Meşru Savunmada Hata ve Sınırın Aşılması Hükümlerinin Uygulanma Şartları

Hizmetlerimiz

Meşru Savunmada Hata ve Sınırın Aşılması - Kayseri Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Meşru Savunmada Hata ve Sınırın Aşılması Hükümlerinin Uygulanması

Meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eşzamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bir ‘hukuka uygunluk nedeni’ olarak düzenlenen meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bununla birlikte meşru savunma haksız bir saldırı nedeniyle ve bu saldırıyı ortadan kaldırmak amacıyla yapılmalıdır. Bu sebeple, savunma, saldırıya ve saldıran kişi veya kişilere karşı yapılmalıdır. Saldırıda bulunmayan bir kişiye karşı savunmada bulunulamayacağından, meşru savunma gerçekleşmiş olmaz.

Adam öldürme ve yaralama suçlarından yargılanan ve “gerçekleşmesi muhakkak bir saldırıdan kurtulmak maksadıyla ve içinde bulunduğu şokun tesiriyle, meşru savunma koşulları içerisinde ateş ettiği” şeklindeki savunmasını doğrulayamayan sanığın, gündüz vakti, yoğun yaya trafiğinin bulunduğu ortamda, çevredeki kalabalığa aldırmaksızın, tabancayla peş peşe ateş etmesi ve olayla ilgisiz ve sanığa yönelik hiçbir haksız söz ve davranışları bulunmayan kişilerin ölümüne ve yaralanmasına yol açması karşısında sanık hakkında meşru savunmada sınırın aşılması ve hata hükümlerinin uygulama imkânının bulunmadığı değerlendirilmelidir.

Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin etmek için gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü suç isnadı, cezai şikâyet, kovuşturma, soruşturma ve diğer ceza davası konularında müvekkillerimize avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunmaktayız.

Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir avukattan hukuki yardım almaları faydalı olacaktır.

Kayseri Ceza Avukatı kadromuzdan olası kastla adam öldürme suçu ile ilgili dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.

Meşru Savunmada Hata ve Sınırın Aşılmasına ilişkin Emsal Yargıtay Kararı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2017/893 Karar No: 2018/33

Kararı veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi

Özet: Gündüz vakti, yoğun yaya trafiğinin bulunduğu ortamda, çevredeki kalabalığa aldırmaksızın, tabancayla yaklaşık beş metre mesafeden peş peşe dokuz el ateş ederek, olayla ilgisiz ve kendisine yönelik hiçbir haksız söz ve davranışı bulunmayan iki kişinin ölümüne, iki kişinin de yaralanmasına yol açan sanık hakkında meşru savunma, sınırın aşılması ve hata hükümlerinin uygulama imkânının bulunmadığı kabul edilmelidir.

İçtihat Metni

Sanık …’in, … ve …’nu olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 81/1, 21/2, 62, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis, …’ı olası kastla yaralama suçundan aynı Kanunun 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 21/2, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis, …’ü olası kastla yaralama suçundan aynı Kanunun 86/2, 86/3-e, 21/2, 62, 52/2-4. maddeleri uyarınca 3.750 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına; hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümleri yönünden mahsuba ve hak yoksunluğuna ilişkin … 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.01.2008 gün ve … sayılı kısmen resen temyize tabi olan hükümlerin, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.04.2009 gün ve 6917-1880 sayı ile; sanık hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına, mağdur …’ı olası kastla yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise TCK’nun 62. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş; sanığın mağdur …’e yönelik olası kastla yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden ise;

“…Sanığın sabıka kaydındaki cezanın silinme koşullarının oluşup oluşmadığı ve cezanın ortadan kaldırılıp kaldırılmadığı hususları araştırılarak, sonucuna göre; hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 231. maddesi uyarınca, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması”

gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyan … 7. Ağır Ceza Mahkemesince 15.09.2009 gün ve … sayı ile; sanığın ilk hükümdeki gibi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 86/2, 86/3-e, 21/2, 62, 52/2-4. maddeleri uyarınca 3.750 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.06.2010 gün ve 1334-4687 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.02.2017 gün ve 399264 sayı ile;

“… İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık;

1) Hükümlü … hakkında …’yı öldürmeye teşebbüs suçundan kamu davası açılması sağlanıp bu dosyayla birleştirilerek meşru savunma koşullarının tartışılmasının ve meşru savunma koşulları oluşmuş ise …., …, … ve …’e yönelik eylemler bakımından da bu hükümlerin uygulanmasının gerekip gerekmediğinin,

2) Kabule göre de, hükümlü … hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediğinin, belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanık …’in suç tarihinden yaklaşık dört ay önce tanık …’ndan olayın meydana geldiği …. isimli iş yerini satın aldığı, (devirden sonra iş yerinin adı B… Gıda olarak değişmiştir.) aralarında yaptıkları anlaşma gereğince …’nun … ve … kardeşlere olan borcunu da ….’in devraldığı, borcun miktarı konusunda tarafların farklı beyanları olmakla birlikte, ….’in savunmasına göre devraldığı borç miktarının 111.500 Lira olduğu, ….’in iş yerini devraldıktan sonra bu borcun yaklaşık 75.000 Lirasını nakit olarak ödediği, bakiye borç için …ve …’ya dosya arasında fotokopisi bulunan 26.04.2007 düzenleme tarihli, 30.07.2007 ödeme günlü, 35.000 Lira bedelli bono verdiği anlaşılmaktadır. Dosya arasındaki iddia, savunma ve delillere göre, söz konusu bononun vadesi gelmesine rağmen ödenmemesi sebebiyle …. ile …ve … arasında husumet oluştuğu, K… kardeşlerin, borcu ödemesi konusunda ….’i sıkıştırmaya başladıkları, ….’in çek verme teklifini kabul etmeyen …’nın suç tarihinde saat 16.30 sıralarında üç adamıyla birlikte ….’in iş yerine geldiği, üç adamının dışarıda beklediği, ….’in iş yerinde olmadığını görünce çalışanlara nerede olduğunu sorduğu, çalışanların ….’in dışarıda olduğunu söylemeleri üzerine, onu telefonla arayarak küfürler ettiği, bir süre daha iş yerinde bekledikten sonra tekrar ….’i aradığında cevap vermemesi üzerine küfürler ve tehditler savurarak iş yerinin cam vitrinlerini kırmak, zeytinleri yere dökmek, baharat tezgâhını devirmek ve buzdolabı ile şarküteri dolabını tekmelemek suretiyle iş yerine zarar verdiği ve yarım saat sonra tekrar geleceğini, ….’i öldüreceğini söyleyerek adamlarıyla birlikte iş yerinden ayrıldığı (… hakkında tehdit suçundan beraat kararı verilmiş ise de, çalışanlarının ….’e Hasan’ın kendisini tehdit ettiğini iletmeleri sebebiyle, bu bilginin ….’in içinde bulunduğu ruh halinin anlaşılabilmesi açısından önemli olduğu düşünülmüştür.), bunun üzerine iş yeri çalışanlarının ….’in Çankaya ilçesinde bulunan diğer iş yerinde çalışan maktul …’nu arayarak olayı kendisine anlattıkları ve yanlarına gelmesini söyledikleri, ayrıca ….’i de arayarak durumu kendisine bildirdikleri, bu sırada gıda toptancıları çarşısındaki depoda bulunan ….’in Ulus’taki B… Gıda isimli iş yerine gitmek üzere yola çıktığı, yolda giderken, daha önce …’nın yanında çalışmış olması sebebiyle olayı yatıştırabileceğini düşündüğü …’nu arayarak Ulus’taki iş yerine gitmesini söylediği, ayrıca iş yerinde meydana gelen zararla ilgili olarak polis merkezini de aradığı, iş yerine geldiğinde dağınıklığı ve zararı görmesi üzerine …’yı arayarak neden böyle olduğunu sorduğunda Hakan’ın ‘O benim abim, biz adamı böyle yaparız’ diye cevap verdiği, bu görüşmeden yaklaşık 5-10 dakika sonra telefonuna gelen çağrılara döndüğünde cevap veren …’nın paranın tamamını istediği ve ….’in aksi ispatlanamayan savunmasına göre iş yerine geleceğini ve ….’i öldüreceğini söylediği, yaklaşık yarım saat sonra saat 17.30-18.00 sıralarında …’nın Mercedes Vito marka beyaz renkli minibüsle olayın meydana geldiği iş yerinin önündeki yolun karşına gelerek aracı park ettiği, minibüsten inerken marketin içinde bulunan ….’e ‘Şerefsizlik yapma, paramı ver’ diye bağırarak bagaj kapağını açtığı, bu sırada iş yerinde bulunan ve …’nın araçtan silah aldığını düşünen maktul …’nun ‘Dur, bırak’ şeklinde bağırıp koşarak onu durdurmaya çalıştığı, bunu gören ….’in marketin içinden ‘Silahım var, başımı belaya sokma’ şeklinde bağırdığı, … ile … arasında bu şekilde mücadele sürerken …’nın silahlı olduğunu düşünen ….’in panik halinde dışarı çıkarak maktul …’nun kardeşi olan tanık …’nun beyanına göre önce havaya doğru ateş ettiği, daha sonra …’nın bir ara …’nun elinden kurtulduğunu görünce, kendisine ateş edeceğini düşündüğü …’ya doğru ateş etmeye başladığı, bu şekilde yaptığı atışlar sonucu tabancasından çıkan mermilerden iki tanesinin olayı engellemeye çalışan …’na, bir tanesinin ise olayla ilgisi bulunmayan ve o sırada oradan geçmekte olan …’a isabet ettiği, bu kişilerin bu şekilde öldükleri, ayrıca o sırada ….’in iş yerinin karşısındaki tatlıcıda bulunan ve yine olayla ilgisi bulunmayan …’la …’ün de isabet almaları sonucu yaralandıkları anlaşılmaktadır.

1) Hükümlü … hakkında …’yı öldürmeye teşebbüs suçundan kamu davası açılması sağlanıp bu dosyayla birleştirilerek meşru savunma koşullarının tartışılmasının ve meşru savunma koşulları oluşmuş ise … ve …’e yönelik eylemler bakımından da bu hükümlerin uygulanmasının gerekip gerekmediği;

İtiraz konusu uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemelere bakıldığında;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ‘Meşru savunma ve zorunluluk hali‘ başlıklı 25. maddesinin 1. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre;

‘Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.’

Aynı Kanun’un ‘Sınırın aşılması‘ başlıklı 27. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

‘(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.’

Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, meşru savunma 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinde bir ‘hukuka uygunluk nedeni’ olarak düzenlenmiştir. Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş içtihatlarda vurgulandığı üzere; meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır.

Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1- Saldırıya ilişkin şartlar:

a) Bir saldırı bulunmalıdır.

b) Bu saldırı haksız olmalıdır.

c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.

d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.

2- Savunmaya ilişkin şartlar:

a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.

b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.

c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.

İtiraza konu olay bakımından önem arz etmesi nedeniyle, savunmaya ilişkin şartlardan, savunmanın saldırana karşı olması hususu üzerinde durulmalıdır. Bilindiği gibi, meşru savunma haksız bir saldırı nedeniyle ve bu saldırıyı ortadan kaldırmak amacıyla yapılmaktadır. Bu sebeple, savunma saldırıya ve saldıran kişi veya kişilere karşı yapılmalıdır. Saldırıda bulunmayan bir kişiye karşı savunmada bulunulamayacağından, meşru savunma gerçekleşmiş olmaz; eylemden dolayı failin sorumluluğu devam eder.

Ancak, eylem bir bütün olarak hukuka uygun olduğunda savunma içeren hareketin ‘sapma’ sonucu diğer bir kişiye zarar vermesi halinde, failin meşru savunmadan yararlandırılması gerekir. Meşru savunma halinde bulunan, ancak kusuru bulunmaksızın ‘sapma’ sonucu diğer bir kişiye zarar veren kişiyi bu eylemden sorumlu tutmak, hukuka uygunluk nedenlerinin yapısıyla bağdaşmamaktadır. Çünkü, bu nedenlerin varlığı halinde failin tüm eylemleri hukuka uygundur (Osman YAŞAR / Hasan Tahsin GÖKCAN / Mustafa ARTUÇ, Yorumlu – Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, C.1, s.711; Veli Özer ÖZBEK, Türk Ceza Kanununun Anlamı (Açıklamalı – Gerekçeli – İçtihatlı) – İzmir Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2010, C.1, s.399; …HAKERİ, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 16. Baskı, Ankara, 2013, s.311; Timur DEMİRBAŞ, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2013, s.283; Fahri Gökçen TANER, Türk Ceza Hukukunda Meşru Savunma, Ceza Hukuku Dergisi, S.12, Nisan 2010, s.241). Örneğin, kendisine saldıran (A)’nın ateşine karşılık veren (F)’nin yaptığı atışın, (A)’nın eğilmesi sebebiyle arkasındaki (B)’ye isabet etmesi halinde, (F)’nin meşru savunmadan yararlanması gerekir.

Sınırın aşılması ise; savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda söz konusu olabilmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinde düzenlenen ‘sınırın aşılması’ bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, maddenin 1. fıkrasındaki durumda kusurluluğu azaltan, 2. fıkrasındaki durumda ise kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Maddenin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail meşru savunmada sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 27. maddesinin 2. fıkrasında ise, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;

1. Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,

2. Saldırıya ilişkin şartların var olması,

3. Savunmaya ilişkin şartlardan ‘ölçülülük ya da orantılılık’ şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,

4. Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilmektedir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, ‘heyecan, korku veya telaşa’ kapılarak meşru müdafaada sınırı aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 22.03.2016 gün ve E 1160-141, 01.03.2016 gün ve 1039-96 ile 24.03.2015 gün ve 815-71, 06.05.2014 gün ve 1557-233 sayılı kararlarında da aynı hususlar vurgulanmıştır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Dosya arasında mevcut delillere göre ve yukarıda anlatıldığı şekilde ….’in eylemi …’dan kendisine yönelen saldırıdan kurtulmak amacıyla işlediği, her ne kadar …’nın suç tarihi itibarıyla parada sahtecilik suçu dışında herhangi bir adli sicil kaydı bulunmamakta ise de, dosya arasında mevcut bilgi ve belgelerden, … ile kardeşi …hakkında çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek, tehdit gibi suçlardan adli işlemler yapıldığı, hatta …’nın bu suçlardan tutuklandığı, bu eylemleri sebebiyle kendisinden çekinilen bir kişi olduğu, hakkında bu suçlardan kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının bulunmamasının gerek …. …, gerekse çevrede kendisini tanıyan diğer kişiler üzerinde korkutucu etkisinin bulunmasını engellemeyeceği, suça konu olaydan önce de …’in iş yerine adamlarıyla gelip iş yerini dağıtması ve her ne kadar hakkında beraat kararı verilmiş ise de iş yerine geldiğinde ….’i öldüreceğini söylediğinin iş yeri çalışanları tarafından ….’e iletilmesi, olay zamanında ….’in iş yerine geldiğinde minibüsten indikten sonra küfürler ederek minibüsün bagajını açması, bunu gören maktul …’nun araçtan tüfek çıkaracağını düşünerek onu engellemeye çalışması ve tanıklar …, …, …, M.. Çolak ve …’nin …’nın elinde pompalı tüfek veya tüfeğe benzeyen bir cisim olduğunu gördüklerini beyan etmeleri birlikte değerlendirildiğinde, …’in eylemi meşru savunma içerisinde gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin araştırılıp tartışılması gerekmektedir. Yargılamaya konu olayla ilgili olarak …’in ateş ederken hedef aldığı …’ya yönelik gerçekleştirdiği eylem için …. hakkında herhangi bir dava açılmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple, öncelikle …’in …’ya yönelik gerçekleştirdiği eylemle ilgili olarak kamu davası açılması sağlanıp bu dosyayla birleştirilerek sanığın …’ya yönelik eylemi meşru savunma içerisinde veya meşru savunma sınırlarının aşılması kuralları çerçevesinde gerçekleştirip gerçekleştirmediği belirlendikten sonra, olası kastla …, …, … ve …’e yönelik gerçekleştirdiği eylemler bakımından da yukarıda izah edilen ‘sapma’ kuralları çerçevesinde hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hükümlerin bozulmasına karar verilmesi yerine, yukarıda yazılı şekilde onanmasına karar verilmesinin isabetli olmadığı kanaatine varılmıştır.

2) Kabule göre de, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediği;

İtiraz konusu uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemeye bakıldığında;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun ‘Haksız tahrik‘ başlıklı 29. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.”

Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde oluşturduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu durumda fail, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu bakımdan haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir ifadeyle, haksız tahrik halinde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır.

Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir:

a) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalı,

b) Bu fiil haksız olmalı,

c) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,

d) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı,

e) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.

Yukarıda meşru savunmanın saldırana karşı olması şartı hakkında yapılan açıklamalar, haksız tahrik teşkil eden eylemin mağdurdan sadır olması şartı hakkında da geçerlidir. Bu bakımdan, failin haksız tahrik altında gerçekleştirdiği hareketinin ‘sapma’ sonucu diğer bir kişiye zarar vermesi halinde, haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yukarıda izah edildiği gibi, …’nın …’e gerek gıyabında, gerekse yüzüne karşı hakaret etmesi, iş yerini dağıtarak zarar vermesi ve olay yerine gelerek ona saldırmaya kalkması hususları birlikte değerlendirildiğinde, …’dan kaynaklanan haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında gerçekleştirdiği eylem sonucu olası kastla … ile …’nu öldürme ve … ile …’ü yaralama suçlarından hüküm kurulurken haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Esasında tamamen …. ile … arasındaki bir husumette, ….’in maruz kaldığı haksız fiiller sebebiyle içinde bulunduğu panik haliyle açtığı ateş sonucu olaydan önce ve sonra hiç de istemeyeceği bir şekilde iki kişinin ölümü, iki kişinin de yaralanmasıyla neticelenen olayda; maktul …’nun kardeşi …’nun aşamalarda verdiği ifadelerde olaydan …’yı sorumlu tutması, …’nın minibüsün bagajından çıkardığı tüfeğin namlusunu gördüğünü, ….’in …’nu yanlışlıkla vurduğunu, ….’den şikâyetçi olmadığını söylemesi, olayda yaralananların da şikâyetçi olmadıklarını söylemeleri, yine maktullerin eşlerinin de olay sebebiyle şikâyetçi olmadıklarını beyan etmeleri göz önünde bulundurulduğunda, sanık …’in karşılaştığı ceza, miktarı itibarıyla, ceza adaleti bakımından hakkaniyetli olmayacaktır. Bu sebeple … hakkında hükmedilen cezalardan 5237 sayılı TCK’nun 29. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, hatalı değerlendirmeyle yazılı şekilde fazla ceza verilmesi nedeniyle hükümlerin bozulmasına karar verilmesi yerine, yukarıda yazılı şekilde onanmasına karar verilmesinin isabetli olmadığı”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.04.2017 gün ve 619-1080 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık … hakkında genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçundan ceza verilmesine yer olmadığına dair hüküm ile mala zarar verme suçundan verilen beraat kararı ve sanık … hakkında tehdit suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin; sanık … hakkında hakaret suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece kesin nitelikteki hükme ilişkin temyiz talebinin reddedilmesi suretiyle, sanık … hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet ve sanık … hakkında mala zarar verme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında maktuller … ve …’nu olası kastla öldürme; mağdurlar … Ünügör ve …’ı olası kastla yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanık hakkında olası kastla öldürme ve olası kastla yaralama suçlarından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı; eksik araştırma ile hüküm kurulmadığının kabul edilmesi durumunda sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

14.03.2007 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat eden tanık …’nun, Ankara ili, … Semtinde bulunan Suluhan Çarşısında uzun yıllardır gıda ticareti yaptığını, yanında çalışan maktul … tarafından zarara uğratıldığını ve borçlandırıldığını, hukuki olmayan güçlerini kullanan … ile …’nın da aralarında bulunduğu kişilerden korkarak senet imzaladığını, bu şahıslar tarafından tehdit edildiğini belirterek şikâyetçi olduğunu ifade ettiği,

Şikâyete konu Hasan ve … kardeşlerin, Numune Hastanesi, Ankara Lisesi ve çevresinde aracını park eden şahıslardan cebir ve tehditle para talep ettikleri, kamu görevlilerini darp ettikleri ve birtakım başka suçları işledikleri iddiasıyla Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılamalarının yapılarak, cürüm işlemek için örgüt kurmak suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiği, hükümlerin Yargıtay 15. Ceza Dairesince “Suç işlemek için örgüt kurmak suçundan hüküm kurulurken silahlı olan sanıklar hakkında mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 313/3. maddesinin de tatbik edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi” eleştirisiyle 25.02.2012 tarihinde onanarak kesinleştiği,

08.08.2007, 09.08.2007 ve 10.08.2007 tarihli olay yeri inceleme raporlarında; olayın Ulus Suluhan Çarşısında 38 numaralı iş yerinin önünde meydana geldiği, iş yeri girişine en yakını 530 cm, en uzağı 961 cm mesafede bulunan 9 mm çapında 9 adet boş kovan ile 1 adet dolu fişek ve iş yeri girişine 8 metre mesafede kan birikintilerin bulunduğu, sanığa ait bu iş yerinin karşısındaki Pak İş isimli iş yerinin vitrininde, yerden 115 cm yüksekliğinde 1 adet mermi isabet izi ve bu iş yerinin içerisinde kan lekelerinin olduğu, … adına kayıtlı Mercedes Vito marka aracın ön camında 1 adet mermi izinin bulunduğu, sanığa ait B… isimli iş yerindeki zeytin tezgahının camında 15×20 cm boyutlarında kırık olduğu tespitlerine yer verildiği,

15.08.2007 tarihli uzmanlık raporunda; suçta kullanılan 1935 model Browning marka yarı otomatik tabancanın, mekanik bir arızasının bulunmadığının, olay yerinde bulunan 9 adet boş kovanın sanık tarafından teslim edilen bu silahtan atıldığının belirtildiği,

10.08.2007 ve 10.09.2007 tarihli uzmanlık raporlarında; sanığa ait iş yerinin önündeki yolda bulunan kan lekeleri ile …’ya ait Mercedes Vito marka aracın iç kısmında bulunan kan lekelerinin maktul …’na, P… İş isimli iş yerinde ve …’ya ait aracın bagaj bölmesindeki kan lekelerinin ise bir başka erkek şahsa ait oldukları; maktul …’a isabet eden merminin uzak atış mesafesinden ateşlendiği, sanığın elinde atış artığına rastlanılmadığı bilgilerine yer verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Mağdurlar … ve … kollukta ve mahkemede; olay günü sanığın iş yerinin karşısında bulunan fırından tatlı aldıklarını, bu sırada dışarıdan silah sesleri geldiğini, isabet eden mermilerle yaralandıklarını, olayı görmediklerini; mağdur … mahkemede ayrıca; yaralandıktan sonra …’ya ait aracın bagajında hastaneye götürüldüğünü, panik hâlinde olduğunu, bagajda silah görmediğini,

Tanık … kollukta; sanığa devrettiği iş yerini 22 yıl boyunca kendisinin işlettiğini, işlerin kötü gitmesi üzerine Hasan ve … kardeşlerin de aralarında bulunduğu kişilere borçlandığını, Karakaya’lara yaklaşık 120.000 Lira borçlu olduğunu, iş yerini 400.000 Lira karşılığında sanığa devrettiğini ancak sanıktan sadece 2.000 Lira nakit para aldığını, mevcut borçların sanık tarafından üstlenilmesi suretiyle devrin gerçekleştiğini, sanık ve Karakaya kardeşler ile kendisinin, birlikte borçların yapılandırılmasını görüştüklerini, Karakaya’lardaki senetleri geri aldığını, sanık ile Karakaya’ların ise kendi aralarında yeni senet düzenlediklerini, maktul …’nun uzun yıllar yanında çalıştığını ve Karakaya kardeşlerle çok samimi olduğunu, devirden sonra birkaç kez sanığı gördüğünü, senetleri ödemesi hususunda tembihte bulunduğunu, mahkemede; Karakaya kardeşlerden tehdit almadığını, …

İnceleme dışı sanık … aşamalarda; … sanığın iş yerine tek başına gittiğini, … dışarı çıktığında komşu esnafın sanığı kastederek “Para vereceği yok, sen gelmeden yarım saat önce ayrıldı” demesi üzerine, sinirlenerek tekrar sanığın iş yerine girdiğini, hakaret ederek elini kolunu salladığını, bu sırada bazı eşyanın devrilmiş olabileceğini, parasını ödemelerini isteyerek ayrıldığını, bir saat kadar sonra sanığı telefonla aradığını, sanığın kendisini dükkâna çağırdığını, parayı vereceğini söylediğini, kardeşi Hakan’ı telefonla arayarak bilgi verdiğini ve Mercedes Vito marka aracıyla tek başına olay yerine geldiğini, araçtan inip sanığı elinde silahla dükkânda görünce korunmak maksadıyla bagajını açtığı arabasının arkasına saklandığını, parasını ödemesi için sanığa bağırıp küfrettiği sırada önceden tanıdığı maktul …’nun koşarak yanına geldiğini, sanığın kendisini engellemeye çalışan işçilerini iterek ilk önce arabasına ateş ettiğini, daha sonra kendisini hedef alarak ateş etmeye başladığını, önünde bulunan maktul …’nun vurulduğunu, kendisinin de koltuk altını sıyıran bir mermiyle yaralandığını, Ulus Haline doğru kaçmaya başladığını, sanığın da ardından ateşe devam ettiğini, sanığın olay yerinden kaçtığını görünce mermisinin bittiğini anladığını, olay yerine döndüğünü, maktul … ile yaralıları aracına bindirerek hastaneye götürdüğünü, aracında kesinlikle tüfek bulunmadığını, bulunması hâlinde araca binenler tarafından görülebileceğini, olay sırasında sanıkla aralarında 3 ila 5 metre mesafe bulunduğunu,

İfade etmişlerdir.

Sanık … aşamalarda; olayın meydana geldiği Ulus Suluhan Çarşısındaki Birgüler isimli marketin sahibi olduğunu, burayı yaklaşık 4 ay önce 400.000 Lira bedelle …’ndan devraldığını, iş yerinin 400.000 Lirayı bulan borcunu bu şekilde üstlendiğini, mal sahibine nakit olarak sadece 2.000 Lira verdiğini, Karakaya kardeşlere olan borcun 75.000 Liralık kısmını ödediğini, kalan kısım için olaydan bir gün önce …’nın işlettiği otoparkta Karakaya’lara çek vermeyi önerdiğini, …’nın bu görüşme sırasında “Seni de Hacı gibi mi yapalım, ben bu parayı almayı bilirim” şeklinde tehditvari sözler sarf ettiğini, olayların büyümemesi için olay gününü kastederek “Yarın size çekleri veririm” diyerek oradan ayrıldığını, olay günü Gimat’ta bulunan depoya gittiğini, çekleri hazırladığını, Suluhandaki iş yerine … ile buluşmaya gideceği sırada, çalışanı ….’nun telefonla kendisini aradığını, Hasan’ın adamları ile gelip marketi dağıttıklarını, tehditler savurup biraz sonra tekrar geleceğini belirterek gittiğini söylediğini, bunun üzerine diğer marketinde çalışan maktul …’nu durumdan haberdar edip Ulus’taki markete çağırdığını, polise de haber verdirdiğini, markete geldiğinde etrafın dağıtılmış olduğunu gördüğünü, …’yı arayarak sitem ettiğini, Hakan’ın ise “ O benim ağabeyim, biz adamı böyle yaparız, sen bunları hak ettin” dediğini, çay içtiği esnada telefonuna gelen cevapsız çağrıyı görünce bu numara sahibini aradığını, telefonu …’nın açtığını, “Ben paramın tamamını isterim, vermezsen dükkânına gelip seni öldürürüm, zaten geldim bulamadım, yeniden geleceğim” şeklinde sözler sarf ettiğini, bu görüşmeden yaklaşık 5 dakika sonra …’nın iki araçla ve yaklaşık 10 kişilik grupla iş yerine geldiğini, beyaz renkli Mercedes Vito marka araçtan Hasan ve adamlarının, gri renkli BMW marka araçtan ise …ve adamlarının indiklerini, Hasan’ın araçtan iner inmez bagajı açıp pompalı tüfek aldığını, tüfeği kendisine doğrultup “Seni öldüreceğim” demesi üzerine çalışanı maktul …’nun engel olmak için …’yı tutmaya çalıştığını, bu sırada kendisinin de silahını alıp iş yerinin kapısında beklemeye başladığını, …’nın maktul …’nun elinden kurtulup kendisine doğru geldiğini, tüfeği doldur – boşalt yapınca korkutmak amacıyla havaya ateş ettiğini, olayın korkusu ve linç edileceğini düşünerek hedef gözetmeksizin ateş etmeye başladığını, kendini kaybettiğini, silahla ateş etmesi bittikten sonra hepsi de silahlı olan … ve dört adamının kendisine saldırdıklarını, başına silah kabzasıyla vurulduğunu, ancak bu kişilerin elinden kaçarak kurtulduğunu, pişman olduğunu,

Savunmuştur.

Meşru savunma, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun birinci kitabının, ikinci kısmının, “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler” başlıklı ikinci bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında;

“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”

şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının “korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması” yeterli görülmüştür.

Öğretide;

“Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364);

“Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki” (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307);

“Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi” (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697)

şeklinde, mülga 765 sayılı TCK’nun yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında “Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki” olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eşzamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.

Gerek öğretide, gerekse Yargısal kararlarda vurgulandığı üzere;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır.

Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1- Saldırıya ilişkin şartlar:

a) Bir saldırı bulunmalıdır.

b) Bu saldırı haksız olmalıdır.

c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.

d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.

2- Savunmaya ilişkin şartlar:

a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.

b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.

c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.

Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Sınırın aşılması başlıklı 27. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.”

Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, “sınırın aşılması” bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddesinin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde “beraat” kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilecektir.

TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre meşru savunmada sınırın aşılmasına ilişkin hükmün uygulanabilmesi için;

1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,

2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,

3- Savunmaya ilişkin şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,

4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, “heyecan, korku veya telaşa” kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.

Haksız tahrik, Türk Ceza Kanunu’nun 29. maddesinde ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır;

“Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.”

Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu halde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik halinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;

a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,

b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,

c) Failin işlediği suç, bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,

d) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, 765 sayılı Kanunda yer alan “ağır – hafif tahrik” ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da maktulden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.

Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Hata” başlıklı 30. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.”

şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarih ve 25869 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun dördüncü maddesi ile eklenen “İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz” biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.

Maddede çeşitli hata halleri düzenlenmiş olup, birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası ile kişinin, suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüştür. Buna göre; örneğin, kardeşi olduğunu bilmediği birisini öldüren fail, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacak, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında da değer azlığı hükmü uygulanacaktır.

Üçüncü fıkrada ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış, fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata halleri düzenlenmiştir. Failin bu hükümden yararlanabilmesi için, içerisinde bulunduğu şartlar bakımından hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir.

5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş, diğer bir ifadeyle eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmiş ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun tespitinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içerisinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.

Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup, hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilinden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın tayininde dikkate alınacaktır.

Bu aşamada uyuşmazlığa ilişkin olarak maddenin üçüncü fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 30. maddesinin üçüncü fıkrasında Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır” hükmü yer almaktadır. Fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata hâlleri düzenlenmiştir. Hatanın kaçınılmaz olması halinde, fail bu hatasından yararlanacaktır. Kaçınılmazlık hâli takdir edilirken, failin gereken dikkat ve özeni göstermesi durumunda bu hataya düşüp düşmeyeceği belirlenmelidir.

Ceza sorumluluğunu kaldıran meşru savunma ile azaltan nedenlerden olan haksız tahrikin varlığı konusunda da hataya düşülebilir. Meşru savunma koşullarının veya haksız tahrikin varlığı konusunda kaçınılmaz hataya düşen fail bu hükümlerden yararlanacaktır. Fakat burada hatanın kaçınılmaz olması zorunludur. Buna karşılık, hata kaçınılabilir bir hata ise, yani failin kişisel özellikleri göz önüne alındığında, daha dikkatli ve özenli davranması durumunda hatasından kaçınılabilecekse başka bir anlatımla hata meydana gelmeyecekse artık meşru savunma veya haksız tahrik hükümlerinden yararlanamayacaktır.

Bu konuya ilişkin olarak öğretide görüşlere yer verilen görüşlere göre; ;

“… Örneğin, kendisine köy kahvesinde küfür eden B’yi kahve çıkışında dövmek için geçeceği yol üzerinde bekler. Yoldan geçenin görünüş olarak B’ye çok benzeyen C olduğunu gece karanlığının da etkisiyle fark etmeyip ona sopayla birkaç kez vursa kaçınılmaz bir hata içinde olduğu kabul edilebilirse A haksız tahrik hükmünden yararlanabilecektir. Ancak gerekli özeni gösterseydi gece de olsa yoldan geçenin C olduğunu fark edebilecek idiyse artık tahrikten yararlanamaz” (Veli Özer Özbek, Ceza Hukuku Dergisi, sayı 7, Türk Ceza Hukukunda Hata, s. 93),

“Kusurluluğu azaltan bir nedenin maddi koşullarında hataya düşülmüşse kişi yanılgısı kaçınılmaz nitelikteyse bundan istifade eder ve ilgili kusurluluğu azaltan halden faydalanır. Bununla birlikte, hatası kaçınılabilir mahiyette ise, artık kusurluluğu azaltan sebepten faydalanamaz” (M.Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, s. 531)

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;

Sanık …’in olaydan dört ay kadar önce Hasan ve …’ya borçlu olan …’dan olayın meydana geldiği iş yerini satın aldığı, devir işlemleri sırasında tarafların borçları yeniden yapılandırdıkları, ödeme koşullarını tekrar belirledikleri, sanığın, Hasan ve …’ya ödenmesi gereken borcun 75.000 Liralık kısmını süreç içerisinde ödediği, ödenmeyen 35.000 Liralık kısım için senet düzenlendiği, senet vadesinde ödenmeyince taraflar arasında bu konuda tartışmalar başladığı, sanığın Karakaya kardeşlerin elinde bulunan senedi iade etmeleri durumunda ödemeyi çekle yapmayı önerdiği, nakit paraya acil olarak ihtiyaçları olduğunu ifade eden Hasan ve …’nın sanığa borcun ödenmesi hususunda ısrar etmeleri üzerine, yapılacak ödemeyi almak için 07.08.2007 günü …’nın, sanığın Ulus Suluhan’da bulunan iş yerine gittiği, beklemesine rağmen sanığın iş yerine gelmemesine sinirlenerek gıyabında sanığa hakaretlerde bulunduğu, iş yerindeki zeytin kavanozunu devirerek cam tezgâhı kırdığı ve tekrar geleceğini söyleyerek olay yerinden ayrıldığı, çalışanların kendisini telefonla araması ile durumdan haberdar olan sanığın, ortamın gergin olduğunu sezerek Karakaya’lar ile iyi münasebeti bulunan çalışanı maktul …’nu Suluhan’daki iş yerine çağırdığı, olay yerine gelen sanığın çalışanlardan bilgi aldığı, tekrar geleceğini söyleyerek ayrılan …’nın gelişini beklemeye başladığı, çok geçmeden …’nın Mercedes Vito marka aracı ile sanığın iş yerinin önüne geldiği, kaldırıma park ettiği aracından indikten hemen sonra sanığa hakaret ederek parasını istediği, sanığın elindeki tabancayı görmesi üzerine aracının arkasına giderek bagaj kapısını açtığı, bu durumu gören ve gergin bekleyiş içerisinde olan maktul …’nun …’nın muhtemelen silah çıkaracağını düşünerek “Dur, ben hallederim” gibi sözlerle ve koşarak arkadaşı olan …’yı dükkândan ve sanıktan uzak tutmaya çalıştığı, … ile … arasında bu şekilde mücadele sürerken sanığın …’yı vurmak amacıyla, gündüz vakti, yaklaşık 5 metre mesafeden, Ulus Hal çevresi gibi yoğun yaya trafiğinin bulunduğu ortamda, tabancasıyla peş peşe 9 el ateş ettiği, yaptığı atışların …’nın aracının ön camına, olayı engellemeye çalışan …’na, tesadüfen olay yerinden geçen ve tarafları tanımayan 1934 doğumlu …’a isabet ederek, bu iki kişinin ölümlerine neden olduğu, yine sanığın atışlarının, iş yerinin tam karşısında bulunan tatlıcıdan alışveriş yapan mağdurlar … ve …’e isabet ederek …’ın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasına, …’ün ise basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte yaralanmasına sebebiyet verdiği anlaşılan olayda; …’nın, olay yerine tüfekle gitmediği, elinde ve aracında silah bulunmadığı yönündeki ısrarlı beyanları, olaydan sonra araçta tüfek bulunmadığına ilişkin araç arama tutanağı içeriği, olayın meydana geldiği iş yerinin yanında dükkânı bulunan ve olayı net olarak gördüğünü ifade eden tanık …’un olay sırasında …’nın elinde ve aracında silah bulunmadığına ilişkin beyanları, yaralandıktan sonra …’ya ait aracın bagaj kısmında hastaneye kaldırılan mağdur …’ın bagajda silah görmediği şeklindeki ifadesi, yaralıların araca bindirilmesine yardımcı olan tanık taksi şoförü …’nin …’nın aracının içerisinde ve bagaj kısmında silah görmediğine ilişkin beyanları ile sanığın çalışanı tanık …’nin olay sırasında …’nın elinde tüfek bulunduğunu görmediğine ilişkin ifadesi birlikte değerlendirildiğinde; sanığın suçtan kurtulmaya yönelik, “Olay sırasında aracının bagajından pompalı tüfek alan …’nın, tüfeği kendisine doğrultup namluya fişek sürmesi üzerine, gerçekleşmesi muhakkak bir saldırıdan kurtulmak maksadıyla ve içinde bulunduğu şokun tesiriyle, meşru savunma koşulları içerisinde ateş ettiği” şeklindeki savunmasına ve bu sanığın beyanlarını desteklemeye yönelik bir kısım çalışanlarının dosya kapsamı ile doğrulanamayan beyanlarına itibar edilmesi mümkün olmadığı gibi, sanığın, gündüz vakti, yaklaşık 5 metre mesafeden, Ulus Hal çevresi gibi yoğun yaya trafiğinin bulunduğu ortamda, çevredeki kalabalığa aldırmaksızın, tabancayla peş peşe 9 el ateş ederek, olayla ilgisiz ve sanığa yönelik hiçbir haksız söz ve davranışları bulunmayan 2 kişinin ölümüne ve 2 kişinin de yaralanmasına yol açması karşısında; 5237 sayılı TCK’nun 30/3. maddesinde düzenlenen “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin bu hatasından yaralanacağı” yönündeki hükmün de uygulama imkânının bulunmadığı; sanık hakkında …’ya yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan dava zamanaşımı süresi içerisinde her zaman dava açılabileceği, böyle bir davanın henüz açılmamış olmasının, incelemeye konu suçların niteliğini veya sanığın hukuki durumunu değiştirmeyeceği ve bu şekilde eksik araştırmayla hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla sanık hakkında olası kastla öldürme ve olası kastla yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile bu hükümleri onayan Özel Daire kararları isabetli olup, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının her iki uyuşmazlık yönünden reddine karar verilmelidir.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.