İsim Değişikliği Davası: Mahkeme Kararıyla Düzeltilen İsme Göre Yeniden Diploma Düzenlenmesi Gerekir

Hizmetlerimiz

İsim Değişikliği Davası: Mahkeme Kararıyla Düzeltilen İsme Göre Yeniden Diploma Düzenlenmesi Gerekir - AYM Bireysel Başvuru - AİHM Başvuru - AİHM Kararı - Emsal AYM Kararı - Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru - Kayseri Avukat Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

İsim Değişikliği Davası: Mahkeme Kararıyla Düzeltilen İsme Göre Yeniden Diploma Düzenlenmesi Talebinin Reddi

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru

M. K. Başvurusu

Başvuru Numarası: 2019/42961

Karar Tarihi: 12/7/2023 R.G. Tarih ve Sayı: 3/11/2023 – 32358

İKİNCİ BÖLÜM – KARAR

Başkan: Kadir ÖZKAYA

Üyeler: Engin YILDIRIM, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör: Ferhat YILDIZ

Başvurucu: M. K.

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, isim değişikliği davası sonrasında düzeltilen isme göre üniversite diploması düzenlenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/12/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun 6/2/2018 tarihinde nüfus kayıtlarında Muhammed olarak geçen isminin M. olarak düzeltilmesi talebiyle açtığı dava Malatya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2/5/2018 tarihli kararıyla kabul edilmiştir. Anılan karar 28/6/2018 tarihinde kesinleşmiştir.

6. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden (Üniversite) 26/6/2017 tarihinde mezun olan başvurucu, eski ismine göre düzenlenmiş tıp fakültesi diplomasının yeni kimlik bilgilerine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi talebiyle Üniversiteye başvurmuştur. Üniversitenin 13/11/2018 tarihli cevabi yazısı ile Hacettepe Üniversitesi Diploma, Sertifika, Geçici Mezuniyet Belgesi ve Diğer Belgelerin Düzenlenmesine İlişkin Yönerge’nin (Yönerge) 16. maddesinin (ç) bendi uyarınca mahkeme kararıyla gerçekleştirilen isim değişikliğinin diplomanın arka yüzüne gerekli açıklama yapılarak yazıldığı ve onaylandığı bildirilmiştir.

7. Başvurucunun anılan işlemin iptali talebiyle açtığı dava Ankara 15. İdare Mahkemesinin (Mahkeme) 19/6/2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde öncelikle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 29/9/2009 tarihli ve 27361 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim, Öğretim ve Sınav Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) ve Yönerge’nin diplomaların düzenlenmesine yönelik hükümlerine yer verilmiştir. Kararda yer verilen mevzuat hükümleri gereğince diplomaların düzenlenmesinde yükseköğretim kurumlarına yetki tanındığı, buna göre kişisel bilgilerde değişiklik olması durumunda yeni bilgilerin belge üzerine şerh düşülerek diplomaya işleneceğinin kurala bağlandığı vurgulanmıştır. Sonuç olarak 26/6/2017 tarihinde mezun olan başvurucunun mezun olduğu tarihte geçerli nüfus bilgilerine göre diplomasının düzenlendiği, daha sonra mahkeme kararıyla gerçekleştirilen isim değişikliğinin diplomanın arka yüzüne açıklama yazılmak suretiyle onaylanarak işlendiği, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir.

8. Söz konusu karara karşı başvurucu, Ankara Bölge İdare Mahkemesine sunduğu 27/6/2019 tarihli istinaf dilekçesinde, mahkeme kararında anayasal gerekçelere değinilmediğini, anılan işlemin sadece Yönerge’ye uygun olduğunun tespiti ile yetinildiğini belirtmiştir. Ayrıca ismin kişinin özel hayatına ilişkin bir bilgi olduğunu, mesleği gereğince diplomasının yeni ismine göre düzenlenmesinde hukuki yarar bulunduğunu ve Üniversite açısından diplomada yapılacak bir değişikliğin kamu yararına aykırı olmayacağını vurgulamıştır.

9. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin 27/11/2019 tarihli kararıyla istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararda Mahkemece verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir.

10. Nihai karar 29/12/2019 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

11. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun “Lisans düzeyinde öğretim” kenar başlıklı 43. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Yükseköğretim, harca tabi olup bu kanunda belirlenen amaç ve anailkelere göreaşağıdaki şekilde düzenlenir.

a. Yükseköğretim kurumlarında, kuruluş özelliklerine ve ihtiyaçlarına göre yapılan eğitim – öğretim ve buna dayalı olarak verilen diplomalarla ilgili esaslar her üniversitece hazırlanacak öğretim ve sınav yönetmeliğinde belirtilir…”

12. Yönetmelik’in “Diplomalar” kenar başlıklı 29. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

Tıp Fakültesinde aşağıdaki diplomalar verilir: …

“b) Tıp doktorluğu diploması: Tıp doktorluğu için öngörülen altı dönemlik eğitim süresini başarı ile tamamlayanlara tıp doktorluğu diploması verilir.”

13. Yönerge’nin “Diplomalar” kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Öğrenim gördükleri programların bütün koşullarını yerine getirerek mezuniyet hakkı kazanan öğrencilere, Öğrenci İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından birer diploma düzenlenir…”

14. Yönerge’nin “Tıp doktorluğu diploması” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Tıp Fakültesinin altı yıllık eğitim-öğretim programını başarıyla tamamlayan ve mezuniyet için gerekli koşulları sağlayan öğrencilere “Tıp Doktorluğu” diploması verilir.”

15. Yönerge’nin “Diplomada yer alacak bilgiler” kenar başlıklı 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Diplomaların şekli ve boyutu Üniversite Senatosu tarafından belirlenir. Diplomanın ön yüzünde, öğrencinin adı-soyadı, öğrenim gördüğü fakülte / yüksekokul veya enstitünün adı, bölüm, anabilim / anasanat dalının adı (bilim dalı/alan adı), diploma numarası, eğitim-öğrenim süresi, öğretim programı, öğrenim gördüğü düzeyin derecesi ve mezuniyet tarihi bulunur. Diplomanın arka yüzünde ise öğrenciye ait kimlik bilgileri yer alır…”

16. Yönerge’nin “Diploma, diploma eki, mezuniyet belgesi ve sertifikaların değiştirilmesi veya yenilenmesi” kenar başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“ç) Mezuniyetten sonra öğrencinin evlilik nedeniyle veya mahkeme kararıyla ad – soyadı gibi kimlik bilgilerinde ya da nüfus kaydını ilgilendiren diğer bilgilerinde değişiklik olması durumunda, kendi talebi doğrultusunda diploması henüz hazırlanmamışsa yeni bilgilerle düzenlenir; hazırlanmış ve teslim edilmişse diploma/belge üzerindeki değişiklikler tarih belirtmek ve gerekli açıklama yazılmak suretiyle yapılır…”

17. 15/2/2018 tarihli ve 26788 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in “Tıp merkezlerinin zorunlu tıbbi hizmet birimleri” kenar başlıklı 12/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…Poliklinik muayene odalarının kapısında hizmet verilen uzmanlık dalının adı, oda içinde hastaların görebilecekleri bir yerde o muayene odasında görev yapan tabiplerin diploma ve var ise uzmanlık belgelerinin aslı veya mesul müdür tarafından tasdiklenmiş bir örneği ile personel çalışma belgesinin müdürlük onaylı sureti, duvarda asılı olarak bulunur…”

18. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in “Tabip ve uzmanlar” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…Tabibin/uzman tabibin çalışma belgesinin, poliklinik odasında hastaların rahatlıkla görebileceği bir yere asılması gerekir…”

2. İlgili Yargı Kararı

19. Danıştay Sekizinci Dairenin 13/1/2021 tarihli ve E.2019/9162, K.2021/10 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“…Dava dosyasının incelenmesinden, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Antrenörlük Eğitimi Bölümü’nden 07/02/2013 tarihinde mezun olan davacının, Mahkeme kararı ile isim ve cinsiyet değiştirdiğini belirterek geçici mezuniyet belgesi ve diplomasında yer alan isminin [B.E.T] olarak değiştirilerek yeniden düzenlenmesi talebiyle yaptığı başvurunun, diplomanın yeniden düzenlenmesinin mümkün olmadığı ancak başvurması halinde diplomasının arka yüzüne şerh düşülerek mezuniyet tarihinden sonra mahkeme kararıyla nüfus bilgilerinin değiştiğine dair bir açıklama yapılabileceği ya da bu hususta belge verilebileceği gerekçesiyle reddedilmesi üzerine, bu işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Anayasamızın ‘Kanun önünde eşitlik’ başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” hükmü, ‘Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı’ başlıklı 17. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” hükmü, ‘Özel hayatın gizliliği’ başlıklı 20. maddesinde; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz…Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmü yer almıştır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu‘nun ‘Amaç’ başlıklı 1. maddesinde; Bu Kanunun amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir. ” hükmüne, ‘Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları’ başlıklı 6. maddesinde; “Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir. Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır. Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir. ..” hükmüne yer verilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ‘Özel ve aile hayatına saygı hakkı’ başlıklı 8. maddesinde; “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” düzenlemesi yer almıştır.

Diğer taraftan; 108 No.lu Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin 1. maddesinde; her üye ülkede, uyruğu veya ikametgâhı ne olursa olsun gerçek kişilerin, temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle kendilerini ilgilendiren kişisel nitelikteki verilerin otomatik yollarla işleme tabi tutulması karşısında özel yaşam haklarını güvence altına almak hususu temel amaç olarak belirlenmiş, 6. maddesinde ise; özel veri kategorileri kapsamında, iç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırksal kökeni, siyasi düşünceleri, dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel veriler ile sağlık veya cinsel hayatla ilgili kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulmayacağı hususu düzenlenmiştir.

Yukarıda yer verilen mevzuat düzenlemeleri uyarınca kişilerin etnik köken, siyasi düşünce, dini inanç, sağlık, cinsel hayata ilişkin verileri özel nitelikli kişisel/hassas veriler olarak kabul edilmekte olup ilgililerin mağdur olmasına veya ayrımcılığa maruz kalmasına neden olma riski taşıdıklarından bu verilerin, diğer kişisel verilere göre çok daha sıkı şekilde korunmaları gerekmektedir.

Uyuşmazlıkta; davacının diplomasında yer alan önceki isim ve cinsiyetine dair bilgilerin üçüncü kişilere ifşa edilmemesi gerektiği, zira cinsiyet değişikliği sürecini mevzuata uygun olarak tamamlamış ve bu durumu Mahkeme kararıyla yasal koruma altına alınmış olan davacının, kanuni tanınma sonrasında tüm resmi belgelerinin değiştirilmesinin ve eski kimlik bilgilerinin üçüncü kişilerin erişimine kapalı olmasının, kişinin manevi varlığı ile doğrudan ilgili olduğu, bu kapsamda davacıya temel insan hakları çerçevesinde, yeni kimlik bilgilerine göre düzenlenmiş bir diploma verilmesi gerektiği; aksi takdirde nüfus bilgilerinde meydana gelen değişikliklerin, diploma gibi resmi evraka işlenmemesinin özel hayatın gizliliği başta olmak üzere kişinin, temel hak ve özgürlüklerini ihlal edeceği ve beraberinde mağdur olacağı anlaşılmaktadır.

Bu durumda; davacının talebinin diplomalardaki değişiklikleri düzenleyen usuli engeller kapsamında düşünülmeyip, davacıya yeni bir diploma düzenlenmesi hakkaniyete ve hukuka uygun olacağından tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk, aksi yöndeki Mahkeme kararında ise hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır…”

20. İzmir 5. İdare Mahkemesinin 17/3/2016 tarihli ve E.2015/738, K.2016/439 sayılı kararıyla, isim ve cinsiyet değişikliği davası kabul edilen davacının diplomasının yeni kimlik bilgilerine göre düzenlenmesi talebinin idarece reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde “Davacının fiziki ve hukuki durumunda meydana gelen değişikliklerin niteliği dikkate alındığında, davacının önceki nüfus bilgilerinin bulunduğu diplomasını kullanırken olumsuzluklar yaşayacağı, diplomasının fiziki ve hukuki durumuna uygun yeniden düzenlenmesi halinde ise kamu düzeninde herhangi bir aykırı durumun oluşmayacağı açıktır.” ifadelerine yer verilmiştir. Anılan karar Danıştay Sekizinci Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiştir.

21. Ankara 4. İdare Mahkemesinin 28/2/2007 tarihli ve E.2006/1549, K.2007/156 sayılı kararıyla, maddi hata yapılarak diplomasına yanlış yazılan isminin nüfus kayıtlarındaki kimlik bilgilerine göre düzeltilmesi talebinin idarece reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; davacının idareye yaptığı başvurunun diplomasındaki ismin değiştirilmesine yönelik olmadığı, idarece gerçekleştirilen maddi hatanın düzeltilmesi talebinden ibaret bulunduğu, anılan talebin ilgili yönetmelikte yer alan diplomanın yalnızca bir kere verilebileceği hükmü gerekçe gösterilerek reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu vurgulanmıştır. Anılan karar Danıştay Sekizinci Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

22. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Abdulkadir Tuncay, B. No: 2019/35343, 30/3/2022, §§ 19-27. (Anılan Anayasa Mahkemesi Kararı için tıklayınız.)

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Anayasa Mahkemesinin 12/7/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

24. Başvurucu; ismi mahkeme kararıyla düzeltilmesine rağmen Üniversite tarafından diplomasının yeni kimlik bilgilerine göre yeniden düzenlenme talebinin haksız olarak reddedildiğini, Mahkemenin işlemin Yönerge’ye uygunluğunu denetlemekle yetindiğini, özel hayata ilişkin anayasal güvencelerin dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. İsminin özel hayat kapsamında yer aldığını, daha önceki isminin üçüncü kişilerce bilinmemesine yönelik mahremiyet hakkının bulunduğunu, iş başvurularında diploması istendiğinden isim değişikliğinin sorgulandığını iddia etmiştir. Bunların yanında ilgili mevzuat uyarınca hekimlerin sağlık kuruluşlarında diplomalarının asılı bulunmasının zorunlu olduğunu, gerçek ismi ile diplomada yer alan ismi arasında farklılığın kendisini mesleki anlamda da zor bir duruma düşürdüğünü ifade etmiştir. Başvurucu son olarak iş başvurularında kullanmak ve hekim olması dolayısıyla işyerinin duvarına asmak zorunda olduğu diplomasında değişiklik talep ettiğini, talebinin reddinin kendi isminin değiştirilmesine yönelik bu özel bilginin iradesi dışında üçüncü kişilerce öğrenilmesine yol açtığını ve sonuç olarak özel hayata saygı hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini vurgulamıştır.

25. Bakanlık görüşünde; başvurucunun talebinin diplomaya şerh düşülerek karşılandığı, diplomanın bir defa düzenlenmesindeki kamusal menfaatin sahte diplomaların önüne geçmek, diplomanın bir defa kullanılmasını sağlamak olduğu ifade edilmiştir. Böylelikle diplomanın yeniden düzenlenmemesi ile bireyin mahremiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ve diğer bireylerin mağduriyetlerinin önlenmesi açısından gerekli olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Görüşte son olarak başvurucunun yeni kimlik bilgilerinin diplomanın arkasına şerh düşülmesi de dikkate alındığında uygulanan işlem ile başvurucunun nasıl bir mağduriyete uğradığının anlaşılamadığı, diplomanın şerh düşülmüş hâliyle kullanılmasında bir engel görülmediği belirtilmiştir.

26. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu cevap dilekçesinde öncelikle bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiş ve müdahalenin kanunilik ölçütünü sağlamadığını, sahtecilikle mücadelenin başka imkânlarla mümkün olması nedeniyle somut olay açısından müdahalenin meşru amacının bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucu son olarak mesleği açısından çok önemli olan diplomasında yeni kimlik bilgilerine göre değişiklik talebinin reddedildiğini, bu nedenle müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığını ve bir ihtiyaca karşılık gelmediğini vurgulamıştır.

B. Değerlendirme

27. Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına … saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın … gizliliğine dokunulamaz.”

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

29. Anayasa Mahkemesi önceki birçok kararında özel hayata saygı hakkının kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını içerdiğini, özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına aldığını ve kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir ilişki içinde olduğunu vurgulamıştır (K.Ş., B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 36; Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015 § 62; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 31; Ö.Ç.; B. No: 2014/8203, 21/9/2016, § 50; Haluk Öktem [GK], B. No: 2014/13433, 13/10/2016, § 27; E.G. [GK], B. No: 2014/12428, 13/10/2016, § 34).

30. Anayasa Mahkemesi yakın tarihte açıkladığı C.A. (3) kararında; özel hayata ilişkin hususların kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alındığı durumlarda özel hayata saygı hakkının uygulanabilir olduğuna ve özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanılmaksızın mesleki hayata yönelen müdahalelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi gerekli olan şartların neler olduğuna ilişkin detaylı değerlendirmelerde bulunmuştur (C.A. (3), §§ 91-96).

31. Belirtilen kararda açıklanan kriterler kapsamında somut olay değerlendirildiğinde başvurucunun isim değişikliği davası sonucunda diplomasının yeni ismine göre düzenlenmesi talebinin reddi ile mesleki hayatına yönelik olarak alınan tedbirin özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanmadığı görülmüştür. Bununla birlikte başvurucunun mesleki hayatına yönelik müdahalenin onun özel hayatına ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşılmıştır. Zira alınan tedbirin başvurucunun başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı değerlendirilmiştir. Bu durumda sonuca dayalı nedenlerle başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı

33. Başvurucunun isim değişikliği davası sonucunda aldığı yeni isme göre diplomasının düzenlenmesi talebinin reddedilmesi özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil etmektedir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

34. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

35. Sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 20. maddesinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

36. Somut olaydaki mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu‘nun 43. maddesinde diplomalarla ilgili esasların yönetmelikte düzenleneceği belirtilerek yasa koyucu diplomalarla ilgili esasların üniversitelerce oluşturulacağına ilişkin genel bir kanuni düzenleme getirmiş, teknik ve uzmanlık gerektiren diploma düzenlenmesi ve değiştirilmesi hususlarının belirlenmesini yürütmeye bırakmıştır. Nitekim anılan Kanun’a göre oluşturulan Yönetmelik ve Yönerge’de tıp fakültesi diplomasının üniversitece düzenleneceği ve diplomada hangi bilgilerin yer alacağı kurallarına yer verilmiştir. Nihayet Yönerge’nin 16. maddesinde diploma üzerindeki değişikliklerin tarih belirtmek ve gerekli açıklama yazılmak suretiyle yapılabileceği belirtilmiştir. Sonuç olarak başvurucunun diplomasının yeni ismine göre düzeltilmesi talebi, 2547 sayılı Kanun ve bu Kanun’a dayanılarak çıkartılan Yönetmelik ve Yönerge hükümleri dikkate alınarak reddedilmiştir. Bu nedenle somut olayda söz konusu müdahalenin kanunilik şartını karşıladığı değerlendirilmiştir.

ii. Meşru Amaç

37. Özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil eden mesleğe ilişkin tedbirlerde millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunmasının, kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasının hakkın doğasından kaynaklanan bir sınırlandırma nedeni olarak kabul edilebileceği değerlendirilmektedir(Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 122). Somut başvuruda da kamu gücünü kullanan idarenin kamu düzeninin korunması ile kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanması amacını taşıdığı ve bu suretle meşru amaç unsurunun bulunduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(1) Genel İlkeler

38. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre demokratik toplum düzeninin gerekleri kavramı öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplum düzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir (AYM, E.2016/179, K.2017/176, 28/12/2017; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 44; Haluk Öktem [GK], B. No: 2014/13433, 13/10/2016, § 49; Erhun Öksüz [GK], B. No: 2014/12777, 13/10/2016 § 53; Salim Onur Şakar, B. No: 2015/2711, 21/9/2017, § 35; C.A. (3), § 114).

39. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Ölçülülük ilkesinin amacı temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden gereklilik ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 106; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, § 70; Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11/5/2016, § 82; Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, §§ 45, 48; C.A. (3), § 115).

40. Belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil eden önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve gözetilen genel yararın gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, özel hayata saygı hakkının sınırlandırılmasında da gözönünde bulundurulmalıdır (Bülent Polat, § 107).

41. Kamusal makamların bir hakkın sınırlandırılması sürecinde iki ayrı aşamada takdir yetkisi bulunmaktadır. Bunlardan ilki, sınırlama ölçütünün seçimidir. İkincisi ise ilgili sınırlama ölçütü çerçevesinde izlenen meşru amacı gerçekleştirmek üzere yapılan sınırlamanın gerekliliğidir. Ancak kamusal makamlara tanınan bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp ihlal iddiasına konu önlemin anayasal temel hak ve özgürlüklerle bağdaşır olması yani müdahaleyi meşrulaştırmak üzere kullanılan argümanların elverişli, zorunlu ve orantılı olması gerekir (Bülent Polat, § 108).

42. Belirtilen takdir yetkisi, her bir olay özelinde ayrı bir kapsama sahiptir. Güvence altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği ve bunun birey bakımından önemi gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı daralmakta veya genişlemektedir. Öte yandan personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda, kamu makamlarının faaliyetin niteliğine ve sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bununla birlikte özel hayata saygı hakkı ile kamu hizmetinin yukarıda belirtilen temellere uygun yürütülmesini gözetmek konusundaki meşru menfaat arasında adil bir denge kurulup kurulmadığının gözönünde bulundurulması zorunludur (Bülent Polat, §§ 109, 110).

43. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olma ve ölçülülük ilkelerine uygun olduğu konusunda yargısal makamlar tarafından oluşturulan gerekçelerin ikna edici nitelikte ilgili ve yeterli olması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ata Türkeri, §§ 45, 47; Murat Deniz, B. No: 2014/5318, 21/9/2016, § 66). Yine müdahalenin yargısal denetiminin usule ilişkin gereklilikler yerine getirilerek etkili bir şekilde ve makul sürede tamamlanması önemlidir.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

44. Somut olayda başvurucu, tıp fakültesi lisans diplomasının mahkeme kararıyla değiştirilen ismine göre yeniden düzenlenmesi talebiyle idari ve yargısal başvuru yollarını tüketmiştir. Başvurucu gerek Üniversiteye başvurusunda gerek talebinin idarece reddi üzerine açtığı iptal davasına konu dilekçesinde gerekse de kanun yolu başvurusunda diplomasının yeni ismine göre düzenlenmesinin mesleği açısından önemli olduğunu, daha önceki isminin bilinmemesine yönelik olarak mahremiyet hakkının bulunduğunu ileri sürmüştür.

45. Üniversite tarafından ve yargılamayı yürüten derece mahkemelerince verilen ret kararlarında Yönerge’nin mevcut durumda yeniden bir diploma düzenlenmesini engelleyen 16. maddesinin (ç) bendine (bkz. § 16) dayanılmış ve başvurucunun yeni kimlik bilgilerinin mevcut diplomanın arkasına şerh düşülerek işlenmesi yeterli kabul edilmiştir.

46. Öncelikle mevcut başvuru yönünden kişinin değişen kimlik bilgilerinin diplomaya işlenmesine imkân tanıyan idari ve yargısal başvuru yollarının ve bu kapsamda ileri sürülen taleplerin incelendiği hususunda bir tereddüt olmadığı belirtilmelidir. Öte yandan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile diplomaların düzenlenmesi hususunda takdir yetkisi üniversitelere verilmiş ve somut olayda da Üniversite, Yönetmelik ve Yönerge’nin ilgili hükümlerinde diplomanın tanzim edilmesine ve değiştirilmesine yönelik düzenlemeler getirmiştir (bkz. §§ 12-16).

47. Bununla birlikte başvurucu, derece mahkemelerine sunduğu taleplerde ve bireysel başvuru formunda diplomasının değiştirilen ismine göre yeniden düzenlenmesinin mensubu bulunduğu hekimlik mesleği açısından çok önemli olduğunu ve eski isminin bilinmemesi yönünde mahremiyet hakkının bulunduğunu, bu taleplerinin derece mahkemelerince görmezden gelindiğini vurgulamıştır. Başvurucu, tıp doktoru olarak görev yapmakta olup başvuruya konu diploma da tıp fakültesi lisans diplomasıdır. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in 12/A ve 17. maddelerinde tıp fakültesi lisans diplomalarının muayene duvarına asılması gerektiğine yönelik düzenlemeler mevcuttur (bkz. §§ 17, 18). Yine hekimlik mesleğinin önemi gereği başvurucunun meslek hayatı boyunca diplomasının çok önemli olduğu ve iş hayatı süresince herkesin görebileceği bir yerde bulunacağı açıktır.

48. Bu anlamda üniversitelerin diplomaların düzenlenmesi ve değiştirilmesi noktasındaki takdir yetkisinin temel hak ve özgürlüklerin çalışma hayatında da korunması gerektiği gözetilerek kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasının zorunlu olduğu vurgulanmalıdır. Bunun yanında takdir yetkisinin kullanımının keyfî uygulamaların önüne geçilmesi için objektif ve makul sayılacak gerekçelerle de açıklanması gerekir. Zira anılan takdir yetkisinin sınırsız olarak kullanılması öncelikle kamu hizmetinin devamlılığından beklenen menfaat ile bireylerin menfaatleri arasında korunması gereken adil dengenin zaten birey karşısında güçlü olduğu kabul edilen kamu lehine bozulması sonucunu doğuracağı açıktır.

49. Somut olayda derece mahkemelerince sadece Yönerge’nin diplomanın yeniden tanzim edilmesini yasaklayan düzenlemelere dayanılmış ve başvurucunun yeni kimlik bilgilerinin diplomanın arkasına şerh düşülmesi yeterli kabul edilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun idareye ve yargı makamlarına sunduğu talep dilekçelerinde hekimlik mesleği açısından diplomasının önemini ve değiştirilmiş isminin gizli kalmasına yönelik mahremiyet hakkı bulunduğunu belirtmesine rağmen idarece ve yargı makamlarınca anılan iddialar dikkate alınmamıştır. Derece mahkemelerince yalnızca Yönerge’de yer alan kuralın uygulanması ve diplomanın yeniden düzenlenmesi talebinin reddine gerekçe yapılmasının bu konuda ilgili ve yeterli gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün görünmemektedir.

50. Ayrıca başvurucunun diplomasının yeni ismine göre düzenlenmesinin gerekliliği ile ilgili olarak mesleki yaşantısına ve daha önceki isminin bilinmemesine yönelik olarak isim hakkının kişiselliğine ilişkin bilgiler verdiği ve diplomanın yeni ismine göre düzenlenmesine ihtiyaç duyma nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulunduğu açıktır. Bunun yanında başvurucu yeni kimlik bilgilerinin diplomanın arkasına şerh düşülmesi ile yetinilmesinin kendisi için yeterli olmadığını da vurgulamıştır. Buna rağmen diplomanın yeniden düzenlenmesi için haklı nedenlerin oluşup oluşmadığı hususunda konuyla ilgili ve ikna edici gerekçelerin derece mahkemelerince ortaya konulamadığı görülmüştür. Kaldı ki derece mahkemelerince diplomanın birden fazla kez düzenlenemeyeceğine yönelik kuralın uygulanmasına dair kamusal menfaat ile başvurucunun diplomasının yeni kimlik bilgilerine göre yeniden düzenlenmesindeki bireysel yararı arasındaki dengenin gözetildiğine veya tartışıldığına ilişkin bir gerekçe de gösterilmemiştir.

51. Sonuç olarak başvurucunun yargı kararıyla ismini değiştirdiği dikkate alındığında makul bir gerekçe ve zorunluluk ortaya konulmadıkça başvurucunun yeni ismini kullanmasına ilişkin bir sınırlama da getirilmemesi gerekir. Bu anlamda başvurucunun eski diplomasının yeni ismiyle düzenlenmesi talebinin reddi şeklindeki sınırlamanın kamusal menfaat ile bireysel menfaat arasında korunması gereken dengenin başvurucu aleyhine bozulmasına neden olduğu, kamusal makamlarca zorunlu ve ölçülü bir müdahale olduğunun ortaya konulamadığı anlaşılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. Giderim Yönünden

53. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesi, yeniden yargılama ve 3.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

54. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği mahkemece yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

55. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 3.000 TL tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 15. İdare Mahkemesine (E.2018/2345, K.2019/980) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 364,60 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.264,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için YASAL FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE, 12/7/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

AYM & AİHM Başvuru

Hukuk davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve yargı kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.