Tapu İptali ve Tescil Davasında Taraf Sıfatı: Husumet Yokluğu Nedeniyle Dava Usulden Reddedilir mi?

Hizmetlerimiz

Tapu İptali ve Tescil Davasında Taraf Sıfatı: Husumet Yokluğu Nedeniyle Dava Usulden Reddedilir mi? - Kayseri Gayrimenkul Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Tapu İptali ve Tescil Davasında Taraf Sıfatı: Husumet Yokluğu Nedeniyle Dava Usulden Reddedilebilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/14-2261 Karar No: 2018/777 Karar Tarihi: 11.04.2018

Özet: Mahkemece öncelikle tapu iptali ve tescil istemi yönünden araştırma yapılması, bunun mümkün olmaması hâlinde davacının tazminat talepleri hakkında bir karar vermek üzere işin esası incelenmelidir. Yerel mahkemenin taraf sıfatını dava şartı olarak kabul etmesi de isabetsizdir. Zira yukarıda da belirtildiği üzere taraf sıfatı usul hukukuna değil maddi hukuka ilişkin bir sorundur ve dolayısıyla dava şartı olarak değerlendirilmemelidir.

(3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10, 18) (YHGK. 04.12.1996 T. 1996/14-763 E. 1996/864 K.)

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın usulden reddine dair verilen 04.09.2012 gün ve 2011/332 E., 2012/347 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 27.05.2013 gün ve 2013/6634 E., 2013/7994 K. sayılı kararı ile:

“…Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davalılar, pasif husumet yokluğundan davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir.

Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için;

– Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması,

– Tahsise konu yerde 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı Kanun ile değişik 2981 sayılı Kanun uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması,

– İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması,

– Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması,

– Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması,

– Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması,

– İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı Kanun ile değişik 2981 sayılı Kanun’un 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir,

– Mahkemece, yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, 3290 sayılı Kanun ile değişik 2981 sayılı Kanun’un 10/C-2 maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının (DOP) davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak tahsis miktarından bu oranda yapılacak indirimden sonra kalan miktarın tesciline karar verilmelidir.

Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;

Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde işin esasının incelenerek taraf delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, somut olaya uygun olmayan yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminatın tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili Gebze ilçesi, Hacı Halil Mahallesinde yer alan 168 ada 13 parsel sayılı taşınmazda 400 m2 yerin müvekkiline 01.10.1985 tarih ve 255 no’lu tapu tahsis belgesi ile 2981 sayılı Kanun uyarınca tahsis edilip, bedeli müvekkili tarafından ödendiği hâlde dava konusu taşınmazın tapu devrinin gerçekleştirilmediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil, bunun mümkün olmaması hâlinde aynı değerde, aynı nitelikte ve aynı genişlikle bir başka taşınmazın davacı adına tesciline; bunun da mümkün olmaması hâlinde arsanın dava tarihi itibariyle rayiç bedeli ile gecekondunun enkaz bedelinin davalılardan tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir.

Davalı Hazine vekili, müvekkilinin bu dava bakımından sıfatının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı … vekili, müvekkilinin tapu kayıt maliki olmadığı gibi tapu tahsis belgesinin Gebze Mal Müdürlüğü tarafından verildiğini ve ödemenin de Mal Müdürlüğüne yapılması nedeniyle müvekkilinin sıfatının bulunmadığını, kaldı ki dava konusu taşınmazın davacı adına tescil şartlarının oluşmadığını çünkü taşınmazın uygulama imar plânında kentsel park alanında kaldığını ve dava konusu taşınmazın belediye tarafından kamulaştırılacağını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece dava konusu taşınmazda davalıların payının bulunmaması, dayanılan tapu tahsis belgesinin dava konusu taşınmaza ait olmaması ve dava konusu binanın dava dışı Kocaeli Belediyesince kamulaştırılması sonrasında Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/417 Esas, 2011/831 Karar sayılı dosyasında taşınmaz üzerinde bulunan bina ve ağaçlara ait kamulaştırma bedelinin tespiti ile bunların belediyeye teslimine karar verilmesi ve dosya içinde bulunan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde tüm talepler ve her iki davalı yönünden “dava şartı niteliğindeki husumet yokluğu” nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle oy çokluğu ile bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiş; direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalıların taraf sıfatının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için taraf sıfatı kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.

Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı (dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir.

Hemen belirtmek gerekir ki usul kanununda “husumet” olarak ifade edilen bir terim de bulunmamaktadır.

Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530).

Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Örneğin bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir.

Bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.

Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır).

Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (resen) gözetir.

Taraf sıfatı, usul hukukuna değil maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (defi değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hâllerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (resen) gözetilir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 234- 237).

Somut olayda, Gebze Mal Müdürlüğü tarafından düzenlenen 01.10.1985 tarihli tapu tahsis belgesine dayanılmıştır. Bu belgenin incelenmesinden; davacıya Hazine adına kayıtlı 168 ada 13 parsel sayılı taşınmazdan 400 m2 yüzölçümünde yer tahsisinin yapıldığı anlaşılmaktadır.

Tapu iptali ve tescil davalarında mülkiyet hakkının aktarılmadığı iddiası esastır. Bu hakkı aktarım borcu ise tapu malikine aittir. Davada husumetin davalı sıfatına sahip olan tapu malikine yöneltilmesi gerekir. Tüm bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davacı tarafından husumetin tapu sicil müdürlüğünde kayıt maliki olarak görünen Hazineye yöneltilmesinde bir usulsüzlük yoktur. O hâlde mahkemece davalı Hazinenin taraf sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmesi doğru değildir.

Bu nedenle mahkemece öncelikle tapu iptali ve tescil istemi yönünden araştırma yapılması, bunun mümkün olmaması hâlinde davacının tazminat talepleri hakkında bir karar vermek üzere işin esası incelenmelidir.

Yerel mahkemenin taraf sıfatını dava şartı olarak kabul etmesi de isabetsizdir. Zira yukarıda da belirtildiği üzere taraf sıfatı usul hukukuna değil maddî hukuka ilişkin bir sorundur ve dolayısıyla dava şartı olarak değerlendirilmemelidir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında tahsise konu yer ile davacıya ait gecekondunun bulunduğu yerin aynı yer olmadığı, bir başka ifade ile tapu tahsis belgesinin tescili talep edilen yeri kapsamadığı ve yerel mahkemece yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporuna göre davacıya ait gecekondunun dere yatağında kalması nedeniyle tescil talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçeleriyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Şu hâlde direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440’ncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.04.2018 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Tapu iptali ve tescil davası, önalım davası, kira bedelinin tespiti ve kiracının tahliyesi davaları, ecrimisil davası, kamulaştırma bedelinin tespiti davası ile tenkis davası başta olmak üzere gayrimenkul ve taşınmaz hukuku ile ilgili süreçlerde herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir gayrimenkul avukatından hukuki yardım almaları faydalı olacaktır.

Gayrimenkul hukuku alanında uzman Kayseri gayrimenkul avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; kamulaştırmasız el atma ile ilgili dava sürecinde müvekkillerine avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Kayseri gayrimenkul avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.