Dava ve Haklarından Feragat eden Davacı Hata ve Hile Nedeniyle Feragatin Feshini Talep Edebilir mi

Hizmetlerimiz

Dava ve Haklarından Feragat eden Davacı Hata ve Hile Nedeniyle Feragatin Feshini Talep Edebilir mi - Kayseri Ticaret Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Hata ve Hile Nedeniyle Feragatin Feshi Talep Edilebilir mi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

Davadan feragat – Madde 307

(1) Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir.

Feragat ve kabulün şekli – Madde 309

(1) Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.

(2) Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir.

(3) Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir.

(4) Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır.

Feragat ve kabulün zamanı – Madde 310

(1) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.

(2) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir.

(3) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.

Feragat ve kabulün sonuçları – Madde 311

(1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

Sigortanın kapsamı – Madde 1409

(1) Sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumludur.

(2) Sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir.

Riziko gerçekleştiğinde – Madde 1446

(1) Sigorta ettiren, rizikonun gerçekleştiğini öğrenince durumu gecikmeksizin sigortacıya bildirir.

(2) Rizikonun gerçekleştiğine ilişkin bildirimin yapılmaması veya geç yapılması, ödenecek tazminatta veya bedelde artışa neden olmuşsa, kusurun ağırlığına göre, tazminattan veya bedelden indirim yoluna gidilir.

(3) Sigortacı rizikonun gerçekleştiğini daha önce fiilen öğrenmişse, ikinci fıkra hükmünden yararlanamaz.

Dava ve Haklarından Feragat eden Davacı Hata ve Hile Nedeniyle Feragatin Feshini Talep Edebilir mi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/17-1946 Karar No: 2019/27 Karar tarihi: 29.01.2019

Özet: Her ne kadar, davacı vekili, müvekkilinin aracını bulduğunu zannederek bu dilekçeyi davalı … şirketine verdiğini, daha sonra aracın kendisine ait olmadığının soruşturma sonucu anlaşıldığını iddia etmişse de, davacının 19.01.2012 tarihinde Esiroğlu Jandarma Karakol Komutanlığına aracını bulduğuna yönelik müracaatı, davacının sigorta şirketine sunduğu 19.12.2011 tarihli feragat dilekçesinden çok daha sonradır. Eş anlatımla feragat dilekçesi vermesinden yaklaşık bir ay sonra aracını bulduğunu Esiroğlu Jandarma Karakoluna bildirmiştir. Bu durumda davacının feragat dilekçesi vermesinin, aracını bulduğunu düşünmesinden kaynaklanmadığı, ayrıca feragat iradesini sakatlayan başka bir unsurun da iddia ve ispat edilemediği açıktır. O hâlde; tüm bu nedenler gözetilerek davanın reddine karar verilmelidir.

(6102 S. K. m. 1409) (YHGK 13.04.2005 T.2005/11-242 E. 2005/249 K.) (YHGK 29.04.2009 T. 2009/13-76 E. 2009/120 K.) (YHGK 29.04.2009 T. 2009/12-112 E. 2009/126 K.)

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 20.03.2014 tarihli ve 2013/12 E., 2014/85 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 07.07.2014 tarihli ve 2014/12872 E., 2014/10852 K. sayılı kararı ile;

“…Davacı vekili, müvekkiline ait, davalıya kasko sigortalı aracın çalındığını, başvuruya rağmen davalı … şirketinin ödeme yapmadığını belirterek şimdilik 10.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile tazminat taleplerini 14.058,17 TL’ye yükselttiklerini bildirmiştir.

Davalı vekili, dava açılmadan önce davacının araca ilişkin tüm hak ve alacaklarından feragat ettiğini müvekkil şirkete bildirdiğini, feragat nedeniyle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının, aracının bulunduğunu zannederek davalı … şirketine feragat dilekçesi sunduğu, davacının gerçek iradesini yansıtmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 14.058,17 TL’nin davacının davalıya başvuru süresi ve vermiş olduğu ek süre de dikkate alınarak 19.11.2012 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Davacı, 16/11/2011 tarihinde aracının park ettiği pazar yerinden çalındığını ileri sürerek karakola müracaat etmiş, davalı … şirketine olayla ilgili ihbarda bulunmuştur. Davacı, henüz araç bulunmadan ve kendisine davalı … tarafından ödeme yapılmadan, sigorta şirketine sunduğu 19/12/2011 tarihli dilekçede “…Aracımın 16/11/2011 tarihinde çalınmasıyla ilgili olarak kaskodan yararlanmak için şirketinize başvurulmuş ve bu hususta 2011/63135592 sayılı dosya açılmıştır. Ancak gördüğümüz lüzum üzerine aracım ile ilgili olarak talep ettiğim tüm hak ve alacaklarımdan feragat ediyorum. Tüm bu sebeplerle dosyanın işlemden kaldırılmasını saygı ile arz ederim.” şeklinde beyanda bulunmuştur. Her ne kadar, davacı vekili, müvekkilinin aracını bulduğunu zannederek bu dilekçeyi davalı … şirketine verdiğini, daha sonra aracın kendisine ait olmadığının soruşturma sonucu anlaşıldığını iddia etmişse de, davacının, kendisinin olduğunu iddia ettiği araç ile ilgili müracaatı 19/01/2012 tarihinde Esiroğlu Jandarma Karakol Komutanlığı’na yaptığı ve aracını o gün bir şahısta gördüğünü, incelediğini, plakasının farklı olduğunu ancak aracı bazı yerlerinden tanıdığını, bu aracın kendisinin olduğunu iddia ettiği görülmüştür. Görüldüğü üzere, davacının aracını bulduğuna yönelik karakol müracaatı, davacının sigorta şirketine sunduğu feragat dilekçesinden çok daha sonradır. Bu durumda mahkemece, davacının feragat dilekçesinin, aracını bulduğunu zannetmesinden kaynaklanmadığı, iradesini sakatlayan başka bir unsurun da iddia ve ispat edilemediği gözetilerek feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkete kasko sigorta sözleşmesi ile sigortalanan aracının 16.11.2011 tarihinde çalındığını, konu ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma esnasında bulunan araçta yapılan teknik inceleme sonucu bu aracın müvekkiline ait olmadığının anlaşıldığını, davalı … tarafından hasar dosyası açılmasına rağmen müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadan dosyanın kapatıldığını, poliçe bedelinin ödenmesi konusunda davalı şirkete noter aracılığıyla yapılan ihtarnameye de olumlu cevap verilmediğini ileri sürerek aracın 16.11.2011 tarihi itibari ile tespit edilecek değeri için şimdilik 10.000,00TL’nin olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş iken; ıslah dilekçesi ile 14.058,17TL’nin 13.11.2012 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; davacının kasko sigortası genel şartlarının B.1.5 ve B.1.7 maddelerine aykırı davrandığını, öte yandan davacının poliçe kapsamında tüm hak ve alacaklarından feragat ettiğinden ve dosyanın işlemden kaldırılmasını talep ettiğinden feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece; davacı tarafça hasar dosyasına gönderilen feragatin davacıya ait aracın bulunduğunun haber verilmesi üzerine Maçka Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan hazırlık soruşturmasında aslında davacıya ait olmadığı anlaşılan başka bir aracın davacının aracıymış gibi ilişkilendirilmesi sebebiyle verildiği ve bu sebeple verildiği bildirilen feragatin davacının gerçek iradesini yansıtmadığı, bir kısım kasko primler iade edildiğinden ve davacının ıslah dilekçesinde de bu yönde talebi olduğundan aracın çalınma tarihindeki kasko bedelinden bu miktarın düşüldüğü ve temerrüt tarihinin hesabında da ihtarla verilen ek sürelerin nazara alındığı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle dilekçe mahiyeti incelendiğinde, feragatin sebebinin net olarak belirtilmediği ancak hayatın olağan akışı dikkate alındığında, talepleri karşılanmayan bir kişinin haklarından feragat ettiğine ilişkin beyanda bulunmasının makul karşılanamayacağı, aksi yöndeki iddiaların davalı konumunda bulunan sigorta şirketi tarafından ispat edilmesi gerektiği, davalı şirketçe bu yönde herhangi bir ispat vasıtasının dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı dikkate alındığında davacının davalı … şirketine sunduğu feragat dilekçesinin hata nedeni ile geçersiz kabul edilip edilemeyeceği ve burada varılacak sonuca göre feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.

Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma hâlinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1409/1 maddesi uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasa’nın 1409/2 maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi hâlinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hâllerden olması gerekmektedir.

İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı Kasko Poliçesi Genel Şartlarının 1.5 maddesi ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1446. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı olacak şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan rizikonun teminat içinde imiş gibi ihbar ederse, ispat külfeti yer değiştirip, oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfeti sigortalıya geçer.

Görüldüğü gibi, rizikonun gerçekleştiğini ve gerçekleşen bu rizikonun teminat kapsamı içinde kaldığını sigortalı ispatlamak zorunda iken; kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddia ise sigortacı tarafından kanıtlanmalıdır.

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 16.02.1998 tarihli ve 1998/11-872 E., 1998/905 K. sayılı kararında benimsenmiştir.

Genel ilkelere bu şekilde yer verdikten sonra, ilke olarak feragat beyanının niteliği üzerinde de durulmalıdır.

Davaya son veren taraf işlemlerinden biri olan feragat, davanın taraflarından birinin (davacının) netice-i talebinden vazgeçmesidir. Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi (Mülga HUMK. m.79), açmış olduğu bir davayı da sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Usul hukukumuzda kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar her davadan feragat edilebilir. Ancak bazı istisnai hâllerde feragat davayı sona erdirmez.

Feragat yalnız mevcut davadan değil, o dava ile istenen haktan da vazgeçme anlamına gelmektedir. Davadan feragat neticesinde feragate konu teşkil eden hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz (Postacıoğlu, İ.E.: Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, İstanbul 1975, s. 479).

Ne var ki bir usul hukuku kavramı olarak davadan feragatin açık, kesin ve koşulsuz olması kanun gereğidir. Davadan feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğurucu nitelikte olması nedeniyle bütün bu özellikleri içermesi zorunludur.

Diğer maddi hukuk işlemlerinde olduğu gibi hata, hile veya ikrah sebebiyle feragatin feshi (iptali) için dava açılabilir.

Davacı hata ve hile nedeniyle feragatin feshi için ayrı bir dava açmayıp da, feragatin geçersizliğini ileri sürerek, feragat ettiği davayı yeniden (tekrar) açarsa, mahkeme, ön sorun olarak hata, hile veya ikrah nedeniyle feragatin geçersiz olup olmadığını incelemekle yükümlüdür.

Davacı, feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmeden önce aynı dava içinde de, hata, hile veya ikrah nedeniyle feragatin geçersiz olduğunu ileri sürebilir; bunun için ayrı bir feragatin feshi davası açması şart değildir.

Bir hak (meselâ alacak hakkı) dava konusu yapılmadan önce (veya yapıldıktan sonra), hakkın sahibi, bu hakkından mahkeme dışında feragat edebilir. Esas haktan feragat edilince, ona bağlı olan dava hakkı düşer (son bulur).

Esas haktan feragat, gerek içeriği gerek şekli bakımdan maddi hukuka tabidir. Maddi hukuk, esas haktan feragat için bir şekil öngörmüşse, haktan feragatin bu şekilde yapılması gerekir.

Fakat maddi hukuk esas haktan feragat için kural olarak bir geçerlilik şekli öngörmüş değildir. Bu nedenle esas haktan feragat, kural olarak özel bir şekle tabi değildir.

Esas haktan feragatin tamamlanabilmesi için, bu feragat beyanının karşı tarafa ulaşması gerekir.

Esas haktan feragat maddi hukuka dayanan savunma vasıtalarından olup, maddi hukuk anlamında bir itirazdır. Bu nedenle, hâkim, kendisine (usulüne uygu biçimde sunulan) dava malzemesinden, dava konusu yapılan hakkın mahkeme dışında esas haktan feragat edilmiş olması nedeniyle son bulduğunu öğrenirse, bunu (esas haktan feragati) kendiliğinden (resen) gözetir.

Esas haktan feragatin (irade beyanının) da açık olması gerekir. Esas haktan zımni feragat da kural olarak mümkün değildir.

Davacı, hata, hile veya ikrah nedeniyle mahkeme dışında yaptığı bu feragatin geçersiz olduğunu (mahkemede) iddia ve ispat edebilir; ispat ederse, mahkemece daha önce yapılmış olan feragate ilişkin bu beyan dikkate alınmaksızın karar verir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, altıncı baskı, cilt: IV, İstanbul 2001, s: 3545, 3646, 3647, 3648 vd ).

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 13.04.2005 tarihli ve 2005/11-242 E., 2005/249 K.; 29.04.2009 tarihli ve 2009/13-76 E., 2009/120 K.; 29.04.2009 tarihli ve 2009/12-112 E., 2009/126 K., 21.02.2018 tarihli ve 2017/8-1673 E., 2018/251 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir (Feragatin açık olmasına ve söylenen sözün özüne bakılmasına dair olan kararlar için ayrıca Bkz. Hukuk Genel Kurulunun 07.01.1970 tarihli ve 1969/2-681 E., 1970/11 K.; 13.1.1972 tarihli ve 1970/8-773 E., 1972/164 K.; 01.11.1978 tarihli ve 1977/575 E., 1978/906 K. sayılı kararları).

Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Vakfıkebir Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1405 Soruşturma numaralı dosyasında, davacının ilgili kolluk birimine mağdur sıfatıyla verdiği 16.11.2011 tarihli ifadesinde; 15.11.2011 günü saat 22.00 sıralarında arızalanan aracını akşam saatlerinde tamirci bulamayacağı düşüncesiyle uygun bir yere park ederek olay yerinden ayrıldığını, ertesi gün geldiğinde aracını yerinde bulamadığını ve aracının çalındığını anladığını, aracını bundan iki ay önce başka bir şahsa haricen sattığını ancak parasını alamadığı için aracını geri aldığını, bu kişinin de araç için yaptırmış olduğu kasko bedelini kendisinden talep ettiğini, ruhsatın aracın içinde olduğunu ve aracı daha önce satan kişide yedek anahtarların olup olmadığını bilmediğini beyan ettiği, ifadede bahsi geçen kişinin de alınan beyanında aracı haricen satın aldığını, ancak araç üzerinde bulunan rehinler nedeniyle resmi satış yapılmadığını, şikâyet edenin verdiği parayı da iade etmediği, aracın çalınmadığını ve kendisinde olmadığını ifade ettiği görülmüştür. İfadesine başvurulan bu kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.

Davacının aracın çalındığı beyanı üzerine davalı … tarafından hasar dosyası açılmıştır. Davacı …, davalı … şirketine hitaben yazdığı, 19.12.2011 tarihli ve kendi imzasını içeren dilekçesinde aynen “Tarafıma ait 61 … Plaka sayılı aracım şirketinizin 6100.01638217.0000 nolu poliçesiyle sigortalıdır. Aracımın 16.11.2011 tarihinde çalınmasıyla ilgili olarak kaskodan yararlanmak için şirketinize başvurulmuş ve bu hususta 2011/63135592 sayılı dosya açılmıştır. Ancak gördüğümüz lüzum üzerine aracım ile ilgili olarak talep ettiğim tüm hak ve alacaklarımdan feragat ediyorum. Tüm bu sebeplerle dosyanın işlemden kaldırılmasını saygı ile arz ederim.” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Maçka Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/41 numaralı soruşturma dosyasında ise, davacının Esiroğlu Jandarma Komutanlığına 19.01.2012 günü saat 22.10 sıralarında müracaat ederek 16.11.2011 tarihinde aracının kimliği belirsiz kişilerce çalındığını, aracın Maçka’da yaşayan bir şahısta olduğu duyumunu alması üzerine 19.01.2012 tarihinde aracı elinde bulunduran kişinin evine gittiğini ve aracı satın almak istiyormuş gibi kendisiyle pazarlık ettiğini, aracı kontrol ettiği esnada bu aracın kendisine ait olduğunu anladığını, ancak aracın şase numaralarının değiştirildiğini fark ettiğini belirterek şikâyetçi olmuştur. İfadeye konu araç üzerinde teknik inceleme yapılmış ve soruşturma sonucu Maçka Cumhuriyet Başsavcılığınca resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

Davacı vekilince davalı şirkete sigorta bedelinin üç gün içinde müvekkili adına Trabzon Postanesine yatırılması aksi takdirde yasal yollara başvurulacağından bahisle Konya 4. Noterliği aracılığı ile 06.11.2012 tarihinde ihtarname gönderilmiş, bu ihtarname davalı tarafa 13.11.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Gönderilen bu ihtarnamede davacının tarafından gönderilen 19.12.2011 tarihli beyan dilekçesine ise hiç değinilmemiştir. Nitekim dava dilekçesinde de bu dilekçeye yer verilmemiş olup; cevaba cevap dilekçesi ile geçerli bir feragatın bulunmadığı, yanılgı sonucu irade sakatlığı ile verildiği, davalı tarafça herhangi bir bedel de ödenmediği, müvekkilinin aracını bulduğunu ve savcılıkça yapılacak teşhisin ardından geri alacağını düşündüğünden başlatılan kasko işlemlerini bekletmek ve aracın teşhisi konusunda Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı müracaatın netice vermesi hâlinde kasko teminatından vazgeçmek iradesiyle verdiği bu feragatin hukuken geçerli netice doğurmadığı ileri sürülmüştür.

Olaylar zinciri kısaca özetlenecek olursa; davacı, 16.11.2011 tarihinde aracının park ettiği pazar yerinden çalındığını ileri sürerek karakola müracaat etmiş, davalı … şirketine olayla ilgili ihbarda bulunmuştur. Davacı, henüz soruşturma sonuçlanmadan, araç bulunmadan ve kendisine davalı … tarafından ödeme yapılmadan, sigorta şirketine sunduğu 19.12.2011 tarihli dilekçe ile “… Aracımın 16/11/2011 tarihinde çalınmasıyla ilgili olarak kaskodan yararlanmak için şirketinize başvurulmuş ve bu hususta 2011/63135592 sayılı dosya açılmıştır. Ancak gördüğümüz lüzum üzerine aracım ile ilgili olarak talep ettiğim tüm hak ve alacaklarımdan feragat ediyorum. Tüm bu sebeplerle dosyanın işlemden kaldırılmasını saygı ile arz ederim.” şeklinde beyanda bulunmuştur. Çalındığını iddia ettiği aracını başka bir şahısta sabah saatlerinde gördüğünden bahisle Esiroğlu Jandarma Komutanlığına ise 19.01.2012 günü saat: 22.10’da başvurmuştur.

Her ne kadar, davacı vekili, müvekkilinin aracını bulduğunu zannederek bu dilekçeyi davalı … şirketine verdiğini, daha sonra aracın kendisine ait olmadığının soruşturma sonucu anlaşıldığını iddia etmişse de, davacının 19.01.2012 tarihinde Esiroğlu Jandarma Karakol Komutanlığına aracını bulduğuna yönelik müracaatı, davacının sigorta şirketine sunduğu 19.12.2011 tarihli feragat dilekçesinden çok daha sonradır. Eş anlatımla feragat dilekçesi vermesinden yaklaşık bir ay sonra aracını bulduğunu Esiroğlu Jandarma Karakoluna bildirmiştir.

Bu durumda davacının feragat dilekçesi vermesinin, aracını bulduğunu düşünmesinden kaynaklanmadığı, ayrıca feragat iradesini sakatlayan başka bir unsurun da iddia ve ispat edilemediği açıktır.

O hâlde; tüm bu nedenler gözetilerek davanın reddine karar verilmelidir.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, miktar itibari ile karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 29.01.2019 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.

Dava sürecinde etkin bir temsil için hukuk alanında deneyimli ve güncel mevzuat ile içtihatlara hakim  bir avukattan hukuki destek almanız büyük önem arz etmektedir. Tazminat hukuku, borçlar hukuku ve ticaret hukuku alanında yetkin avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek hukuk davalarında sürece katılan taraflara avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermekte ve taraflara hukuki yardım sunmaktadır.

Dava sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. 

Kayseri ticaret avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.