Ziynet Eşyasının İadesi Davasında Altın ve Takıların Geri Verilmemek Üzere Alındığının İspatlanması

Hizmetlerimiz

Ziynet Eşyasının İadesi Davası: Altın ve Takıların Geri Verilmemek Üzere Alınmasında İspat Yükü - Aile Hukuku - Kayseri Boşanma Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Ziynet Eşyasının İadesi Davasında İspat Yükü: Takıların Düğün Masraflarının Karşılığı Olarak Üçüncü Kişiye Verilmesi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/1509 Karar No: 2020/863 Karar Tarihi: 10.11.2020

Mahkemesi: Aile Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki ziynet eşyasının iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 11. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 08.05.2013 tarihli dava dilekçesinde, tarafların 29.05.2012 tarihinde kesinleşen karar ile boşandıklarını, düğün töreninde takılan yirmi üç adet çeyrek altın, bir adet yarım altın, on iki adet altın bilezik (22 ayar 22 gram) ve bir takı setinin (24 ayar) müvekkilinden alınarak davalı tarafça adına açtırdığı kiralık kasaya konulduğunu, davalının müşterek konutun anahtarını zorla alarak müvekkilini evden kovduğunu ve bu şekilde evden ayrıldığı için müvekkilinin hiçbir kişisel eşyasını alamadığını ileri sürerek düğünde takılan ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde dava tarihi itibariyle hesaplanan değerlerinin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı cevabı:

5. Davalı 13.06.2013 tarihli cevap dilekçesinde, düğün töreninde takılan ziynet eşyalarından üç adet bilezik hariç, tamamının davacı tarafın da rızası ile düğün masraflarının karşılanması için bozdurulduğunu, davacının ailesi tarafından takılan üç adet bileziğin ise davacının isteği ile kendisi tarafından kiralanan banka kasasına konulduğunu, boşanma davasının açıldığını öğrenmesinden hemen önce kasada bulunan bu altınları da bozdurarak müşterek konuta alınan mobilyaların bedelini ödediğini, davacıya ait hiçbir ziynet eşyasının kendisinde bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararı:

6. Ankara 11. Aile Mahkemesinin 22.05.2014 tarihli ve 2013/609 E., 2014/716 K. sayılı kararı ile; düğünde davacıya takılan altınlardan dört burma bileziğin dışındakilerin davacının rızası ile düğün masraflarının karşılanması için kullanıldığı, diğer dört bilezikten üçünün davalı tarafından kasada tutulduğu, herhangi bir yere harcanmadığı, birisinin ise davacının evden eşyalarını almak için gittiği sırada davalı tarafından elinden alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve her biri 20 gram ağırlığında 22 ayar dört adet altın bileziğin davalıdan alınıp davacıya aynen iadesine, aynen iade mümkün olmadığı takdirde 6.680,00TL altın bedelinin dava tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Ankara 11. Aile Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 02.06.2015 tarihli ve 2014/17779 E., 2015/10101 K. sayılı kararı ile;

“…4721 sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyalarının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneyimlerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyedlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını ispat yükü altındadır.

Bununla birlikte, kural olarak evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır. Dava konusu kadına ait altınlar koca tarafından bozdurulup değişik amaçlarla kullanılmış olabilir. Çeşitli sebeplerle (evin ihtiyaçları, düğün borçları, balayı vs) koca tarafından bozdurulan bu altınların karşılığının hibe edilmediği müddetçe kadına iadesi zorunludur. Davalı koca tarafından dava konusu ziynet eşyalarının herhangi bir sebep ile bozdurulduğunun iddia edilmesi halinde, bu defa ispat yükü yer değiştirir ve davalı koca ziynet eşyalarının bir daha iade edilmemek üzere kendisine verildiğini eş söyleyiş ile kendisine bağışlandığını, davacının isteği ve onayı ile ziynet eşyalarının bozdurulup harcandığını kanıtlanması halinde, ancak bu ziynet eşyalarını iadeden kurtulur.

Somut olayda, davacı kadın düğünde kendisine takılan ziynet eşyalarının davalı tarafta kaldığını iddia etmiş, bun karşın davalı koca ise ziynet eşyalarının bir kısmının düğün masrafları, bir kısmının ise mobilya masrafları için bozdurulduğunu ve harcandığını belirtmiştir. Bu durumda ispat külfeti yer değiştirmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında ispat yükü kendisine geçen davalı koca, davacı kadının bu altınları bir daha iade edilmemek üzere davacının kendi rızası ile verdiğini ispatlayamamıştır.

Bu durumda mahkemece; dosyada mevcut tüm deliller ve bu suretle tarafların bilirkişi raporlarına itirazları da gözönüne alınarak, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…”

gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Ankara 11. Aile Mahkemesinin 10.12.2015 tarihli ve 2015/1521 E., 2015/1946 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçelerinin yanında, tarafların boşanmalarından evvel de ayrıldıkları ve tekrar barıştıkları, bu ayrılık sırasında altınların iadesi konusunda herhangi bir talepte bulunulmadığı anlaşılmakla mahkememizce iadesine karar verilen altınlar dışında kalan ziynet eşyalarının bir daha iade edilmemek üzere ve davacının rızasıyla alınıp düğün ve öncesinde yapılan masrafların karşılanması, borçlarının ödenmesi amacıyla kullanıldığı gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, Yerel Mahkemece düğün masrafları için harcandığı kabul edilen ziynet eşyasının davacının rızası ile verilmesinin yeterli olup olmadığı, davalının, ziynet eşyalarının davacı tarafından bir daha iade edilmemek üzere verildiğini ispatlamasının gerekip gerekmediği, burada varılacak sonuca göre davalının düğün masrafları için harcanan ziynet eşyasını iade ile yükümlü olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

III. ÖN SORUN

12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, Yerel Mahkemece direnme adı altında verilen kararda, önceki gerekçelere ek olarak “tarafların boşanmalarından evvel başka bir ayrılık ve barışma yaşandığı ve bu ayrılık sırasında altınların iadesi konusunda herhangi bir talepte bulunulmadığı” gerekçesine dayanılması karşısında, kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı tartışılmış, söz konusu gerekçenin bozma kararının karşılanması amacıyla yazıldığı değerlendirilmiş ve ön sorunun olmadığına oy birliği ile karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

IV. GEREKÇE

13. Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın aydınlatılması için ispat hukuku yönünden geçerli kurallara değinmekte yarar vardır:

14. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir.

15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 187/1. maddesi; “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

16. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.

17. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup, anılan düzenlemeye göre;

“İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”

18. Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.

19. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 203. maddesinde hangi hâllerde tanık dinlenebileceği açıklanmıştır:

“a) Alt soy ve üst soy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.

b) İsin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.

c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler.

ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.

d) Hukuki işlemlere ve senetlere karsı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.

e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulune göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli.”

20. Diğer taraftan, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır.

21. Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2019 tarihli ve 2017/3-958 E., 2019/1285 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.

22. Somut olayda; dört adet bileziğin davalıdan alınarak davacıya aynen iadesine dair Mahkemece verilen ilk karar davalı tarafından temyiz edilmemiş ve bu husus karşı taraf lehine kazanılmış hak doğuracak şekilde kesinleşmiştir. Uyuşmazlık, bu dört adet bileziğin dışında takılan altınlara ilişkindir.

23. İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Ziynetin kadına ait olduğu ve kadının yanından ayırmayacağı, giderken de yanında götüreceği karine olmakla birlikte somut olayda, davalı koca altınların bir kısmının alınıp kasaya konulduğunu, bir kısmının da davacının da rızası ile düğün masrafları için harcandığını iddia etmesiyle artık ispat yükünü üzerine aldığının kabulü gerekir. Bu durumda davalı koca söz konusu altınların davacı tarafından geri alınmamak üzere verildiğini ispat yükü altındadır.

24. Yargılama sırasında dinlenilen tanıklar ile birlikte, davalı tanıkları … ve F. Akkaya’nın oluşa uygun olduğu değerlendirilen ifadeleri bir bütün olarak ele alındığında; uyuşmazlık konusu altınların, hemen düğün akşamı, düğünün masraflarını karşıladığı anlaşılan davalının abisine masrafların bedeli olmak üzere davacı ve davalı tarafından birlikte verildiği anlaşılmaktadır. Somut olay itibariyle, davacı ve davalı tarafından üçüncü kişiye masrafların karşılığı olarak verilen altınların iade edilmesi beklentisiyle verildiğinden bahsedilemez. Bu itibarla, davalının, altınların iade edilmemek üzere verildiğini ispatladığının kabulü gerekir.

25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; tanık beyanlarıyla yalnızca davacının uyuşmazlık konusu altınları rızasıyla verdiğinin ispatlandığı, iade edilmemek üzere verildiğinin ispatlanmadığı, bu nedenle Özel Daire bozma kararının yerinde olduğu ve direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

26. Hâl böyle olunca; uyuşmazlık konusu altınların davacının rızası ile ve iade edilmemek üzere verildiğinin ispatlandığının kabulüyle verilen direnme kararı yerindedir.

27. O hâlde; usul ve yasaya uygun direnme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

V. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,

Gerekli temyiz ilâm harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 10.11.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

Ziynet Eşyasının İadesi Davasında Altın ve Takıların Kocaya Verildiğinin İspatlanması

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/3-1055 Karar No: 2020/367 Karar Tarihi: 09.06.2020

Özet: Ziynet eşyalarının davalı tarafından alındığını ispat külfeti başından beri davacı tarafta olmakla, ispat yükünün yer değiştirdiğinden bahsedilemeyecektir. Yargılama sırasında dinlenilen tanık ifadeleri ele alındığında, Özel Daire kararında da belirtildiği üzere, davalı tanıkları olan davalının babası … ve davalının kardeşi …’ın ifadelerinden davacının düğünde takılan ziynet eşyalarının davalıya verildiğine ilişkin iddialarının doğrulandığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, Özel Daire bozma kararında ispat yükünün ters çevrilerek davalıya yüklenmesi usul kurallarıyla çelişmektedir. Hâl böyle olunca, ispat yükünün davacıda olduğu ve davacının düğünde takılan altınların davalı tarafından alındığı iddiasını tanık beyanlarıyla ispatladığı sabit olmakla, mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

(6100 s. K. m. 187, 190, 203) (4721 s. K. m. 6) (YİBK 03.03.2017 T. 2015/2 E. 2017/1 K.)

DAVA VE KARAR

1. Taraflar arasındaki ziynet eşyasının iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Nazilli Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili 03.01.2012 havale tarihli dava dilekçesinde; müvekkiline düğünde takılan ziynet eşyalarının (adedi 15 gr. dan 22 ayar 7 adet burgulu bilezik, adedi 12 gr. dan 22 ayar 8 adet düz bilezik, 50 gr. 22 ayar 1 adet set takımı, 1 adet kafalı yarım altın, 2 adet yarım altın, 42 adet çeyrek altın, 1 çift 14 ayar küpe, 2 adet 14 ayar yüzük) evlilik birliği devam ederken davalı eski koca tarafından çeşitli harcamalar için sonradan iade edileceği vaadiyle alındığını, ancak geri verilmediğini ileri sürerek ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmaz ise bedeli olan 34.950,00TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı cevabı:

5. Davalı vekili 26.01.2012 havale tarihli cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacının ziynet eşyalarına evlendikleri günden beri hiç dokunmadığını, ziynet eşyalarının tümünü eşine bıraktığını, ispat yükü üzerinde olan davacının ziynetlerin miktarını ve kendisinde olmadığını ispatlaması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararı:

6. Nazilli Aile Mahkemesinin 12.12.2013 tarihli ve 2012/4 E., 2013/898 K. sayılı kararı ile; yemin deliline dayanmayan ve dinlettiği tanık beyanlarıyla iddiasını ispatlayamayan davacının davasının reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Nazilli Aile Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 11.06.2015 tarihli ve 2014/17761 E., 2015/10801 K. sayılı kararı ile;

“Somut olayda, davacı taraf ziynet eşyalarının evlilik birliği içerisinde davalı tarafından bozdurularak harcandığını, davacıya tekrar iade edilmediğini iddia etmiş, davalı ise altınların hiçbir zaman davacıdan alınmadığını savunmuştur.

Yargılama sırasında 20.09.2012 tarihli celsede dinlenen davalı tanığı, davalının babası …,”…..taraflar altınları bozdurmuşlar dolara çevirmişler ve bankaya yatırmışlar, hangi bankaya yatırdıklarını bilmiyorum ayrıca kimin adına yatırıldığını bilmem, herhalde davacı adına bankaya yatırılmış öyle olabilir zannediyorum. Bankadan bu para çekilip bunlar işyeri açtılar araba aldılar, işyeri ise yağlama yıkama servisidir ne kadar paranın kullanıldığını, çekildiğini bilmiyorum, söz konusu araç Şahin Murat 131 dir ve davalı … adına alınmıştır, işyeri de davalı adına açılmıştır bundan 5 sene önce davalı … Dubaiye çalışmaya gitti, giderken de sözünü ettiğim işyerini devretti aracı sattı, parasını da hanımı davacıya verdi davalı hâlen Dubaide çalışmaktadır….” şeklinde , aynı celsede dinlenen davalı tanığı, davalının kardeşi …, “….bana babam tarafından ne takıldı ise davalı ağabeyime de aynısı takılmıştır, davalı ağabeyime babam tarafından 5 adet normal burgulu altın bilezik ile bir tane altın set yapıldı, ağabeyimin düğününde bende bulundum taraflara ne takıldığını aradan epey bir zaman diğer bir deyişle 10 yıldan fazla bir süre geçtiği için hatırlamıyorum, davacı dolar euro işi ile çok uğraşırdı çarşıya iner çıkardı, hatta davacının kendi hesabı vardı ama hangi bankada olduğunu bilmiyorum, tarafların 5 adet burgulu altın bilezik ile bir adet altın seti bozdurduklarını biliyorum, euro veya dolara çevirdiklerini biliyorum, sonrasında ne yaptıklarını bilmem, davalı ağabeyim Ahmet bundan 6-7 sene önce Dubaiye çalışmaya gitti halen orada çalışmaktadır, Dubaiye gitmeden önce oto yağlama yıkama servisi işletiyordu bir tane de 1976 model Şahin marka aracı vardı, Dubaiye giderken bu işyerini devir etti aracını sattı, sonrasında bundan elde ettiği parayı ne yaptığını bilmem, tahminimce büyük bir ihtimalle davacıya bırakmıştır…” şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Tanık beyanları ile davacının düğünde takılan ziynet eşyalarının davalıya verildiğine ilişkin iddialarının doğrulandığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, ispat yükünün davalıda olduğu göz önüne alınarak ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere davalıya verildiğini, davacının isteği ve onayı ile ziynet eşyalarının bozdurulup harcandığını davalının kanıtlaması gerekirken ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. Nazilli 1. Aile Mahkemesinin 10.11.2015 tarihli ve 2015/357 E., 2015/473 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu düğünde takılan altınların davalı tarafından çeşitli gerekçelerle iade edilmek üzere alındığına dair davacı iddiasının yargılama sırasında dinlenilen tanık beyanları ile ispatlanıp ispatlanmadığı, burada varılacak sonuca göre ispat yükünün yer değiştirip değiştirmeyeceği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Konunun aydınlatılması için ispat hukuku yönünden geçerli kurallara değinmekte yarar vardır:

13. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir.

14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 187/1. maddesi; “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

15. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.

16. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat Yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup, anılan düzenlemeye göre;

“İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”

17. Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “İspat Yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.

18. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 203. maddesinde hangi hâllerde tanık dinlenebileceği açıklanmıştır:

“a) Alt soy ve üst soy, kardeşler, esler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.

b) İsin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.

c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler.

ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları

d) Hukuki işlemlere ve senetlere karsı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.

e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulune göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli.”

19. Diğer taraftan, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır.

20. Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2019 tarihli ve 2017/3-958 E., 2019/1285 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.

21. Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya gelindiğinde; davacı kadın düğünde kendisine takılan altınların davalı koca tarafından çeşitli bahanelerle geri verme vaadiyle alındığını ancak iade edilmediğini iddia etmiş; davalı ise, iddiaları tümüyle inkâr etmekle birlikte, ziynet eşyalarının davacıda olduğunu savunmuştur. Ziynetin kadına ait olduğu ve kadının yanından ayırmayacağı, giderken de yanında götüreceği karine olmakla birlikte somut olayda, henüz evden ayrılmadan evlilik birliği sırasında koca tarafından çeşitli bahanelerle ve geri verileceği vaadiyle alındığı iddia edilmiş olmakla, ispat yükünün yer değiştirdiğinden bahsedilemez.

22. İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Davalı taraf, davayı tümüyle inkâr etmekle ve ziynet eşyalarına hiç dokunmadığı savunmasında bulunmakla ispat külfetini üzerine almamıştır. Ancak, davalının iddia edilen ziynet eşyasını almasına rağmen geri verdiğini veya hiç geri vermemek üzere aldığını iddia etmesi hâlinde ispat yükü ters çevrilir ve davalı iddiasını ispat külfeti altına girer.

23. Buna göre, ziynet eşyalarının davalı tarafından alındığını ispat külfeti başından beri davacı tarafta olmakla, ispat yükünün yer değiştirdiğinden bahsedilemeyecektir.

24. Yargılama sırasında dinlenilen tanık ifadeleri ele alındığında, Özel Daire kararında da belirtildiği üzere, davalı tanıkları olan davalının babası … ve davalının kardeşi …’ın ifadelerinden davacının düğünde takılan ziynet eşyalarının davalıya verildiğine ilişkin iddialarının doğrulandığı anlaşılmaktadır.

25. Ne var ki, Özel Daire bozma kararında ispat yükünün ters çevrilerek davalıya yüklenmesi usul kurallarıyla çelişmektedir.

26. Hâl böyle olunca, ispat yükünün davacıda olduğu ve davacının düğünde takılan altınların davalı tarafından alındığı iddiasını tanık beyanlarıyla ispatladığı sabit olmakla, mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

27. Bu nedenle, direnme kararı açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı HMK’nın geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.06.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Alanında yetkin Kayseri boşanma avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Bürosu, anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma davalarında Kayseri boşanma avukatı ve arabulucu olarak tazminat davası, nafaka davası, velayet davası, mal rejiminin tasfiyesi gibi aile hukuku ile ilgili her türlü konuda avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Kayseri Boşanma Avukatı kadrosu ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, boşanma davası sırasında ve sonrasında müvekkillerimize gerekli hukuki danışmanlık desteği sağlamaktadır. Kayseri boşanma avukatı kadromuz; boşanma davası, anlaşmalı boşanma, çekişmeli boşanma, zina nedeniyle boşanma, terk nedeniyle boşanma, tanıma ve tenfiz davası, nafaka davası, tazminat davası, velayet davası, mal rejimi davası gibi aile hukuku davalarında müvekkillerimizi temsil etmekte, ayrıca hukuki danışmanlık ve arabuluculuk hizmeti de vermektedir.

Kayseri boşanma avukatı kadromuz; anlaşmalı boşanma davası, çekişmeli boşanma davası, boşanma sonrası mal paylaşımı, nafaka davası, velayet davası ve velayetin değiştirilmesi, iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat davası gibi aile hukuku alanına giren konularda uzmanlığa ve 15 yılı aşkın tecrübeye sahiptir. Kayseri boşanma avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan boşanma süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile boşanma davası ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.