Hapis Cezasının Ertelenmesi Talebinin Mahkeme Tarafından Gerekçe Gösterilmeden Reddedilmesi

Hizmetlerimiz

Hapis Cezasının Ertelenmesi Talebinin Mahkeme Tarafından Yeterli Gerekçe Gösterilmeden Reddedilmesi - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Av. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Hapis Cezasının Ertelenmesi Talebinin Mahkeme Tarafından Yeterli Gerekçe Gösterilmeden Reddedilmesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Hapis cezasının ertelenmesi – Madde 51

(1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;

a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,

b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,

gerekir.

(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi halinde, infaz hâkimi kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.

(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.

(4) Denetim süresi içinde;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,

mahkemece karar verilebilir.

(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek infaz hâkimine verir.

(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.

(7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar verilir.

(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.

Madde Gerekçesi

Madde metninde ertelemenin hukukî niteliği ve uygulama koşullarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu düzenlemede, erteleme, bir koşullu af olmaktan çıkarılıp, ceza infaz kurumu hâline getirilmiş ve erteleme sadece hapis cezası bakımından öngörülmüştür.

Ertelemede denetim süresi içerisinde hükümlü bakımından söz konusu olabilecek yükümlülükler açısından da bazı yenilikler getirilmiştir. Örneğin erteleme sadece mağdurun değil, kamunun uğradığı zararın da tamamen tazmini koşuluna bağlanabilir hâle getirilmiştir.

Ayrıca, cezanın ertelenmesi hâlinde denetimli serbesti tedbirinin daha etkin bir şekilde uygulanabilmesini sağlamak için Tasarıdaki madde metninde bazı değişiklikler yapılmıştır. Örneğin denetimli serbesti süresi içinde bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine; bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına; ya da, onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, özellikle bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine karar verilebilir.

Getirilen diğer bir yenilik de, denetim süresi içinde hükümlüyle ilgili olarak uzman bir kişinin görevlendirilmesidir. Hükümlüye rehberlik edecek bu uzman kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu        

Esas No: 2017/200 Karar No: 2018/493 Karar Tarihi: 01.11.2018

Özet: Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan ve hükmolunan 2 yıl 1 ay hapis cezasının ertelenmesine engel sabıkası olmayan sanığın yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurulup, pişmanlık duyup duymadığı değerlendirilerek sonucuna göre hapis cezasının ertelenip ertelenmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51/1. maddesi uyarınca fiili işlediği sırada 18 yaşından küçük olan kişiler açısından ertelenebilecek hapis cezasının üst sınırının 3 yıl olduğuna dair açık hüküm gözetilmeksizin hapis cezasının ertelenmemesine ilişkin “Hapis cezasının üst sınırı gereği ertelemeye dair hükmün uygulanmasına yer olmadığı” şeklindeki gerekçenin yasal olmadığı kabul edilmelidir.

İçtihat Metni

Kasten yaralama suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/1, 86/3-e, 87/1-d-son, 29, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Kelkit Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.01.2013 tarihli ve 147-7 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 07.04.2015 tarih ve 31457-12351 sayı ile;

“…Adli sicil kaydında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinde düzenlenen erteleme hükümlerinin uygulanmasına engel sabıkası bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden erteleme hükümlerinin uygulanmaması”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Direnme Kararı

Kelkit Asliye Ceza Mahkemesi ise 25.03.2016 tarih ve 164-102 sayı ile;

“…Her ne kadar mahkememizce SSÇ hakkında ‘Yaralama’ suçundan verilen 2 yıl 1 ay hapis cezası hükmü, Yargıtayca, adli sicil kaydında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinde düzenlenen erteleme hükümlerinin uygulanmasına engel sabıkası bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden erteleme hükümlerinin uygulanmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuş ise de; erteleme hükümlerinin düzenlendiği TCK’nın 51/1. maddesi gereğince erteleme hükümlerinin uygulanabilmesi için verilecek cezanın miktarının üst sınırının 2 yıl olması gerektiği, bu bağlamda mahkememizce bozma öncesinde verilen hükümde sonuç ceza miktarının bu sınırı geçtiği anlaşıldığından Yargıtay bozma kararı yasaya uygun görülmediği”

gerekçesiyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.

Direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.06.2016 tarihli ve 245344 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 1012-742 sayı ile; 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 28.02.2017 tarih ve 559-1996 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olup inceleme sanık hakkında kasten yaralama suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihinde 18 yaşından küçük olan sanık hakkında kasten yaralama suçundan hükmolunan 2 yıl 1 ay hapis cezasının ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir

İncelenen dosya kapsamından;

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesince katılan … hakkında düzenlenen 09.09.2011 ve 21.09.2011 tarihli raporlarda; katılanın göğüs sol 4-5 interkostal aralıkta 3X1 cm boyutlarında penetran giriş deliği bulunduğu, solda yoğun hemotoraks olduğu, katılanda meydana gelen yaralanmanın yaşamsal tehlikeye yol açtığı ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığının ifade edildiği,

Kelkit Devlet Hastanesince sanık hakkında düzenlenen 29.08.2011 tarihli raporda; sanığın sırtında ve omzunda basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte sıyrıklar bulunduğunun belirtildiği,

Erzurum Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen 22.09.2011 tarihli uzman raporunda; tetkik için gönderilen 8,7 cm uzunluğunda, sırtı küt ve meyilli, tek ağızlı, oluklu, toplam uzunluğu 20,5 cm olan bıçağın açılmasını sağlayan ve namluyu sapa sabit hâle getiren susta tertibatının sağlam ve işler durumda olduğu, bıçağın 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliği haiz sustalı bıçaklardan olduğu bilgilerine yer verildiği,

Katılan …’in; İstanbul’da ikamet ettiğini, sanıkla aynı kızı sevmeleri nedeniyle, sanığın telefonla arayarak kendisine hakaret ettiğini, “Köye gelme, seni öldüreceğim” şeklindeki sözlerle kendisini tehdit ettiğini, 28.08.2011 tarihinde İstanbul’dan Gümüşhane ili, Kelkit ilçesinde bulunan Sadak köyüne ailesi ile birlikte geldiklerini, 4-5 saat sonra sanığın kendisini telefonla arayarak köy içerisinde buluşmaya çağırdığını, olay yerine gittiğinde sanığın kendisine saldırıp yumrukla yüzüne vurduğunu, arkadaşı tanık …’in kendilerini ayırdığını, dönüp gideceği sırada sanığın bıçakla göğsüne vurduğunu, Muhammet Keleş’in sanığa engel olduğunu, …’in de sanığın elinden bıçağı alarak fırlattığını, sanığın bu sırada “Bırakın onu öldüreceğim” diye bağırdığını,

Tanık …’in; katılanla uzaktan akraba olduklarını, olay günü saat 21.00 sıralarında iftardan sonra katılanla birlikte köy kahvehanesine giderken sanığın küfrederek katılanı yanına çağırdığını, katılanın sanığın yanına gittikten sonra “Elinde bıçak var, yandım anam” diye bağırarak yere yığıldığını, hemen yanlarına gittiğini, sanığın elinden aldığı bıçağı yol kenarına savurduğunu, sanığın yürüyerek olay yerinden uzaklaştığını,

İfade ettikleri,

Sanık …’in Cumhuriyet Başsavcılığında; Sadak köyünde ikamet ettiğini, katılanla akraba olduklarını, olay günü katılan ve tanık İshak’la köy içerisinde karşılaştığını, kendisinin sevdiği kızı katılan …’in de sevdiğini, bu yüzden tartıştıklarını, katılanın kendisine hakaret edip yumruk attığını, tanık İshak’ın da kendisine yumrukla vurduğunu, aldığı darbelerle gözünün karardığını, korkutmak maksadıyla cebinde taşıdığı bıçağı çıkardığını, amacının yaralamak olmadığını, katılan ve İshak’ın birlikte üzerine doğru geldiklerini, bir anlık heyecan sonucu elindeki bıçağın katılanın karnına saplandığını, bıçağın katılanın bacağına geleceğini düşündüğünü, tanık İshak’ın bıçağı elinden aldığını ve harman yerine savurduğunu, katılanın arkadaşı olduğunu, çobanlık yaptığı için bıçak taşıdığını, pişman olduğunu,

Sorguda; katılan ve yanındaki tanık İshak’ın üzerine yürümeleri nedeniyle onları korkutmak için elindeki bıçağı salladığını, katılanın yaralandığını, yaralama kastının bulunmadığını,

Mahkemede; sevdiği kızla görüşmemesi için olay günü katılanın kendisine hakaret ettiğini, katılanın attığı yumrukla yere yığıldığını, bu sırada taşıdığı bıçağın yere düştüğünü, katılanı korkutup üzerine gelmemesi için bıçağı salladığını, kendisini savunmak maksadıyla hareket ettiğini, suçsuz olduğunu,

Savunduğu,

Yerel Mahkemece, olay tarihinde 18 yaşından küçük olan ve adli sicil kaydı bulunmayan sanık hakkında hükmolunan 2 yıl 1 ay hapis cezasının TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken, “Hapis cezasının üst sınırı gereği ertelemeye dair hükmün uygulanmasına yasal olarak yer olmadığına” şeklinde gerekçe gösterildiği,

Anlaşılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hapis cezasının ertelenmesi” başlıklı 51. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;

a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,

b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,

Gerekir…”

Buna göre, iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezasının ertelenebileceği, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olanlar bakımından ise bu sürenin üst sınırının üç yıl olduğu belirtilmiş, ancak erteleme kararının verilebilmesi;

1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,

2- Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,

Şartlarına bağlanmıştır.

Bu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmekle birlikte, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûmiyet, hapis cezasının ertelenmesine kanuni engel oluşturmaktadır. Bu durumda ayrıca kişinin suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması şartının değerlendirilmesine gerek olmayacaktır. Birinci şartın gerçekleştiği hâllerde ise, cezanın ertelenmesine karar verilebilmesi için, kişinin suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekmektedir. Anılan Kanun maddesi uyarınca, yalnızca hapis cezalarının ertelenmesi mümkün olup hapis cezasından çevrilen veya doğrudan verilen adli para cezalarının ertelenmesi imkânı bulunmamaktadır.

07.06.1976 tarihli ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu karara uyum gösteren Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, “erteleme” cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören bir şahsileştirme kurumudur. Hapis cezasının ertelenmesine veya ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken mahkemece gerekçe gösterilmeli ve bu gerekçe dosyada bulunan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır. Gerekçenin bu niteliği keyfîliği önlemek ve tarafları tatmin etmek özelliklerini de taşır. Zira kanuni, yeterli ve dosya kapsamıyla uyumlu bulunmayan bir gerekçeye dayanılarak erteleme hükmünün uygulanmaması, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine de aykırı olup, uygulamada keyfîliğe yol açabilecektir.

Mahkemece, hapis cezasının ertelenip ertelenmeyeceğine ilişkin takdir kullanılırken, sanığın yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak pişmanlık duyup duymadığı değerlendirilmeli ve tekrar suç işleyip işlemeyeceği hususundaki kanaat buna göre belirlenmelidir. Diğer taraftan yerel mahkemece gösterilen gerekçenin hak, adalet ve nefaset kuralları ile dosya kapsamıyla uyumlu olup olmadığının Yargıtay denetimine tabi olacağında da şüphe bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan ve hükmolunan 2 yıl 1 ay hapis cezasının ertelenmesine engel sabıkası olmayan sanığın, yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak, pişmanlık duyup duymadığı değerlendirilerek sonucuna göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesindeki erteleme hükmünün uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerekirken, TCK’nın 51/1. maddesi uyarınca fiili işlediği sırada 18 yaşından küçük olan kişiler açısından ertelenebilecek hapis cezasının üst sınırının 3 yıl olduğuna dair açık hüküm gözetilmeksizin sanık hakkında hükmolunan 2 yıl 1 ay hapis cezasının ertelenmemesine ilişkin olarak “Hapis cezasının üst sınırı gereği ertelemeye dair hükmün uygulanmasına yer olmadığı” şeklinde gösterilen gerekçenin yasal olmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, suç tarihinde 18 yaşından küçük olan sanık hakkında kasten yaralama suçundan hükmolunan 2 yıl 1 ay hapis cezasının ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken yasal gerekçe gösterilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2015/1165 Karar No: 2018/446 Karar Tarihi: 18.10.2018

Özet: Hükmolunan hapis cezasının ertelenmesine engel sabıkası olmayan, her iki oturuma da katılan, suçu işledikten sonra pişmanlık göstermediğine ilişkin bir beyanı ya da dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı bulunmayan sanığın yargılama sürecindeki davranışları ve pişmanlık duyup duymadığı değerlendirilerek sonucuna göre TCK’nın 51. maddesindeki erteleme hükmünün uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerekirken, duruşmadaki hâli olumlu değerlendirilip hakkında TCK’nın 62. maddesi uyarınca takdiri indirim hükmü uygulanan sanıkla ilgili hapis cezasının ertelenmemesine ilişkin olarak gösterilen “…Sanığın mahkemece müşahede edilen geçmiş hâli ve suç işleme eğilimi nazara alınarak cezasının tecili halinde ileride suç işlemekten çekineceği yolundan mahkememize müspet kanaat gelmediği…” şeklindeki gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı gibi takdiri indirim uygulanmasına dair gerekçe ile de çeliştiği kabul edilmelidir.

İçtihat Metni

Kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında, yapılan yargılama sonucunda sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/1, 87/1-c, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 7. Çocuk Mahkemesince verilen 11.03.2014 tarihli ve 400-158 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 06.05.2015 tarih ve 41564-16136 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.06.2015 tarih ve 228694 sayı ile;

“…Mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu tartışılırken ‘Mağdurun zararının giderilmemiş olması, SSÇ’nin kişilik özellikleri, mağdurun ısrarla şikâyetçi oluşu göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkememizde müspet kanaat oluşmaması nedeniyle hakkında CMK’nın 231. maddesinin tatbikine yer olmadığına’ şeklindeki gerekçeyle anılan kurum uygulama dışı bırakılmıştır. Mahkeme ‘sanığın suç işleme eğilimi’ konusundaki menfi kanaatini, mağdurun oluşan zararına, ısrarla şikâyetçi oluşuna ve sanığın kişilik özelliklerine bağlamıştır. Bu hususları tek tek irdelemek gerekirse; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunda bahsi geçen zarar maddi zarar ile sınırlıdır. Ekonomik zararın dışında kalan manevi zarar bu kapsam dahilinde değildir. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu da birçok kararında bu hususu vurgulamıştır. Kamu davasına konu somut olayda mağdur hakkında doktor raporları tanzim olunmuş, ancak bu raporlar konusunda mağdurun ekonomik yönden bir zararının oluştuğu konusunda dosya kapsamında bir bilgi ve belge bulunmadığı gibi mağdurun da maddi zararının oluştuğu yönünde bir iddiası bulunmamaktadır. Bu itibarla mahkemece mağdurun zararının giderilmediği konusundaki gerekçe dosya kapsamıyla uyumlu değildir. Yine mağdurun ısrarla şikâyetçi oluşu ise CMK’nın 231/6. maddesinde öngörülen ve mahkemece bu kurumun tartışılmasında kullanılacak bir kriter olmadığı cihetle anılan kurumunun tatbikinin değerlendirilmesinde gerekçe olarak kullanılması yasal değildir. Mahkemenin sanığın kişilik özellikleri konusundaki kanuni terimin tekrarı ise yine dosya kapsamıyla uyumlu görünmemektedir. Zira sanığın adli sicil kaydı bulunmadığı gibi sosyal ilişkileri ve yargılama sürecindeki davranışları da olumlu bulunarak hakkında TCK’nın 62/1. maddesi tatbik olunup cezasında indirim yapılması yoluna gidilmiştir. Bu itibarla mahkemece dosya kapsamına uygun düşmeyen ve yasal olmayan gerekçelerle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulama dışı bırakıldığı düşünülmektedir.

Yine mahkemece erteleme kurumunun karar yerinde tartışılması sırasında ‘SSÇ’nin mahkemece müşahede edilen geçmiş hâli ve suç işleme eğilimi nazara alınarak cezasının tecili hâlinde ileride suç işlemekten çekineceği yolunda mahkememize müspet kanaat gelmediğinden cezasının teciline yer olmadığına’ şeklindeki gerekçeyle anılan kurum uygulama dışı bırakılmıştır. Yerel Mahkeme burada suç işleme eğilimini ‘suça sürüklenen çocuğun geçmiş hâline dayandırmaktadır. Ancak yukarıda bahsedildiği şekilde sanığın kasıtlı bir suçtan mahkûmiyete ilişkin tek bir adli sicil kaydı dahi bulunmamaktadır. Yine sosyal ilişkileri ve yargılama sürecindeki davranışları mahkemece olumlu bulunarak hakkında TCK’nın 62. maddesi tatbik olunmuştur. Hakkında sosyal inceleme raporu da alınmayan sanığın geçmiş hâlini olumsuz olarak değerlendirilmesine sebebiyet verecek ve suç işleme eğiliminin bulunduğuna kanaat getirilmesi sonucunu doğuracak herhangi bir veri dosya kapsamında mevcut değildir. Bu itibarla mahkemece erteleme kurumunun uygulama dışı bırakılmasında bahsedilen gerekçenin de dosya kapsamı ile usul ve yasaya uygun düşmediği değerlendirilmektedir.

İzah olunmaya çalışılan bu gerekçelerle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme kurumlarının CMK’nın 231/6 ve TCK’nın 51/1. maddesinde sayılan koşullar yöntemine uygun şekilde tartışılıp dosya kapsamına ve yasaya uygun gerekçelerle sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçelerle anılan kurumların uygulama dışı bırakılmasına dair mahkeme hükmünün usul ve yasaya uygun düşmediği, bu itibarla Yüksek 3. Ceza Dairesince anılan hükmün bozulması yerine onanmasına karar verilmesinde isabet bulunmadığı düşünülmektedir.”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 21.10.2015 tarih ve 20852-29312 sayı ile, itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

Yerel Mahkemece, sanık hakkında;

1- CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması,

2- TCK’nın 51. maddesinde düzenlenen hapis cezasının ertelenmesi,

Hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken, yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediğinin belirlenmesine ilişkin olup ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin uygulanmama gerekçesinin TCK’nın 62. maddesi uygulanırken gösterilen gerekçe ile çelişip çelişmediği de değerlendirilmiştir.

İncelenen dosya kapsamından;

İstinye Devlet Hastanesince şikâyetçi hakkında 19.08.2013 tarihinde düzenlenen raporda; şikâyetçinin dudağında ciltten mukozaya doğru uzanan dışta 2 cm, içeride 4 cm uzunluğunda kesi bulunduğu, ön üst dişte hafif malpozisyon olduğunun ifade edildiği,

Adli Tıp Kurumu İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 05.12.2013 tarihli raporda; üst dudak solda 1,5X0,5 cm ebadındaki yumuşak doku lezyonuna neden olan yaralanmanın şahsın yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, yüzde sabit iz niteliğinde olduğu bilgilerine yer verildiği,

Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen 23.12.2013 tarihli raporda; kavga sırasında yumrukla dudağından yaralandığını bildiren şikâyetçinin üst dudakta, sol tarafta 1,5 cm uzunluğunda ciltten açık renkli, çökük, kıl folikülü bulunmayan oblik seyirli nedbe saptandığı, yüz sınırları içerisinde tespit edilen yara izinin belirli bir mesafeden, belirgin bir dikkat sarf etmeden, ilk bakışta fark edildiğine göre, yüzde sabit iz niteliğinde olduğunun belirtildiği,

İstinye Devlet Hastanesince düzenlenen 19.08.2013 raporda; sanık …’ın vücudunda darp – cebir izi bulunmadığının bildirildiği,

Şikâyetçi … kollukta; olay günü evinin yanındaki parkta arkadaşları ile basketbol oynadığı sırada, öteden beri kendisine sataşan sanığın bir süre kendisini izlediğini, daha sonra arkasına dolanıp şortunu indirdiğini, sanığın bu davranışına sinirlendiğini ancak bir şey söylemediğini, üzerine gelen sanıkla itişmeye başladıklarını, arkadaşı tanık Mehmet Kaan Akıncı’nın sanıkla kendisini ayırdığını, sanığa arkasını döndüğü esnada sanığın birden yüzüne yumrukla vurarak kendisini yaraladığını, arkadaşlarının tuttuğu taksiyle hastaneye götürüldüğünü, sanıktan şikâyetçi olduğunu, uzlaşmak istemediğini,

Mahkemede; basketbol oynadığı sırada sanığın gelip şortunu indirdiğini, sinirlenmesine karşın ses çıkarmadığını, sanığın gülüşmeleri uzayınca tartışma çıktığını, sanığın kendisine zarar vermesini engellemek için başını koltuk altına sıkıştırdığını, arkadaşlarının sanıkla kendisini ayırdıklarını, sanığın yüzüne yumruk atarak kendisini yaraladığını,

Tanık …; şikâyetçi ile birlikte basketbol oynadıkları sırada sanığın şikâyetçinin arkasına geçerek şortunu indirdiğini, daha sonra şikâyetçi ile dalga geçmeye başladığını, bunun üzerine şikâyetçinin sanığı ittiğini, araya girdiklerini, sanığın şikâyetçiye yumruk attığını, ağzı kanayan şikâyetçiyi hastaneye götürüp babasına haber verdiklerini,

Tanık Ömer Şamil Sönmez; sanığın şikâyetçinin şortunu indirdiğini, tartışma çıktığını, tartışmanın kavgaya dönüşmesi ile sanıkla şikâyetçiyi ayırmaya çalıştıklarını, bu sırada sanığın salladığı yumruğun şikâyetçinin yüzüne geldiğini,

İfade ettiği,

Sanık … Cumhuriyet savcılığında; şikâyetçi ile arkadaş olduklarını, olay günü basketbol sahasında şakalaşırken şikâyetçinin şortunu indirdiğini, şikâyetçinin kızdığını, başını koltuğunun altına sıkıştırdığını, kurtulmak için elini kolunu savurduğunu, dirseğinin veya yumruğunun şikâyetçinin yüzüne değmiş olabileceğini, yaralamak kastıyla vurmadığını, suçsuz olduğunu,

Mahkemede; basketbol oynadıkları sırada şikâyetçiden topu istediğini, vermeyince meydana gelen çekiştirme sırasında şikâyetçinin şortunun indiğini, gülüştüklerini, sinirlenen şikâyetçinin başını koltuğunun altına sıkıştırdığını, başı veya dirseğinin şikâyetçinin yüzüne geldiğini, kasten vurmadığını,

Savunduğu,

Sanık hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında, yapılan yargılama sonucu İstanbul 7. Çocuk Mahkemesince, sanığın TCK’nın 86/1, 87/1-c, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği,

Adli sicil kaydı bulunmayan sanığın yapılan iki oturuma da katıldığı,

Sanığın dosyaya yansıyan, pişmanlık göstermediğine ilişkin bir beyanı ile olumsuz bir davranışının bulunmadığı,

Yerel mahkemece, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına, hükmolunan hapis cezasının TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesine yer olmadığına karar verildiği,

CMK’nın 231. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin; “…Mağdurun zararının giderilmemiş olması, sanığın kişilik özellikleri, mağdurun ısrarla şikâyetçi oluşu göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkememizde müspet kanaat oluşmaması” şeklinde, TCK’nın 51. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin ise; “…Sanığın mahkemece müşahede edilen geçmiş hâli ve suç işleme eğilimi nazara alınarak cezasının tecili hâlinde ileride suç işlemekten çekineceği yolunda mahkememize müspet kanaat gelmediğinden…” biçiminde gösterildiği,

Sanığın sosyal ilişkileri ve yargılama sürecindeki davranışları lehine takdiri indirim sebebi kabul edilerek TCK’nın 62. maddesi gereğince cezasından indirim yapıldığı,

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konularının sırayla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.

1- Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediği;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarih ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.

Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna “sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez” cümlesi, 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde yer alan düzenlemeler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;

1) Suça ilişkin olarak;

a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,

b- Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,

2) Sanığa ilişkin olarak;

a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,

b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,

c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,

Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hâkim tarafından her olayda resen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkân verecek biçimde kararda gösterilmelidir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından biri, suçun işlenmesi ile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada kastedilen maddi zarar olup manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Objektif şartlardan diğeri, sanığın suç tarihinden önce kasıtlı bir suçtan cezalandırılmamış olmasıdır. Daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmakla birlikte adli sicilden silinme şartları oluşmuş mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kanuni engel oluşturmayacak, ancak bu durum, sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirleme yönünden mahkemece değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 23.01.2018 tarihli ve 962-16 sayılı, 28.02.2017 tarihli ve 896-111 sayılı kararlarında da, kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden yargı makamlarınca değerlendirmeye tabi tutulabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır. Ancak, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki değerlendirmenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi ve bu gerekçenin hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi, ertelenmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile çelişmemesi gerekir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Yerel mahkemece; “Mağdurun zararının giderilmemiş olması, sanığın kişilik özellikleri, mağdurun ısrarla şikâyetçi oluşu göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkememizde müspet kanaat oluşmaması” şeklindeki gerekçe ile sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin uygulanmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, sanığın kişilik özelliklerinin değerlendirmeye tabi tutularak ve tekrar suç işlemeyeceği konusunda kanaat oluşmaması nedeniyle hakkında CMK’nın 231. maddesi uygulanmadığı anlaşıldığından, bu konuda gösterilen gerekçenin dosya muhtevasına uygun, denetime elverişli, yasal ve yeterli olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının bu uyuşmazlık yönünden reddine karar verilmelidir.

2- Hapis cezasının ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediği;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hapis cezasının ertelenmesi” başlıklı 51. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;

a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,

b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,

Gerekir…”

Buna göre, iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezasının ertelenebileceği, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olanlar bakımından ise bu sürenin üst sınırının üç yıl olduğu belirtilmiş, ancak erteleme kararının verilebilmesi;

1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,

2- Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,

Şartlarına bağlanmıştır.

Bu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmekle birlikte, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûmiyet, hapis cezasının ertelenmesine kanuni engel oluşturmaktadır. Bu durumda ayrıca kişinin suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması şartının değerlendirilmesine gerek olmayacaktır. Birinci şartın gerçekleştiği hâllerde ise, cezanın ertelenmesine karar verilebilmesi için, kişinin suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekmektedir. Anılan Kanun maddesi uyarınca, yalnızca hapis cezalarının ertelenmesi mümkün olup hapis cezasından çevrilen veya doğrudan verilen adli para cezalarının ertelenmesi imkânı bulunmamaktadır.

07.06.1976 tarihli ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu karara uyum gösteren Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, “erteleme” cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören bir şahsileştirme kurumudur. Hapis cezasının ertelenmesine veya ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken mahkemece gerekçe gösterilmeli ve bu gerekçenin dosyada bulunan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olması, aynı zamanda hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile de çelişmemesi gerekir. Gerekçenin bu niteliği keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek özelliklerini de taşır. Zira kanuni, yeterli ve dosya kapsamıyla uyumlu bulunmayan bir gerekçeye dayanılarak erteleme hükmünün uygulanmaması, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine de aykırı olup uygulamada keyfiliğe yol açabilecektir.

Mahkemece, hapis cezasının ertelenip ertelenmeyeceğine ilişkin takdir kullanılırken, sanığın yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak pişmanlık duyup duymadığı değerlendirilmeli ve tekrar suç işleyip işlemeyeceği hususundaki kanaat buna göre belirlenmelidir. Diğer taraftan yerel mahkemece gösterilen gerekçenin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dosya kapsamıyla uyumlu olup olmadığının Yargıtay denetimine tabi olacağında da şüphe bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Hükmolunan hapis cezasının ertelenmesine engel sabıkası olmayan, her iki oturuma da katılan, suçu işledikten sonra pişmanlık göstermediğine ilişkin bir beyanı ya da dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı bulunmayan sanığın, yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak ve pişmanlık duyup duymadığı değerlendirilerek sonucuna göre TCK’nın 51. maddesindeki erteleme hükmünün uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerekirken, duruşmadaki hâli olumlu değerlendirilip hakkında TCK’nın 62. maddesi uyarınca takdiri indirim hükmü uygulanan sanıkla ilgili hapis cezasının ertelenmemesine ilişkin olarak “…Sanığın mahkemece müşahede edilen geçmiş hâli ve suç işleme eğilimi nazara alınarak cezasının tecili halinde ileride suç işlemekten çekineceği yolundan mahkememize müspet kanaat gelmediği…” şeklinde gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı ve takdiri indirim uygulamasına dayanılan gerekçe ile de çeliştiği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık yönünden kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, yasal olmayan, yetersiz ve çelişkili gerekçeyle erteleme hükmünün uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.