Otoparktaki Araçların Çalınması: Otopark Görevlilerine Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Ceza Verilir mi

Hizmetlerimiz

Otoparktaki Araçların Çalınması Halinde Otopark Görevlilerine Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Ceza Verilir mi - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Otoparktaki Araçların Çalınması: Güveni Kötüye Kullanma Suçu

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Güveni kötüye kullanma – Madde 155

(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

Madde Gerekçesi

Madde metninde güveni kötüye kullanma suçu tanımlanmıştır. Söz konusu suçla korunan hukukî değer kişilerin mülkiyet hakkıdır. Bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyedlik tesis edilen kişi (fail) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır.

Güveni kötüye kullanma suçunun konusu, taşınır veya taşınmaz maldır. Bu mal üzerinde fail lehine zilyedlik tesis edilmiş olmalıdır. Güveni kötüye kullanma suçunda fail, suç konusu malın maliki değildir. Bu nedenle, müşterek veya iştirak hâlinde mülkiyete konu olan mallarla ilgili olarak, müşterek veya iştirak hâlinde malik olanlar birbirlerine karşı güveni kötüye kullanma suçunu işleyemezler. Fail, suç konusu şey üzerinde lehine zilyedlik tesis edilmiş olan kişidir. Ancak, bu zilyedliğin mutlaka malik tarafından tesis edilmesi gerekmez.

Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyedlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir. Bu hukukî ilişki, örneğin kira sözleşmesi, ariyet sözleşmesi, karz sözleşmesi, vedia sözleşmesi, istisna sözleşmesi, vekalet sözleşmesi, kefalet sözleşmesi, hizmet sözleşmesi, rehin sözleşmesi ile tesis edilmiş olabilir. Bu akdi ilişki, karma veya sui generis bir sözleşme ile de tesis edilmiş olabilir. Örneğin, bir bankada açılan carî hesaba veya bir “özel finans kurumu”nda açılan “katılım ortaklığı hesabı”na ilişkin sözleşme ile de bu hukukî ilişki tesis edilmiş olabilir. Keza, örneğin bir anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ile şirket tüzelkişiliği arasındaki hukukî ilişki, hizmet ve/veya vekalet sözleşmesine dayanmaktadır. Hatta, mülkiyeti muhafaza kaydıyla satın alınmış olan eşyanın meselâ bir üçüncü kişiye satılması durumunda dahi, güveni kötüye kullanma suçunun oluştuğu kabul edilmelidir.

Bu zilyedlik devri, malik olmayan kişiye, aradaki hukukî ilişkinin niteliğine göre, şey üzerinde belli bazı tasarruflarda bulunma hak ve yetkisini vermektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için, failin suç konusu mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunması veya bu devir olgusunu inkar etmesi gerekir.

Güveni kötüye kullanma suçunun soruşturma ve kovuşturması mağdurun şikâyetine bağlı kılınmıştır.

Söz konusu suçun işlenmesi suretiyle bir yarar elde edilebileceği düşüncesiyle, yaptırım olarak hapis cezasının yanı sıra adlî para cezası da öngörülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrasında güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hâli düzenlenmiştir. Buna göre, söz konusu suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da, hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, failin suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılması gerekmektedir.

Kast – Madde 21

(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.

Madde Gerekçesi

Kast, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur. Suç tanımında yer almakla birlikte, fiilin ifade ettiği haksızlık üzerinde etkili olmayan koşulların gerçekleştiğinin bilinip bilinmemesi, kastın varlığı açısından önem taşımamaktadır. Örneğin objektif cezalandırılabilme koşulunun arandığı suçlarda bu koşulun veya şahsî cezasızlık sebebinin fail tarafından bilinmesi gerekmez.

Madde metninde doğrudan kasttan ayrı olarak olası kast da tanımlanmıştır.

Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.

Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.

Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.

Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.

Suçun olası kastla işlenmesi durumunda temel cezada indirim yapılması öngörülmüştür.

Kasten işlenebilen suçlar, ilke olarak hem doğrudan hem de olası kastla işlenebilir. Ancak, kanundaki tanımında “bilerek” ifadesine yer verilmiş olan suçlar sadece doğrudan kastla işlenebilir. Örneğin iftira suçunda, failin suçsuz olduğunu “bilerek” kişiye suç isnad etmesi gerektiğinden, bu suç ancak doğrudan kastla işlenebilir.

Taksir – Madde 22

(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

Madde Gerekçesi

Madde metninde taksire ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Suçlar, kural olarak kasten işlenirler. Ancak, istisnaen taksirle işlenen belli fiiller de kanunlarda suç olarak tanımlanmaktadır.

Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, “gerekli dikkat ve özen” yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir.

Bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilir. Nitekim toplum hâlinde yaşamanın güvenli bir biçimde sürdürülebilmesi için, çeşitli alanlarda kişilerin dikkat ve özenli davranmalarıyla ilgili kurallar konmaktadır. İnşaat faaliyeti, sağlık hizmetlerinin yürütülmesi ve trafik düzeniyle ilgili kurallar, dikkat ve özen yükümlülüğüne örnek olarak gösterilebilir.

Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır. Bütün bu yeteneklere sahip olmasına rağmen bu yükümlülüğe aykırı davranan kişi, suç tanımında belirlenen neticenin gerçekleşmesine neden olması durumunda, taksirli suçtan dolayı kusurlu sayılarak sorumlu tutulacaktır.

Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.

Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.

Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması durumunda, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir.

Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir.

Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz.

Maddenin üçüncü fıkrasında, bilinçli taksirin tanımı verilmiştir. Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir hâlinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır.

Örneğin ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde rastlandığı üzere, taksirli suçlarda failin meydana gelen netice itibarıyla bizzat kendisinin ve ailesi bireylerinin ağır derecede mağduriyete uğradıkları görülmektedir. Söz gelimi, köylü kadınların gündelik uğraşları ve hayat zorlukları itibarıyla, sayısı çok kere üç dörtten fazlasına varan küçük çocuklarına gerekli dikkati ve itinayı gösterememeleri sonucu, çocukların yaralandıkları veya öldükleri görülmektedir. Aynı şekilde meydana gelen trafik kazalarında da benzer olaylara rastlanmaktadır. Bu gibi hâllerde ananın taksirli suçtan dolayı kovuşturmaya uğraması ve cezaya mahkûm edilmesi, esasen suçtan dolayı evladını kaybetmesi sonucu uğradığı ıstırabı şiddetlendirmekle kalmamakta, ayrıca, ailenin tümüyle ağır derecede mağduriyete düşmesine neden olmaktadır.

Söz konusu fıkraya göre, hâkim suçlunun durumunu takdir ile ceza vermeyebilecektir. Elbette ki hâkim bu husustaki takdirini kullanırken suçlunun ekonomik durumunu, aile yükümlerini, söz gelimi diğer çocukların bakımını göz önünde bulunduracak, ona göre hüküm kuracaktır. Ancak, dikkat edilmelidir ki, bu fıkranın uygulanabilmesi için fiilden dolayı münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu itibarıyla zararlı netice meydana gelmiş bulunmalıdır; böyle bir netice ile birlikte söz konusu durumlara ilişkin bulunmayan başka bir netice de meydana gelmişse fıkra uygulanmayacaktır. Fıkrada yazılı suç bilinçli taksir hâlinde işlenirse ceza yarıdan üçte birine kadar indirilebilir.

Otoparktaki Araçların Çalınması Halinde Otopark Görevlilerine Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Ceza Verilebilir mi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2014/452 Karar No: 2017/540 Karar Tarihi: 12.12.2017

Kararı veren Yargıtay Dairesi: 15. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

İçtihat Metni

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanıklar …, … ve …’ın beraatlerine ilişkin Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.09.2009 gün ve 1125-1168 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 20.01.2014 gün ve 13791-668 sayı ile;

“…Sanık …’in sahibi olduğu sanık …’ın şirket müdürü, diğer sanıkların güvenlik elemanı ve kasa görevlisi olarak çalıştıkları otoparka park edilen katılana ait aracın aynı gün çalındığı, başka bir müşterinin aracının da çalınmaya teşebbüs edildiği olayda; şikâyetçilerin araçlarını teslim ettikleri Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminali otoparkında işletici konumunda bulunan sanıklar ve güvenlik görevlilerinin görev durumlarının net bir şekilde belirlenerek otoparkı işleten kişinin müdür konumunda bulunan kişilerle olan ilişkisi, yetki devrinin bulunup bulunmadığı, gündüz ve gece kimlerin yetkili olduğunun tespiti ile araçların çalınması ve zarar görmesi sırasında kimlerin yetkili olduğu belirlenerek, otoparka teslim edilen aracın iade edilmemesinin suça sübut vereceği gözetilip sanıkların hukuki durumlarının tespiti gerekirken, oluşa ve dosya kapsamına uymayan bir şekilde eylemin sanıklar ve şikâyetçiler arasında tazminatı gerektiren hukuki ihtilaf olduğundan bahisle beraatlerine karar verilmesi”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.05.2014 gün ve 142916 sayı ile;

“…Sanıkların Bursa Otogarında bulunan otoparkın işletmeciliğini yapan şirketin mesul müdürü ve çalışanları oldukları, mağdur ve katılanın bu otoparkın aboneleri oldukları, olay günü otoparka bırakılan katılana ait aracın dava dışı üçüncü şahıslarca çalındığı, mağdura ait aracın ise kapıları açık, kabloları sökülmüş vaziyette bulunduğu, diğer aracı çalanların ikinci aracı çalmayı başaramadıkları, sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede ise ‘şüphelilerin kendi sorumluluğunda olan müştekilere ait araçların korunması ve muhafazası için üzerlerine düşen özen ve itinayı göstermeyerek müştekilerin güvenlerini suistimal ettikleri ve böylece üzerlerine atılı güveni kötüye kullanma suçunu ayrı ayrı iştirak hâlinde ika ettikleri’nin iddia edildiği, katılan ve mağdurların anlatımlarında da sanıkların kendileri veya bir başkasının yararına olarak araçlar üzerinde zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunduklarına veya devir olgusunu inkâr ettiklerine dair bir iddianın bulunmadığı, keza dosya kapsamına göre de sanıklar ile katılana ait aracı çalan kişi veya kişiler arasında bağlantı olduğuna dair bir delilin bulunmadığı, bu yönde de bir iddianın ortaya konulmadığı anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 21 ve 22. maddelerindeki düzenlemelere bakıldığında suçun oluşmasının esasen kastın varlığına bağlı olduğu, taksirle işlenen fiillerin kanunda açıkça belirtildiği hâllerde cezalandırılabileceği, sanıkların katılana ait araç üzerinde zilyetliğin devri amacı olan muhafaza amacı dışında başka bir amaçla doğrudan tasarrufta bulunduklarına dair bir iddia ve delilin bulunmadığı somut olayda; katılan ve otopark işletmecisi arasındaki abonelik ilişkisinden doğan yükümlülüğe aykırı olarak, kendilerine teslim edilen aracın muhafazasına gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek bu aracın çalınmasına neden olduğu iddia edilen sanık veya sanıkların cezalandırılabileceğine dair kabulün, Türk Ceza Kanununda yer almadığı hâlde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun taksirle de işlenebileceği ve sanıkların sorumlu tutulmasını gerektireceğinin kabulü anlamına geldiği ve bu durumun da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 21/1 ve 22. maddelerine açıkça aykırı olacağı, sanıklara atılı eylemin manevi unsurunun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.

Diğer yandan Yüksek Dairenin istikrar kazanmış kararlarında da açıklandığı üzere atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkâr etmesi şeklinde kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Muhafaza edilmek üzere sanıkların işletmecisi veya çalışanı olduğu otoparka teslim edilen katılana ait aracın sanıklarla irtibatı saptanamayan üçüncü şahıslar tarafından çalınması şeklinde gelişen olayda yukarıda yazılı olguların hiçbirinin bulunmadığı ve böylece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 155/1. maddesinde tarif edilen suç tipine uymadığı, bu nedenle de atılı suçun maddi unsurunun da oluşmadığına kanaat getirilmiştir.

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle sanıkların Borçlar Kanunu hükümlerine göre ancak hukuken sorumlu tutulabilecekleri”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 09.06.2014 gün ve 11384-11464 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanıklar hakkında mağdur Cuma Güler’e yönelik hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kurulan beraat hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, katılan …’a yönelik hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kurulan beraat hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminalinde bulunan otoparkın işletmesini yapan şirketin mesul müdürü ve çalışanları olan sanıkların, otoparka park edilen araçların korunması ve muhafazası için üzerlerine düşen özeni göstermeyerek, katılan …’a ait aracın çalınmasına, mağdur Cuma Güler’e ait aracın ise çalınmasına teşebbüs edilmesine sebep oldukları iddiasıyla, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılmaları talebiyle haklarında kamu davası açıldığı,

Katılan …’ın, aracının otopark içerisinden çalınması nedeniyle oluşan zararının giderilmesi amacıyla Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminalinde bulunan otoparkın işletmeciliğini yapan şirket aleyhine tazminat davası açtığı, bu davanın görüldüğü Bursa 4. Asliye Hukuk Mahkemesince 15.12.2011 tarih ve 247-607 sayılı karar ile, davanın kabulüne ve otoparktan çalınan araç bedelinin katılana ödenmesine karar verildiği,

Anlaşılmıştır.

Katılan; Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminalinde çalıştığını, olay tarihinde saat 08.00 sıralarında aracını terminal içerisinde bulunan ve abonesi olduğu otoparka park ettiğini, saat 15.30 sıralarında otoparka geldiğinde aracının yerinde olmadığını gördüğünü, anahtarı kendisinde bulunan aracını kimin çaldığını bilmediğini,

Tanık …. Beşli; Boy-Koop isimli firmanın genel müdürü olduğunu, sanık …’ın da terminalde bulunan bu firmaya bağlı otoparkı işlettiğini, Boy-Koop firmasının söz konusu otoparkın güvenlik hizmetini özel güvenlik birimleri vasıtasıyla sağladığını, ancak otoparkın yanında yapılmakta olan alışveriş merkezi nedeniyle otoparkta bulunan bazı kameraların söküldüğünü, araç çalınma olaylarının da güvenlik zaafiyetinin yaşandığı bu dönemde gerçekleştiğini,

Tanık ….; Boy-Koop isimli firmanın işletmecisi olduğunu, sanıkların da bu firmaya ait otoparkı işlettiklerini, otoparkın güvenliğinin firmaları tarafından sağlandığını, olay tarihinde alışveriş merkezi inşaatı sebebiyle belediyenin altyapı çalışması yaptığını, bu sırada otoparkın bulunduğu yerdeki çitlerin ve güvenlik kameralarının bağlı olduğu direklerin söküldüğünü, çalışmalar nedeniyle çevre güvenliğinin zaafiyete uğradığını,

Tanık ….; Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminalinde iş yerinin bulunduğunu, terminal içerisindeki otoparkın sanıklar tarafından işletildiğini, kendisinin de bu otoparka aracını park ettiğini, abone olan araç sahiplerine kart verildiğini ve kart okuyucu sistemiyle araçların otoparktan girip çıktığını, olay tarihinde otoparkın bulunduğu yerdeki alışveriş merkezi inşaatı nedeniyle otopark çevresinin yıkılmış hâlde olduğunu,

Beyan etmişlerdir.

Sanık …; Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminali otoparkında kasa görevlisi olarak çalıştığını, otoparktan çıkan araçlardan park ücreti aldığını, bu görevinin dışında bir sorumluluğunun bulunmadığını, suç tarihinde yan taraftaki inşaat nedeniyle otoparkın yarısının inşaat alanı içerisinde kaldığını, olayla bir ilgisinin olmadığını,

Sanık …; Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminali otoparkında işletme müdürü olarak görev yaptığını, otoparkta çalışan personel işlemlerini takip ettiğini, araçların bulunduğu yeri gösteren herhangi bir kamera olmadığını, güvenlikten sorumlu sanık …’ın otopark içerisinde sürekli dolaştığını, otoparkın güvenlik hizmetlerinin ücret karşılığı Boy-Koop isimli firma tarafından sağlandığını,

Sanık …; Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminali otoparkına giren araçlara makbuz vermekle görevli olduğunu, katılana ait aracın saat 08.10 sıralarında otoparka giriş yaptığını ancak çıkış kaydının bulunmadığını, aylık aboneliği olan katılanın otoparktan doğrudan da çıkış yapabildiğini, olaylarla ilgisinin olmadığını,

Sanık …; Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminali otoparkında güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, büyük bir alan kaplayan otoparkın sürekli kontrol edildiğini, olay günü de her yeri kontrol ettiğini ancak olumsuz bir duruma rastlamadığını,

Sanık …; Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminali otoparkının sorumlu müdürü olduğunu, otopark içinde sürekli dolaşan ve çevreyi kontrol eden iki personelin bulunduğunu, yan taraftaki arsa üzerinde yapılmakta olan inşaat nedeniyle otoparkın büyük bir kısmında altyapı çalışmaları devam ettiğinden otoparkın yanında bulunan başka bir alanı izin ile kullanmaya başladıklarını, katılanın da aracını buraya park ettiğini, park edilen yerin kendilerine sonradan verilmesi nedeniyle güvenlik kameralarının aracın bulunduğu bölgeyi göstermediğini,

Sanık …; Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminalinde bulunan otoparkın işletmesini yapan şirketin ortağı olduğunu, olayla ilgisinin bulunmadığını,

Savunmuşlardır.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

Güveni kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenmiştir;

“(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

Maddenin gerekçesinde yer verilen açıklamalara göre;

“Bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen kişi (fail) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır… Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir.”

Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere kanun koyucu tarafından mülkiyetin korunması amacıyla getirilen güveni kötüye kullanma suçu, failin muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunması veya bu devir olgusunu inkâr etmesiyle oluşmaktadır.

Güveni kötüye kullanma suçunun oluşması için genel kast yeterlidir. Bu suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Kastın varlığı için de failin mala zilyet olduğunu, bu malın başkasına ait olduğunu ve kendisine bu malı devreden kimsenin muhafaza etmek veya belirli şekilde kullanmak için devrettiğini bilmesi gerekir. Ayrıca, failin, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmayı veya devir olgusunu inkâr etmeyi de istemesi gerekmektedir.

Bu suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde ise, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli sözkonusu olacaktır.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Bursa Şehirlerarası Otobüs Terminalinde bulunan otoparkı işleten şirketin yetkilisi ve çalışanları olan sanıkların, otoparka park edilen araçların korunması ve muhafazası için gerekli özeni göstermeyerek kimlikleri tespit edilemeyen üçüncü kişiler tarafından katılanın otoparka bıraktığı aracın çalınmasına sebebiyet verdikleri olayda; sanıkların, katılan tarafından otoparka teslim edilen araç üzerinde zilyetliğin devri amacı dışında bir tasarrufta bulunduklarına dair iddia ve delil bulunmadığı gibi bu devir olgusunu da inkâr etmemeleri nazara alındığında, sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerini ilgilendiren hukuki ihtilaf niteliği taşıdığının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, usul ve kanuna uygun olan yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 20.01.2014 gün ve 13791-668 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Usul ve kanuna uygun olan Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.09.2009 gün ve 1125-1168 sayılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükümlerinin ONANMASINA,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.12.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.