Kasten Öldürme Suçunda Meşru Savunma, Meşru Savunmada Sınırın Aşılması ve Haksız Tahrik

Hizmetlerimiz

Kasten Öldürme Suçunda Meşru Savunma, Meşru Savunmada Sınırın Aşılması ve Haksız Tahrik Hükümlerinin Uygulanması - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Kasten Öldürme Suçunda Meşru Savunma, Meşru Savunmada Sınırın Aşılması ve Haksız Tahrik Hükümleri

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2018/291 Karar No: 2018/380 Karar Tarihi: 27.09.2018

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi

Özet: Sanığın, maktul tarafından sözlü olarak tehdit edildikten sonra henüz vücut bütünlüğüne yönelmiş haksız bir saldırı bulunmamasına rağmen maktulün silahla dönmesi ihtimaline binaen garajın yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini alıp atışa hazır hâle getirerek beklemeye başlaması, maktulün geldiğini görünce kolonun arkasına geçip siper alması, sanığın önce havaya sonra maktulün öldürücü mahiyetteki hayati bölgesine ateş etmesi ve etkisiz hâle getirdiği için artık saldırı imkânı bulunmayan maktulün yüzüne tüfeğinin dipçiğiyle çok sayıda vurması hususları göz önüne alındığında, doğrudan sanığın yaşam hakkına yönelmiş bir saldırının bulunmaması nedeniyle, sanığın saldırıyı o andaki hâl ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile hareket etmeyip haksızlık karşısında öfkeye kapılarak maktulü doğrudan öldürmek amacıyla ateş ettiği anlaşıldığından meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının uygulanma imkânının bulunmadığı ve sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

İçtihat Metni

Kasten öldürme suçundan sanık …’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 81/1, 29/1, 62/1, 53/1, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Zile Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.05.2015 tarihli ve 3-53 sayılı resen temyize tabi hükmün, sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.02.2018 tarih ve 4596-694 sayı ile;

“1) Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre, maktul ve sanığın akraba ve aynı zamanda alt üst komşu oldukları, aralarında önceden ortak oldukları arsanın icra yoluyla sanık tarafından alınmasından ötürü husumet bulunduğu, olay günü evine su gitmemesinden ötürü su deposunu tamir etmeye giden sanığın yanına maktulün geldiği ve sanığa ‘seni buraya sermenin zamanı geldi de geçiyor’ diyerek üst kattaki evine çıktığı, sanığın da depo dışındaki traktöründe bulunan av tüfeğini alarak çalışmaya devam ettiği, bir süre sonra maktulün bir elinde fener bir elinde tabanca olduğu hâlde geldiği, sanığın vaziyet aldığı, bu arada garaj kapısını kapatmaya çalışan maktule karşı, saklandığı yerden çıkarak tüfekle önce boşa, sonra da hedef gözeterek ateş ettiği, ardından yere düşen maktule elinde bulundurduğu tüfeğin dipçik kısmıyla vurarak onu darbettiği ve maktulün aldığı ateşli silah yaralanması sonucu hayatını kaybettiği olayda;

Maktulden sanığa yönelen söz ve davranışların ulaştığı boyut dikkate alındığında, haksız tahrik nedeniyle 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası öngören 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 29. maddesi uyarınca makul oranda haksız tahrik indirimi yapılması gerektiği gözetilmeden, oluşa uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu asgari hadden indirim yapılması suretiyle fazla ceza tayini,

2) 24.11.2015 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 140-85 sayılı kararı ile Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri doğrultusunda sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,”

nedenlerinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,

Karşı Oy Gerekçesi

Daire Üyesi …;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 27. maddesinde düzenlenen meşru müdafaada kasıt olmaksızın sınırın aşılmasında yasa koyucu öncelikle olayda TCK’nın 25. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa halinin varlığını aramakta ve yine bu şartlar mevcut olmasına rağmen failin maruz kaldığı saldırının kendisini içine düşürdüğü heyecan, korku veya telaşın etkisi ile hareket edip suç işlemesi durumunda sanığın TCK’nın 27/1. maddesindeki yasal korumadan faydalanabileceğini, aksine maruz kalınan saldırının defedilmesinden çok kin duygusunu tatmine yönelik hareket eden sanığın yasadaki korumadan faydalanamayıp ancak TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik indiriminden faydalanabileceğini kabul etmiştir. (CGK 28/05/2013, 2012/1-1286-2013/264).

Olayda sanık ve maktul dışında üçüncü bir kişi bulunmadığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği hayatın olağan akışına, olayın oluş şekline maddi delillere uygun olmak şartı ile sanık savunmalarına itibar etmek gerekmiştir.

Somut olayımızda sanık …, maktul …’in ablası ile evli, eniştesi ve amca oğlu olup aynı aile apartmanında altlı üstlü oturmakta, miras nedeniyle yaklaşık 5 yıldan beri aralarındaki anlaşmazlıklardan dolayı konuşmamaktadırlar. Olay günü sanık evinde su akmaması nedeniyle ortak alan olan apartmanın altındaki depo bölümünde kendi su deposunu tamirle uğraşırken depo kapısının açık olduğunu gören maktul depoya girmiş ve sanığı görünce sinkaflı küfürlerle sanığın orada ne yaptığını sorup, su deposunun tamirini yaptığını söyleyen sanığa hitaben ‘bekle geliyorum seni yere serme zamanı geldi’ diyerek sinirle evine çıkmıştır.

Maktulün silahı bulunduğunu ve kendine zarar verebileceğini düşünen sanık o sırada evin önünde bulunan traktöründeki av tüfeğini alarak yanına getirmiş ve tamiratlarına devam etmiştir.

Sanık, aksi ispat edilemeyen savunmalarına ve dosya kapsamındaki bu savunmayı destekleyen maddi bulgulara göre tamirat yapmaya devam ederken maktul elinde tabanca ile deponun tek giriş kapısından sanığa küfür ederek içeri girmiş, bu arada tabancanın mekanizmasını kurmuş ve bu sesi duyan sanık hayatından endişe ederek oradaki kolonun arkasına geçerek kendini koruma kastı ile av tüfeği ile bir el havaya ateş etmiştir. Olay mahallinde bulunan sanığa ait tüfekte iki adet boş kartuş ele geçirilmiştir. Maktulün bir elinde tabanca ile diğer elinde de el feneri olduğu halde sanığın üzerine yürümeye devam etmesi ve ateş etmeye çalışması üzerine sanık yakın mesafeden maktulün sol koluna toplu saçma isabet edecek şekilde sıkarak maktulü etkisiz hale getirmiş ve yere düşen maktulün kafasına tüfeğin dipçik kısmı ile vurarak tabanca ile kendisine ateş etmeye çalışmasını engellemiştir.

Olaydan sonra olay mahallinde maktule ait olduğu anlaşılan bir adet el feneri ile bir adet ateş etmek üzere kurulmuş vaziyette tabanca ele geçmiş yapılan kriminal inceleme sonucu tabancanın 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak silahlardan olduğu anlaşılmıştır.

Dosya kapsamındaki deliller dikkate alındığında maktulün kızı olan tanık … beyanlarında; babam yatak odasından bir elinde tabanca ve el feneri olduğu halde dışarı çıktı annem nereye gidiyorsun deyince annemi itekleyerek ‘bırakın şuna dünyayı dar edeyim’ diye sözler söyleyerek aşağı indi bu sözleri o sırada garajda olan dayıma söylediğini anlamıştık, zira dayım o sırada garajda idi silah sesi duyunca aşağı indiğimizde dayımın Adem ağabeyime ‘arabayı çıkart da şunu hastaneye götür’ diyordu ben de dayıma kızdığımda ‘ben onu vurmasam o beni vuracaktı’ şeklinde sözler söylemişti dediği görülmüştür.

Olayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 25. madde kapsamında değerlendirmeye aldığımızda 5 yıldan beri aralarında husumet olan maktule karşı sanığın ‘seni yere serme zamanı geldi’ diyerek maktulü tehdit ederek evine çıktığı ve sanığın bulunduğu depoya bir elinde tabanca bir elinde el lambası ile tekrar geldiği sanığın gelecek saldırıyı tahmin etmesi nedeniyle bu arada traktöründen yanına aldığı tüfekle önce havaya 1 el sıktığı, sanığın maktule doğru ilerlemesi ve tabancanın mekanizmasının kurması üzerine karanlık ortamda bulunan sanığın olay nedeniyle oluşan korku, heyecan ve telaş ile bu kez maktulün koluna gelecek şekilde sıktığı sabittir.

Mahkeme heyetince meteoroloji birimlerinden alınan bilgi gereğince olay anı ile aynı şartlarda gece saat 23.30 sıralarında olay mahallinde tatbiki keşifte yapılan gözlem sırasında olay mahallinin giriş katta bulunan bir garaj olduğu, üzerinde iki katlı betonarme bir bina bulunduğu, demir sürgülü kapının içinde herhangi bir aydınlatmanın olmadığı, dışarıdaki sokak aydınlatmalarının 15 metre uzakta ve çaprazda kaldığı, garajın karanlık olup ışık olmadığı belirlenmiştir.

Maktulün olayda kullandığı silahın tabanca oluşu, ortamın loş bir ortam olması, sanığın maktulün tabancayla depoya geldiğini ve tabancayı kurduğunu anlaması karşısında ilk atışı doğrudan maktule yapmayıp havaya sıkması sanığın öldürme kastıyla hareket etmediğini göstermektedir.

Dosyada bulunan otopsi raporundan maktulün ölüm nedeninin ateşli silah yaralanmasına bağlı iç organ, büyük damar yaralanması sonucu oluşan iç ve dış kanamadan kaynaklandığı maktulün alın ve burun bölgesinde sıyrıklar, sol göz kapağında ekimoz, göğüs sağ kısım ile sol ön kolda sıyrıklar olduğu belirlenmiştir.

Her ne kadar yerel mahkeme sanığın yaralanarak yere düşen maktulün kafa kısmına dipçikle vurmasının sanığın öldürme kastını gösterdiğini kabul etmiş ise de dosyadaki otopsi tutanağından bu yaralanmaların kemik kırığı oluşturmayan ve nitelikli olmayan yaralar olup ölümün oluşmasına etkisinin bulunmadığı değerlendirilerek mahkemenin sanığın öldürme kastını böylece gösterdiği yönündeki kanaatine iştirak olunmamıştır.

Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde maktulden sanığa yönelen saldırı nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 25. maddesinde ön görülen meşru müdafaanın tüm şartlarının oluştuğu ancak TCK’nın 27/1. maddesinde belirtildiği şekilde sanığın olayın oluş yeri, zamanı, sanık ile arasındaki uzun zamandır mevcut husumetin varlığı ve boyutu, olayın başında sanığın maktul tarafından ölümle tehdit edilmesi nedenleriyle haklı bir korku ve paniğe kapılarak önce havaya uyarı amaçlı, maktulün saldırısını devam ettirmesi üzerine de, bu kez de maktulün sol omuzuna bir el tüfekle ateş ettiği ve bu olayda ölmüştür.

Meşru müdafaada sanığa haksız saldırıya karşı kaçma yükümlülüğü, yasa koyucu tarafından yüklenmemiştir. Tüm dosya kapsamından sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 25. maddesindeki meşru müdafaa sınırını heyecan ve korku, panik etkisi ile taksirle aştığı anlaşıldığından sanığa TCK’nın 27/1. maddesi gereği meşru müdafaada sınırın aşılması suretiyle adam öldürmeden ceza verilmesi gerektiği”

düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.04.2018 tarih ve 250078 sayı ile;

“Dosya kapsamına göre, amca oğlu olan taraflardan aynı zamanda maktulün, sanığın kız kardeşiyle evli olup aynı binada sanığın üst, maktulün ise alt katta ikamet ettikleri, önceden maktulün babasına ait olan arsanın icra yoluyla sanık tarafından alınması nedeniyle aralarında husumet oluştuğu, bu husumetin etkisiyle 5 yıldır konuşmayan taraflar arasında çıkan olayların bir kısmı hakkında da adli işlem yapıldığı, olay günü evine su gitmemesi sebebiyle sanığın, tamir için su tankının bulunduğu binanın alt katındaki ortak kullanım alanı olan depoya gittiği, bir süre sonra saat 20.30 sıralarında maktulün de gelerek sanığa ne yaptığını sorduğu, sanığın kendi evine su gelmediği için hortum bağlayacağını söylediği, maktulün ‘Kimin evinde, kimin suyunu bağlıyorsun, suyun da senin olsun, sizin ev diye bir şey yok, al bacını git’ diye karşılık verdikten ve akabinde, ‘Bekle geliyorum, seni buraya sermenin zamanı geldi de geçiyor’ dedikten sonra evine çıktığı, burada maktulün kızı tanık Sedanur’un da ifadesinden anlaşılacağı üzere, maktulün eşi tanık …’nın maktule nereye gittiğini sorduğu, maktulün de ‘Bırakın şuna dünyayı dar edeyim, geberteceğim’ deyip, …’yı itekleyerek, silahını ve el fenerini de almak suretiyle evden çıktığı, bu sırada sanığın da tüfeğini alıp vaziyet alarak beklemeye başladığı, maktulün gelip silahını atışa hazır hâle getirmesiyle birlikte sanığın önce maktulün yanına doğru bir el, maktulün geri adım atmaması üzerine panikleyerek bu kez maktulün sol koluna doğru ateş ettiği, ardından yere düşen maktulün yanına giderek, kendisine yapılan saldırıyı tamamen etkisiz hâle getirmek amacıyla tüfeğin dipçiğiyle maktulün koluna vurduğu, sol göğüs bölgesine toplu saçma girişi alan maktulün akciğer ve damar harabiyeti nedeniyle öldüğü olayda,

Sanığın kendisine yönelmiş, gerçekleşen ve tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anki hâl ve şartlara göre defetme zorunluluğu altında başladığı eylemini, ‘orantı’ koşulunu mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla ihlal etmek suretiyle meşru savunmada sınırı aştığının anlaşılması karşısında; sanık hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.05.2018 tarih ve 1873-2248 sayı ile; itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 27/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

10.07.2014 tarihli olay yeri inceleme raporunda; olayın Zile ilçesi, Belkaya köyünde maktul ve sanığın oturduğu üç katlı binanın alt kısmında bulunan garaj kapısı önünde meydana geldiği, garaj kapısının sağında bulunan ağaç kirişler üzerinde horozu çekili, emniyeti açık, atım yatağında bir adet fişek, şarjöründe beş adet mermi bulunan atışa hazır hâlde tabanca, garaj demir kapısının sağ kirişine dayalı, içerisinde ve atım yatağında fişek bulunmayan av tüfeği, garaj kapısı önünde üzeri kanlı, beyaz renkli kep ve bir adet yeşil renkli çakmak, garaj giriş kapısından yaklaşık 2,45 metre içeride 5×5 cm ebadında kan lekesi, girişe yaklaşık 2,5 metre mesafede, su tankının alt kısmında 12 kalibre dolu av tüfeği fişeği, yine girişe yaklaşık 3 metre mesafede 12 kalibre boş av tüfeği kartuşu, sağ kirişe yaklaşık 85 cm uzaklıkta, av tüfeğinin yanında 12 kalibre boş av tüfeği kartuşunun olduğu, av tüfeği ve tabanca üzerinde yapılan tozlama usulü parmak izi araştırmasında tasnife elverişli olabilecek parmak izine rastlanılmadığının belirtildiği,

09.07.2014 tarihli yakalama tutanağında; saat 23.00 sıralarında öğrenilen olaydan sonra hastaneye gidildiği, maktulün öldüğünün öğrenildiği, ardından Belkaya köyüne gidilerek sanığın evinin önünde yakalandığının bildirildiği,

Ankara Jandarma Genel Komutanlığınca düzenlenen 22.07.2014 tarihli uzmanlık raporunda; tetkik için gönderilen tüfeğin, 12 kalibre av fişeği istimal eden, Uzay marka, tek namlulu, namlusu yiv ve set ihtiva etmeyen, fişek hazneli, yarı otomatik bir av tüfeği olduğu, tüfeğin emniyet sisteminin sağlam ve işler durumda olduğu, atışına mâni mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, tüfeğin münhasıran avda ve sporda kullanılmak üzere imal edildiği cihetle, 6136 sayılı Kanun’a göre yasak olarak mütalaa edilemeyeceği, ancak söz konusu av tüfeğinin taşınması ve bulundurulmasının 2521 sayılı Kanun kapsamında olduğu bilgilerine yer verildiği; tetkik için gönderilen diğer silahın ise, 9 mm çapında kurusıkı olarak da tabir edilen tabancadan tadil edilmek suretiyle 7,65×17 mm çapında fişek istimal eder hâle getirilmiş, namlusu yiv ve set ihtiva eden, yarı otomatik bir tabanca olduğu, emniyet sisteminin sağlam ve işler durumda olduğu ve atışına mâni mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, 6136 sayılı Kanun’a göre istimale salih, yasak niteliği haiz, vahim nitelikte olmayan ateşli silah olduğunun belirtildiği,

Ankara Jandarma Genel Komutanlığınca düzenlenen 11.08.2014 tarihli uzmanlık raporunda; maktul …’a ait gömlek üzerinde bulunan delinme bölgesinin etrafında atış artıkları tespit edildiği, atış artıklarının dağılımı ve yoğunluğu itibarıyla yapılan atışın “uzağa yakın atış” olduğu tespitine yer verildiği,

10.07.2014 tarihli ölü muayene tutanağında; maktulün kaş ile burun bölgesinin birleştiği yerde muhtemelen küt travmaya bağlı 1,5 cm, burun üzerinde 1 cm, sol kaş üzerinde 1,5-2 cm, sol kaş uç kısım şakak arasında 2 cm, sol kaş alt kısmında yaklaşık 2 cm uzunluğunda kesiler olduğu, elle yapılan muayenede baş, yüz kemiklerinde ve boyunda kemik kırığı bulunmadığı, sağ göz çukurunda kan birikintisinin olduğu, kafatasında, boyunda herhangi bir darp cebir izinin olmadığı, sol omuz ön kısmında 3 cm çapında derin av tüfeği fişek giriş deliği olduğu, bu delikten yoğun bir kan akışı görüldüğü, omuz arkası ve sırt incelenmesinde fişek ve saçma taneleri çıkışının gözlemlenmediği, cesedin sol kol ve koltuk altında muhtemel saçma girişlerine bağlı yoğun bir şişlik olduğu, sol kolda fişek giriş deliğine birer cm uzaklıkta 2 adet iç ve dış kısımda olmak üzere saçma izleri, göğüs üzerinde 2×1 cm boyutlarında ekimoz olduğu, sol kol ön kısmında kemik kırığı, fişek giriş deliğinin üzerinde 2×2 cm ebadında ekimoz oluştuğu bilgilerine yer verildiği,

Sanık hakkında düzenlenen 10.07.2014 tarihli gözaltı giriş raporunda; her iki göğüs altında 10 cm, batın orta hatta 20 cm uzunluğunda kızarıklık, sağ üst kol lateralde 1×1 cm ebadında ekimotik alan olduğu, aynı tarihli gözaltı çıkış raporunda ise; darp cebir izine rastlanılmadığının belirtildiği,

Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığınca düzenlenen 17.11.2014 tarihli otopsi raporunda; maktulün sol kolu deforme görünümde olup üst iç bölümde, sol koltuk altı ön birleşim yerinden 3 cm dışta, iç yan bölümünde 3×2 cm ve dış yan bölümünde 2,4×1,2 cm ebadında sıyrıklar, üst ve alt bölümlerinde birer adet 0,5 cm çapında tekli girişler bulunan, yaklaşık 3×2,8 cm ebadında av tüfeği saçma taneleri toplu giriş yarası olduğu, sol göğüs boşluğu içerisinden deforme görünümde plastik tapa ve dokuz adet küçük saçma tanesi çıkartıldığı, sol akciğerde av tüfeği saçma taneleri geçişine bağlı çok sayıda kanamalı laserasyon olduğu, göğüs arka duvarında sol aksiller hatta 3. interkostal aralıktan 6. interkostal aralığa kadar av tüfeği saçma taneleri geçişine bağlı 6×4 cm ebadında kanamalı doku defekti olduğu, sol torokal 2-7. paravertebral aralıkta kas yapılarının kanamalı olduğu, av tüfeği saçma taneleri toplu giriş yarası altına uyan lokalizasyonda cilt altı dokular ile kas gruplarının yaygın kanamalı, humerus kemiğinin çok parçalı kırık olduğu, bu seviyede aksiller arter ve venin, av tüfeği saçma taneleri geçişine bağlı kanamalı ve tam kat kopmuş durumda olduğu, troid kartilaj sol omuzda kanamalı kırık bulunduğu, sağda midklavikular hatta 5 ve 6. kostaların, solda midklavikular hatta 2, 3, 4 ve 5. kostaların minimal ekimozlu kırık olduğu, kan ve idrarda alkol ve uyuşturucu madde bulunmadığı, kişinin ölümünün av tüfeği saçma taneleri toplu giriş yaralanmasına bağlı kosta ve iskelet sistemi kemik kırıkları ile karakterli iç organ ve büyük damar yaralanmalarından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu bilgilerine yer verildiği,

Mahkemece, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsünden suç tarihine en yakın zaman dilimi ve hava durumu öğrenildikten sonra mahallinde yapılan keşifte; garaj içerisinde herhangi bir aydınlatma bulunmadığı, garaj kapısı tamamen açıldığında yaklaşık 3 metrelik giriş alanı olduğu, mahalde iki adet sokak lambasının bulunduğu, söz konusu sokak lambalarının garajın sağ ve sol taraflarında 15’er metre çaprazlarda olduğu, garajda kolonların bulunduğu, garaj içerisinde bazı tarım aletlerinin bulunduğunun gözlemlendiği,

Keşif sonrasında düzenlenen 14.04.2015 tarihli bilirkişi raporunda; olayın meydana geldiği garaja biri 10 metre, diğeri 15 metre uzaklıkta bulunan iki adet sokak lambası ve maktulün elinden garaj içerisine bıraktığı el lambasının sağladığı ışığın, yerde yatmakta olan maktulün vücut ve baş bölgelerini ayırt edilebilecek oranda aydınlattığı tespitlerine yer verildiği,

Dosya inceleme tutanağında; Zile Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/160 esas sayılı dava dosyasının incelendiği, maktul …’in 2013 yılında farklı zamanlarda sanık …’a karşı işlediği iddia edilen hakkı olmayan yere tecavüz, silahla tehdit ve basit tehdit suçlarından açılan üç ayrı kamu davasının birleştirilerek yapılan yargılaması sonucunda, Zile Asliye Ceza Mahkemesinin 06.06.2014 tarihli ve 160-205 sayılı kararıyla, maktulün atılı suçlardan mahkûmiyetine karar verildiğinin belirtildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılanlar …, … ve … mahkemede benzer şekilde; maktul …’in ağabeyleri olduğunu, olayı görmediklerini, olay esnasında köyde olmadıklarını, sanığın yalan söylediğini, olay öncesinde sanık ve akrabalarının maktulü tehdit ettiklerini, sanıktan şikâyetçi olduklarını,

Mağdur … mahkemede; maktul …’in babası olduğunu, altı yıldır köy dışında yaşadığını, olay esnasında da köyde olmadığını, yaklaşık beş yıl önce maktul ile sanığın tartıştıklarını hatırladığını, bunun dışında aralarındaki ihtilafı bilmediğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını,

Tanık … kollukta; maktul …’in eşi, sanık …’un ise kardeşi olduğunu, köyde bulunan iki katlı evin birinci katında kendilerinin, ikinci katında sanık …’un oturduğunu, zemin katta bulunan garajın ise ortak kullanıldığını, olay gecesi saat 22.50 sıralarında teravih namazından geldiklerini, aradan on dakika geçmeden maktul …’in eve geldiğini, kendisine garajın kapısını kimin açtığını sorduğunu, kendisinin açtığını söylediğini, garajın anahtarını alarak aşağıya indiğini, kısa bir süre sonra silah sesi duyduğunu, hemen kızları olan Sedanur ve Kadriye ile birlikte garaja gittiklerini, maktul …’in yerde sırtüstü yattığını, garaj kapısının önünde duran sanık …’a ne olduğunu sorduğunu, sanığın “Bana tabanca doğrulttu. Beni vuracaktı. Bunun üzerine av tüfeğiyle ben onu vurdum.” dediğini, komşuların gelerek maktulü hastaneye kaldırdıklarını, sanık ile maktul arasında arazi anlaşmazlığı bulunduğunu, maktulün müşterek tarlaların kendisine ait olduğunu iddia ettiğini,

Savcılıkta ve mahkemede bu beyanlarına ek olarak; maktulün gece küfrederek eve geldiğini, garajın kapısını kimin açtığını sorduğunu, evden el lambası ve silah alıp “Onu geberteceğim” diyerek aşağıya indiğini, maktule “gitme” dediğini ve engel olmak istediğini, ancak kendisini dinlemeyerek iteklediğini, silah sesini duyup aşağıya indiğini, olaydan sonra sanığın, maktulü kastederek “Bunu doktora götürelim” dediğini, kardeşi olan sanıktan şikâyetçi olmadığını, olay yerine geldiğinde tanık Adem ile sanık …’dan başka kimsenin olmadığını, maktulün daha önce defalarca sanığı ölümle tehdit ettiğini, bir keresinde de balta ile sanığa saldırdığını ancak araya köylülerin girdiğini,

Tanık … kollukta; maktul …’in babası, sanık …’un ise dayısı olduğunu, olay gecesi maktulün eve geldiğini ve garaj kapısını kimin açtığını sorduğunu, sanığın garajda olduğunu bildiklerini, bu nedenle maktule engel olmak istediklerini, ancak maktulün evden silah ve el feneri alarak garaja gittiğini, sonra silah sesi duyduklarını, annesi ve kız kardeşiyle birlikte aşağı indiklerinde maktulün yerde sırtüstü yattığını, sanığın, kendilerine “Bana tabanca doğrulttu. Beni vuracaktı. Bunun üzerine av tüfeğiyle ben onu vurdum.” dediğini, komşuların gelerek maktulü hastaneye kaldırdıklarını, sanık ile maktul arasında arazi anlaşmazlığı bulunduğunu, maktulün müşterek tarlaların kendisine ait olduğunu iddia ettiğini, olayın asıl sebebinin arazi anlaşmazlığı olduğunu,

Savcılıkta ve mahkemede bu beyanlarına ek olarak; maktulün evden çıkarken kendisine engel olmaya çalışan annesine “Bırakın şuna dünyayı dar edeyim. Geberteceğim” dediğini,

Kollukta Sedanur ile aynı şekilde beyanda bulunan tanık … savcılık ve mahkemede ek olarak; babası olan maktulün evden sinirli bir şekilde çıkarken sanığı kastederek “Bu sefer işi bitti” dediğini, olay yerine gittiğinde maktule ait silahın yerde olduğunu ve kılıfının olmadığını,

Tanık … kollukta; sanık ve maktulün akrabası olduklarını, evlerinin karşısında oturduğunu, olay gecesi saat 23.00 sıralarında evde otururken silah sesi gelmesi üzerine dışarıya çıktığını, sanık …’un elinde av tüfeği olduğunu, garaj kapısının önünde durduğunu, maktul …’in ise garaj içinde yerde yattığını, yan tarafında bir tabanca olduğunu, sanığın maktulü tüfekle vurduğunu anladığını, tanık Hüseyin ile birlikte maktulü araçla hastaneye kaldırdıklarını, sanık ile maktul arasında arazi meselesi nedeniyle husumet bulunduğunu,

Savcılıkta; olay gecesi evindeyken yatsı namazından sonra sanık ile maktulün tartışma seslerini duyduğunu, sanığın garaja girmek istediğini, maktulün ise sanığa küfrettiğini, daha sonra maktulün küfrederek evine çıktığını, sanığın da garaja girdiğini, olayın bittiğini düşünerek pencereyi kapattığını, kısa bir süre sonra iki el silah sesi duyduğunu, hemen olay yerine gittiğini, sanığın elinde tüfek gördüğünü, maktulün yerde yattığını, sanığın kendisine “Hemen arabayı getir, bunu hastaneye götürelim” dediğini, tanık Hüseyin ve Adem Temur ile birlikte arabayla maktulü hastaneye götürdüklerini, hastaneye giderken kestirme yoldan gittiklerini, olay sırasında sanığın “Yaklaşanı vururum, bu adama kimse müdahale etmesin, karışanı vururum” gibi bir şey söylemediğini,

Mahkemede bu beyanlarına ek olarak; tartışma sırasında maktulün, sanığa “Seni geberteceğim” dediğini, sanık …’un ise hiçbir şey söylemediğini, olaydan sonra maktulün tabancasını eline aldığını, horozunun kalkık olduğunu, horozu indirerek su deposunun oradaki tahtanın üzerine koyduğunu,

Tanık … soruşturma aşamasında; olay gecesi teravih namazından çıkıp evine doğru giderken silah sesi duyduğunu, ardından bir kadının bağırdığını, seslerin geldiği yere doğru gittiğinde maktul …’i evinin önünde garaj girişinde vurulmuş hâlde yerde yatarken gördüğünü, olay yerinde bulunan tanık Adem’in kendisinden yardım istediğini ve maktulü hastaneye götürdüklerini, hastanede maktulün öldüğünü öğrendiklerini, sanık ile maktul arasında arazi anlaşmazlığı olduğunu, sanığın “Geleni vururum.” gibi şeyler söylediğini duymadığını, yolda giderken ambulansla karşılaşmak için ambulansın geldiği yolu kullandıklarını,

Mahkemede bu beyanlarına ek olarak; maktulün yanında bulunan tabancanın kılıf içinde olduğunu, kılıfın meşin ve siyah renkli olduğunu,

Tanık … savcılıkta; olay gecesi camiden çıktığını, kalabalık bir grubun olay yerine doğru gittiklerini, olay yerine gittiğinde maktul …’in garaj kapısına doğru yerde yattığını, sanığın “Geleni vururum” gibi bir şey söylemediğini, köylülerin maktulü arabayla hastaneye götürdüklerini,

Mahkemede bu beyanlarına ek olarak; maktulün yanında bulunan tabancanın kılıf içinde olduğunu, maktul hastaneye kaldırıldıktan sonra, sanığın elinde tüfekle garajın çevresinde gezindiğini,

Tanık … savcılıkta; sanık ve maktulün komşusu olduklarını, kendilerine yaklaşık yüz metre mesafede evinin olduğunu, olay gecesi iki el silah sesi duyduğunu, olay mahalline gittiğinde maktulün yerde yattığını, maktulün baş kısmının garaj içerisinde olduğunu, sanığın elinde tüfek olup olmadığını görmediğini, sanığın “Geleni vururum” gibi bir şey söylemediğini, maktulün hastaneye her zaman kullanılan yoldan götürüldüğünü,

Mahkemede bu beyanlarına ek olarak, olay yerine gelirken sanığın kendisine “Yaklaşma” dediğini, bu nedenle maktulün yanına yaklaşamadığını, sanığın neden böyle söylediğini bilmediğini, sanığın maktulün hastaneye götürülmesini engellemek gibi bir davranışının olmadığını,

Tanık … aşamalarda; sanığın kardeşi olduğunu, sanık ile maktul arasında önceye dayalı husumet bulunduğunu, önceleri maktulle sanığın tarlalarını birlikte ekip biçtiklerini, ancak sonradan maktulün aşırı borçlanması nedeniyle tarlalarını ipotek ettirip kredi çektiğini, bu olaylardan sonra sanık ile maktulün ayrıldıklarını ve yaklaşık on yıldır aralarının kötü olduğunu, maktulün daha önce de sanığı ölümle tehdit ettiğini, olayla ilgili görgüye dayalı bilgisinin olmadığını,

Tanık K. Ezer mahkemede; sanık ve maktulle amca çocukları olduğunu, maktul …’in beş-altı sene önce destek parası alacağını söyleyip kardeşlerinden vekâlet alarak tarlaları sattığını, maktulün önceye dayalı borçları nedeniyle tarlalarının icradan satıldığını, ihaleden tarlaları sanığın satın aldığını, ancak buna rağmen tarlaları maktulün ekmeye devam ettiğini, aralarının bu nedenle bozuk olduğunu, maktulün daha önce de sanığı tehdit ettiğini, kendilerinin de sanığı yatıştırdıklarını, olayı görmediğini,

Tanık N. Şengül mahkemede; maktulün, borçları nedeniyle sanık …’un babasından kendisine kefil olmasını istediğini, sanığın da bu duruma engel olmaya çalıştığını, aralarında bu nedenle tartışmalar yaşandığını, ayrıca sanığın, maktule ait tarlaları icradan satın aldığını, 2013 yılında tarladayken maktulün av tüfeğiyle geldiğine dair telefon edildiğini, bunun üzerine sanığın jandarmayı aradığını, bir süre sonra maktulün av tüfeğiyle geldiğini, tüfeği sanığa doğrulttuğunu, bu sırada jandarma komutanının maktulü aradığını, tüfeği indirdiğini ancak giderken sanığı başka bir yerde öldüreceğini söylediğini, öldürme olayını görmediğini,

İfade etmişlerdir.

Kollukta susma hakkını kullanan sanık savcılıkta; amcasının oğlu ve aynı zamanda eniştesi olan maktule ait tarlayı icradan ihaleyle satın aldığını, bu nedenle maktulle arasında husumet bulunduğunu, olay günü ilçe merkezinde işini bitirip saat 20.30 sıralarında köye döndüğünü, evde suların akmadığını görünce garaja inip su deposuna hortum bağladığını, o sırada yalnız olduğunu, bir süre sonra maktul …’in geldiğini ve kendisine “Senin burada ne işin var?” diye sorduğunu, hortumu bağlayıp ayrılacağını söylediğini, bunun üzerine kendisine “Kimin evinde kimin suyunu bağlıyorsun” dediğini, her iki eve de su geldiğini ve evinde kız kardeşi olduğunu söyleyince bu sefer de maktulün “Suyun da senin olsun, sizin ev diye bir şey yok, al bacını git” dediğini, sonra “Bekle geliyorum. Seni buraya sermenin zamanı geldi de geçiyor” diyerek eve gittiğini, tabancası olduğunu bildiği için garajın yanındaki traktörde bulunan av tüfeğini yanına aldığını, içine fişek koyarak su tankının yanına koyduğunu, ancak o sırada atışa hazır hâle getirmediğini, hortum bağlama işine devam ettiği sırada maktulün elinde tabanca ile geldiğini, kendisine sinkaflı sözlerle küfrettiğini, bunun üzerine hemen yan tarafa bıraktığı tüfeğini aldığını, maktulün tabancanın ağzına mermi sürdüğünü, maktulden önce davranarak hemen tüfeği kurup tetiğe bastığını, önce bir el boşa ateş ettiğini, amacının korkutmak olduğunu, ancak maktulün tekrar ateş etmek istemesi üzerine bu sefer hedef alarak maktule ateş ettiğini, maktulün garajın iç kısmına doğru sırtüstü yere yığıldığını, elindeki tabancayı kendisine doğrultmaya çalıştığını görünce tüfeğin dipçiğiyle birkaç kez vurduğunu ancak karanlık olduğu için neresine vurduğunu göremediğini, sesleri duyan tanıklar Adem ve Hüseyin’in olay yerine geldiklerini, arabası olan Adem’e maktulü hastaneye götürmesini söylediğini, normalde av tüfeğini evinde bulundurduğunu ancak yaz aylarında traktörle çok işi olduğu için traktörüne koyduğunu, ilk ateş ettiğinde maktule doğru yürüdüğünü, maktulün durmaması üzerine hedef alarak ateş ettiğini, maktulün kendisine tabancayı doğrultmadığını, tabancanın kurma sesini duyduğu an maktule doğru bir adım atarak yaklaşıp boşluğa doğru korkutma amaçlı ateş ettiğini, ikinci atışı maktulün silahını kendisine doğrultması üzerine yaptığını, garajın kapısının açık olduğunu, sokak lambasından hafif ışık geldiğini, ateş ettiği sırada maktulü görebildiğini,

Sorguda bu beyanlarından farklı ve ek olarak; maktulün elinde tabancayla garaja geldiğini görünce alelacele tüfeği alıp dışarıda bulunan traktörünün yanına gitmeye çalıştığını, yanından kaçmaya çalışırken tabanca mekanizmasının kurma sesini duyunca dönüp baktığında maktulün tabancayı kendisine doğrultmak üzere olduğunu, daha atik davranarak boşa ateş ettiğini, o sırada maktulle aralarında 1,5-2 metre olduğunu, bunun üzerine silahını kendisine doğrultunca bu sefer hedef alarak maktule ateş ettiğini, tüfeğinin otomatik olduğunu, bu nedenle rahatlıkla peşi sıra ateş edebildiğini, maktulün yere düşmesi üzerine garajın içine karanlığa doğru kaçtığını, tabanca maktulün elinden düşmediği için av tüfeğinin dipçiğiyle vurarak tabancayı elinden düşürttüğünü, daha sonra tabancasını elinden alarak yan tarafa attığını, maktulün kendisine hiç ateş etmediğini,

Keşif esnasında önceki beyanlarına ek olarak; maktulün bir elinde tabanca diğer elinde el feneri olduğunu, maktulün garajın içine girdiğinde tamamen açık olan garaj kapısının bir kısmını kapattığını ve elinde bulunan el fenerini garaj içerisindeki kütüğün üzerine koyduğunu, karanlık olduğu için garajı aydınlatmak istediğini, yanından kaçmaya çalıştığında maktulün “Buradan kaçış yok” dediğini,

Mahkemede ise farklı ve ek olarak; yörelerinde “yere sermek” sözü, öldürmek anlamına geldiği için maktulün kendisine bir şey yapacağından korkarak traktörden av tüfeğini aldığını, maktulün garaja gelirken elindeki tabancasının yere doğru olduğunu, hemen tüfeği alarak garajın içindeki kolonun arkasına geçtiğini, sinkaflı sözlerle küfrederek kendisini yere sereceğini söylediğini, tabancayı ilk etapta maktulün çektiğini, havaya ateş edince tabancayı kendisine doğrulttuğunu, aralarında bir metreden az mesafe varken kolunu hedef alarak ateş ettiğini, yere düştükten sonra elindeki tabancayı alıp yardım etmeye çalıştığını, tabancayı bırakmayınca av tüfeğinin dipçiğiyle etkisiz hâle getirmek için omzuna vurduğunu, tabacanın sağ elinde olduğunu,

Savunmuştur.

Meşru savunma, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 25. maddesinin 1. fıkrasında; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir.

Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının “korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması” yeterli görülmüştür.

Öğretide; “Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364.); “Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki” (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307.); “Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi” (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697.) şeklinde, 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında “Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki” olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.

Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır.

Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1- Saldırıya ilişkin şartlar:

a) Bir saldırı bulunmalıdır.

b) Bu saldırı haksız olmalıdır.

c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.

d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.

2- Savunmaya ilişkin şartlar:

a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.

b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.

c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.

Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Sınırın aşılması başlıklı 27. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.”

Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, “sınırın aşılması” bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddesinin ikinci fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde “beraat” kararı değil, anılan maddenin birinci fıkrasına göre indirimli ceza veya ikinci fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 27. maddesinin birinci fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinin ikinci fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür.

Meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin hükmün uygulanabilmesi için;

1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,

2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,

3- Savunmaya ilişkin şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,

4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, “heyecan, korku veya telaşa” kapılarak meşru savunmada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık …’un, amcasının oğlu ve aynı zamanda eniştesi olan maktulle aynı köyde iki katlı binada altlı üstü oturduğu, sanığın, maktulün de hissedarı olduğu tarlaları icradan ihale yoluyla satın alması nedeniyle maktulle aralarında husumet oluştuğu, aralarında zaman zaman bu nedenle tartışma yaşandığı, 2013 yılında bu anlaşmazlıklardan çıkan olaylar nedeniyle maktulün, Zile Asliye Ceza Mahkemesince tehdit ve hakkı olmayan yere tecavüz suçlarından cezalandırıldığı, suç tarihinde sanık …’un saat 20.30’da evine geldiği, suların akmadığını görünce evine su bağlamak için evin altındaki su tankının bulunduğu garaja gittiği, bir süre sonra maktul …’in evine geldiği ve garajın içerisinde bulunan sanığı görünce aralarında önceye dayalı husumet ve su bağlama meselesinden dolayı tartışma çıktığı, maktulün sanığa sinkaflı sözlerle küfredip “Bekle geliyorum. Seni buraya sermenin zamanı geldi de geçiyor” diyerek üst katta bulunan evine çıktığı, sanığın ise garajın hemen yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini aldığı, tüfeğe fişek yerleştirdiği ve tekrar garaja girerek su bağlama işine devam ettiği, kısa bir süre sonra maktulün evinden çıkarak bir elinde tabanca, diğer elinde el feneriyle garaja yöneldiği, maktulü garaja gelirken gören sanığın, av tüfeğini eline alarak garaj içerisinde bulunan kolonun arkasına saklandığı ve tüfeğini atışa hazır hâle getirdiği, bu sırada maktulün garaj kapısını kapatmak için elindeki el fenerini garaj içerisindeki kütüğe bıraktığı sırada sanığın, saklandığı yerden çıkarak garaj kapısı önünde maktulle karşı karşıya geldiği ve elinde bulunan av tüfeği ile önce bir el boşa ateş ettiği, bunun üzerine maktulün, elinde bulunan tabancaya mermi sürdüğü ancak tabancayı sanığa doğrultmadığı, sanığın bu kez yakın mesafeden hedef alarak maktule ateş ettiği, maktulün aldığı isabet sonucu sırtüstü yere düştüğü, sanığın elindeki tüfeğin dipçiğiyle yerde bulunan maktulün baş bölgesine birkaç kez vurduğu, olay yerine gelen tanıkların maktulü alarak hastaneye götürdükleri, maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç ve dış kanama sonucu öldüğü olayda; sanığın, maktul tarafından sözlü olarak tehdit edildikten sonra henüz vücut bütünlüğüne yönelmiş haksız bir saldırı bulunmamasına rağmen, maktulün silahla dönmesi ihtimaline binaen garajın yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini alıp atışa hazır hâle getirerek beklemeye başlaması, maktulün geldiğini görünce kolonun arkasına geçip siper alması, sanığın önce havaya sonra maktulün öldürücü mahiyetteki hayati bölgesine ateş etmesi, sanığın, etkisiz hâle getirdiği ve artık saldırı imkânı bulunmayan maktulün yüzüne tüfeğinin dipçiğiyle çok sayıda vurması göz önüne alındığında, doğrudan sanığın yaşam hakkına yönelmiş bir saldırısının bulunmaması karşısında; sanığın saldırıyı o andaki hal ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile hareket etmeyip haksızlık karşısında öfkeye kapılarak maktulü doğrudan doğruya öldürmek amacıyla ateş ettiği anlaşıldığından meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının uygulanma imkânının bulunmadığı ve sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Kasten öldürme – Madde 81

(1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde Gerekçesi

Maddede kasten öldürme suçunun temel şekli tanımlanmıştır.

Maddede yapılan düzenlemeyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunundan farklı olarak, suçun temel şekli açısından müebbet hapis cezası öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle, kişinin hayat hakkına verilen önem vurgulanmıştır.

Nitelikli haller – Madde 82

(1) Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,

b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,

c) Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle,

d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş, boşandığı eş veya kardeşe karşı,

e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) Kadına karşı,

g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,

i) Bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle,

j) Kan gütme saikiyle,

k) Töre saikiyle,

İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde Gerekçesi

Maddede, kasten öldürme suçunun, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren nitelikli hâlleri belirlenmiştir. Söz konusu suçun seçimlik olarak belirlenen bu nitelikli şekilleri, bentler hâlinde sıralanmıştır.

(a) bendinde, kasten öldürme suçunun tasarlayarak işlenmesi, bir nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir.

(b) bendinde, öldürme suçunun canavarca hisle veya eziyet çektirerek işlenmesi bir nitelikli hâl olarak öngörülmüştür. Bent kapsamında iki seçimlik harekete yer verilmiştir.

Kişinin acıma hissi olmaksızın bir başkasını öldürmesi hâlinde canavarca hisle öldürme söz konusudur. Canavarca hisle öldürmenin arzettiği özellik, öldürmenin vahşi bir yöntemle gerçekleştirilmesidir. Kişinin yakılarak, uyurken kulağının içine kızgın yağ dökülerek ya da vücudu parçalanarak öldürülmesi, buna örnek olarak gösterilebilir.

Bu bentte yer verilen ikinci seçimlik hareket ise, kişiye eziyet çektirilerek öldürülmesidir. Bu durumda, kişi hemen değil, belli bir süreç içinde acı çektirilerek öldürülmektedir. Örneğin kişiye gözleri çıkarılarak, kulağı ve sair organları kesilerek acı çektirilmekte ve sonuçta öldürülmektedir.

(c) bendinde ise, öldürmenin genel tehlike yaratmak ya da tehlikeli araçlar kullanılmak suretiyle işlenmesi, bu suçun nitelikli hâli olarak tanımlanmıştır. Genel tehlike yaratmak, başlı başına bir suç oluşturmaktadır. Genel tehlikeye sebebiyet verme suçunun oluşabilmesi için ölüm veya yaralama ya da malvarlığına zarar verme gibi bir neticenin meydana gelmesi gereksizdir. Bu nedenle, kasten öldürme suçunun genel tehlike yaratmak suretiyle işlenmesi hâlinde, hem genel tehlike yaratma suçu hem de kasten öldürme suçu birlikte gerçekleşmiş olmaktadır. Fikri içtima hükümleri uygulanmak suretiyle bu durumda kişiye daha ağır cezayı gerektiren kasten öldürme suçundan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir. Ancak, bu bent hükmüyle söz konusu durum, kasten öldürme suçunun nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir.

(d) bendinde ise, kasten öldürme suçunun belli akrabalık ilişkisi içinde bulunulan kişilere yani üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı işlenmesi, bu suçun diğer bir nitelikli hâli olarak tanımlanmıştır.

(e) bendinde, kasten öldürme suçunun çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi, bu suç açısından bir nitelikli hâl olarak öngörülmüştür. Çocuk olması veya ileri yaşı, hastalığı, malûllüğü veya ruhî veya fizik güçsüzlüğü nedeniyle kendini korumaktan âciz bir kimseye karşı fiilin işlenmesi, gerek faildeki ahlâkî kötülüğün mefruz çokluğu gerek fiilin icrasındaki kolaylık dolayısıyla, nitelikli hâl sayılmıştır.

(f) bendinde ise, kasten öldürme suçunun gebe olduğu bilinen kadına karşı işlenmesi bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Suçun gebe kadına karşı işlenmesi hâlinde iki hayata son verilmektedir. Bu nedenle, belirtilen durumda faile daha ağır ceza verilmesi öngörülmüştür. Failin söz konusu nitelikli unsur dolayısıyla sorumlu tutulabilmesi için, mağdurun gebe olduğunu bilmesi gerekir; yani suçun bu nitelikli unsuru açısından failin doğrudan kastla hareket etmesi gerekir.

(g) bendinde, suçun kamu görevlisine karşı ve görevini yerine getirmesi dolayısıyla işlenmesi, bu suçun nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Suçun salt kamu görevlisine karşı işlenmesi yeterli değildir; mağdurun, görevinin gereklerine uygun davranılması dolayısıyla öldürülmesi gerekir. Hatta, kamu görevliliği sıfatı sona ermiş olsa bile, kişinin kamu görevinin gereklerine uygun davranması dolayısıyla öldürülmesi hâlinde de bu nitelikli unsur oluşacaktır.

(h) bendinde, bu suçun güdülen amaç itibarıyla nitelikli hâline yer verilmiştir. İşlenmiş olan bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmekte olan bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla, kişi öldürüldüğünde, amaç suç araç suç ilişkisi söz konusudur. Suçun bu nitelikli hâlinin oluşabilmesi için, belirtilen amaçlarla bir kişinin öldürülmesi yeterlidir; öldürmek suçuyla amaçlananın gerçekleşmesi gerekmez. Bu nedenle, örneğin bir banka soygununu gerçekleştirebilmek amacıyla öldürme suçunun işlenmesi hâlinde, fail hakkında bu nitelikli unsur dolayısıyla cezaya hükmedilecektir. Banka soygununun gerçekleşmesi hâlinde, failin ayrıca bu suçtan dolayı da cezalandırılması gerekir. Başka bir deyişle, bu gibi durumlarda gerçek içtima kurallarını uygulamak gerekir.

(i) bendine göre; yerleşmiş Yargıtay kararlarında da kabul edildiği üzere, kan gütme saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmesi, fiilin sadece kan gütme saikine bağlı olarak işlenmiş olması hâlinde söz konusu olabilecektir. Ancak, belirtilmelidir ki, haksız tahrikin koşullarının bulunduğu hâllerde, bu bent hükmü uygulanamaz.

Nihayet, (j) bendine göre; töre saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilecektir. Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için, somut olayda haksız tahrikin koşullarının bulunmaması gerekir.

Meşru savunma ve zorunluluk hali – Madde 25

(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Madde Gerekçesi

Maddenin birinci fıkrasında bir hukuka uygunluk nedeni olarak meşru savunma düzenlenmiştir.

Meşru savunma bakımından Tasarı şu koşulları saptamıştır:

Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir.

Esasen, kanunlarımızda mala karşı saldırılarda da meşru savunmayı kabul eden hükümlere yer verilmiş olması kurumun bu şekilde düzenlenmesini gerekli kılmaktadır.

Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir.

İkinci olarak meşru savunmanın “haksız saldırı” koşulu bakımından, “gerçekleşen haksız saldırı” ile “gerçekleşmesi muhakkak haksız saldırı” veya “tekrarı muhakkak haksız saldırı” aynı sayılmıştır. Böylece kişilerin haksız saldırılara karşı kendilerini korumaları olanağı daha da genişletilmiş olmaktadır.

Savunmanın “saldırı ile orantılı biçimde” olması, yani saldırıyı defedecek ölçüde olması, meşru savunmanın temel koşullarından birisi olarak kabul edilmiştir. Saldırıya uğrayan kişi, ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir davranış gerçekleştirdiği takdirde, meşru savunma hukuka uygunluk nedeninden yararlanacaktır. 

Maddenin ikinci fıkrasında, kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak zorunluluk (zaruret, ıztırar) hâli düzenlenmiştir: Zorunluluk hâlinde, kişinin, kendisinin veya başkasının sahip bulunduğu bir hakka yönelik bir tehlikeyi gidermek amacıyla gerçekleştirdiği davranış dolayısıyla, ceza sorumluluğu yoktur. Meşru savunmadan farklı olarak, zorunluluk hâlinde bir saldırı değil tehlike söz konusudur. Zorunluluk hâlinin kabulü için, kişinin tehlikeye bilerek neden olmaması, tehlikeden suç olan bir harekete başvurmadan kurtulmanın olanaklı bulunmaması ve tehlikenin ağır ve muhakkak olması da araştırılacaktır.

Ayrıca, tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında “orantılılık ilkesi” kabul edilmiştir.

Sınırın aşılması – Madde 27

(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.

Madde Gerekçesi

Madde ile ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenlerin hepsini kapsamına alacak surette sınırın kast olmaksızın aşılması hâli düzenlenmiştir.

Sınır kasten aşıldığında, örneğin, meşru savunmada bulunan kişi vaki saldırıyı defetmek için saldırganı öldürmenin şart olmadığını bile bile ve sırf tecavüze uğramış olması fırsatından yararlanarak saldırganı öldürdüğü takdirde hukuka aykırılığın kalkmayacağı ve failin bu maddedeki herhangi bir ceza indiriminden yararlanamayacağı şüphesizdir. Bu nedenle madde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlini kapsamaktadır.

Yukarıda verilen örnekte fail, maruz kaldığı saldırı dolayısıyla ve içinde bulunduğu durum itibarıyla esasta gerekli olandan fazla bir savunmada bulunmuş olabilir. Sınırın aşılmasındaki bu taksir kendisinin cezalandırılmasına yol açabilirse de, bunun için işlenen suçun taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen bir fiil olması zorunludur. Demek oluyor ki, bu gibi hâllerde işlenen suçun niteliğine bakılacak ve sadece kast bulunduğu takdirde cezalandırılabilen bir suç söz konusu ise faile ceza verilmeyecek buna karşılık, suç taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen fiillerden birini oluşturduğunda, maddede öngörülen biçimde cezadan indirim yapılarak faile taksirli suçtan dolayı ceza verilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasında meşru savunma hakkına ilişkin özel bir sınırın aşılması hâli düzenlenmiştir. Buna göre, meşru savunmada sınırın aşılması, fail bakımından mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise, faile ceza verilmeyecektir.

Haksız tahrik – Madde 29

(1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

Madde Gerekçesi

Maddede ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak haksız tahrik hâli düzenlenmiştir.

Haksız tahrikin ana koşulu, yapılan haksız hareketin fail üzerinde bir hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi ve suçun işlendiği anda failin bu durumda bu etki altında bulunması olduğundan, madde söz konusu psikolojik hâlleri belirtecek biçimde kaleme alınmıştır. Gazap, aslında hiddetlenmeyi ifade eder; şedit bir elem deyimi psikolojik bakımdan aslında hareketsizliğe, pasifliğe yöneltici bir ruh hâli ise de, burada söz konusu olan hiddete yönelten bir elemdir. Bu itibarla sadece hiddet sözcüğünün kullanılması bu hâli de kapsar idi. Ancak uygulamada duraksamalara neden olmamak için metinde her iki sözcüğün kullanılması uygun sayılmıştır.

Hiddet veya şiddetli elemin haksız bir fiil sonucu ortaya çıkması gerekir. Maddeye bu ibarenin eklenmesinin amacı, ülkemizde özellikle “töre veya namus cinayeti” olarak adlandırılan akraba içi öldürme suçlarında haksız tahrik indiriminin yanlış biçimde uygulanmasının önüne geçmektir.

Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlanamayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hukuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uygulanması söz konusu olabilecektir.

Bu düzenlemede ayrıca 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan adi ve ağır tahrik ayırımı kaldırılmıştır. Tahrik hâlinde verilecek ceza bakımından aşağı ve yukarı sınırlar kabul edilmek suretiyle olayın özelliğine göre uygulamada takdir olanağı tanınması amaçlanmıştır. Hâkim tahrikin ağırlık derecesine göre yapılacak indirimi saptayabilecektir. Ancak bu indirimin yapılabilmesi için haksız fiilin bir hiddet veya şiddetli elem etkisi doğurabilecek ağırlıkta olması gerekir. Bu nedenle böyle bir etkiyi meydana getirebilecek ağırlıkta olmayan haksız fiiller bakımından hükmün uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Kayseri Ağır Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ağır ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ağır ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.