Gizli Tanık Garson’dan Ele Geçirilen Dijital Veriler

Gizli Tanık Garson'dan Ele Geçirilen Dijital Veriler Üzerinde Bilirkişi İncelemesi Yaptırılması Talebinin Kabul Edilmemesi - AYM Bireysel Başvuru - Emsal AYM Kararı - Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru - Kayseri Ceza Hukuku Avukatı - Av. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Gizli Tanık Garson'dan Ele Geçirilen Dijital Veriler Üzerinde Bilirkişi İncelemesi Yaptırılması Talebinin Kabul Edilmemesi

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru

Erkan Demir Başvurusu

Başvuru Numarası: 2021/31045 Karar Tarihi: 20/5/2026

Birinci Bölüm – Karar

Başkan: İrfan FİDAN

Üyeler: Recai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL

Raportör: Hüseyin ERAL

Başvurucu: Erkan DEMİR

I. Başvurunun Özeti

1. Başvuru; gizli tanık Garson’dan ele geçirilen dijital veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması talebinin kabul edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, ceza davasında bağlantılı suçlardan birine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesi ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına geçilmesi nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.

2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 2010 yılında yapılan Polis Memurluğundan Komiser Yardımcılığına Geçiş Sınavı’na (sınav) ilişkin soruların Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) tarafından sınavdan önce ele geçirildiğine dair yapılan ihbar doğrultusunda o tarihte komiser yardımcısı olan başvurucu hakkında FETÖ/PDY’ye üye olma, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık şüphesiyle soruşturma başlatmıştır.

3. Soruşturma işlemleri kapsamında sınavda çıkan soruların zorluk ve kolaylık analizlerine ilişkin olarak akademisyenlerden oluşan kuruldan ve yine cevap örüntüleri doğrultusunda diğer sınavlarla kıyaslama yönünden ölçme ve değerlendirme uzmanlarından bilirkişi raporu alınmıştır. Soruşturmada ayrıca kuvvetli şüpheli görülen başvurucu ve diğer adayların telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri kapsamında HTS kayıtları da temin edilmiştir.

4. Diğer taraftan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 2017/68532 sayılı soruşturma dosyasına teslim edilen mikro SD kart içeriklerinde yer alan listede başvurucunun “DERECE 1: B4 – FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişi” olarak kodlandığı bildirilmiştir.

5. Sınava ilişkin düzenlenen bilirkişi raporlarına göre başvurucunun çok zor olan sekiz soruya, zor olan üç soruya, iptal edilen sekiz soruya, 5. ve 26. sorulara doğru cevap verdiğinin tespit edildiği, 5. ve 26. soru bakımından cevap anahtarı hatalı olmasına rağmen başvurucu tarafından cevap anahtarına göre doğru şıkkın işaretlendiği, cevap örüntüleri karşılaştırıldığında ise başvurucunun çok kuvvetli şüpheli olarak değerlendirildiği açıklanmıştır.

6. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun görev yapmakta olduğu yer doğrultusunda yetkisizlik kararı vererek soruşturma dosyasını Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) göndermiştir.

7. Başvurucu ve başvurucuyla birlikte aynı sınava giren diğer şüphelilere ait HTS kayıtları doğrultusunda düzenlenen analiz raporunda;

i. Gediz ilçesinde görev yapan G.A.nın ve Altıntaş ilçesinde görevli M.S.nin telefonları ile 28/3/2010 tarihinde yapılan sınav öncesinde 16/3/2010, 17/3/2010 ve 19/3/2010 tarihlerinde Kütahya merkezde görev yapan başvurucunun ve S.A.nın telefonlarının aynı yerden ortak baz sinyali verdikleri,

ii. Başvurucunun değişik tarihlerde ortak baz sinyali vermiş olduğu M.S.nin ve S.A.nın telefonları ile yine Kütahya’nın Gediz ilçesinde görev yapan Ü.G.nin ve Aslanapa ilçesinde görev yapan E.S.nin telefonlarının 20/3/2010 ve 22/3/2010 tarihlerinde Kütahya merkezde ortak baz sinyali verdikleri tespit edilmiştir.

8. Soruşturma doğrultusunda başvurucunun Bank Asya hesabının bulunmadığına ve ByLock sorgu raporuna göre de kullanıcı kaydının olmadığına dair belgeler, dosyaya gönderilmiştir. Başvurucu; soruşturma aşamasında alınan ifadesinde sınava Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırladığı kaynaklardan çalıştığını, hatalı kabul edilen birtakım sorulara sınav heyecanıyla doğru cevap vermiş olabileceğini, diğer şüphelilerin telefonları ile kendi telefonunun ortak yerden baz sinyali vermesinin şahsi işleri nedeniyle orada bulunma ihtimalinden kaynaklandığını ve örgütle bağlantısının bulunmadığını beyan etmiştir.

9. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle 12/2/2018 tarihinde gözaltına alınmış; 13/2/2018 tarihinde ise tutuklanmıştır.

10. Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçlarından cezalandırılması talebiyle 21/3/2019 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede özetle;

i. Gizli tanık Garson‘dan ele geçirilen dijital materyallerde başvurucunun FETÖ/PDY mensubiyeti, sadakati ve bağlılığı olan “B4” olarak kodlanmış olduğu,

ii. FETÖ/PDY hakkında yürütülen benzer soruşturmalarda verilen beyanlara göre şüphelilerin sınav öncesi izne ayrılarak verilen sorulara çalıştıkları ve başvurucunun da bu doğrultuda soruşturmaya konu sınav tarihinden dokuz gün önce otuz gün izin aldığı,

iii. Sınava ilişkin düzenlenen bilirkişi raporlarında cevap örüntülerinin başvurucunun sınav sorularını önceden ele geçirdiği yönünde çok kuvvetli şüphe oluşturduğu şeklinde değerlendirildiği,

iv. Sınav öncesinde Kütahya Emniyet Müdürlüğü kadrosundayken bu sınava giren diğer şahısların ve başvurucunun GSM hattı baz bilgilerinin örtüştüğü belirtilerek başvurucunun atılı suçu işlediği ileri sürülmüştür.

11. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Kütahya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun yakalandığı yerde gerçekleşen hukuki kesinti nedeniyle Kayseri Ağır Ceza Mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiştir. Yetkisizlik kararı sonrasında yargılamaya Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) başlanmıştır. Mahkeme 24/4/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip tutanağında -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun duruşmada hazır edilmesine yönelik işlem yapılmasına karar verilmiştir.

12. Yargılama dört celsede tamamlanmıştır. Birinci celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında özet olarak dijital veri kodlamasının polis bilgi sisteminden çekilerek yapıldığını, baz sinyali bilgilerinde eksiklik olduğunu, sınavda boş kalmaması için tüm sorulara cevap verdiğini, örgüt üyesi olması hâlinde örgütün düzenlediği başka faaliyetlere de katılması gerektiğini, sınavı kendi gayretiyle kazandığını beyan etmiştir. Mahkeme, dolandırıcılık suçu yönünden kamu zararının tespiti amacıyla celseyi ertelemiştir.

13. Mahkeme, celse arasında gizli tanık Garson‘un Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği 16/2/2018 tarihli beyanlarını Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden (UYAP) çıkartarak dosyaya almıştır. İkinci celsede gizli tanık Garson‘un aşamalardaki beyanlarıyla birlikte mikro SD karta fiziki müdahalede bulunulmasına izin verme ve elkoyma kararları başvurucu ve müdafiine okunmuştur. Başvurucu, gizli tanığın beyanlarını kabul etmediğini ve gizli tanıktan elde edilen verilerin hukuka aykırı ele geçirildiğini beyan etmiştir. Mahkeme, kamu zararının karşılanması amacıyla celseyi ertelemiştir. Başvurucu, üçüncü celse öncesinde tespit edilen kamu zararını ödemiştir. Üçüncü celsede başvurucu, sınava ilişkin düzenlenen bilirkişi raporlarını kabul etmediğini ve raporlarda yer alan değerlendirmelerin hatalı olduğunu beyan etmiştir. Cumhuriyet savcısı, bu celsede sunduğu esas hakkındaki mütalaasında başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçlarından cezalandırılmasını talep etmiştir. Mahkeme, başvurucu ve müdafiine mütalaaya karşı esas hakkındaki savunmalarını hazırlamaları amacıyla süre vererek celseyi ertelemiştir.

14. Başvurucu müdafii; celse öncesinde sunduğu yazılı savunmasında gizli tanık Garson‘dan ele geçirilen dijital verilerin hukuka aykırı delil olduğunu, verilerin ele geçirilme yönteminin kanunda açıklanan usule uygun yapılmadığını, SD kart üzerinde teknik inceleme yapılması gerektiğini, HTS kayıtlarındaki ortak irtibatın mesleki faaliyet kapsamında gerçekleştiğini ve sınav sonucuna yönelik değerlendirmenin hatalı olduğunu beyan etmiştir. Mahkeme, dördüncü celsede başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçlarını işlediğini sabit kabul ederek başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçundan ise 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

15. Mahkemenin gerekçeli kararının ilgili kısımları şu şekildedir:

“Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden; … Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/68532 sayılı ‘Emniyet Mahrem Yapılanması’ soruşturması kapsamında elde edilen Micro SD kartın incelenmesinde Emniyet Mahrem Yapılanması içerisinde vekil olarak kayıt altına alınmış kişiler ile bu kişilere bağlı olanlara ilişkin listeler ele geçirildiği, listelerde sanığın [başvurucu] isminin de yer aldığı, tüm listede ‘DERECE 1’ başlığının karşısında ‘B4’, göreve başlama tarihinin karşısında 08/11/2011, rütbe başlığının karşısında ‘KOMİSER YARDIMCISI’ yazdığı, B4 derecesinin FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişileri ifade ettiğinin anlaşıldığı,

… Ülke genelinde Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yapılan soruşturmalar neticesinde; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından 2010 yılı komiser yardımcılığı sınav sorularının çalınarak kurum dışarısına çıkartılıp sınavdan önce örgüt mensuplarınca dağıtıldığının tespit edildiği, Sızdırılan sınav sorularının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeleri dışında kimselere verilmesinin mümkün olmadığı, Stratejisi ve hareket tarzı itibarı ile gizliliğe ve tedbire azami derecede önem veren bu örgütün sınav sorularının sızdırılması gibi önemli ve kamuoyu nezdinde örgüt aleyhine rahatsızlık yaratacak bir konuda tedbirsiz davranmasının düşünülemeyeceği, Çalınan sorularının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından tam güven duyulan örgüt üyeleri dışındaki kişilere, hatta örgüte yeni katılmış sempatizan konumundaki kişilere dahi verilmesinin mümkün olmadığının izahtan vareste olduğu,

Sanığın 28/03/2010 tarihli sınava ilişkin cevap anahtarının bilirkişilerce incelenmesi neticesinde; sanığın ‘çok zor’ olarak nitelendirilen 8 soruya, ‘zor’ olarak nitelendirilen ‘3’ soruya ,iptal edilen 8 soruya, iptal edilen 7 soruya, 26. ve 5. Sorulara doğru cevap verdiğinin tespit edildiği, 26. ve 5. Soruya ilişkin bilirkişi raporunda açıklama yapıldığı buna göre bu soruların cevabının cevap anahtarında belirtilen şık olmadığı, bu yönüyle cevap anahtarının hatalı olduğu fakat buna rağmen sanık tarafından cevap anahtarına göre doğru şıkkın işaretlendiği, sanığın diğer sınavlarda aldığı puanların değerlendirildiği, anılan sınava giren diğer şahısların iptal edilen 13 soruya ait cevap örneklerinin karşılaştırıldığı ve bu kapsamda sanığın sınav sorularını önceden ele geçirmesi yönünden ‘ÇOK KUVVETLİ ŞÜPHE’ oluştuğunun tespit edildiği,

Netice itibariyle, gizli tanık Garson’un ifadeleri dikkate alınarak elde edilen bu Micro CD kart içindeki bilgilere itibar edilmesi gerektiği, sanık hakkındaki bu Micro CD kart içerisinde tespit edilen bilgiler ve buna göre düzenlenen veri inceleme raporu içeriği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından 2010 yılı komiser yardımcılığı sınav sorularının çalınarak kurum dışarısına çıkartılıp sınavdan önce örgüt mensuplarınca dağıtıldığına ve sanığına da çalınan bu sınav sorularının verildiğine ilişkin yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde sanığın kamuoyunda 17-25 Aralık süreci olarak bilinen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün kriminalize olduğu ve kamuoyu nezdinde gücünü kullanarak meşru hükümete ve devlet kurumlarına hakim olmak adına somut adımlar attığı tarihten sonrada örgütle organik bağını devam ettirdiği, örgütün emniyet mahrem yapılanmasında yer aldığı dikkate alınarak, sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve örgüt üyesi olduğu hususunda kuşku bulunmadığı ve üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmıştır.

Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçu yönünden; … Sanığın performansına ilişkin alınan bilirkişi raporlarında sınav soruları verilen çok kuvvetli şüphelilerden olduğu, bilirkişi raporu nazarında soruların kendisine verildiği anlaşılan olayda, sanığın hukuka aykırı şekilde sınav sorularını temin ederek sınava girdiği ve sınavda gerçek olmayan bir başarı performansı göstererek emniyet teşkilatında komiser yardımcılığı sınavını kazandığı anlaşılmış ve bu duruma istinaden mahkememizde sanığın, kamu kurum ve kuruluşlarına karşı nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği kanaatine varılmıştır.

Açıklanan tüm gerekçeler nazarında, sanığın üzerine atılı sübuta eren silahlı terör örgütüne üye olma suçundan eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314/2. maddesi gereğince, TCK’nın 61. maddesinde yer alan suçun işleniş şekli, sanığın 28/03/2010 tarihli komiser yardımcılığı sınavına örgüt talimatları doğrultusunda girerek örgüt mensuplarından temin ettiği sorularla sınavı kazandığı, FETÖ silahlı terör örgütünün Emniyet mahrem yapılanmasında örgüt üyelerinin isimlerinin bulunduğu, GARSON kod aracılığı ile temin edilen micro SD kartın sanık yönünden çözümlenmesine ilişkin veri inceleme raporuna göre sanığın B4 kodu ile FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişi olarak fişlendiği, örgüt içinde bu şekilde konumlandırıldığı…”

16. Başvurucu; istinaf dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- gizli tanık Garson tarafından sunulan dijital veriye ilişkin imaj alma işleminin yapılmadığını, verilerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu, gizli tanık ile yüzleşemediğini, gerekçenin yeterli olmadığını, dijital veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmadığını ve sınav değerlendirme raporlarının hatalı olduğunu belirtmiştir.

17. Başvurucunun istinaf talebini Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) 14/7/2020 tarihinde esastan reddetmiştir. İstinaf Dairesi, terör örgütü faaliyeti çerçevesinde işlendiği kabul edilen her iki suç yönünden suçlar arasında bağlantı olduğunu kabul etmek suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçu yönünden de temyiz kanun yolunun açık olduğunu belirtmiştir.

18. Başvurucu; temyiz dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- imaj verileri alınmadan SD kart doğrultusunda işlem yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay içtihatları uyarınca hukuka aykırı delile dayanılarak ceza verilemeyeceğini, dijital verilere müdahale edilip edilmediğinin teknik açıdan belirlenemediğini, kodlamanın ceza verilebilmesi için tek başına yeterli olmadığını, suçun unsurlarının oluşmadığını ve kararın gerekçesiz olduğunu belirtmiştir.

19. Yargıtay 16. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden istinaf talebinin esastan reddine ilişkin İstinaf Dairesi kararını 24/2/2021 tarihinde onamıştır. Ceza Dairesi, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçu yönünden verilen karara karşı yapılan temyiz başvurusunun ise “kararın temyizinin mümkün olmadığı” gerekçesiyle reddine karar vermiştir.

20. Başvurucu, nihai kararı 7/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 29/7/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ile masumiyet karinesi dışındaki şikâyetlerinin kabul edilemez olduğuna ve anılan haklara ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

22. Başvurunun Bölüm tarafından incelendiği aşamada başvuru dosyasına gönderilen 22/4/2025 tarihli mahkeme yazı cevabında gizli tanık Garson‘dan ele geçirilen dijital veriler doğrultusunda başvurucu hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Veri İnceleme Raporu”nun dosyada mevcut olmadığı bildirilmiştir.

II. Değerlendirme

A. Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Yönünden Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucu, gizli tanık Garson‘dan ele geçirilen veri inceleme raporunun dayanağı olan dijital materyallerin güvenilirliğini test etmek amacıyla veri asıllarının dosyaya getirilmesinin sağlanarak veri inceleme sonucu düzenlenen raporlar ile dijital materyallerin uyuşup uyuşmadığının tespiti bakımından teknik inceleme yapılmaksızın ve anılan raporlara itiraz hakkı tanınmaksızın mahkûmiyet kararı verilmesinin kendisini usule ilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun atılı suçlamanın hukuki niteliği, iddianameye konu eylemler ve dosyada bulunan deliller hakkında bilgiye sahip olduğu, yargılama aşamasında lehine olan hususları ileri sürebildiği, aleyhine olan delillere karşı çıkabildiği ve yargılamaya konu olaya ilişkin kendi anlatımını mahkemeye sunabildiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki şikâyetleri ile benzer açıklamalarda bulunmuştur.

25. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri yönünden incelenmiştir.

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

27. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen iddialara ilişkin birçok başvuruda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Bu kapsamda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerin Anayasa Mahkemesi tarafından incelendiği, başvuruculara delillerini sunma ve inceletme noktasında mahkemelerce uygun imkânların tanınması gerektiği, tarafların dinlenmemesi ve taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesinin yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabileceği vurgulanarak ilgili Anayasa kurallarının yorumlandığı anlaşılmaktadır.

İlgili çok sayıda karar arasından bkz:

Yaşasın Aslan [2. B.], B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §§ 32-37 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız);

Yüksel Hançer [1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 18, 19 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız);

Cezair Akgül [1. B.], B. No: 2014/10634, 26/10/2016, §§ 27-31 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız);

Ruhşen Mahmutoğlu [1. B.], B. No: 2015/22, 15/1/2020, § 56 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız).

28. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi, kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye aittir. Bu konuda değerlendirme yapmak, Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte yargılamada adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine gerektiği ölçüde riayet edilip edilmediği Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır. Anılan ilkeler kapsamında yapılacak incelemede delillere ilişkin olarak iddia ve savunma makamı arasında oluşturulan dengesizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir. Özellikle sanığın kendisinin elde etme olanağının olmadığı deliller bakımından yargı makamlarınca savunmaya bunların aksini ortaya koyma hususunda makul imkânların sunulması gerekir (Ruhşen Mahmutoğlu, § 60).

Anılan Anayasa Mahkemesi Ruhşen Mahmutoğlu Kararı için tıklayınız.

29. Somut olayda Mahkeme, başvurucu hakkında FETÖ/PDY’ye üye olma suçu yönünden vermiş olduğu mahkûmiyet kararını gizli tanık Garson‘un emniyet mahrem yapılanması hakkında verdiği beyanları, soruşturma kapsamında elde edilen mikro SD kartta yer alan listede başvurucunun “DERECE 1” başlığının karşısında “B4” olarak kodlanmış olması ile 2010 yılında yapılan komiser yardımcılığı sınavı bakımından başvurucunun çok kuvvetli şüpheli kabul edildiği bilirkişi raporuna dayandırmıştır (bkz. § 15). Başvurucu; yargılamanın tüm aşamalarında yaptığı savunmalarında veri inceleme ve analiz raporu ile dijital verilerin uyuşup uyuşmadığına ve dijital verilere dışarıdan müdahalede bulunulup bulunulmadığına yönelik teknik inceleme yapılması gerektiğini, sınavı çalışması sonucu kazandığını beyan etmiştir (bkz. §§ 14-18).

30. Mahkemenin söz konusu sınava giren diğer şüpheli şahıslar ile başvurucunun sınav öncesine ait HTS kayıtlarına göre aynı yerden birçok defa baz birlikteliklerinin olduğuna ilişkin HTS analiz raporuna dayanmadığı ve başvurucunun dijital verilerle ilgili bilirkişi raporu alınması yönündeki talebi hakkında karar vermediği vurgulanmalıdır. Öte yandan gizli tanık Garson‘un aşamalardaki beyanları ile mikro SD karta fiziki müdahalede bulunulmasına izin verme ve elkoyma kararları başvurucu ve müdafiine okunmuşsa da (bkz. § 13) başvurucu hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen veri inceleme ve analiz raporunun dosyada bulunmaması nedeniyle okunmadığı (bkz. § 22) anlaşılmıştır.

31. Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin mahkûmiyete gerekçe gösterdiği olguların varlığı yönünden duruşmada okunmayan veri inceleme ve analiz raporunu dikkate alması ve yine başvurucunun bu tutanak ve kayıtların güvenilirliğinin sınanması için talep ettiği bilirkişi incelemesi hakkında ise herhangi bir karar verilmemiş olması başvurucuyu iddia makamı karşısında usule ilişkin imkânlardan yararlanma noktasında önemli ölçüde dezavantajlı konuma düşürmüştür. Başvurucunun iddialarını kendi imkânlarıyla ispat etmesi olanaklı değildir. Kaldı ki Yargıtay uygulamasında Garson isimli gizli tanıktan ele geçirilen SD kartta yer alan veri inceleme raporunda bulunan sanık hakkındaki bilgilerin, veri inceleme raporu düzenlenmiş ise bu raporlar ile birlikte veri inceleme raporuna dayanak delilin elde edilişine dair hâkimlik kararı ve varsa ayrıntılı veri analiz raporunun getirilerek 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 217. maddesi gereğince duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyeceklerinin sorulması aranmaktadır (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 8/10/2024 tarihli ve E.2021/1014, K.2024/11770; 2/4/2024 tarihli ve E.2022/567, K.2024/4841; 14/9/2023 tarihli ve E.2021/6356, K.2023/8903 ve 8/11/2023 tarihli ve E.2021/9059, K.2023/9752 sayılı kararları).

32. Bu koşullarda Mahkemece izlenen yöntemin silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gereklerine uygun olmadığı ve başvurucunun menfaatlerini koruyan güvenceler içermediği açıktır. Bu durum, yargılamanın bir bütün hâlinde adil olmaktan çıkmasına neden olmuştur.

33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık Yapma Suçu Yönünden Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu; silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile dolandırıcılık suçları arasında bağlantı bulunduğu, 24/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun uyarınca ceza miktarına bakılmaksızın örgüt üyeliğine ilişkin İstinaf Dairesi kararının temyiz edilebildiği hâlde dolandırıcılık suçuna ilişkin kararın temyiz edilememesinin cezanın infazı konusunda farklı uygulamaların ve aynı konuda birbirleriyle çelişen kararların ortaya çıkmasına neden olduğu gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35. Bakanlık görüşünde; başvurucunun somut başvuruda atılı suçlamanın hukuki niteliği, iddianameye konu eylemler ve dosyada bulunan deliller hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu, yargılama aşamasının tamamında lehine olan hususları ileri sürebildiği, aleyhine olan delillere karşı çıkabilme, verilen karara karşı kanun yoluna başvurma hakkına sahip olduğu bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki şikâyetleri ile benzer açıklamalarda bulunmuştur.

36. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

38. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun’un Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasına “…ile adil yargılanma” ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre “değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil” edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesine “herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu” ibaresinin eklenmesinin amacının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).

Anılan Anayasa Mahkemesi Yaşar Çoban Kararı için tıklayınız.

39. Hukuk devleti ilkesi, yargı organlarının aynı maddi veya hukuki olgularla ilgili olarak çelişkili kararlar vermekten mümkün olduğunca kaçınmasını gerekli kılar. Aynı maddi veya hukuki vakıalarla ilgili olarak farklı kararlar verilmesi, hukuk devleti ilkesini zedeleyebileceği gibi kişilerin hukuka olan inancını da zayıflatabilir. Bu nedenle bir maddi veya hukuki vakıa ile ilgili olarak yargısal nitelikte bir karar verildikten sonra aynı olgu hakkında bu karardan farklı bir sonuca ulaşılmaması kişilerin hukuka olan güvenlerinin sarsılmaması için hayati öneme sahiptir.

Gerekçeli karar hakkı bağlamında benzer değerlendirmeler için bkz;

Mehmet Okyar [2. B.], B. No: 2017/38342, 13/2/2020, § 29 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız);

Mehmet Köz [2. B.], B. No: 2018/23430, 27/1/2021, § 27 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız);

Kemal Karanfil (4) [2. B.], B. No: 2021/54151, 5/6/2024, § 13 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız).

40. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması, bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet Arif Madenci [2. B.], B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

Anılan Anayasa Mahkemesi Mehmet Arif Madenci Kararı için tıklayınız.

41. Hukuk kurallarının yorumlanmasında yetki ve görevleri açısından farklı durumlarda bulunan mahkemeler arasında farklılıklar oluşması doğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerin tamamının bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkün olmayabilir. Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındaki uyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır.

İçtihat farklılıkları şikâyetlerinin incelendiği kararlardaki benzer değerlendirmeler için bkz:

Özlem Terzioğlu [2. B.], B. No: 2014/19341, 21/11/2017, § 42 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız);

İslam Şahin [2. B.], B. No: 2014/7280, 21/1/2016, § 54 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız);

Uğur Çelik [1. B.], B. No: 2015/20244, 15/6/2016, § 53 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız).

42. Somut olayda Mahkeme 2010 yılı komiser yardımcılığı sınavı sorularının örgütlü bir yapı tarafından sınavdan önce ele geçirilerek bu yapıya yakın kişilere sızdırıldığı iddiası hakkında yürütülen ana soruşturma dosyasındaki bilirkişi raporlarına ve diğer delillere atıf yapmak suretiyle söz konusu örgütlü yapının FETÖ/PDY olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca Mahkeme, örgütün sadece karakteristik özelliklerini temel alarak soruları kendisine sıkı sıkıya bağlı mensupları dışında hiç kimseye vermeyeceğini kabul etmiş; başvurucunun örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle başvurucuyu terör örgütüne üye olma suçundan da mahkûm etmiştir (bkz. § 15). Mahkemenin bu kabulüne göre terör örgütüne üye olma suçu ile dolandırıcılık suçu birbiriyle bağlantılıdır.

43. Başvurucu, her iki suç yönünden verilen mahkûmiyet kararlarına karşı istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf Dairesi, başvurunun esastan reddine dair vermiş olduğu kararında terör örgütü faaliyeti çerçevesinde işlendiği anlaşılan her iki suç arasında bağlantı olduğunu kabul etmek suretiyle dolandırıcılık suçu yönünden de temyize başvuru yolunun açık olduğunu ayrıca belirtmiştir (bkz. § 17). Başvurucunun bu doğrultuda yaptığı temyiz başvurusu hakkında ise Ceza Dairesi, dolandırıcılık suçu yönünden verilen İstinaf Dairesi kararının temyizi kabil kararlardan olmadığı gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar vermiştir.

44. Anayasa Mahkemesi; Fatma İyitütüncü ([GK], B. No: 2020/39936, 27/1/2026, § 53) kararında silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet gerekçelerinin birbirine bağlı olup olmadığını, dahası bir suçun işlendiğinin ispatına gerekçe olarak diğer suçun işlenmesinin gösterildiği durumlarda bir suçtan verilen hükmün kesin nitelikte olması, diğerinin ise temyize tabi olmasının aynı maddi vakıa ya da hukuk kuralı hakkında farklı mercilerce farklı kararların verilmesine neden olup olmadığını incelemiştir. Anılan kararda bir suçun işlendiğinin ispatına gerekçe olarak diğer suçun işlenmesinin gösterildiği durumlarda bir suçtan verilen hükmün kesin nitelikte olması, diğerinin ise temyize tabi olmasının aynı maddi vakıa ya da hukuk kuralı hakkında farklı mercilerce farklı kararların verilmesine neden olabileceğini belirtmiştir (anılan kararda bkz. § 54). Anayasa Mahkemesi, kararda ayrıca terör örgütüne üye olma dışındaki diğer suçların istinaf incelemesi sonrasında kesinleşmesine bağlı olarak daha ağır bir infaz rejiminin uygulanmasıyla karşı karşıya kalındığı (anılan kararda bkz. § 56) ve yine temyiz incelemesini yapan mercinin kesinleşmiş bir hükümde tespit edilen failin terör örgütü üyesi olduğu olgusunu, henüz ortada bu suçtan kesinleşmiş bir mahkûmiyeti olmamasına rağmen kullanmasına imkân tanıdığını açıklamıştır (anılan kararda bkz. § 57).

Anılan Anayasa Mahkemesi Fatma İyitütüncü Kararı için tıklayınız.

45. İnceleme konusu başvuruda temel sorun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca bölge adliye mahkemelerince verilen bazı kararlara karşı temyiz kanun yolunun kapalı olmasından kaynaklanmaktadır. Zira bahsi geçen maddede hangi kararlara karşı temyiz kanun yoluna gidilemeyeceği sınırlı sayma yöntemiyle düzenlenmiş, bu kapsamda maddenin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde ilk derece mahkemelerince verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Nitekim başvurucu hakkında dolandırıcılık suçundan verilen hapis cezasının süresinin beş yıldan az olması nedeniyle bu suç yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar temyiz edilebilmiş ise de Ceza Dairesi, temyiz başvurusunun reddine karar vermiştir (bkz. § 19). Bununla birlikte dolandırıcılık suçuna ilişkin mahkûmiyet gerekçesinin bağlantılı olduğu terör örgütüne üye olma suçu ise -beş yıldan fazla süre hapis cezası gerektirdiğinden- temyiz incelemesine tabi tutulmuştur.

46. Somut olayda dolandırıcılık ve terör örgütüne üye olma suçları yönünden söz konusu olduğu gibi istinaf ve temyiz aşamalarında kesinleşen eylemler arasında sübuta veya hukuk kurallarının uygulanmasına ilişkin maddi vakıalar yönünden yakın ilişki, bağlantı veya bütünlük olması durumlarında istinaf aşamasında kesinleştiği kabul edilen bu tür bir mahkûmiyete rağmen temyiz incelemesi sonucunda verilecek olası bir bozma kararının kesinleşen, bu nedenle infazına başlanan ve belki de infazı tamamlanan hükümle telafisi imkânsız bir çelişkinin ortaya çıkmasına neden olacağı açıktır. Bu tür bir durumun ise hukuk güvenliği ilkesine vereceği zararın gözetilmesi gerektiği izahtan varestedir (Fatma İyitütüncü, § 60).

Anılan Anayasa Mahkemesi Fatma İyitütüncü Kararı için tıklayınız.

47. Sonuç olarak aynı maddi veya hukuki vakıalarla ilgili olarak farklı kararlar verilmesi ve bu kararlardan birinin kesinleşerek infaz edilmeye başlanması, hukuk devleti ilkesini zedeleyecek; kişilerin hukuka olan inancını da zayıflatacaktır. Tüm bu sebeplerle hukuk sisteminde farklı kararlar verilmesi sonucunu doğurma potansiyeline yol açan ve yargılama süreci ve usulüne ilişkin olan somut başvurudaki durum nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin zedelendiği sonucuna varılmıştır.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

49. Başvuruda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ile terör örgütüne üye olma suçuyla bağlantılı kabul edilen dolandırıcılık suçu yönünden istinaf kararının temyiz edilememesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden ulaşılan sonuç ve uygun görülen giderim gözetilerek başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında hukuka aykırı delil şikâyeti yönünden hakkaniyete uygun yargılanma hakkına, gerekçeli karar hakkına ve masumiyet karinesine ilişkin diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

III. Giderim

50. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

51. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa’nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir.

Yeniden yargılama konusunda bkz:

Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız);

Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız);

Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100 (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız).

52. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

IV. Hüküm

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

Ç. Kararın bir örneğinin silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/326, K.2019/468); kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık yapma suçu yönünden hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için ise (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesine (E.2020/7035, K.2021/1559) iletilmek üzere Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/326, K.2019/468) GÖNDERİLMESİNE,

D. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Ceza davalarında ve hukuk uyuşmazlıklarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve yargı kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.