Kurula Hakaret Suçu: Kurul Halinde Çalışan Kamu Görevlilerine Görevlerinden Dolayı Hakaretin Cezası

Hizmetlerimiz

Kurula Hakaret Suçu: Kurul Halinde Çalışan Kamu Görevlilerine Görevlerinden Dolayı Hakaret Suçu ve Cezası - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Kurula Hakaret Suçu: Kurul Halinde Çalışan Kamu Görevlilerine Görevlerinden Dolayı Hakaret Suçu ve Cezası

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Hakaret – Madde 125

(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.

Madde Gerekçesi

Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.

Bu düzenlemede 765 sayılı Türk Ceza Kanununda benimsenen hakaret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır.

Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnad olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır.

Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye “serseri”, “alçak”, “hayvan” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak “hırsız”, “rüşvetçi”, “sahtekâr”, “fahişe” gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye “kör”, “şaşı”, “topal”, “kambur”, “kel” vs. demekle; kişiye “psikopat”, “frengili” veya “aidsli” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.

Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnad edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye “faşist”, “komünist” veya “mürteci” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulundurmak gerekir.

Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur.

Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır.

Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır.

Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.

Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.

Soruşturma ve kovuşturma koşulu – Madde 131

(1) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır.

(2) Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.

Madde Gerekçesi

Madde ile hakaret suçlarında kovuşturmanın, mağdurun şikâyetine bağlı olduğu hükmü getirilmektedir. Ancak, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçunun soruşturması ve kovuşturması şikâyete tâbi kılınmamıştır.

Maddenin ikinci fıkrasına göre, mağdur şikâyetten önce vefat ederse, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyunun, eş ve kardeşlerinin şikâyette bulunabilecekleri açıklanmış, bunlar dışındakilere şikâyet hakkı tanınmamıştır. Ölmüş olan kişinin hatırasına hakaret edilmesi hâlinde de, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikâyette bulunulabilir.

Kurul Halinde Çalışan Kamu Görevlilerine Alenen Hakaret

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2014/757 Karar No: 2017/113 Karar Tarihi: 28.02.2017

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 4. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Sulh Ceza Mahkemesi

İçtihat Metni

Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret suçundan sanık …’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun  125/1-3.a-4-5, 43 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 14 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Manavgat 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 30.07.2009 gün ve 576-674 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 21.01.2014 gün ve 36850-1464 sayı ile;

“…Sanığın, eşinin telefonla kendisini arayarak, Belgi inşaat firmasından on kişilik grubun geldiğini ve eve zorla girmek istediklerini, kapıyı kıracaklarını bildirmesi üzerine, aceleyle gelip apartman merdivenlerini çıkarken, kapısının önünde duran kalabalığa hitaben hakarette bulunduğu olayda, ‘sanığın, aksi kanıtlanamayan ve bir kısım tanıklarca da doğrulanan, ‘gelenlerin keşif heyeti olduğunu bilmediği’ yönündeki savunması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30/2. maddesi tartışılmadan, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması…”

isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise 24.02.2014 gün ve 275706 sayı ile;

“…Keşif heyeti başkanı mahkeme hâkimi şikâyetçi Nesrin …. bizzat kendini tanıtarak sanık …’e keşif için gelindiği belirtmesine rağmen sanığın, keşfe müsaade etmeyeceğini belirterek ve mahkeme hâkimi şikâyetçiye yönelik onur ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde ‘bu kadın, kadına bak’ şeklinde hitaplarla alenen hakaret ettiği ve bu sırada sanık …’in eşi olan …’e haber vermesi üzerine olay yerine sanık …’in gelerek, keşif mahallinde keşif heyetine alenen ‘kim benim evime girmek istiyor, hepsinin ecdadını sinkaf ederim’ şeklinde hakaret ettiği eylemde, sanık …’in keşif mahalline gelen heyetin mahkeme hâkimi ve yardımcı personeli olup olmadığını bilmediği, olay mahallinde bulunanların Belgi inşaat firmasından on kişilik grup olduğunu zannettiği ve eve zorla girmek istedikleri düşüncesiyle hareket ederek sanığın atılı suçu işlediğinin kabul edilmesi hayatın olağan akışına aykırı nitelikte bulunmaktadır. Sanık …’in eşine telefon ederek sanığı olay yerine çağırdığı ve sanık …’in olay yerine geldiği sırada gelenlerin kimler olduğunu bilmediğine yönelik savunmasına itibar edilemeyeceği…”

düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 23.10.2014 gün ve 10031-30232 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık … hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı inceleme dışı olup, itirazın kapsamına göre sanık … hakkında kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1. Sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30/2. maddesinde düzenlenmiş olan hata halinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının,

2. Apartman boşluğunda işlenen hakaret suçunda aleniyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin,

Belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

06.05.2008 tarihli keşif zaptında; davacı Şekerbank A.Ş’nin, davalı Belgi İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti aleyhine kıymet takdirine itiraz davası açtığı ve Manavgat İcra Hukuk Mahkemesince piyasadan temin edilen araçla teknik bilirkişilerle birlikte keşif için dava konusu taşınmaz yerine sehven sanığın ikametgahına gidildiği, sanığın eşi olan inceleme dışı sanık …’ye kıymet takdirine itiraz davası için gelindiği ve dairede inceleme yapmak istendiğinin söylenmesi üzerine Hatice’nin agresif tavırlar takındığı, keşif heyetinin içeri girmesine müsaade etmediği ve mahkeme hâkimine “bu kadın, kadına bak zorla evime girmek istiyor” dediği, daha sonra Hatice’nin, eşi olan sanığı telefonla araması üzerine sanığın gelerek apartmanın merdivenlerden bağırarak çıktığı, ‘Kim benim evime girmek istiyor, hepsinin ecdadını sinkaf ederim lan’ diyerek hakaret ettiği bilgilerine yer verildiği anlaşılmaktadır.

Mağdur …; mübaşir olduğunu, mağdur … ….’in sanık …’ye kendisinin hâkim olduğunu ve keşif için geldiklerini söylediğini, sanık …’nin içeri girmelerini istememesi üzerine hâkimin talimatı ile polis çağırmaya gittiğini, şikâyetçi olmadığını ifade etmiş,

Mağdurlar …, ve …; hâkimin sanık …’ye mahkemeden keşif için geldiklerini söylediğini ve sonrasında olay yerine gelen sanık …’ın sinkaflı bir şekilde hakaret ettiğini, şikâyetçi olmadıklarını beyan etmişler,

Hâkim olan mağdur … de soruşturma evresinde diğer mağdurlarla benzer beyanda bulunarak şikâyetçi olduğunu ifade etmiş, kovuşturma evresinde ise duruşmaya katılmamış,

Mağdur …; mahkeme kâtibi olduğunu, keşif zaptı tutarken sanık …’ın geldiğini ve sinkaflı olarak hakaret ettiğini, sonrasında ise hâkimden özür dilediğini ve şikâyetçi olmadığını söylemiş,

Tanık …; Belgi Konut Kooperatifi Başkanı olduğunu, daha önce bilirkişileri tanıdığından gelenlerin keşif heyeti olduğunu anladığını, keşif heyetinin dava konusu taşınmaz yerine sehven sanıkların evine geldiğini, bir süre sonrada sanık …’ın geldiğini ve eşinin yarı baygın vaziyette olduğunu görünce “benim evime kim zorla girmek istedi, benim kapımı kim açmak için zorladı” dediğini, sanığın gelen kişilerin keşif heyeti olduğunu bilmediğini anlatmış,

Tanık … savcılıkta; apartman yöneticisi olduğunu, sanığın kendisini telefonla aradığını ve eşinin Belgi İnşaatın işçilerinin zorla evlerine girmek istediğini söylediğini beyan ettiğini, kendisinin de sanığa “öyle bir şey yok” dediğini, bir süre sonra sanığın gelerek “benim evime kim girmek istiyor” dediğini belirtmiş,

Mahkemede; sanık apartmana geldiğinde kendisine mahkeme heyetinin geldiği söylenmesine rağmen sanığın hakaret ettiğini ve duruşmadaki beyanının doğru olduğunu, sanıklar komşusu olduğu için daha önce o şekilde ifade verdiğini söylemiş,

İnceleme dışı sanık … aşamalarda; olay günü gelen kişilerin keşif heyeti olduğunu bilmediğini, gelenleri oturdukları evi yapan inşaat firmasının elemanları sandığını ve içeri girmelerine müsaade etmediğini, telefonla eşi olan sanık …’ı arayarak inşaat firmasından gelindiğini söylediğini, sonrasında eşinin geldiğini ve hakaret etmediklerini ifade etmiş,

Sanık … ise aşamalarda; evlerinin herhangi bir dava konusu olmadığını, eşinin kendisini telefonla arayıp inşaat firmasından geldiklerini ve eve girmek istediklerini söylemesi üzerine hızla olay yerine gittiğini ve kalabalığın mahkeme heyeti olduğunu bilmediğini, onları görünce bağırdığını, hakaret etmediğini, sonrasında yanlışlıkla kendilerinin evine gelindiğinin keşif heyeti tarafından da anlaşıldığını savunmuştur.

Uyuşmazlık konularının sırayla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

1- Sanık hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 30/2. maddesinde düzenlenmiş olan hata halinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığı;

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Hata başlıklı 30. maddesi üç fıkra halinde;

“Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.”

şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarih ve 25869 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 4. maddesi ile eklenen; “İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz.” biçimindeki dördüncü fıkra ile son halini almıştır.

Uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözümlenmesi için maddenin ikinci fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesinin 2. fıkrasında; “Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır” hükmü yer almaktadır. Suçun temel şekline göre cezayı artıran veya azaltan nedenler, nitelikli hallerdir. Nitelikli hallerde hata durumunda fail, suçun temel şekliyle ilgili unsurlarda hataya düşmemiştir. Suçun temel şekli tüm unsurları itibarıyla gerçekleşmiş, ancak fail nitelikli hallerin gerçekleştiği konusunda hata ile hareket etmiştir.

Kanunda nitelikli hale ilişkin hatanın hukuki sonucu açıklanmamış, yalnızca failin bu hatasından yararlanacağı ifade edilmiş, bu hatanın ne birinci fıkrada olduğu gibi kastı kaldıracağından, ne de üçüncü fıkrada olduğu gibi kaçınılmaz olması gerektiğinden bahsedilmemiştir. Bununla birlikte ikinci fıkra uyarınca suçun nitelikli haline ilişkin kanuni unsurlarını bilmeden hareket eden failin nitelikli hal bakımından kasten hareket etmediği kabul edilmeli ve suçun temel şeklinden cezalandırılmalıdır. Buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmektedir.

Cezayı artıran nitelikli halin kişiye değil de fiile ilişkin olduğu durumlarda, bu nitelikli hal sanığa uygulanmalı, sanık suçun nitelikli hali ile cezalandırılmalıdır. Başka bir deyişle kişiye bağlı nitelikli hallerde sanık hatasından yararlanabilmeli ve eylemin basit halinden cezalandırılmalı, fiile bağlı nitelikli hallerde ise hata halinde dahi sanık nitelikli halden cezalandırılmalıdır. Örneğin, üçüncü bir kişiyi öldürmek isteyen sanığın hata ile üçüncü kişi yerine babasını öldürmesi durumunda, üstsoyu öldürme kişiye bağlı nitelikli hal olduğu için sanık hatasından yararlanacak ve öldürme suçunun basit haliyle cezalandırılması gerekecek, fakat, bir kişiyi yakarak öldürmeyi planlayan sanığın hata ile bir başkasını yakarak öldürmesi durumunda, yakarak öldürme fiile ilişkin bir nitelikli hal olduğu için, burada hata ile kast ettiğinden bir başkasını da öldürse sanığın nitelikli halden cezalandırılması gerekecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Hakaret” başlıklı 125. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Soruşturma ve kovuşturma koşulu” başlıklı 131. maddesinin birinci fıkrasında ise; “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır.” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekline, üçüncü ve dördüncü fıkralarında nitelikli hallerine, beşinci fıkrasında ise suçların içtimasına ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmiş, aynı Kanunun 131/1. maddesinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret dışında kalan hakaret suçlarının şikâyete tâbi olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçuna ilişkin; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenleme, 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olup, 765 sayılı Kanun uygulamasında “memur” kavramına yer verilerek, memura görev sırasında herhangi bir nedenle hakaret edilmesi hali dahi nitelikli hal olarak düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanunda memur kavramını da içerecek şekilde “kamu görevlisi” kavramına yer verilerek, yalnızca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret edilmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir.Kamu görevlisi kavramı 5237 sayılı TCK’nın 6/1-c maddesinde “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi… anlaşılır” şeklinde tanımlanmıştır.

Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde ise suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacaktır.

Görev sırasında ancak görevinden dolayı olmayan hakaretler ise, 125. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen basit hakaret olarak kabul edilerek, soruşturulması ve kovuşturulması da mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur.

“Görevinden dolayı” hakaretin kabulü için; yapılan kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Hâkim her somut olayda nedensellik bağının bulunup bulunmadığını araştırarak, sonucuna göre, eylemin, suçun basit haline mi yoksa nitelikli haline mi uyduğunu saptayacaktır. Bu saptama yapılırken, hakaret eylemlerine muhatap olan kamu görevlisinin faile karşı doğrudan veya dolaylı görev yapması koşulu aranmayacaktır. Zira, hakaret doğrudan görevle ilgili olabileceği gibi, görevin yerine getiriliş yöntemi ya da sonuçları ile ilgili de olabilir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Manavgat İcra Hukuk Mahkemesince görülmekte olan kıymet takdirine itiraz davası kapsamında, mahkeme heyeti tarafından yanlışlıkla söz konusu davanın tarafı olmayan sanığın evine keşif yapılmak için gidildiği, sanığın eşi olan Hatice’ye keşfe gelindiğinin söylendiği ve Hatice’nin heyetin içeri girmesine müsaade etmediği, Hatice’nin telefonla eşi olan sanığı arayarak bilgi vermesi üzerine, sanığın apartmana gelip “kim benim evime girmek istiyor, hepsinin ecdadını sinkaf ederim” diyerek hakaret ettiği anlaşılmakla; sanık, eşi Hatice’nin kendisini telefonla arayıp inşaat firmasından gelen kişilerin evlerine girmek istediklerini söylemesi üzerine hızla olay yerine gittiğini ve kalabalığın mahkeme heyeti olduğunu bilmediğini savunmuş, sanığın eşi Hatice de sanıkla aynı doğrultuda beyanlarda bulunmuş ise de, apartman yöneticisi olan tanık …’ın mahkemedeki, sanık apartmana geldiğinde kendisine mahkeme heyetinin geldiği söylenmesine rağmen sanığın mahkeme heyetine hakaret ettiği yönündeki beyanları karşısında, sanığın “gelenlerin keşif heyeti olduğunu bilmediği” yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği, bu durumda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 30/2. maddesinde düzenlenmiş hata halinin uygulanma şartları mevcut olmadığından, sanık hakkında hata hükmünün uygulanmaması yönünden yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, bu uyuşmazlık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

2- Apartman boşluğunda işlenen hakaret suçunda aleniyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin dördüncü fıkrasında hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun nitelikli bir şekli olarak kabul edilmiştir. Bu fıkraya ilişkin madde gerekçesinde, aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması şeklinde belirtilmiştir.

Hakaret suçunun, belirsiz sayıdaki kişiler tarafından işitilebilecek, görülebilecek ve algılanabilecek bir ortamda veya çok sayıda kişinin öğrenmesini sağlayacak herhangi bir araçla işlenmesi halinde, aleniyet vardır. Aleniyetin varlığı için, çok sayıda insanın hakareti öğrenmesinin olanaklı olması yeterlidir; söylenenlerin fiilen duyulması şart değildir. Aleniyet halinde, mağdur, hakaretin az sayıda kişi önünde gerçekleşmesine oranla, daha fazla rencide olacağı için, bu nitelikli hâl kabul edilmiştir. (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, 3. Baskı, 2016, s. 235).

Hakaret suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde alenen işlendiği kabul edilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın hakaret fiilini apartman boşluğunda gerçekleştirdiği olayda; apartman boşluğunun herkese açık bir yer olmayıp, apartman sakinlerinin kullanımına mahsus olması ve apartman boşluğunda söylenen sözlerin herkes tarafından duyulma imkânının bulunmaması karşısında, aleniyet unsuru oluşmadığı halde hakaret suçunun alenen işlendiği kabul edilerek sanığın cezasında artırım yapılması yasaya aykırıdır.

Belirtilen nedenlerle, hakaret suçunun işlendiği apartman boşluğunun aleni yer olmadığı gözetilmeden, sanığın cezasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca artırım yapılması yasaya aykırı olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu yönünden değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.

Öte yandan, TCK’nın 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendindeki “Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi kanuna aykırı olup, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında da zorunluluk bulunmaktadır.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;

a) Sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş olan hata halinin uygulanma koşulları bulunmadığından, bu yönden KABULÜNE,

b) Apartman boşluğunda işlenen hakaret suçunda aleniyet unsuru gerçekleşmediğinden, bu yönden değişik gerekçeyle KABULÜNE,

2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin sanık … hakkındaki 21.01.2014 gün ve 36850-1464 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Manavgat 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.07.2009 gün ve 576-674 sayılı sanık … hakkında kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün;

a) Hakaret suçunun işlendiği apartman boşluğunun aleni yer olmadığı gözetilmeden, sanığın cezasında TCK’nın 125. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca artırım yapılması suretiyle fazla ceza tayini,

b) TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “Velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoy haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden “altsoy ayrımı yapılmaksızın” diğer kişiler açısından da koşullu salıverme tarihine kadar sürmesine karar verilmesi kanuna aykırı olup, hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı uyarınca, yerel mahkemece sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında da zorunluluk bulunması,

Nedenlerinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, bir numaralı uyuşmazlık yönünden 14.02.2017 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 28.02.2017 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla, iki numaralı uyuşmazlık yönünden ise 14.02.2017 tarihinde yapılan ilk müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.