Menfi Tespit Davasının Alacaklı Lehine Sonuçlanması: Karar Kesinleşmeden İcra Takibine Devam Edilir mi

Hizmetlerimiz

Menfi Tespit Davasının Alacaklı Lehine Sonuçlanması Halinde Karar Kesinleşmeden İcra Takibine Devam Edilebilir mi - Kayseri Borçlar Hukuku Avukatı - Kayseri İcra Avukatı - Kayseri İflas Avukatı - Av. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Menfi Tespit Davasının Alacaklı Lehine Sonuçlanması

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu

Menfi tesbit ve istirdat davaları – Madde 72

Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.

İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.

İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.

Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.

Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.

Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.

Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.

Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazımgelmediğini ispata mecburdur.

Menfi Tespit Davasının Alacaklı Lehine Sonuçlanması: Karar Kesinleşmeden İcra Takibine Devam Edilebilir mi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/12-376 Karar No: 2019/279 Karar Tarihi: 12.03.2019

Özet:  İcra takibinin durdurulması yönünde verilen ihtiyati tedbir kararı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4. maddesi hükmü gereğince menfi tespit davasının reddi kararı ile birlikte kendiliğinden kalkacağından ve kararda ihtiyati tedbirin devamı yönünde bir hüküm de bulunmadığından, icra memurunun kararı veren mahkemenin bu konudaki görüşü ile bağlı olmaksızın kanun hükmünü kendiliğinden gözetmek suretiyle alacaklının talebi üzerine kararın kesinleşmesi beklenmeksizin, borçluların mal, hak ve alacaklarına haciz uygulanmasında yasaya uymayan bir yön yoktur.

(6100 s. K. m. 294, 304, 397) (2004 s. K. m. 72)

Dava: Taraflar arasındaki icra memur muamelesini şikayet talebinden dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin kabulüne dair verilen 05.03.2014 tarihli ve 2014/291 E., 2014/190 K. sayılı karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 30.06.2014 tarihli ve 2014/14747 E., 2014/18964 K. sayılı kararı ile;

“…Alacaklı tarafından borçlular hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibinde; borçlular vekili, icra mahkemesine başvurusunda, alacaklı aleyhine açtığı menfi tespit davası kapsamında verilen takibin durdurulmasına yönelik tedbir kararının devam ettiğini ileri sürerek hacizlerin kaldırılması taleplerinin reddine dair icra müdürlüğü kararının kaldırılmasını istemiş, mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 397/2. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder.”

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.”

Menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Bunun için davanın reddi kararında ihtiyati tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekli olmadığı gibi davanın reddi kararının kesinleşmesi de şart değildir. Mahkeme menfi tespit davasının reddi kararında davanın reddi kararının kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirin devamına karar veremez. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4.maddesi hükmü nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 397/ 2 hükmü burada uygulanmaz.

Somut olayda borçlular tarafından alacaklı aleyhine takipten önceki bir tarihte takip konusu borçla ilgili olarak açılan menfi tespit davası kapsamında 28.06.2012 tarihinde takibin tedbiren durdurulmasına karar verildiği, menfi tespit davasının 03.12.2013 tarihinde reddi üzerine alacaklının talebi ile icra müdürlüğünce borçlular hakkında haciz işlemleri yapıldığı, borçlular vekilinin icra müdürlüğüne başvurusunda tedbir kararının devam ettiğini belirterek hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, bu talebinin şikayete konu icra müdürlüğü kararı ile, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4. maddesi gerekçe gösterilerek reddedildiği anlaşılmıştır.

Borçlu tarafından icra dosyasına sunulan İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce icra müdürlüğüne hitaben yazılan 21.02.2014 tarih 2012/530 E. sayılı yazıda, ‘menfi tespit davasının reddine dair kararda ihtiyati tedbir kararı hakkında herhangi bir karar verilmediği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 397/2. maddesi gereğince aksi belirtilmediği taktirde nihai karar kesinleşmesine kadar devam edeceğinin düzenlendiği’ hususları belirtilmiştir.

Her ne kadar icra mahkemesince, İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.02.2014 tarihli bu yazısının ‘ihtiyati tedbir kararının, hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceği yargısal buyruğunu içerdiği’ değerlendirilmiş ise de; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4. maddesi mutlak nitelikte olup, menfi tespit davasında karar veren mahkemece bu kanun hükmü bertaraf edilecek şekilde yorum yapılması mümkün olamayacağı gibi, 21.02.2014 tarihli yazı ‘menfi tespit davasının reddine dair kararda ihtiyati tedbir hakkında herhangi bir karar verilmediğine’ yönelik olup, icra müdürlüğüne verilmiş bir emir ve talimat içermemektedir. Bu durumda İİK’nın 72/4. maddesi uyarınca menfi tespit davasının reddi ile takibin durdurulmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkmış olduğundan, şikayete konu icra müdürlüğü kararında usul ve yasaya uymayan bir yön bulunmamaktadır.

O halde; mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

Diğer yandan gerekçeli karar başlığında şikayetçilerin tümünün isminin yer alması zorunlu olup, bu zorunluluğa aykırı davranılarak yalnızca şikayetçi …’ın isminin gerekçeli karar başlığında gösterilmemesi de doğru görülmemiştir…”

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstem, icra memur muamelesini şikayete ilişkindir.

Borçlular vekili; icra takibinden önce İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/530 E. sayılı dosyasında açtıkları menfi tespit davasında, 28.06.2012 tarihinde takibin durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı verildiğini, asliye hukuk mahkemesinin 03.12.2013 tarihli kararla menfi tespit davasının reddine karar verilmesi üzerine alacaklının icra takip dosyasında haciz talep ettiğini ve mal varlıklarına haciz konulduğunu, menfi tespit davasının reddine ilişkin kararda ihtiyati tedbire ilişkin herhangi bir hüküm kurulmadığını, İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/530 E. sayılı dosyasında 21.02.2014 tarihinde icra takip dosyasına ilişkin yazılan müzekkerede ihtiyati tedbir kararının kesinleşinceye kadar devam edeceğinin belirtildiğini ve kararın henüz kesinleşmediğini, 21.02.2014 tarihli müzekkereyi icra takip dosyasına sunarak hacizlerin kaldırılmasını talep ettiklerini, ancak icra memurunun taleplerini reddettiğini ileri sürerek, memurluk işleminin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Alacaklı vekili, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4. maddesinde menfi tespit davasının alacaklı lehine neticelenmesi durumunda ihtiyati tedbirin kalkacağının düzenlendiğini, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 397/2. maddesinde ihtiyati tedbir kararının etkisinin aksi belirtilmediği takdirde nihai kararın kesinleşmesine kadar devam edeceği düzenlenmiş ise de; İcra ve İflas Kanunu’nun 6100 sayılı HMK’ya göre özel bir kanun olduğundan öncelikle uygulanması gerektiğini belirterek şikayetin reddine karar verilmesini istemiştir.

Yerel Mahkemece; İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.02.2014 tarihli müzekkeresi ile 2012/530 E. sayılı dava dosyasında konulan ihtiyati tedbir kararının, hükmün kesinleşmesine değin süreceğini belirttiği ve bu şekildeki yargısal buyruğu Aynur Bağış imzalı olarak takip dosyasına meşruhat verildiği, icra müdürlüğünün ve diğer otoritelerin tedbir kararını veren mahkemelerin bu kararını yorumlamak hak ve yetkilerinin bulunmadığı, somut olayda icra müdürünün yargıç emrine rağmen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4. maddesini yorumlayarak borçluların talebini reddettiği, icra müdürünün işleminin açık ve yalın şekilde hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle şikâyetin kabulüne karar verilmiştir.

Alacaklı vekilinin temyiz itirazları üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.02.2014 tarihli müzekkeresi ile mahkemelerinin 2012/530 E. sayılı dava dosyasında konulan ihtiyati tedbir kararının hükmün kesinleşmesine değin süreceği belirtildiği ve bu şekildeki buyruk Aynur Bağış imzalı olarak takip dosyasına meşruhat verildiği aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli tutanaklarla sabit olduğu, icra müdürlüğünün yada infaz otoritelerinin mahkeme tarafından ne kadarlık zamanda geçerli olacağı açıkça belirtilen bir tedbir kararının bu karar geçerli iken İİK’nın 72/4. maddesini yorumlayarak tedbirin ömrünü yeniden belirlemesi ya da tedbire biçilen ömrün kendince değiştirmesi bir başka mahkemenin yerine geçerek tedbirle ilgili yeniden karar oluşturması, verilen tedbir kararının iptaline neden olacak şekilde yorumlaması manasına geleceği, hukuki güvenliğin en az adalet ve hukuk kadar önemli olduğu, meşru ilgililerin katılımı ile oluşturulan ve onların bilgisi dâhilinde olan bir hükmün yaratacağı etki ve sonuçların sürpriz bir şekilde icra müdürlüğü tarafından ve mahkemeden bağımsız olarak başkalaştırmanın öngörülebilirlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72/4. maddesine göre menfi tespit davasının alacaklı lehine sonuçlanması hâlinde, mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 397/2. maddesine göre devam edip etmeyeceği noktasında toplanmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.”

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 397/2 maddesinde yer alan düzenlemeye göre ise;

İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder.”

Uyuşmazlığın çözümünde hangi madde hükmünün uygulanması gerektiğinin normlar hiyerarşisi kurallarına göre çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır.

“Yasaların çatışması” olarak da adlandırılan bu gibi durumlarda; sonraki norm, öncekinin yerini alır (Lex pesterior deraget priori); özel kanun, genel kanundan önce gelir, (Le Specialis Per generalemnonderegatur); açık anlamlı norm, kapalı anlamlı normdan önce gelir biçiminde kabul edilen temel ilkelerden yararlanılarak sonuca ulaşılmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, icra takip hukuku açısından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre özel kanun olup, takip hukukuna ilişin uyuşmazlıklarda öncelikle İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin uygulanması ve bu kanunda hüküm bulunmayan durumlarda ise İcra ve İflas Kanunu’nda gönderme olması veya anılan kanuna aykırılık oluşturması koşuluyla genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukukumuzda tespit davaları hakkında genel bir hüküm bulunmamaktadır. Menfi tespit davasının icra takibine etkisini belirlemek için, menfi tespit davası İcra ve İflas Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 397/2. maddesi hükmüne göre, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4. maddesi hükmü özel nitelikte olup öncelikle uygulanması gerekir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4 maddesine göre, menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Bunun için davanın reddi kararında ihtiyati tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekli olmadığı gibi anılan düzenlemenin, 2. cümlesinden anlaşılacağı üzere, davanın reddi kararının kesinleşmesi de şart değildir. Mahkeme menfi tespit davasının reddi kararında davanın reddi kararının kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirin devamına karar veremez. Çünkü İİK’nın 72/4. c.1. maddesi hükmü mutlaktır (kesindir). Aynı nedenle HMK’nın 397/2 maddesi hükmü burada uygulanmaz.

Menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kendiliğinden kalktığından davanın reddi üzerine hemen icra takibine kaldığı yerden devam edilir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s. 375).

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 294. maddesinin birinci fıkrasına göre yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar hükümdür. Hâkim hükmü açıkladıktan sonra artık bununla bağlıdır; öyle ki daha sonra hükmün eksik veya yanlış olduğunu saptasa bile artık onu değiştiremez. Zira, hüküm açıklanmakla varlık kazanmakta ve hâkim artık davadan elini çekmektedir. Bu sebeple hâkimin hükmü değiştirmesi mümkün değildir. Bu durum “kararın olumsuz yada negatif bağlayıcı etkisi olarak adlandırılabilir (Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.: Medeni Usul Hukuku C.III, İstanbul 2017 s. 2001).

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun 304. maddesi hükmün tashihini, 305. maddesi ise hükmün tavzihini düzenlemiş olup, anılan maddelerde yazılı durumların ortaya çıkması hâlinde, hâkim vermiş olduğu hükümde bazı düzeltme ve değişiklikler yapabilir. Ancak hükmün tashihi veya tavzihi bahanesiyle hüküm fıkrasında, taraflara tanınan haklarla, yüklenen borçlar bağlamında bir daraltma ya da genişletme yani herhangi bir değişiklik yapılamaz (Tanrıver, S. :Medeni Usul Hukuku C.I, Ankara 2016 s. 999).

İcra ve iflas daireleri, takibin yürütülmesini sağlamak amacı ile kurulmuş, devletin cebri icra organlarıdır. İcra ve iflas memurları, cebri icra işlemlerini yerine getirirken bağımsız olup, bir üstün emri ile hareket etmez. İcra daireleri kanun, tüzük ve yönetmeliklerin kendisine vermiş olduğu görevleri icra mahkemelerine danışmadan doğrudan doğruya kendisi yapar. İcra daireleri görevlerini yaparken kanuna aykırı hareket ederse, yaptığı kanuna aykırı işlem, ilgililerin şikâyeti üzerine, icra mahkemesi tarafından İİK’nın 16. ve devamı maddeleri uyarınca iptal edilir veya düzeltilir ( Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s. 64 ).

Bu ilkeler ve açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; borçluların, alacaklı aleyhine Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/530 E. sayılı dosyasında 06.06.2012 tarihinde menfi tespit davası açtıkları, borçluların 07.06.2012 tarihli talebi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesince 28.06.2012 tarihinde “Davacı vekilinin bu ihtiyati tedbir talebi dosyada bulunan delillere göre mahkememizce kabule şayan görüldüğünden davalı aleyhine açılan menfi tespit davası için takip bedeli 50.000TL bedelli senetle ilgili Kadıköy 3. İcra Dairesinin 2012/11938 esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığından, icra takibinin durdurulması için teminatsız ihtiyati tedbir konulmasına,” karar verildiği, alacaklı vekili tarafından borçlular aleyhine 11.06.2012 tarihinde kambiyo senetlerine mahsuz haciz yoluyla icra takibi başlatıldığı, İstanbul Anadolu 12. (Üsküdar) Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 03.12.2013 tarihli, 2012/530 E, 2013/646 K. sayılı kararı ile menfi tespit davasının reddine karar verildiği, alacaklının icra takip dosyasına başvurarak, menfi tespit davası reddediliğinden borçlular hakkında haciz uygulanmasını talep ettiği ve borçluların mal varlıklarına haciz konulduğu görülmektedir.

Borçluların talebiyle İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/530 E. sayılı dosyasından 21.02.2014 tarihinde icra müdürlüğüne yazılan “Mahkememizin 2012/530 Esas sayılı dosyasında açılan menfi tespit davasında takibin durmasına ilişkin Mahkememizin 28.06.2012 tarihinde ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama sonunda 2013/646 nolu karar ile davanın reddine karar verilmiş olup, ihtiyati tedbir kararı hakkında herhangi bir karar verilmemiştir. HMK’nın 397/2 maddesi gereğince aksi belirtilmediği takdirde nihai kararın kesinleşmesine kadar devam edeceği düzenlenmiştir” şeklindeki yazı içeriğinden anlaşılacağı üzere mahkemece ihtiyati tedbirle ilgili karar verilmediği açıkça vurgulanmış olup, HMK’nın 397/2 maddesi zikredilmekle yetinilmiştir. Şu hâliyle ihtiyati tedbiri açıklayan nitelikte bir mahkeme kararı bulunmayıp, anılan yazı da mahkeme kararına dayanmamaktadır.

O hâlde; icra takibinin durdurulması yönünde verilen ihtiyati tedbir kararı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 72/4. maddesi hükmü gereğince menfi tespit davasının reddi kararı ile birlikte kendiliğinden kalkacağından ve kararda ihtiyati tedbirin devamı yönünde bir hüküm de bulunmadığından, icra memurunun kararı veren mahkemenin bu konudaki görüşü ile bağlı olmaksızın kanun hükmünü kendiliğinden gözetmek suretiyle alacaklının talebi üzerine kararın kesinleşmesi beklenmeksizin, borçluların mal, hak ve alacaklarına haciz uygulanmasında yasaya uymayan bir yön yoktur.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında asliye hukuk mahkemesince tedbirin karar kesinleşinceye kadar devam edeceğine dair 21.02.2014 tarihli yazının, hâkimin ihtiyati tedbir kararının kapsamını açıklayan bir nitelik taşıdığı, artık icra müdürünün bunun aksine işlem yapamayacağı belirtilerek yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.

Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Karar ve Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun’un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 12.03.2019 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

İcra ve iflas uyuşmazlıklarında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için alanında yetkin bir avukattan hukuki yardım alınması oldukça önemlidir. Dava sürecinde güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Alanında yetkin Kayseri icra avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, tasarrufun iptali, itirazın iptali, istirdat davası, istihkak davası, menfi tespit davası, ihtiyati haciz başta olmak üzere her türlü icra ve iflas hukuku uyuşmazlıklarında taraflara avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Kayseri icra avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan icra ve iflas süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.