümleri Uygulanır mı?

Hizmetlerimiz

Tek Fiille Farklı Mağdurlara Karşı Tehdit Suçunun İşlenmesi Halinde Zincirleme Suç Hükümleri Uygulanır mı - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Tek Fiille Farklı Mağdurlara Karşı Tehdit

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Tehdit – Madde 106

(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(2) Tehdidin;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.

Tek Fiille Farklı Mağdurlara Karşı Tehdit Suçunun İşlenmesi Halinde Zincirleme Suç Hükümleri Uygulanır mı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2015/100 Karar No: 2018/541 Karar Tarihi: 15.11.2018

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 4. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Sulh Ceza Mahkemesi

İçtihat Metni

Tehdit suçundan sanık …’ün 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1. maddesinin ilk cümlesi, 43, 62 ve 58. maddeleri uyarınca 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Karaman (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 26.01.2010 tarihli ve 281-36 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 4. Ceza Dairesince 08.04.2014 tarih ve 33606-11240 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.05.2014 tarih ve 209383 sayı ile;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ‘zincirleme suç’ başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında;Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.‘ şeklinde zincirleme suç tanımlanmış, ikinci fıkrasında ise; ‘Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır denilmek suretiyle zincirleme suçtan farklı bir müessese olan, aynı neviden fikri içtima kuralı düzenlenmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistematiğinde, kural olarak yasadaki suç tanımına uygun her bir netice ayrı bir suç oluşturmasına karşın, bu kuralın istisnaları olarak, TCK’nın ‘Suçların içtimaı’ bölümünde, 42, 43 ve 44. maddelerine yer verilmiştir. Aynı neviden fikri içtima hâlinde, fiil hukuksal anlamda tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Bu durumda fiil tek olduğu için, fail hakkında tek bir ceza verilecek, ancak bu ceza mağdur sayısı fazla olduğu için, TCK’nın 43/2. maddesine göre artırılacaktır. (Ceza Genel Kurulunun 05/06/2012 tarihli ve 15/491-219 sayılı ilamı da bu doğrultudadır.)

Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için,

a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,

b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,

c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.

Maddenin açıklığı karşısında, öğretide zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.

Ceza muhakemesi hukukumuzda serbest ve vicdani delil sistemi benimsenmiş olup, bu sistemle ifade edilmek istenen, delillerin bağımsız, tarafsız ve tam bir vicdani sorumluluk içerisinde değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza yargılamasında somut gerçek arandığından, hâkimi bu gerçeğe götürebilecek kanuni sınırlar içindeki her şey delil olabilecektir. Ancak, hükme dayanak alınan delillerin gerçekçi, akılcı, dosya içeriğiyle uyumlu, olayı ayrıntılarıyla yansıtmaya ve ispatlamaya elverişli olmaları, öte yandan hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş bulunmaları gerekmektedir. Bu belirleme ceza muhakemesinde şekli bir duruma değil, maddi gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü, hak ve adalet duygularını da zedeleyecektir.

Maddi olayda, sanık Mural ….ile mağdur … Bülbül’ün evli oldukları, olay tarihinden yaklaşık bir buçuk yıl kadar önce sanık …’ın bir suçtan dolayı tutuklanması nedeniyle Karaman Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu, mağdur … Bülbül’ün sanık …’tan boşanmak için dava açması üzerine sanığın, mağdur eşi Esma Bülbül’e göndermiş olduğu mektupta ‘Ben düşmanlarımı hiç bir zaman basit görmedim, ama sen beni basit gör, ama yanıldığını çok yakında anlayacaksın, birinci ayın on beşinin sonuçlarını bekleyeceğim, ondan sonraki sonuca göre sana kendimi tekrar tanıtma atağına geçeceğim… Hep tepende olacağım… Senin elinden tutmaya cesaret edecek ellerin sonu ben bile hayal edemiyorum…’ şeklinde sözlere mağdur …’yı tehdit ettiği, sanık …’ın aynı zarf ile kaynı olan diğer mağdur …’e göndermiş olduğu mektupta ‘…Ablanın onun bunun lafına bakıp boşanma davası açtığına mı yanayım? Bir geçmişim var oraya geri döndüğümde işte o zaman kabus başlayacak, o da ablanın elinde, mahkemeden önce görüşe gelip davayı geri alır ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eder ya da kaderinize razı olursunuz… Ablana da kendine de iyi bak, ayağın kaymasın’ şeklinde sözlerle mağdur …’i tehdit ettiği ve sanığın her iki mağdura yönelik sarf ettiği sözlerin ayrı ayrı olduğu, ayrı suç oluşturduğu sanığın, aynı adreste oturan iki ayrı mağdura hitaben yazılan iki ayrı mektubun tek zarf içerisinde aynı adrese gönderilmesi suretiyle tehdit suçunun tek eylemle birden fazla kişiye karşı işlenmesi olarak kabul edilemeyeceği, sanığın iki ayrı mağdura ayrı ayrı sözlerle tehditte bulunduğu ve eylemin zincirleme suç hükümlerini oluşturmadığı ve sanık hakkında gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerektiği”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 27.11.2014 tarih ve 26659-34495 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın aynı evde ikamet eden mağdurlara tek bir zarf içerisinde iki ayrı mektup göndermek suretiyle işlediği tehdit suçunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağına ilişkin olup, iki ayrı suç oluştuğu sonucuna ulaşılması hâlinde suç ve karar tarihinden sonra 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 253 ve 254. maddelerinde 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler uyarınca uzlaştırma hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı hususunun da değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından;

Dosya içerisinde bulunan suça konu iki adet mektubun fotokopileri üzerinde yapılan incelemeye göre; her biri ikişer sayfadan olmak üzere toplam dört sayfadan ibaret oldukları, üzerlerinde tarih bulunmadığı, bir tanesinin “Bu mektup eşime” başlığıyla mağdur …’ya hitaben, diğerinin ise “Selamun aleyküm sevgili kaynım” ibaresine yer verilerek mağdur …’a hitaben yazılmış olduğu,

Mektupların gönderildiği zarfın aslı veya örneği dosya içerisinde bulunmamakla birlikte, 19.01.2009 tarihli ve 35-227 sayılı emanet eşya makbuzunda, sanığın mağdur …’e bir adet kapalı zarf içerisinde gönderdiği iki adet mektup olduğunun belirtildiği,

Mağdur …’ya hitaben yazılan mektubun içeriğinde; “… Ben düşmanlarımı hiçbir zaman basit görmedim, ama sen beni basit gör, ama yanıldığını çok yakında anlayacaksın, birinci ayın on beşinin sonuçlarını bekleyeceğim, ondan sonraki sonuca göre sana kendimi tekrar tanıtma atağına geçeceğim… Sen benden kanunen uzaklaş ama arada kızım olduğu için hep tepende olacağım… Senin elinden tutmaya cesaret edecek ellerin sonu ben bile hayal edemiyorum… Şu anki güzelliğinin başına gelecekleri hiç hayal bile edemiyorum, ben senin uğruna 20 seneyi cebime koydum, zaten kaybedeceğim bir şey ne de dünyadan bir beklentim var, ama beklentisi olanların şu an başına gelecekleri düşünemiyorum, ben önce kaynanam ve kayınbabamdan başlayacağım, onların en değerli bir sevdiği birileri olmalı, benim en sevdiğimle terbiye etmenin bir bedeli var, bu bedel ödenecek bundan hiç kuşkun olmasın, çok az bir zaman kaldı… Ben sana kıyamazdım ama bana yaptığın hareketler beni kin ve nefrete boğuyor, kin ve nefretin olduğu yerden maraz doğar, bu maraz kanla sonuçlanır, ama benden ama senden, birimizden mutlaka akar, ben boşanmıyorum, herkes elinden geleni arkanızda koymayın”,

Mağdur …’a hitaben yazılanda ise; “… Ben boşanmayı kabul etmeyeceğim, zaten mahkeme yasal olarak boşasa bile ben onun hep tepesinde olacağım, rüyalarının kabusu olacağım, bunu yapmak istemezdim ama çocuğumun üzerine Allah’a söz verdim, bir kurşun ona, bir kurşun kendime biri de kızıma, Karaman çok derin bir aile vahşetine şahit olacak… Sen, annen, baban ve ablanla iyice oturup konuş, beni hafife almayın alırsanız kaybeden siz olursunuz, ben şu anda evi kontrol altına aldım, zaten beş aydır onu izlettiriyordum, halen de devam ediyor, ilk darbe ayın on dördü ile on dokuzu arasında başlayacak, benim içerde olmam bir şeyi değiştirmez, benim bir geçmişim var, oraya geriye döndüğümde işte o zaman kabus başlayacak, o da ablanın elinde, o da mahkemeden önce görüşe gelip davayı geri alır ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eder ya da kaderinize razı olursunuz, senden acil bekliyorum, seni görüşüme bekliyorum….” ibarelerine yer verildiği,

Karaman Cumhuriyet Başsavcılığınca 12.03.2009 tarihli ve 227-441 sayılı iddianame ile sanık hakkında TCK’nın 106/1. maddesinin ilk fıkrası, 53. maddenin 1 ve 2. fıkraları ile 58. maddenin iki kez uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı, iddianamede sanıklar tarafından mağdurlara gönderilen mektupların aynı zarfta bulunduğunun belirtildiği,

Anlaşılmıştır.

Mağdurlar … ve …’in soruşturma evresinde; mağdur …’nın boşanma aşamasında olduğu ve suç tarihinde Karaman Kapalı Cezaevinde hırsızlık suçundan tutuklu bulunan eşi sanık …’ün, boşanma davasını geri alması için mağdur …’yı birkaç defa telefonla aramak ve cezaevinden kendilerine mektup göndermek suretiyle tehdit ettiğini, şikâyetçi olduklarını ve uzlaşmayı kabul etmediklerini, kovuşturma evresinde ise şikayetlerinden vazgeçtiklerini beyan etmişlerdir.

Sanık …; mektupları kendisinin yazdığını, 16 aydan bu yana cezaevinde olduğunu, en son kurban bayramında mağdur …’nın kendisini ziyarete geldiğini, Esma’ya boşanmak isteyip istemediğini sorduğunu, mağdur …’nın istemediğini, ancak babasının kendisini boşanması için teşvik ettiğini söylediğini, bayramdan sonra da mağdur … tarafından açılmış davanın tebligatının geldiğini, bunun üzerine sinirlenerek suça konu mektupları yazdığını, amacının mağdurları tehdit etmek olmadığını, bunalıma girdiği için belirtilen ifadelere yer verdiğini savunmuş, soruşturmada evresinde uzlaşmayı kabul ettiğini ancak kovuşturma evresinde uzlaşmak istemediğini belirtmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, TCK’nın “Suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesinin ilk fıkrasında; Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır. denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; “Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, … ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz” düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;

a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,

b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,

c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.

Burada “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları üzerinde durulmalıdır. Kanunda bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin belirlemelerin yapılması mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın ve suçun özellikleri göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği tespit edilmelidir. Bu bağlamda “aynı zamanda” kavramı dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıkları aynı zaman dilimi olarak kabul edilmelidir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 tarihli ve 98-143 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da bu hususlar vurgulanmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.

Öte yandan, Kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.

Aynı suç işleme kararının varlığının olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlâl edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır.

Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan düzenleme; Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır. hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil, yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun’un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.

Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı üzere, bir fiilin hukuki anlamda tekliği ile doğal anlamda tekliği kavramlarının aynı olmadığı göz ardı edilmemelidir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 492). Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi vb. gibi.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne de yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCK’nın 172/2. maddesi). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir.

Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için;

1- Hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması,

2- Birden fazla suçun işlenmiş olması,

3- İşlenen birden fazla suçun “aynı suç” olması,

4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir.

Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları, içerisinde beş kişiye ait cüzdanların bulunduğu çantanın çalınması hâllerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir.

Aynı nev’iden fikri içtima ile ilgili bu açıklamalardan sonra tehdit suçu üzerinde durulmasında da yarar bulunmaktadır.

Tehdit suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kişilere karşı suçlar” kısmının “Hürriyete karşı suçlar” bölümünde yer alan 106. maddesinde düzenlenmiştir;

“(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(2) Tehdidin;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.”

Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğüne göre “gözdağı verme” anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. TCK’nın 106. maddesinde yer alan “bahisle” kelimesi ile yalnızca sözlü anlatımlar değil, fiili davranışlar da kastedilmektedir. Nitekim kanun koyucu bu maddenin 2. fıkrasının (b) bendinde tehdidin mektupla veya özel işaretlerle işlenmesini suçun nitelikli halleri arasında kabul etmiş ve basit şekline göre daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını öngörmüştür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı, resim, şekil veya işaret ile de işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, s.271).

Bu saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterlidir. Bunun sonucu olarak suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili “korkutmak amacıyla” yapmış olmasıdır (Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Türk ve İtalyan Ceza Kanunları, Ankara, 1978, C.II, s.127; Abdullah Pulat Gözübüyük, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Kazancı Hukuk Yayınları, 5. Bası, C.II, s.517 ve 873).

Tehdit suçuyla korunan hukuki yarar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinin gerekçesinde; “Tehdidin koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde bir güvensizlik duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir” şeklinde açıklanmıştır.

Tehdit suçunun mağduru iç huzuru ve sükunu, irade oluşturma ve iradi hareket hürriyeti ihlal edilen kişidir (İlhan Üzülmez, Yeni Türk Ceza Kanunun Hürriyete Karşı İşlenen Suçlar Sistemi Çerçevesinde Tehdit, Şantaj ve Cebir Kullanma Suçları, Turhan Kitabevi, Ankara, 2007, s.97). Tehdit suçunun oluşabilmesi için mağdurun belirli bir kişi ya da kişiler olması gerekir. Muhatabı belli olmayan tehdit eylemleri diğer şartların da varlığı halinde TCK’nın 170. maddesi kapsamında “genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” ya da 213. maddesi kapsamında “Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” olarak değerlendirilebilecektir.

Tehdit suçu, mağduru belli kişiler olan suçlardan olduğundan farklı kişilere karşı değişik zamanlarda işlenen tehdit eylemleri, bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmiş olsa bile, zincirleme suç hükümleri uygulanamayacak, gerçek içtima hükümleri uyarınca uygulama yapılacaktır. Ancak, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı gerçekleştirilen tehdit eylemleri için tek ceza verilecek ve fakat bu ceza TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca arttırılacaktır.

Tehdit suçunun tek fiille birden fazla kişiye karşı işlenmesi de mümkündür. Örneğin failin karşısındaki topluluğa hitaben “Hepinizi öldüreceğim” demesi gibi. Bu takdirde TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca aynı neviden fikri içtima hükümleri uygulanacak, zincirleme suç hükümlerinde olduğu gibi faile tek ceza verilip bu ceza TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca arttırılacaktır.

Tek fiille farklı mağdurlara karşı tehdit suçunun gerçekleştirildiğinden söz edilebilmesi için tehdidin mutlaka ortak söz veya davranışlarla gerçekleştirilmiş olması şart değildir. Her bir mağdura veya mağdurlardan bazılarına özel olarak hitap edilerek tehdit içeren sözler söylenmiş veya davranışlarda bulunmuş olsa bile failin hareketlerinin tek bir iradi karara dayalı olduğu, aralarında yer ve zaman bakımından bağlantı bulunduğu, bu nedenle bir bütünlük oluşturduğu sonucuna ulaşıldığında, fiilin hukuken tek olduğu kabul edilmelidir. Aksine, şekli bir yorum ve bakış açısıyla bu bütünlük görmezlikten gelinerek, her bir mağdura yönelik hareketin bağımsız birer fiili oluşturduğunun kabul edilmesi ve gerçek içtima hükümlerinin uygulanması halinde, cezalandırmada adaletsizliğe yol açılacağı gibi “fiilin hukuki anlamda tekliği” prensibine de aykırı davranılmış olacaktır.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Suç tarihinde cezaevinde bulunan sanık …’ün, boşanma aşamasında olduğu eşi mağdur … Bülbül’e ve aynı evde ikamet etmekte olan kayınbiraderi mağdur …’e, tek bir zarf içerisinde, ancak mağdurlara hitaben ayrı ayrı yazılmış tehdit içerikli iki mektup gönderdiği olayda; sanığın mağdurlara hitaben ayrı ayrı mektup yazması eylemleri, gerçekleştirilmesi düşünülen suç öncesi birer hazırlık hareketi niteliğinde olup, suçun icrai hareketinin, farklı mağdurlara yönelse de hukuki anlamda tek bir fiil olarak değerlendirilmesi gereken mektupları “gönderme” eylemi ile gerçekleştirildiğinin kabulü ve hukuki anlamda tek bir fiilden ibaret olan tehdit suçundan TCK’nın 43/2. maddesinin yollamasıyla aynı Kanun’un 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılarak cezanın belirlenmesi gerekmektedir. Kaldı ki sanık aynı içerikteki sözleri tek bir mektupla mağdurlara gönderseydi eylemi yine zincirleme şekilde işlenen tek suç olarak değerlendirilecek ve bundan kuşku duyulmayacaktı. Sırf, aynı sözlerin farklı kâğıtlara yazılarak tek bir zarfla gönderilmesinin iki ayrı suç olarak değerlendirilmesi hakkaniyete aykırıdır.

Öte yandan ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 27.03.2018 tarihli ve 983-126 sayılı kararında yer verildiği üzere, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 253. maddesinin, 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değiştirilerek, TCK’nın 106. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun uzlaştırma kapsamına alınması, bununla birlikte Yerel Mahkeme mahkûmiyet hükmünün Özel Dairenin onama kararı ile kesinleşmesi karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrası ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 98. maddesi uyarınca uzlaştırma hususunun infaz aşamasında gözetilmesinin olanaklı olduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Özel Daire onama kararı isabetli olup, birinci uyuşmazlık konusunda ulaşılan bu sonuç karşısında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmeyerek, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 15.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.