Basit Yargılama Usulüne Tabi Şikayet ve İstihkak Davası Terditli Olarak Açılabilir mi

Hizmetlerimiz

Basit Yargılama Usulüne Tabi Şikayet ve İstihkak Davası Terditli Olarak Açılabilir mi - Kayseri İcra Avukatı - Kayseri İflas Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Şikayet ve İstihkak Davasının Terditli Olarak Açılması

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu

Şikayet ve şartlar – Madde 16

Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.

Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir.

Şikayet üzerine yapılacak muameleler – Madde 17

Şikayet icra mahkemesince, kabul edilirse şikayet olunan muamele ya bozulur, yahut düzeltilir.

Memurun sebepsiz yapmadığı veya geciktirdiği işlerin icrası emrolunur.

Yargılama usulleri – Madde 18

İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır.

Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de olur.

Aksine hüküm bulunmayan hâllerde icra mahkemesi, şikâyet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek  olup  olmadığını  takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir. Duruşma yapılmayan işlerde icra mahkemesi, işin kendisine geldiği tarihten itibaren en geç on gün içinde kararını verir. Duruşmalar, ancak zorunluluk hâlinde ve otuz günü geçmemek üzere ertelenebilir.

Üçüncü şahsın istihkak iddiası – Madde 97

İstihkak iddiasına karşı alacaklı veya borçlu tarafından itiraz edilirse, icra memuru dosyayı hemen icra mahkemesine verir. İcra mahkemesi, dosya üzerinde veya lüzum görürse ilgilileri davet ederek mürafaa ile yapacağı inceleme neticesinde varacağı kanaate göre takibin devamına veya talikıne karar verir.

İstihkak davasının sırf satışı geri bırakmak gayesiyle kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler bulunduğu takdirde icra mahkemesi takibin talikı talebini reddeder.

Takibin talikıne karar verilirse, haksız çıktığı takdirde alacaklının muhtemel zararına karşı davacıdan 36 ncı maddede gösterilen teminat alınır.

Teminatın cins ve miktarı mevcut delillerin mahiyetine göre takdir olunur.

Takibin devamına dair verilen icra mahkemesi kararı kesindir.

Üçüncü şahıs, icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmaya mecburdur. Bu müddet zarfında dava edilmediği takdirde üçüncü şahıs alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır.

Kiralanan taşınmaz veya gemilerdeki hapis hakkına tabi eşya ile ilgili istihkak davaları Borçlar Kanununun 268 inci maddesinin 1 inci fıkrasında yazılı hükümlere uygun olmadıkça talik emri verilemez.

Dava esnasında 106 ncı maddedeki müddetler cereyan etmez.

Yukardaki hükümler dairesinde kendisine istihkak talebinde bulunmak imkanı verilmemiş olan üçüncü şahıs, haczedilen şey hakkında veya satılıp da bedeli henüz alacaklıya verilmemişse bedeli hakkında, hacze ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde, icra mahkemesinde istihkak davası açabilir. Aksi takdirde aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder. Bu halde davacının talebi üzerine icra hakimi takibin talik edilip edilmemesi hakkında yukardaki hükümler dairesinde acele karar vermeye mecburdur. Bu karar diğer taraf dinlenmeksizin de verilebilir.

İstihkak davası neticelenmeden mahcuz mal paraya çevrilmiş bulunursa icra hakimi işbu bedelin yargılama neticesine kadar ödenmemesi veya teminat karşılığında veya halin icabına göre teminatsız derhal alacaklıya verilmesi hususunda ayrıca karar verir.

İstihkak davasına umumi hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır.

Mahcuz eşya ile ilgili olarak icra memuruna dermeyan edilen iddiada üçüncü şahıs ve borçlunun birleşmeleri alacaklıya müessir değildir. Üçüncü şahsın bu iddiasını ispat etmesi lazımdır. Ancak üçüncü şahsın mahcuz eşyanın kendisinin mülkü veya kendisine merhun olduğu hakkındaki iddiasının borçlu tarafından kabulü kendi aleyhine delil teşkil eder ve ileride bu ikrara aykırı hiçbir iddiada bulunamaz.

İstihkak davası üzerine takibin talikine karar verilip de neticede dava reddolunursa alacaklının alacağından bu dava dolayısıyla istifası geciken miktarın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere davacıdan tazminat alınmasına hükmolunur.

Davanın reddi hakkındaki karara karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran istihkak davacısı icra dairesinden 36 ncı maddeye göre mühlet isteyebilir.

İstihkak davası sabit olur ve birinci fıkra gereğince istihkak iddiasına karşı itiraz eden alacaklı veya borçlunun kötü niyeti tahakkuk ederse haczolunan malın değerinin yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere itiraz edenden tazminat alınmasına asıl dava ile birlikte hükmolunur.

Koca aleyhine yapılmış bir hacizde karı şahsi malları üzerindeki haklarını Medeni Kanunun 160 ıncı maddesi hükmüne tabi olmaksızın kendisi takip edebilir.

İstihkak davasına karşı haczi yaptıran alacaklı bu kanunun 11 inci babı hükümlerine dayanarak ve muvakkat veya kati aciz belgesi ibrazına mecbur olmaksızın mütekabilen iptal davası açabilir. Dava ve mütekabil davada tarafların gösterecekleri bütün delilleri hakim serbestce takdir eder.

İstihkak davaları süratle ve diğer davalardan önce görülerek karara bağlanır.

Üçüncü şahsın zilyetıği – Madde 99

Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır. Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, haczedilen malın satışı yapılamaz. Haczin, üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

Terditli dava – Madde 111

(1) Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır.

(2) Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.

Davaların birleştirilmesi – Madde 166

(1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.

(2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.

(3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.

(4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.

(5) İstinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu hâlde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi dairesinde yapılır.

Basit Yargılama Usulüne Tabi Şikayet ve İstihkak Davası Terditli Olarak Açılabilir mi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/1917 Karar No: 2019/1332 Karar Tarihi: 10.12.2019

Mahkemesi: İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki şikâyet talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda Ankara 11. İcra (Hukuk) Mahkemesince istemin reddine dair verilen 11.04.2013 tarihli ve 2013/97 E., 2013/332 K. sayılı karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.06.2013 tarihli ve 2013/10147 E., 2013/9742 K. sayılı kararında;

“…6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 94. maddesi hükmü gereğince hakimin yargılama sırasında yapılması gereken işler için taraflara kesin süre vermesi mümkün ise de buna ilişkin ara kararında, yapılması gereken işlerin neler olduğunun bir bir açıkça belirtilmesi, tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, süreye uyulmamasının doğuracağı sonuçların açıklanması ve tarafların uyarılması ve ayrıca önel verilen tarafların yapması gereken hususların onların bizzat yerine getirebileceği bir iş veya işlem olması gerekir.

Somut olayda alacaklı vekili menkul haczi sırasında, üçüncü kişinin istihkak iddiası üzerine icra dairesince haczin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 99. maddesine göre tatbiki ve kendilerine istihkak davası açmaları için süre verilmesi işleminin şikayet olarak kabulü ile işlemin iptalini, aksi halde istihkak iddiasının reddi davası olarak görülmesi istemli dava açmış, Mahkemece şikayet ile davanın aynı dosya üzerinden görülemeyeceğinden bahisle, davacıya 26.03.2013 tarihli celse ara kararıyla açıklamada bulunması için iki haftalık kesin süre verilmiş, istihkak olarak devam ettiği takdirde aynı sürede peşin harç olarak yargılama giderlerinin ikmal etmesi karar altına alınmıştır. Alacaklı vekilinin davasını terditli açtığı beyanı üzerine, dava şikayet olarak nitelendirilip, İcra Müdürü’nün dosya kapsamına göre haciz işlemini İİK’nın 99. maddesine göre yapmasında bir usulsüzlük olmadığından bahisle şikayetin reddine karar verilmiştir.

Mahkemenin kesin süreye ilişkin ara kararı yukarıda açıklanan yasal düzenlemeye uygun yapılmadığından kesin süre hükmünü doğurmamıştır. Ayrıca HMK’nın 111. maddesine göre şikayetin ve istihkak davasının terditli açılmış olması incelenip sonuçlandırılmasına engel değildir.

Bu nedenlerle Mahkemenin şikayetin reddine ilişkin kararında bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, Mahkemece istihkak iddiasının reddi talebi yönünden harcının tamamlatılarak istihkak dava prosedürü içinde deliller toplanıp incelenmeden yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir…”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan inceleme sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstem, icra memurunun 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 99. maddesine göre alacaklı vekiline dava açması için süre verilmesine ilişkin 22.01.2013 tarihli işleminin iptali, bu şikâyetin reddi hâlinde davanın istihkak davası olarak kabul edilerek üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine ilişkindir.

Alacaklı vekili; müvekkili tarafından başlatılan icra takibinde 22.01.2013 tarihinde yapılan haciz işleminde hazır bulunan üçüncü kişi vekilinin, işyerinin borçlu şirketle ilgili olmadığını beyan etmesi üzerine icra memurunun (10.000TL değerinde) bir kısım menkulleri haczettiğini ve İcra ve İflas Kanunu’nun 99. maddesine göre istihkak davası açmak üzere kendilerine süre verdiğini, işyeri muvazaalı olarak üçüncü kişiye devredildiğinden icra memurunun İİK’nın 99. maddesine göre işlem yapmasının hatalı olduğunu ileri sürerek öncelikle şikâyetin kabulü ile 22.01.2013 tarihli “…İİK’nın 99. maddesine göre istihkak davası açmak üzere alacaklı vekiline 7 gün süre verilmesine…” dair kararın kaldırılarak haczin devamına, şikâyetin reddi hâlinde davanın istihkak davası olarak kabul edilerek üçüncü kişi vekilinin istihkak iddiasının reddine, mahcuzların hâlen borçlu şirkete ait olduğuna ve haczin devamına karar verilmesini talep etmiştir.

Üçüncü kişi vekili; davacı her ne kadar terditli talepte bulunmuş ise de, şikâyet ve istihkak davasının yargılama usulünün birbirinden farklı olduğunu, terditli talebe konu edilmelerinin veya birlikte görülmelerinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, istihkak davası nispi harca tabi olması delillerin ibraz ve toplanma usulleri, duruşmalı olarak hüküm kurulması zarureti ve somut olayda davacının şikâyete dair öncelikli talebinin dikkate alınması hâlinde bu husustaki yargılamanın ayrı yapılması gerektiğinden davanın usulüne uygun olmadığını, öncelikle her iki talebin tefrik edilmesi gerektiğini, şikâyet ve istihkak davasının birbirinden tamamen ayrı konulara hizmet eden, birbirinin alternatifi olamayacak iki yargılama türü olduğundan davacının bu talebinin öncelikle usulden reddi gerektiğini, dava dilekçesinde müddeabihin de gösterilmediğini, istihkak bir dava olduğundan nisbi harç yatırılması ve usulen bir davanın açılmış varsayılabilmesi için de öncelikle harçlarının yatırılması gerektiğini, ayrıca davacının iddialarının da yerinde olmadığını savunarak davaların tefriki ile usul ve yasal dayanaktan yoksun her iki talep yönünden de davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İcra Mahkemesince; Yargıtay’ın müstekâr içtihatlarına göre şikâyetin dava olmayıp özel bir düzenleme olduğu, istihkakın ise genel anlamda bir dava olup, istisnalar dışında dava ve şikâyetin birlikte görülmesinin mümkün olmadığı, istihkak davasının harcının ikmal edilmesi ve hasımlı olarak açılması gerektiği, şikâyette maktu harcın yeterli olup hasmın gösterilmemesinin veya yanlış gösterilmesinin davanın reddini gerektirmediği, şikâyetin doğru hasma mahkemece yöneltileceği, iki hâlde temyiz inceleme mercileri de değişeceğinden davacının davaya devam iradesinin sorulduğu ve şikâyet olarak davaya devam edildiği, icra takip dosyasının incelenmesinde dava dışı borçlu aleyhine yapılan takipte borçluya ait adrese hacze gidilip 14.12.2012 tarihinde haciz yapılmadan dönüldüğü, 22.01.2013 tarihinde tekrar hacze gidildiğinde üçüncü kişi şirket yetkilisinin istihkak iddiasında bulunduğu, alacaklının ısrarıyla haciz yapılıp 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 99. maddesine göre istihkak davası açmak üzere davacıya süre verildiği, davanın süresinde açıldığı, borçlu haciz mahallinde bulunmadığından icra müdürünün haciz yapıp alacaklıya İİK’nın 99. maddesi gereği süre vermesinin doğru olduğu, diğer iddiaların işyeri devri, alacaklıdan mal kaçırma vs. açılacak istihkak davasında dinlenebileceği, bu nedenlerle müdürlük işleminin iptali veya düzeltilmesini gerektiren bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davanın (şikâyetin) reddine karar verilmiştir.

Alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 111. maddesine göre şikâyet ve istihkak davasının terditli açılıp açılamayacağı, burada varılacak sonuca göre mahkemenin 26.03.2013 tarihli kesin süreye ilişkin ara kararının HMK’nın 94. maddesine uygun olup olmadığı, mahkemece istihkak iddiasının reddi talebi yönünden harcın tamamlatılarak istihkak davası prosedürü çerçevesinde inceleme yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 99. maddesinde belirtildiği üzere, bir malı üçüncü kişinin elinde haczeden ve üçüncü kişinin istihkak iddiasını haciz tutanağına yazan icra müdürü, alacaklıya (üçüncü kişi aleyhine) icra mahkemesinde istihkak davası açması için, yedi günlük bir süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesinde istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır. Alacaklı, anılan maddedeki koşulların oluşmadığı bu nedenle istihkak davası açması için üçüncü kişiye süre verilmesi iddiasında ise İİK’nın 16 ve 17. maddeleri gereğince icra müdürünün bu kararının düzeltilmesi için yasal 7 günlük sürede icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu hâlde, süresinde yapılan şikâyet üzerine, icra mahkemesi, icra müdürünün işleminin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 99. maddesinin 2. cümlesine göre yerinde olup olmadığını denetler, istihkak iddiasının esası hakkında bir inceleme yapmaz. İlgililerin istihkak iddiası aşamasında iddiayı kimin yapacağı, kimin iddiaya itiraz etmek durumunda kalacağı ve ayrıca istihkak davasında taraf rollerinin nasıl teşekkül edeceği belirleneceğinden alacaklının şikâyette hukuki menfaati vardır.

İcra müdürü tarafından kendisine süre verilen alacaklı, 7 günlük hak düşürücü süre içinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 99. maddesine göre icra mahkemesinde istihkak davası açabilir. Yasal 7 günlük sürede istihkak davası açılmadığı hâlde alacaklı, üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır ve haciz kalkar.

Şikâyet yoluna başvurulmuş olması istihkak davası açma süresini etkilemez, yani bu süreyi durdurmaz. Bu nedenle söz konusu tehlikeyi önlemek için şikâyet yoluna başvuran tarafın aynı zamanda süresi içinde istihkak davası açması kendi menfaatine olacaktır. Hem şikâyet yoluna başvurulması hem de aynı zamanda istihkak davası açılmasına kanunen bir engel bulunmamaktadır (Aslan, K.: Hacizde İstihkak Davası, Ankara 2005, s. 269).

Yeri gelmişken şikâyetin ve istihkak davasının niteliği ve inceleme usulü üzerinde durulmasında yarar vardır.

Şikâyet, icra ve iflas dairelerinin icra ve iflas hukukuna aykırı işlemlerinin iptalini ve düzeltilmesini sağlamak için kabul edilmiş bir kanun yoludur. Bu anlamda olmak üzere icra müdürünün malın kimin elinde haczedilmiş sayılacağı işlemi, icra hukukuna ilişkin bir işlem niteliğinde olduğundan bu işlemin iptali veya düzeltilmesi için başvurulacak yol da şikâyet yoludur (Aslan, 267). Şikâyet bir dava olmadığı hâlde incelemesi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 18. maddesi uyarınca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenmiş olan basit yargılama usulüne göre yapılır. İİK’nın 18. maddesine göre icra mahkemesi kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder. 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli 1 sayılı tarifenin A-I/1 uyarınca, şikâyet yoluyla icra mahkemesine yapılan başvuruda maktu başvurma harcı ile maktu karar ve ilam harcı alınır.

Haczedilen bir mal üzerinde, (alacaklı ve borçlu dışındaki) bir üçüncü kişinin mülkiyet veya diğer bir ayni hak sahibi olduğunun ileri sürülmesine istihkak iddiası denir ( Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, s. 543). İstihkak davasında davacı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin aksini her türlü delille ispatlayabilir. İcra ve İflas Kanunu’nun 97. maddesine göre istihkak davasına basit yargılama usulüne göre bakılır ve hâkim tarafların gösterecekleri bütün delilleri serbestçe takdir eder. İcra mahkemesi, istihkak davası hakkındaki incelemesini duruşmalı olarak yapmak zorundadır.

Uyuşmazlığın çözümü için terditli davanın açıklanmasında fayda bulunmaktadır.

1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda olmayan, ancak Yargıtay içtihatlarıyla “kademeli dava” olarak adlandırılan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nda terditli dava olarak yerini alıp Kanun’un 111. maddesinde düzenlenen biçimde de terditli dava açılabilir.

Terditli davalarda aynı davalıya karşı birden fazla talep, arasında bir aslilik-ferilik ilişkisi kurmak suretiyle aynı dava dilekçesinde ileri sürülebilir. Ancak bu talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır. Terditli olarak ileri sürülen taleplerde, hâkimin öncelikle asli talebi incelemesi ve asli talep bakımından bir karar verilmesi gerekir. Ferî talep asıl talebe bağlı olarak ileri sürüldüğünden asıl talebin esastan reddine karar verilmedikçe, ferî talep incelenemez. Mahkemece asıl talep hakkında inceleme yapılarak, yerinde görülmesi hâlinde de ferî talebin incelenmesine gerek kalmaz.

Terditli dava, ferî talebin ayrı bir dava konusu yapılması hâline oranla çok daha kolay, basit ve ucuzdur. “Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri”nin bilhassa terditli dava yığılmasının önemi, masraf ve zamandan tasarruf sağlamak suretiyle usul ekonomisine hizmet etmesinde görülür. Terditli davanın açılmasıyla, ileri sürülen taleplerin hepsi hakkında zamanaşımının kesilmesi suretiyle hak sahibi korunur (Muşul, T.: Medeni Usul Hukukunda Terdit İlişkileri, İstanbul 1984, s. 5-6).

Terditli talep yığılmasının geçerli sayılması için genellikle asıl ve yardımcı talebin hukuki veya iktisadi bakımdan aynı veya benzer bir gayeye yöneltilmiş olması; yahut her iki talebin esas itibariyle aynı vakıa karışımına dayanması ve aynı gayeyi takip etmesi aranmaktadır (Muşul, s. 72).

Eldeki uyuşmazlık, terditli olarak icra memurunun işleminin iptaline ilişkin şikâyetin reddi hâlinde istemin istihkak davası olarak kabul edilerek üçüncü kişi vekilinin istihkak iddiasının reddine ilişkindir. Mahkemece 26.03.2013 tarihli duruşmada; “…davacı vekiline, açtığı bu davayı ikisi arasında usul farkı bulunduğundan şikâyet olarak mı yoksa istihkak davası olarak mı devam ettiği konusunda açıklamada bulunması için iki haftalık kesin süre verilmesine, istihkak olarak devam ettiği taktirde aynı sürede peşin harç olarak yargılama giderlerini ikmal etmesine…” dair ara karar oluşturulduğu, davacı (alacaklı) vekilinin 01.04.2013 tarihli beyan dilekçesinde asli talebinin icra müdürlüğü işlemini şikâyet olduğu, bu talebin reddi hâlinde aynı dosyada istihkak davasının kabulünü talep ettiği, peşin harcın nispi harç olarak tamamlanmadığı görülmektedir. Alacaklının bu talepleri üçüncü kişiye (aynı davalıya) karşı, aynı vakıaya dayanmaktadır. Öncelikle alacaklı vekilinin asli talep olarak bildirdiği şikâyetin incelenmesi, şikâyetin reddi hâlinde bu kez istihkak iddiasının incelenmesi gerekmektedir. Aksinin kabulü, aynı süre içerisinde şikâyet başvurusu ve istihkak davası açmak zorunda olan alacaklının hukuki yararının çiğnenmesi sonucunu doğuracağı gibi, ayrı ayrı açılmış olmaları hâlinde istihkak davası şikâyetin sonucunu bekleyeceğinden usul ekonomisi ilkesi ile de bağdaşmayacaktır. Alacaklının taleplerinin yasal dayanağı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 99. maddesi olup, yerel mahkemenin gerekçesinde belirtildiği üzere işyeri devri, alacaklıdan mal kaçırma vs. iddialarının şikâyette değil, açılacak istihkak davasında dinlenebileceğinden alacaklının terditli olarak ileri sürdüğü talepler arasında bu anlamda da hukuki bir bağlantı bulunmaktadır. Alacaklının taleplerinin aynı amaca hizmet etmesi iki ayrı talebin bulunmadığı anlamına gelmez. Yukarıda açıklandığı gibi alacaklı icra memurunun işlemine karşı şikâyette bulunabileceği gibi istihkak davası da açabilir.

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 14. maddesinde düzenlendiği üzere hukuk daireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır. Bu nedenledir ki şikâyet ve istihkak davasının temyiz yolu ile Yargıtay’ın farklı dairelerinde incelenecek olması bu taleplerin mahkemece terditli olarak incelenmesine engel değildir. Örneğin benzer bir durum davaların birleştirilmesi hâlinde de ortaya çıkabileceğinden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 166. maddesinin 5. fıkrasında istinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da birleştirilebileceği düzenlenmiştir.

Şikayet ve istihkak davasının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 111. maddesine göre terditli olarak açılmasında yasaya aykırı bir durum yoktur.

Gelinen aşamada, somut olayda mahkemece şikâyetin reddine karar verildiği ve Özel Dairenin bozma kararında mahkemenin şikâyetin reddine ilişkin kararında bir isabetsizlik bulunmadığı belirtildiğine göre, alacaklının terditli olarak ileri sürdüğü istihkak davasının incelenmesi gerekmektedir.

Önemle belirtmek gerekir ki; somut olayda aynı dava (şikâyet) dilekçesinde terditli olarak ileri sürülen şikâyet ve istihkak davası yasal 7 günlük sürede açılmıştır. Alacaklı, yasal süresinde istihkak davası açmakla üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmediğini belirlemiş, haczin kalkmasını geçici olarak engellemiştir. Alacaklının şikâyetinin reddine karar verilmesi hâlinde sadece istihkak davası açma külfetinin alacaklıya düştüğü sonucuna varılmış olur. Şikâyetin reddi kararı ile haciz kalkmamış olduğundan, şikâyetin reddi istihkak davasının esasının incelenmesine engel değildir. İstihkak davası da aynı gayeye (haczin haklılığının ispatı yolu ile) yönelik, aynı vakıadan (haciz işlemi) hareketle, aynı taraflar arasında, aynı mahkemede (icra mahkemesinde) basit yargılama usulü ile incelenecektir. Ancak istihkak davasında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun atıf nedeniyle genel hükümlere göre yapılan yargılama ile haczin esasının haklılığı terditli olarak açılan davada tartışılıp sonuçlandırılabilecektir. Alacaklının asli talep olarak bildirdiği şikâyet kabul edilse idi alacaklının istihkak davası açma yükümlülüğü ortadan kalkacağı için terditli olarak ileri sürülen istihkak davasının görülmesine gerek kalmayacaktı. Bu durum yukarıdaki açıklamalarda belirtildiği üzere usul ekonomisine uygun bir hâldir.

İstihkak davası 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 97. maddesine göre genel hükümlere tabi olduğundan 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesine göre (1) sayılı tarifedeki nispi esas üzerinden harca tabidir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için üzerinde durulması gereken bir diğer konu da harca tabi davalarda dava açılırken alınacak harca ilişkindir.

Davanın açılmasına esas teşkil eden harç, başvurma harcı ile peşin karar ve ilam harcıdır. 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesine göre nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Kural olarak yargı harçlarının davanın açıldığı sırada ödenmesi gerekir. Harcı ödenmeyen dava dilekçesinin kabul edilip, mahkeme esas defterine kaydının yapılması hâlinde anılan Kanunun 30 ve 32. maddeleri gereğince ödenmesi gereken harç miktarının belirlenerek uygun bir sürede ödenmesi talep edilmelidir.

Yerel mahkemece davacıya (alacaklıya) 26.03.2013 tarihli duruşmada harcın ikmal edilmesine ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 94. maddesine göre kesin süre verilmiş ise de; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.10.2001 tarihli ve 2001/14-940 E., 2001/709 K.; 13.10.2010 tarihli ve 2010/17-510 E., 2010/485 K.; 28.03.2012 tarihli ve 2012/19-55 E., 2012/249 K. ve 13.03.2015 tarihli ve 2013/9-1824 E., 2015/1030 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olayda 26.03.2013 tarihli duruşmada mahkemenin verdiği kesin süre, verildiği şekil ve aşama itibari ile usulüne uygun olmadığından, kesin süre hükmünü doğurmamış olup, alacaklı vekili tarafından harç tamamlanarak, mahkemece istihkak davasının esası incelenebilir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, alacaklı vekilinin iki ayrı talebi bulunmadığı, istihkak davasında ispat yükünün kime düşeceği hususunda bir uyuşmazlık bulunduğu, şikâyet ve davanın birlikte görülmesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 111. maddesine uygun olmadığı gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.12.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

İcra ve iflas uyuşmazlıklarında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için alanında yetkin bir avukattan hukuki yardım alınması oldukça önemlidir. Dava sürecinde güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Alanında yetkin Kayseri icra avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, tasarrufun iptali, itirazın iptali, istirdat davası, istihkak davası, menfi tespit davası, ihtiyati haciz başta olmak üzere her türlü icra ve iflas hukuku uyuşmazlıklarında taraflara avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Kayseri icra avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan icra ve iflas süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.