Yediemine Bırakılan Hacizli Aracın Sahibi Tarafından Çalınması Halinde Cezada İndirim Yapılır mı

Hizmetlerimiz

Yediemine Teslim Edilen Hacizli Aracın Sahibi Tarafından Çalınması Halinde Cezada İndirim Yapılır mı - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Yediemine Bırakılan Hacizli Aracın Sahibi Tarafından Çalınması

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Hırsızlık – Madde 141

(1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

Madde Gerekçesi

Madde metninde, hırsızlığın temel şekli tanımlanmıştır. Buna göre, taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Rızanın geçerli olması için bulunması gereken koşulların varlığı hâlinde zilyedin rızası bir hukuka uygunluk nedeni teşkil edecek ve suç oluşmayacaktır.

Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için, failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi yeterli olup, bunun fiilen temini şart değildir. Bu yarar, maddî veya manevî olabilir.

Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.

Maddenin ikinci fıkrasında, ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji, taşınır mal sayılmıştır. Buna göre, elektrik enerjisi, gazlar, tabiî veya sun’i buharlar da hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilecektir.

Nitelikli hırsızlık – Madde 142

(1) Hırsızlık suçunun;

a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,

b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.)

c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,

d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,

e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,

İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Suçun;

a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,

b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,

c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,

d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,

e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,

f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,

g) Büyük veya küçük baş hayvan hakkında,

h) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,

İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.

(3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

(4) Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.

(5) Hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.

Madde Gerekçesi

Maddede, hırsızlık suçunun nitelikli şekilleri tanımlanmıştır. Bu nitelikli unsurlar, üç fıkra hâlinde tasnif edilmiştir.

Birinci fıkranın (a) bendine göre; hırsızlık suçunun, kime ait olursa olsun, kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.

Eşyanın kurum ve kuruluş veya ibadet yerine ait bulunması veya buralarda özel muhafaza altına alınmış olması koşulu aranmamış, görevlilerin veya ibadet edenlerin özel eşyası hakkında suçun işlenmesi hâlinde de bu nitelikli unsurun oluşacağı kabul edilmiştir.

Kamu yararı veya hizmetine tahsis edilen eşyanın bulunduğu yer önemli değildir.

Fıkranın (b) bendinde, hırsızlık suçunun herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında işlenmesi, suçun diğer bir nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır.

Bina veya etrafı çevrili eklentilerinde yapılan hırsızlığın cezası artırılırken bu gibi yerlere giriş şekline önem verilmemiştir. Tarlada tarım araçlarının korunması için yapılan kulübelerde işlenen hırsızlığın da madde hükmüne girmesi sağlanmıştır. Ancak bina tanımına girmeyen bir yerde, örneğin otomobilde bulunan eşya hakkında muhafaza altına alınma koşulu aranmış; böylece kapıları kilitli olmayan veya camları kapatılmamış bir otomobildeki eşyanın çalınması hâlinde nitelikli hırsızlık kabul edilmemiştir.

Fıkranın (c) bendi ile, halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım araçlarında ve bunların belli kalkış ve varış yerlerinde yani istasyonlarda bulunan eşya korunmaktadır. Bu gibi eşyanın yolcu veya araç personeline ait bulunması, keza yolcu veya personelin beraberinde bulunması gerekli değildir. Kargo ile nakledilen veya araçtan indirilen yahut yüklenmek üzere hazırlanan eşya da bu kapsama alınmıştır. Eşyanın muhafaza altına alınmış olması koşulu aranmamıştır. Aracın türü önemli değilse de, umuma tahsis edilmiş olması zorunludur. Bir vasıtanın umuma tahsis edildiği, bir bedel karşılığında herkes tarafından kullanılabilir olması ile değil, belirli bir yöne giden yolcuları ve eşyayı nakletmesiyle anlaşılır.

Fıkranın (d) bendinde, hırsızlık suçunun bir afet veya genel bir felâketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir. Deprem, sel, su baskını, yangın ve savaş gibi afet veya genel felâketin sebebiyet verebileceği zararları önlemek, bu afet veya felaketlere maruz kalan insanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hazırlanmış olan eşya, bu bent kapsamına giren hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaktadır. Eşyanın bulunduğu yer önemli değildir; bunların bina içerisinde veya açıkta depolanmış olması mümkündür. Bunun gibi, eşyanın afet ve felâket bölgesine gittikten sonra ve henüz afetten zarar görenlere dağıtılmadan önce çalınması hâlinde de bent uygulanacaktır.

Fıkranın (e) bendinde, âdet veya tahsis ve kullanım gereği açığa bırakılmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Tarlalarda bırakılan tarım araçları, inşaat yerine yığılan malzeme, bu kapsama giren eşyaya örnek olarak gösterilebilir. Bunların çalınmalarında kolaylık bulunması, bu nitelikli hâlin kabulünde etken olmuştur.

Fıkranın (f) bendine göre, hırsızlık suçunun elektrik enerjisi hakkında işlenmesi, bir nitelikli hâli oluşturmaktadır. Suçun temadi hâlinde işlenmesi, bu nitelikli hâlin kabulünde etkili olmuştur.

Maddenin ikinci fıkrasında, hırsızlık suçunun birinci fıkraya nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli şekilleri düzenlenmiştir.

İkinci fıkranın (a) bendine göre, hırsızlık suçunun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanılarak işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektirmektedir. Mağdurun trafik kazası geçirmiş olması, aklî veya bedensel bir hastalık veya sakatlıkla malul olması, malını koruyamayacak durumda olmasının örneklerini oluşturmaktadır. Hatta, bir yakınının ölüm haberini almış olmaktan doğan büyük bir üzüntünün neden olduğu bir panik hâlinin de aynı durumu doğurmuş bulunması olanaklıdır.

Kişinin örneğin geçirmiş bulunduğu kaza sonucunda ölmüş olmasından yararlanılarak üzerindeki veya yanındaki eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmiş olması da bu bent kapsamında mütalâa edilmiştir.

Bu bent hükmünün uygulanabilmesi için, kişinin malını koruyamayacak duruma fail tarafından getirilmemiş olması gerekir. Aksi takdirde, duruma göre, yağma suçunun veya bir başka suçu işlemek amacıyla kasten öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.

Fıkranın (b) bendinde, hırsızlığın elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel bir beceriyle işlenmesi hâli öngörülmüştür. Yankesicilik veya kişisel çeviklik ile işlenen hırsızlık hâlleri bendin kapsamına girdiği gibi, bir hayvanı alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılarak işlenen fiiller hakkında da bendin uygulanması sağlanmıştır. Bunun gibi, yoldan giden bir kimsenin çantasını kapıp kaçmak suretiyle işlenen hırsızlık da bu bent kapsamında mütalâa edilmiştir. Ancak, bu son hâlde, direncini kırma amacıyla kişiye karşı cebir kullanılmamalıdır. Aksi takdirde, yağma suçu oluşur.

Fıkranın (c) bendinde hırsızlık suçunun doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir. Kişinin içinde bulunduğu bazı durumlar, eşyası üzerindeki koruma ve gözetimini zayıflatabilir ve hatta ortadan kaldırabilir. Bu durumdan yararlanarak hırsızlık suçu kolaylıkla işlenebilir.

Fıkranın (d) bendinde, hırsızlık suçunun haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle işlenmesi, bir nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Bu nitelikli hâl için önemli olan, hırsızlık suçunun kilit açmak suretiyle işlenmesidir. Kilit, haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle açılmış olabilir. Anahtar, hırsızlık veya yağma suretiyle de elde edilmiş olabilir. Bu durumda iki suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Kilidin, hırsızlığı işlemek veya çalınmış malı başka yere nakletmek amacı ile açılmış olması gerekir. Kilidin muhkem olması şart değildir. Anahtar veya diğer aletlerin, vasıtasız olarak açılması mümkün olmayan bir kilidi açmak için kullanılması lazımdır. Kilidi kırmadan açmaya yarayan her türlü araç, alet sayılır. Sahibinin kilidin üzerinde unuttuğu anahtar çevrilerek kilidin açılması suretiyle hırsızlığın işlenmesi ve çalınacak şeyin herhangi bir aletle yerinden sökülmesi hâllerinde bu bent uygulanmayacaktır.

Fıkranın (e) bendine göre; hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsur oluşturmaktadır.

Fıkranın (f) bendinde bir nitelikli hâl olarak hırsızlık suçunun tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı hâlde resmî sıfat takınarak işlenmesi öngörülmüştür Kişi, kendisini tanınmayacak hâle getirmekle, yakalanmasını önlemek ve böylece cezasız kalmasını sağlamak amacı gütmektedir. Keza, kişinin kamu görevlisi sıfatını takınması suretiyle hırsızlık suçunu işlenmesi hâlinde, bu sıfatın verdiği kolaylıktan yararlanma söz konusudur.

Fıkranın (g) bendine göre; hırsızlık suçunun barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçük baş hayvan hakkında işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsur oluşturmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasında, hırsızlık suçunun sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır cezayı gerektiren hâl olarak tanımlanmıştır. Ancak, hırsızlık suçunun bu nitelikli şeklinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, hapis cezasının yanı sıra adli para cezası öngörülmüştür. Çünkü, bu durumda hırsızlık suçunun işlenmesi suretiyle uğranılan zararın veya elde edilen yararın miktarını tam olarak belirlemek her zaman mümkün olamamaktadır.

Resmen teslim olunan mala elkonulması ve bozulması – Madde 290

(1) Hükmen hak sahiplerine teslim edilen taşınmaz mallara tekrar elkoyan kimseye üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan taşınır malın bu kişinin elinden rızası dışında alınması halinde hırsızlık, cebren alınması halinde yağma, hileyle alınması halinde dolandırıcılık, tahrip edilmesi halinde mala zarar verme suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Kişinin bu malın sahibi olması halinde, verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilir.

Madde Gerekçesi

Madde, hükmen sahiplerine teslim edilen taşınmaz mallara tekrar el atılmasını veya muhafaza edilmek üzere resmî makamlarca, resmen teslim edilen taşınır malların alınması veya tahrip edilmesini veya ortadan kaldırılmasını cezalandırmakta ve böylece aynı zamanda mülkiyet ve zilyetlik haklarını korumakta böylece Devlet otoritesine itaati sağlamak amacını gütmektedir. Suçun koruduğu değer mal değil ve fakat Devletin otoritesidir.

Birinci fıkra, hükmen el çektirilip hak sahiplerine teslim edilen taşınmaz malların tekrar zabt ve işgalini, ikinci fıkra ise, saklanmak üzere başkasına resmen teslim edilen taşınır malların sahibi tarafından alınmasını veya ortadan kaldırılmasını cezalandırmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasında, hükmen hak sahiplerine teslim edilen taşınmaz mallara tekrar elkonulması suç olarak tanımlanmıştır.

İkinci fıkrada ise, muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim edilen taşınır malların alınması veya tahrip edilmesini veya ortadan kaldırılması hâlinde, nasıl cezaya hükmedileceği belirtilmiştir. Keza, bu fıkrada, kişinin bu malın sahibi olması hâlinde verilecek cezada yapılacak olan indirim oranı belirlenmiştir.

Resmen Yediemine Teslim Edilen Hacizli Aracın Sahibi Tarafından Çalınması Halinde Cezada İndirim Yapılır mı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2014/446 Karar No: 2018/37 Karar Tarihi: 13.02.2018

Kararı veren Yargıtay Dairesi: 13. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

İçtihat Metni

Sanık …’in nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 142/2-d, 290/2-son, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 4.500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Erzincan 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2011 gün ve 117-279 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 15.04.2014 gün ve 16564-14129 sayı ile;

“…Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Haksız yere elde bulundurulan anahtar, sahibinin rızası olmaksızın herhangi bir şekilde elde edilen gerçek anahtardır. Anahtarı haksız yere elde bulundurmak, sahibinin kaybettiği anahtarı bulmak, sahibinin sakladığı anahtarı buradan almak, sahibini hataya düşürerek veya çalarak ya da hile ile ele geçirmeyi ifade eder.

Somut olayda; sanık …’in daha önce şirketinde çalışan elemanlarından temin ettiği yedek anahtar ile hacizli aracı çalıştırıp götürmesi şeklindeki eylemi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 290/2. maddesi yollaması ile hırsızlık suçunu oluşturur ise de, anahtarın haksız yere elde bulundurulduğundan bahsedilemeyeceği, bu nedenle eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 142/1-b maddesine uyacağı gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılarak fazla ceza tayini…”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.05.2014 gün ve 312711 sayı ile;

“…Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle suçun işlenmesinde, yasada haksızlığın ne suretle olacağı açık olarak tarif edilmemiş ise de, öğreti ve uygulamada bu husus açıklığa kavuşturulmuş bulunmaktadır. Açılan kilidin anahtarının kolaylıkla bulunması mümkün olmayan şekilde durduğu yerden fail tarafından ele geçirilerek alınması olarak kısaca tarif edilen bu hâlde, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesi itiraz üzerine verdiği bir kararında, dükkân sahibinin kepengini kapatırken akşam üzeri dükkânın önünde unuttuğu otomobil anahtarını ertesi gün burada bulup yakındaki park halinde bulunan aracı çalan sanığın eyleminde anahtarın haksız şekilde ele geçirildiğini kabul etmiştir.

Sanığın firması adına kayıtlı bulunan araç icra müdürlüğünün takip dosyası sebebiyle 06.04.2006 tarihli haciz tutanağı ile anahtarı ve ruhsatı alınarak yediemine teslim edilmiştir. Yapılan haciz işleminin hukuki mahiyeti itibarıyla sanığın artık araç ile irtibatı kesilmiş, araç üzerinde borç ödenene veya haciz kaldırılana kadar hukuki ve fiili hâkimiyeti ortadan kalkmıştır. Yüksek Daireniz, benzer konudaki 06.03.2014 gün 9219-7905 sayılı kararında da sanığın haciz eylemi nedeniyle teslim edilmesi gereken yedek anahtarı alıp aracı götürmesini 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 142/2-d maddesi kapsamında saymıştır. Bu nedenle mahkemenin uygulamasının doğru olup hükmün onanması gerekmektedir.”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 05.06.2014 gün ve 22574-20130 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına ve Özel Dairenin itiraz üzerine verdiği karara göre inceleme, sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 142/1-b maddesi kapsamında mı yoksa aynı Kanunun 142/2-d maddesi kapsamında mı kaldığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

… Gıda Limited Şirketinin ortağı ve yetkili müdürü olan sanığın, adı geçen şirket adına kayıtlı olan ve borç nedeniyle Erzincan 1. İcra Müdürlüğünce haczedilerek yediemin …’ın çalıştığı iş yerinin otoparkına bırakılan suça konu 24 … plakalı aracı, kendisindeki yedek anahtar ile çalıştırıp bulunduğu yerden götürdüğü,

Suça konu aracın, … Gıda Limited Şirketi adına 19.10.2004 tarihinde tescil edildiği ve araç üzerinde İş Bankasına ait aynı tarihli rehin şerhinin bulunduğu,

Erzincan 1. İcra Müdürlüğünce düzenlenen 06.04.2006 tarihli haciz tutanağında; … Gıda Limited Şirketi adına kayıtlı 24 DS 997 plakalı 2005 model aracın, Fırat Yem isimli fabrikanın bahçesinde bulunarak burada fiilen haczedildiği ve aracın anahtarı ile birlikte fabrika çalışanı …’a yediemin olarak teslim edildiği bilgilerine yer verildiği,

18.06.2006 tarihli tutanakta; yediemin …’ın, aracın çalındığı yönündeki müracaatı üzerine yapılan tahkikat sonucunda, suça konu aracın inceleme dışı sanık …’un ikametinin önünde plakaları sökülmüş hâlde bulunduğu, kapı ve kontak bölümünde zorlama izi olmayan aracın, yedek anahtarı ile çalındığı tespitlerinin yapıldığı,

Anlaşılmaktadır.

Mağdur …; yediemin olarak kendisine teslim edilen aracın, çalıştığı fabrikanın bahçesinde kapı ve camları kilitli bir şekilde park halinde bulunduğu sırada çalındığını, aracın kontak anahtarının sürekli kendisinde bulunduğunu, ancak araca ait başka bir anahtar olup olmadığını bilmediğini,

Tanık …; patronu olan sanığa ait suça konu aracı zaman zaman kendisinin kullandığını, söz konusu aracın sanığın arkadaşı olan … tarafından olay tarihinden önce kendisinden alındığını, olay günü ise sanığın isteği üzerine aracın yedek anahtarını tanık …’e verdiğini,

Tanık …; suça konu aracın sanığın yetkilisi olduğu … isimli şirket adına kayıtlı olduğunu, kendisinin de bu şirkette çalıştığını, şirketin iflas etmesi üzerine şehir dışına çıkan sanığın, aracı orijinal anahtarı ile birlikte …’na bıraktığını, sonrasında aracın yedek anahtarının aynı şirkette çalışan … tarafından …’e ulaştırılmak üzere kendisine verildiğini,

Tanık …; sanığın, işçisi vasıtasıyla kendisine bir araba anahtarı gönderdiğini, birkaç gün sonra da yanına gelerek bu anahtarı aldığını, daha sonra gelişen olayları bilmediğini,

İnceleme dışı sanık …; önceden tanıdığı sanığın kendisini telefonla arayarak tarif ettiği yerde bulunan aracını almasını istediğini, bunun üzerine suça konu aracı bulunduğu yerden alıp evine götürdüğünü, aracı aldığı sırada kapılarının açık olduğunu, anahtarın ise şoför koltuğunun üzerinde bulunduğunu, bu anahtarın yedek anahtar olup olmadığını bilmediğini,

İfade etmişlerdir.

Sanık …; yetkili müdürü ve ortağı olduğu … Limited Şirketinin iflas etmesi nedeniyle şehir dışına çıktığını, şirket adına kayıtlı suça konu aracını ise arkadaşı …’na bıraktığını, araç üzerinde banka rehni bulunduğunu, borcunu ödeyemediği için alacaklı banka tarafından icra kanalıyla alınan aracının yediemine teslim edildiğini, tanık …’in aracı nasıl aldığını bilmediğini, atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.

Hırsızlık suçunun basit hâli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 141. maddesinin birinci fıkrasında; “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Hırsızlık suçu; başkasına ait taşınabilir bir malı, sahibinin (zilyed) rızası olmaksızın faydalanmak kastı ile bulunduğu yerden almaktır. Hırsızlık suçunun basit hâlinin oluşması için, başkasına ait taşınabilir eşyanın suçun nitelikli hâllerinde belirtilen şekiller dışında çalınması gerekir.

Suçun nitelikli hâlleri aynı Kanunun 142. maddesinde sayılmış, suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde; herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, ikinci fıkrasının (d) bendinde ise; haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle işlenmesi hâlleri nitelikli hırsızlık suçu olarak yaptırıma bağlanmıştır.

6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 62. maddesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, ilga edilen bendin metni korunmak suretiyle aynı maddenin ikinci fıkrasına (h) bendi olarak eklenmiş, ikinci fıkranın (d) bendine “kilit açmak” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya kilitlenmesini engellemek” ibaresi eklenmiş, birinci fıkradaki “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “üç yıldan yedi yıla kadar hapis” olarak, ikinci fıkradaki “üç yıldan yedi yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım ise “beş yıldan on yıla kadar hapis” olarak değiştirilmiştir.

Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde iki ayrı nitelikli hâl düzenlenmiş olup, birincisi herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olan eşyanın çalınmasıdır. Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için eşyanın, herkesin girebileceği bir yerde bulunmasının yanında, kilitlenmek suretiyle de muhafaza altına alınmış olması gerekir. Madde gerekçesinde, “Ancak bina tanımına girmeyen bir yerde, örneğin otomobilde bulunan eşya hakkında muhafaza altına alınma koşulu aranmış; böylece kapıları kilitli olmayan veya camları kapatılmamış bir otomobildeki eşyanın çalınması hâlinde nitelikli hırsızlık kabul edilmemiştir” denilmek suretiyle bu husus belirtilmiştir. Herkesin girebileceği yerden, cadde, sokak, pazar yeri veya meydan gibi hiçbir sınırlama, engel olmadan kişilerin girme imkânı bulunan kamuya açık yerler anlaşılmalıdır.

Fıkrada belirtilen ikinci nitelikli hâl ise, bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşyanın çalınmasıdır. Bu nitelikli hâlde öngörülen “bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmaktan” anlaşılması gereken, mutlaka belli bir yere kilitlemek ya da gizlemek olmayıp, eşyanın bina veya eklentisi içinde bulundurulmuş olması yeterlidir.

Suç tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 142. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenen hırsızlık suçunun oluşması için; eylemin haksız yere elde bulundurulan gerçek veya taklit anahtar ya da diğer bir aletin anahtar boşluğuna sokulması suretiyle kilit açılarak gerçekleştirilmesi, diğer bir anlatımla kilidin, hırsızlık fiilini işlemek veya çalınmış malı başka bir yere nakletmek amacıyla açılmış olması gerekmektedir. Kilidin muhafaza altına alma görevini yerine getirmesi yeterli olup, ayrıca muhkem olmasına gerek yoktur.

Haksız yere elde bulundurulan anahtar, sahibi ya da zilyedinin rıza ve haberi olmadan herhangi bir şekilde ele geçirilen anahtardır. Suçun, geri verilmek üzere veya başka bir amaçla kullanmak için alınan gerçek anahtarla işlenmesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Ancak, anahtar faile mağdur tarafından verilmiş ve verme iradesi de kilidin açılarak hırsızlık suçunun işlenmesi aşamasında devam ediyor ise bu nitelikli hâl uygulanamayacaktır.

Hırsızlık suçu ile korunan hukuki yarar mülkiyet hakkı ile birlikte zilyetliktir. Kanunda “zilyet” kelimesi ile “başkasına ait” olma kelimesi aynı anda kullanılmıştır. Bu şekilde kanun koyucu, iki farklı hukuki duruma aynı anda yer vererek hırsızlık suçunda zilyetlik ile mülkiyeti ayırmış, her ikisini de koruma altına almıştır.

Hırsızlık suçunun maddi konusu ise başkasına ait taşınır maldır. Bu nedenle malın malikinin bu suçun faili olması mümkün değildir. Ancak bu durumun bir istisnası Türk Ceza Kanunu’nun 290. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.

Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Resmen teslim olunan mala elkonulması ve bozulması” başlığını taşıyan 290. maddesinin ikinci fıkrası;Muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan taşınır malın bu kişinin elinden rızası dışında alınması hâlinde hırsızlık, cebren alınması hâlinde yağma, hileyle alınması hâlinde dolandırıcılık, tahrip edilmesi hâlinde mala zarar verme suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Kişinin bu malın sahibi olması hâlinde, verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilir. şeklinde düzenlenmiş olup, bu özel düzenleme ile malikin kendi malı üzerinde hırsızlık suçunu işleyebileceği kabul edilmiştir.

Suçun konusunu oluşturan “haczedilmiş mal” öğretide; kesinleşmiş bir icra takibine konu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için bu hususta talepte bulunan alacaklı lehine söz konusu alacağı karşılayacak miktar veya değerdeki mala icra dairesi tarafından hukuken el konulması olarak tanımlanmıştır. (Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, İcra İflas Hukuku, Ankara 2010, s; 229)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 290. maddesinin ikinci fıkrasındaki suç, başkasına resmen teslim edilen taşınır mala karşı, diğer bir kimse tarafından işlenilmektedir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, muhafaza edilmek üzere yapılan teslim işinin hukuken geçerli ve yöntemine uygun biçimde gerçekleştirilmiş bulunması gerekir. Suç tarihinde, malı elinde bulunduran muhafızın bu görevinin hukuken sürüyor olması da aranmalıdır. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, C. 6, s. 8531)

Hacizli mal veya “başkasına resmen teslim edilen” malların, malın sahibi dışında üçüncü şahıslar tarafından çalınması hâlinde Türk Ceza Kanunu’nun 290. maddesinin ikinci fıkrası gereği hırsızlık suçuna ilişkin hükümler uygulanacak, rehinli veya hacizli malın sahibi tarafından çalınması hâlinde ise TCK’nın 290. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi gereği, hırsızlık suçu hükümleri uyarınca verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilecektir.

Ayrıca Kanun koyucunun yaptığı atıf ifadesinin; “…suçuna ilişkin hükümler uygulanır” biçiminde olması karşısında, 290. maddenin ikinci fıkrasında diğer suç tiplerine yapılan atıfların, ilgili suç tiplerinin tüm unsurlarına yapılmış olduğunun ve ilgili suç tipinde öngörülen nitelikli hallere de atıf yapıldığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Fiilin niteliğine göre ilgili suçun basit ya da nitelikli şekli ile ceza verilmelidir.(Yaşar-Gökcan-Artuç, s. 8531)

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

… Gıda Limited Şirketinin ortağı ve yetkili müdürü olan sanığın, adı geçen şirket adına kayıtlı olup, borç nedeniyle Erzincan 1. İcra Müdürlüğünce haczedilerek yediemin …’ın çalıştığı iş yerinin otoparkına bırakılan suça konu 24 … plakalı aracı, kendisindeki yedek anahtar ile çalıştırıp bulunduğu yerden götürdüğü olayda; kesinleşmiş icra takibi sonrası haczedilerek yediemine teslim edilen suça konu araç üzerinde borç ödenene veya haciz kaldırılana kadar tasarruf ehliyeti ortadan kalkan sanığın, araca ait tüm anahtarları teslim etmesi gerekirken gizleyip uhdesinde tutmak suretiyle haksız yere elinde bulundurduğu yedek anahtar ile hacizli aracı çalıştırarak götürmek şeklindeki eyleminin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 290. maddesinin 2. fıkrasındaki atfın hırsızlık suçunun nitelikli hâllerini de kapsadığı hususu göz önüne alındığında, aynı Kanunun 142. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde düzenlenen nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının sanık … yönünden kaldırılmasına, hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 13. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmedir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 15.04.2014 gün ve 16564-14129 sayılı bozma kararının sanık … yönünden KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi için Yargıtay 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.02.2018 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.