Heyecan, Korku ve Telaş ile Meşru Savunmada Sınırı Aşan Sanığa Ceza Verilebilir mi?

Hizmetlerimiz

Mazur Görülebilecek Bir Heyecan, Korku ve Telaş ile Meşru Savunmada Sınırı Aşan Sanığa Ceza Verilebilir mi? - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Mazur Görülebilecek Bir Heyecan, Korku ve Telaş ile Meşru Savunmada Sınırı Aşan Sanığa Ceza Verilebilir mi?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu        

Esas No: 2015/1039 Karar No: 2016/96 Karar Tarihi: 01.03.2016

Özet: Sanığı silahla yaralayan, sanığın darbedilmiş vaziyette yerde yatmakta olan kardeşine ise silahla dört el ateş eden maktulün haksız saldırısını bertaraf etmek maksadıyla, o anki hâl ve koşullara göre başka türlü hareket etme imkânı bulunmayan sanığın, hamili bulunduğu silahıyla ateş ederek maktulün ölümüne neden olma eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirdiği kabul edilmelidir.

Üç oğlu ile birlikte olay yerine gelen ve oğullarında da silah bulunan maktul tarafından silahla yaralanan ve darp edilmiş vaziyette yerde yatan kardeşine maktul tarafından ateş edildiğini gören sanığın, olayın gelişimi ve gerçekleşme biçimi de nazara alındığında meşru savunmada sınırı mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aştığının ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27/2. maddesinin uygulanma şartlarının gerçekleştiğinin kabulü gerekir.

İçtihat Metni

Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi

Sanık …’un; …’yı kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 29, 62, 53, 63. maddeleri gereğince on yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; …’yı kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1, 86/3-e, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca beş ay onsekiz gün hapis, …’yı kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1, 86/3-e, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca üç ay yirmiiki gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK’nın 62, 52/2, 53. maddeleri uyarınca on ay hapis ve 500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve her üç suçtan kurulan hükümlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına, …’u kasten yaralama suçundan ise beraatine,

Sanık …’nın; …’u kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/1, 86/3-e, 62, 53. maddeleri uyarınca bir yıl on ay onbeş gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK’nın 62, 52/2, 53 ve 54. maddeleri uyarınca on ay hapis ve 500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye,

Sanık …’nın; …’u kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/1, 62, 53. maddeleri uyarınca bir yıl on ay onbeş gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin, …. Ağır Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün sanıklar müdafileri ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince … gün ve …-… sayı ile;

“1- a) Sanık …’un mağdur … ve …’i kasten yaralama ile 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçları yönünden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar aynı kanunun 231/12. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna tabi olduğundan, itiraz merciince incelenmek üzere kararların inceleme dışı tutulmasına karar verilmiştir.

b) Dosya içeriğine ve gösterilen gerekçeye göre; sanık … hakkında ağır tahrik altında kasten maktul …’yı öldürme suçunun kabulünde ve mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamedeki eylemin yasal savunma şartlarında işlendiğine dair bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiştir.

2- Sanık …’nın mağdur …’i kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık …’un …’yı kasten öldürme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;

a- Sanık … hakkında kurulan hüküm yönünden;

Suçtan zarar gören ve maktulün oğulları olan mağdur sanıklar … ve … vekillerinin sanık … hakkında adam öldürme suçundan açılan davayla ilgili olarak duruşmada sanığın cezalandırılması talebi ile katılma talebinde bulunduğu halde katılmaları konusunda bir karar verilmediği anlaşılmış ise de, Dairemizce benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih ve 2010/149-205 sayılı kararında belirtildiği üzere, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp karara bağlanmayan katılma isteğinin temyiz incelemesi sırasında herhangi bir inceleme ve araştırmayı gerektirmiyorsa karara bağlanması mümkün olduğundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237/2. maddesi uyarınca, suçtan zarar gören ve maktulün oğulları olan … ve …’nın, sanık … hakkında …’yı öldürme suçundan açılan kamu davasına katılan olarak kabullerine karar verilerek yapılan inceleme sonucunda;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’un …’yı öldürme suçunun sübutu kabul, oluş ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, cezayı azaltıcı tahrike ve takdire ilişen sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık … müdafiinin eksik incelemeye, yasal savunma şartlarının varlığına ve sair nedenlere yönelen, müdahiller … ve … vekillerinin ağır tahrikin bulunmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

Sanık … hakkında …’yı öldürme suçundan kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak onanmasına, tayin olunan cezanın miktarı ve tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak sanık … müdafiinin tahliye talebinin reddine,

b) Sanık … hakkında kurulan hükümler yönünden;

aa) Sanık …’nın mağdur …’e yönelik eyleminde;

Mağdur …’in tedavisi sırasında vücudundan çıkarılarak tutanakla teslim edilen üç adet mermi çekirdeği parçaları ile ele geçen üç tabancanın Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas dairesine gönderilerek söz konusu mermi çekirdeği parçalarının hangi tabancadan atıldığının, sanık …’te ele geçen tabancanın olayda kullanılıp kullanılmadığının tespiti yapıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini gerektiği gözetilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması,

bb) Sanık … hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükümde;

Sanık …’nın ve tanığın ifadesine göre sanıkların olay yerine gelmeden önce araçtan indikten sonra sanık …’in babası olan maktulün üzerinde bulunan dokuz mm’lik tabancayı olay çıkmaması için aldığı ve bu tabancayı olay yerine kadar olan kısa mesafede taşıdığı anlaşılmakla, sanığın suç kastının bulunup bulunmadığının ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının karar yerinde tartışmasız bırakılması”

isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise … gün ve … sayı ile;

“Gayrimenkul ihtilafından dolayı olaydan bir gün evvel, katılan sanık …’nın telefonda sanık …’a sarfettiği ‘bizimle dalga mı geçiyorsunuz, arsaların metrekare birim fiyatları 1.000-1.300 TL arasındadır, bu işi sinkaf ederim, en fazla on seneme malolur’ tarzındaki sözlerin mevcudiyeti ve ertesi gün de …’nın oğulları … ve … ile birlikte sanık …’in işyerine giderek sanık …’in boğazına sarılmak ve omzundan yere çökerterek silahını çekmek ve olay yerinde bulunan sanık …’in müdahalesi nedeniyle elinin aşağıya indirilmesinin sağlanması sayesinde, sanık …’in sol uyluğundan yaralandığı, ayrıca ekspertiz raporuyla belirtildiği üzere vücuda isabet etmeyen ancak pantolonuna isabet etmiş üç adet daha kurşun deliğinin bulunduğunun tespit edildiği, maktul tarafın bununla da yetinmeyerek, maktul …’nın oğulları … ve …’nın tekme tokatla saldırdıkları, sanık …’un kardeşi …’a da yönelttikleri ve onu yere düşürdükleri, sanık …’nın hamili bulunduğu tabancayla …’a ayrıca da 5-6 el ateş ederek, ayaklarında açık ağır kırığa yol açacak şekilde yaraladığı, bu suretle silahla ilk saldırıyı başlatanın … soyadlı sanıklardan maktul … olup, devamını gerek tekme tokatlarla ve gerekse silahla getirenlerin de, maktul …’ya ilaveten maktulün oğulları … ve … olduğu, saldırıya uğrayanların ise sanık … ve kardeşi katılan … olması ve muhtelif şekilde yaralanmaları karşısında, işbu birden fazla silahla ve kaba kuvvetle ve üstelik toplu saldırının mevcudiyeti karşısında, sanık …’un rastgele atışlarla ve sadece tek isabetle maktul …’nın ölümüne sebebiyet verdiği olayda eylemin meşru savunma koşullarında işlendiğinin kabulünde zaruret bulunduğu, anlaşılmaktadır

Haksız tahrik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 29. maddesinde, ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerden bir tanesi olarak düzenlenmiştir. Bu hüküm gereğince, haksız tahrikin etkisi altında işlediği suçtan dolayı faile verilecek ceza, belirli bir oranda indirilecektir. Tahrik durumunda failin iradesinde bir zayıflama meydana geldiği düşünüldüğünden, haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir faktör sayılmaktadır.

Meşru savunma ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25-27. maddelerinde düzenlendiği üzere; bir kimsenin ağır ve haksız maddi bir saldırıyı kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepkidir.’ Meşru savunma halinde işlenen fiil, hukuka uygundur. Bunun sebebini hukuk düzeninin, hakkın saldırıya uğramasına izin vermeyeceği esası belirlemektedir.

Saldırıya ilişkin koşullar: Öncelikle saldırı bulunmalıdır. Ancak saldırının varlığını geniş manada almak ve başlayacağı muhakkak olan saldırıya başlanmış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak gerekir.

Savunmaya ilişkin koşullara bakıldığında ise; savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Saldırıya uğrayanın sadece ve bizzat fail olması da gerekmez. Failin nedeni, savunmaya yönelik olmalı ve kendisini veya yakınını veya üçüncü kişiyi ya da hepsini savunma zaruretinde bulunmalıdır. Öyle ki; failin karşılaştığı koşullarla ve vasıtalarla eş olmayan şekilde savunması veya saldırganları etkisiz hale getirdikten sonrada savunma ve tepkilerinde ısrar etmesi halinde ise, zaruret sınırının aşılmasından söz edilebilecektir. Bu bağlamda da, mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş kapsamında hareket edilip edilmediğinin değerlendirilmesi gerekecektir.

Bu itibarla; hem ‘meşru müdafaa’, hem de ‘haksız tahrikte’ bulunması gereken ortak şart; ‘haksız bir saldırının varlığıdır’ ancak; kişinin hukukça korunan bir hakkına yönelik devam eden bir saldırıya yönelik bir eylemde bulunması durumunda, ‘meşru müdafaa’ ve ‘haksız tahrik’ arasında bir yoğunluk farkı bulunduğundan, sadece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25/1. maddesinde düzenlenmiş olan ‘meşru müdafaa’ hükmü tatbik edilmelidir. Haksız tahrik müessesesi, meşru müdafaaya dâhil olup, meşru müdafaanın varlığı halinde tahrikten söz edilemeyecektir. Yerleşik içtihatlarda bu yoldadır. Ancak, haksız saldırı bittikten sonra bir karşı koyma durumu sözkonusu olursa işte o zaman, TCK’nın 25. maddesi değil, TCK’nın 29. maddesi sözkonusu olabilir.

Bu genel açıklamalardan sonra olaya bakıldığında; etraflıca açıklandığı üzere, ölen …, önce sanığa, akabinde de ölenin oğulları … ve … de, sanığın kardeşi …’e tekme tokat ve … ayrıca silahla haksız saldırıyı başlatınca ve buna bağlı olarak hem kendisi ve hem de kardeşi yaralanınca, buna engel olmak amacıyla maktul ve oğullarına silahla ve rastgele atışlarla ateş eden sanık …’in, maktul ve oğulları yere düşünce de, savunmasını sona erdirmiş olduğu ve olayı iradi olarak bitirdiği anlaşılmıştır.

Tüm bu somut tespitlere bakıldığında; sanık …’un kendisinin ve kardeşinin hukukça korunan yaşam haklarına yönelik devam eden haksız bir silahlı saldırıya başka türlü savunma imkanı olmaksızın ve olaydan doğan heyecan, korku ve telaşın reddedilemeyecek varlığından dolayı da saldırı ile orantılı bir şekilde hareket etmek suretiyle karşılık verdiği kabul edilebilecek şekilde hareket ettiği, sonuç ve vicdani kanaatine varılmıştır.”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Sanığın eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirip gerçekleştirmediği,

2- Eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirdiğinin kabulü halinde ise meşru savunmada sınırın aşılıp aşılmadığı,

noktalarında toplanmaktadır.

İncelenen dosya kapsamından;

12.02.2013 tarihli balistik raporunda; olay yerinde bulunduğu bildirilen 13 adet 9 mm çapındaki mermi kovanı ile 1 adet mermi çekirdeği ve 1 adet mermi çekirdeği gömlek parçasının sanık …’un silahından; 6 adet 7.65 mm çaplı mermi kovanı ile 1 adet mermi çekirdeği ve 4 adet mermi çekirdeği gömlek parçasının ise ölen …’nın silahından atıldıklarının belirtildiği,

05.04.2013 tarihli ekspertiz raporunda, …’nın her iki el içinde ve sağ el dış yüzünde, maktulün sol el içinde, …’un sağ el dış kısmında atış artığı tespit edildiği; sanık … ile … ve … …’da atış artığı bulunmadığı bilgilerine yer verildiği,

Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Daire Başkanlığınca düzenlenen … tarihli otopsi raporunda; ölen …’nın vücudunda, göğüs ön yüzde, orta hattın 5 cm sağında, etrafında vurma halkası bulunan 1 cm’lik ateşli silah mermi giriş deliği, sırtta sol hatta L1 omuru seviyesinde 1 cm’lik ateşli silah mermi çıkış deliği bulunduğu, göğüs ön yüzden giren merminin, cilt-cilt altını katederek batın boşluğuna girdiği, karaciğeri önden arkaya, sağdan sola katettikten sonra ince bağırsak ve mezenterde yaralanma oluşturarak abdominal aortta tam kat parçalı yırtık oluşturduğu, L1 omurunu sıyırarak vücudu terk ettiği, bu yaranın müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, ölümün bu yaralanmaya bağlı iç organ ve büyük damar yaralanması sonucu gelişen iç kanama sonucu meydana geldiğinin bildirildiği,

Anlaşılmaktadır.

Mağdur …; olay günü ağabeyi … ve arkadaşları tanık … ile birlikte işyerlerinin önünde bulundukları sırada, maktul … ile oğulları … ve …’in kendilerine doğru geldiklerini, …’nın küçük oğlu …’ın biraz geride beklediğini, …’nın, …’e konuşmak istediğini söylediğini, ağabeyinin ise, “artık benim konuşacak bir şeyim kalmadı” şeklinde cevap verdiğini, …’nın bunun üzerine belinden silahını çıkarıp sol eli ile ağabeyinin omzuna bastırarak kafasına silahı doğrulttuğunu, bu arada gerek abisi gerekse yanında bulunan …’nin …’ya silahı indirmesi için müdahale ettiğini, …’nın silahını ateşleyip, abisini yaraladığını, bu arada …’nın oğulları … ve …’in de tekme tokat kendisine saldırdıklarını, ayrıca yerdeyken …’in yanında getirmiş olduğu silahla kendisine ateş ettiğini, …’nın da …’ten bir dakika sonra tekrar ateş etmeye başladığını, bir süre sonra aldığı yaranın acısıyla kendisini kaybettiğini, abisi …’in de zorunlu olarak kendilerini korumak için bunlara karşılık verdiğini, rastgele ateş açtığını, belki kendisine isabet eden mermilerden abisine ait silahtan da çıkmış mermi olabileceğini, olayda hiç kimseye karşı silahlı ve silahsız müdahalede bulunmadığını, tamamen olayın mağduru olduğunu ifade etmiş,

Tanık …; … ve …’i tanıdığını, olay tarihinde de bir iş nedeniyle onların işyerine gittiğini, dışarıda … ile karşılaştıklarını, daha sonra da …’in bulunduğu çay ocağından çıkınca onunla da selamlaştığını, işyerinin önünde ayakta dururken sonradan isminin … olduğunu öğrendiği maktulün arkasında iki ya da üç kişi olduğu halde yanlarına doğru geldiğini, bu esnada …’in “Benim senin oğlunla konuşacak bir şeyim yok” deyince …’nın sol eli ile …’in sol omzundan tutup, sağ eli ile de belinden çıkardığı silahı havaya kaldırdığını, …’i kafasından vuracak zannıyla hemen müdahale edip tabancayı tutarak aşağı doğru indirmeye çalıştığını, bu sırada …’nın bir el ateş ettiğini, …’in sol baldırından yaralandığını, …’i işhanın içerisine sokmaya çalıştığını, bu esnada …’nın bir el daha ateş ettiğini fakat …’e isabet ettiremediğini, olay yerinde …’nın dışında onunla birlikte gelen şahıslardan birinde daha tabanca gördüğünü, bu şahsın tabancasını havaya doğru kaldırmış vaziyette olduğunu, …’i iş hanına sokmaya çalışırken dışardan üç-dört el silah sesi daha duyduğunu, …’in “…’i dışarda vuruyorlar” dediğini ve yanında bulunan tabancanın ağzına mermi vererek bulunduğu yerdeki duvarın dibinden rastgele, tam olarak sayısını hatırlamadığı sayıda ateş ettiğini, …’in kaldırıma doğru çıktığını, kendisinin de peşinden dışarı çıktığını, arabasını bıraktığı yerin arka kısmında …’i sırt üstü yatarken, onun altında da …’i sırt üstü yatarken gördüğünü, birbirleri ile temas halinde olduklarını, …’in yanına kadar geldiğini, …’in ayaklarında birkaç mermi deliği gördüğünü, kafasının yarılmış olduğunu, yüzünde de darp izi bulunduğunu, yine ağzından da kan geldiğini gördüğünü beyan etmiş;

…; babasının sürekli silah taşıdığını, Kıbrıs gazisi olduğunu, olay yerine giderken babasının “bu iş kaba kuvvet ile halledilmez konuşma ile halledilir” dediğini, olumsuz bir durum olma ihtimaline binaen, babasından silahını aldığını, üzerinde başka silah daha olduğunu bilmediğini, … ve …’da silah olmadığını, ofise doğru yürüyerek geldiklerini, önde babası, arkasında … ve …, en arkada da kendisinin olduğu halde … ile karşı karşıya geldiklerini, babası ile …’in karşılıklı konuşsunlar diye beklediklerini, babasının işyerinden içeri girmek için hamle yapmak istediği sırada …’in önüne geçtiğini, aralarında bir-iki saniyelik konuşma olduğunu ve sonrasında kavga çıktığını, birbirlerine girdiklerini, babası ile sanık …’in silahlarını çekmiş olduklarını ve ikisinin de ateş ettiklerini gördüğünü, … ile … yere düşünce …’ın sadece ayırmak için müdahale ettiğini, …’in onlara doğru ateş ettiğini, o esnada babasının da ateş ettiğini gördüğünü, … ve …’in yerde yattıklarını, …’in bir üst basamaktan ve işyerinin önünden elinde silah ile saklanarak kendilerine doğru rastgele ateş ettiğini, tahminen … ile aralarında 2-3 metre mesafe bulunduğunu, … ateş edince kendisinin de babasına ait silahı çekip havaya kaldırdığını, ateş etmediğini, o esnada ayağından vurulduğunu anladığını, sol ayak topuğundan yaralandığını, bir aracın önüne geçip saklandığını, abisinin sokağın başına doğru süründüğünü gördüğünü, ateş seslerinin yirmi saniye kadar daha devam ettiğini, babasının ufak kardeşine doğru koştuğunu, arkasından da düştüğünü, daha sonra kardeşinin peşinde koşarken babasının da ateş ettiğini, bu anlattıklarının ilk atışlar olduğunu, babasının olay yerinden uzaklaşıp giderken yine silah sesleri duyduğunu, …’in ateş ettiğini, başka ateş edenin bulunmadığını, babasının sırtından vurulduğunu düşündüğünü, babasının kaçarken elinde silah görmediğini, kendisinin ateş etmediğini, babasının silahına da herhangi bir şekilde dokunmadığını, olay yerine geldikleri araçlarını olay yerine yaklaşık bir kilometre uzağa park ettiklerini söylemiş,

Ölenin diğer oğulları … … … ve … da … ile benzer anlatımlarda bulunmuştur.

Sanık …; sabah saat 10.30 civarında iş yerlerinin bulunduğu binanın girişindeki çay ocağına girdiğini, çay içip çıktığında dükkanının önünde … Deniz adlı arkadaşını gördüğünü, kardeşi …’in de yanında olduğunu, … ile sohbet ettikleri esnada sol taraftan üç-dört kişilik bir grubun geldiğini, baktığında da …, … ve maktulü gördüğünü, maktule “sizinle artık işim kalmadı” dediğini, maktulün sol eli ile kendisinin sol omzunu tuttuğunu, arkadan silah çıkarıp kafasına doğru tuttuğunu, …’nin müdahale ettiğini ve sağ omzundan yere bastırdığını, yere düşünce maktulün silahının iki kez patladığını, maktulün silahından çıkan kurşunlardan birinin sol üst baldır dış kısmından girip iç kasık bölgesinden çıktığını, diğerinin ise isabet etmediğini, … ile aralarında iki-üç metre kadar mesafe bulunduğunu, kendisini yaraladıktan sonra maktulün aynı silahla bu defa kardeşi …’e yöneldiğini, …’e yönelmeden önce … ve …’in …’e saldırdıklarını, …’de de silah bulunduğunu, …’in ve maktulün kardeşi …’e ateş ettiğini net olarak gördüğünü, …’in ağzından, kafasından kan geldiğini, o esnada … ve maktulün ateşe devam ettikleri için kendisinin de bulundurma ruhsatlı silahını çekip gelişigüzel yere doğru ateş ettiğini, tahminen sekiz-on el ateş ettiğini ve hedef gözetmediği için de bu atışların nereye gittiğini bilemediğini, amacının kardeşini kurtarmak olduğunu, maktulün olay yerinden kaçarken de bir el daha kendisine doğru çaprazlama ateş ettiğini ancak isabet ettiremediğini, …’in elinde silahla kaçtığını, …’in yerden silah alıp kendisine doğrulttuğunu ancak ateş edemediğini, silahının bulundurma ruhsatlı olduğunu, tüm olayın iki dakika içinde gerçekleştiğini savunmuştur.

Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

1- Sanığın eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirip gerçekleştirmediği;

Meşru savunma, gerek 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 49/2. maddesinde, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinde bir “hukuka uygunluk nedeni” olarak düzenlenmiştir. Meşru savunmanın şartlarına ilişkin olarak 765 sayılı (mülga) Kanun ve 5237 sayılı Kanun arasındaki en önemli fark, “meşru savunma yoluyla korunan hakkın niteliğine” ilişkindir. Bunun dışındaki şartlar açısından her iki düzenleme ile yerleşik uygulamalar arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır.

765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’nun 49/2. maddesindeki düzenleme; “Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. şeklinde olup, anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada en geniş yorumla maddenin “diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda” dahi uygulanabileceği kabul edilmiş ise de, mal varlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir.

Buna karşılık, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25/1. maddesinde; Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru müdafaanın kabulü için saldırının “korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması” yeterli görülmüştür.

Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı (mülga) TCK’nın 49/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır.

Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1- Saldırıya ilişkin şartlar:

a) Bir saldırı bulunmalıdır.

b) Bu saldırı haksız olmalıdır.

c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.

d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.

2- Savunmaya ilişkin şartlar:

a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.

b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.

c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.

Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Müteahhitlik yapan sanık … ile maktul ve ailesi arasında, maktulün evinin bulunduğu arsadan kaynaklanan bir hukuki ihtilaf bulunduğu, tarafların sorunu halledebilmek için birkaç kez görüştükleri ancak bir çözüme ulaşamadıkları, son görüşmelerinden bir-iki gün sonra, maktulün oğlu …’in, sanık …’e telefon ederek arsa yerine satış bedelini ödemeleri durumunda anlaşabileceklerini söylediği, bunun üzerine …’in fiyat araştırması yaptırdıktan sonra …’i telefonla arayarak, emsal arsa fiyatının metrekare başına 400 ilâ 450 TL olduğunu belirttiği, bu cevabı beğenmeyen …’in “siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz, emsal arsaların metrekare fiyatı 1.000 ilâ 1.300 TL, ben böyle işi sinkaf ederim, erkeksen yarın işyerinde olursun en fazla on sene yatarım” diyerek telefonu kapattığı, olay günü; maktul …’nın yanına oğulları …, … ve …’ı alarak sanık … ve ailesine ait müteahhitlik bürosuna gitmek için yola çıktığı, maktulün 7,65 mm çaplı; oğlu …’in ise 9 mm çaplı tabancalarını yanlarına aldıkları, geldikleri aracı park ettikten sonra yürüyerek olay yerine gittikleri, sanık …, kardeşi … ve tanık …’nin büronun bulunduğu işhanının önünde ayakta konuştukları, bu sırada maktul ve oğullarının olay yerine gelmesi ile başlayan kavga sırasında, maktul …’nın sanık …’i omzundan tutarak kendine doğru çektiği ve belinden çıkardığı tabancasını sanığa doğrulttuğu, tanık …’nin müdahalesi sonucu yere düşen sanığa iki el ateş eden maktulün, sanığı sol uyluğundan basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve yaşamsal tehlike doğurmayacak şekilde yaraladığı, bu esnada maktulün oğulları … ve …’in de sanığın kardeşi …’e saldırarak darp etmeye başladıkları, tanık …’nin yaralanan sanık …’i işhanının girişine çekmesi üzerine, maktulün bu kez oğlulları … ve … tarafından yere düşürülerek darp edilen …’e ateş ederek diz üstü ve diz altından dört isabetle yaşamsal fonksiyonları ağır (6.) derecede etkileyecek, sol femur ve sol tibia açık kırığına neden olacak şekilde yaraladığı, sanığın maktulün kendisine ve kardeşi …’e yönelen bu silahlı saldırısını defetmek maksadıyla rastgele silahla ateş ederek tek isabetle maktul …’nın oğlu …’i üst bacak bölgesinden, maktulün diğer oğlu …’i sol topuk bölgesinden yaraladığı, maktul …’yı ise göğüs ön yüzden vurarak ölümüne neden olduğu olayda; kendisini silahla yaralayan ve akabinde darp edilmiş vaziyette yerde yatmakta olan kardeşi …’e de dört el silahla ateş eden maktüle devam eden yaşama hakkına yönelik haksız saldırısını bertaraf etmek maksadıyla o anki hal ve koşullara göre başka türlü hareket etme imkanı bulunmadığından hamili bulunduğu silahıyla ateş ederek maktulün ölümüne neden olan sanığın eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirdiği kabul edilmelidir.

2- Meşru savunmada sınırın aşılıp aşılmadığı;

Sınırın aşılmasını 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu’na göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.”

Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre, “Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması” ibaresini “Hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılması” olarak anlamak gerekir. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. bası, Ankara, 2013, s. 413-425; Ersan Şen,Yeni TCK Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, C.1, s.74-77; Mahmut Koca, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; Sedat Bakıcı, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. bası, s.615 vd.; Haydar Metiner-Ahsen Koç, TCK Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd.) Nitekim 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiş olup, bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, “sınırın aşılması” bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde “beraat” kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.

Aynı maddenin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür.

Meşru savunmada sınırın aşılmasına ilişkin hükmün uygulanabilmesi için;

1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,

2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,

3-Savunmaya ilişkin şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,

4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-c maddesi uyarınca meşru savunmada sınırı aşan faile ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, “heyecan, korku veya telaşa” kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05.10.2010 gün ve 175-182 ile 31.03.2009 gün ve 201-81 sayılı kararlarda da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Birinci uyuşmazlık konusunda açıklandığı üzere meşru savunma durumunda olan sanığın maktulün oğulları … ve …’e yaptığı gibi hayati bölgesine hedef almadan ateş ederek saldırıyı bertaraf etmesi mümkün iken yakın mesafeden maktulü göğsünden vurması eyleminde, saldırı ve savunmaya ilişkin diğer şartların bulunduğunda şüphe bulunmamakta ise de, savunma ile saldırı arasındaki denge savunma lehine bozulmuş olup dolayısıyla da ölçülülük ya da orantılılık ilkesi ihlal edilmiştir. Ancak üç oğlu ile birlikte olay yerine gelen ve oğullarında da silah bulunan maktul tarafından silahla yaralanan ve darp edilmiş vaziyette yerde yatan kardeşine de maktul tarafından ateş edildiğini gören sanığın olayın gelişimi ve gerçekleşme biçimi nazara alındığında meşru savunmada sınırı mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aştığının kabulü gerekir. Sanığın maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması hayatın olağan akışında beklenebilecek bir durum olup, somut olayda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının sanık … yönünden kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, adı geçen sanığın kasten öldürme fiilini meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle işlendiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, bozma kararı gereğince bu suçtan tutuklu bulunan sanığın tahliyesine karar verilmelidir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Kasten öldürme – Madde 81

(1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde Gerekçesi

Maddede kasten öldürme suçunun temel şekli tanımlanmıştır.

Maddede yapılan düzenlemeyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunundan farklı olarak, suçun temel şekli açısından müebbet hapis cezası öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle, kişinin hayat hakkına verilen önem vurgulanmıştır.

Nitelikli haller – Madde 82

(1) Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,

b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,

c) Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle,

d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş, boşandığı eş veya kardeşe karşı,

e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) Kadına karşı,

g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,

i) Bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle,

j) Kan gütme saikiyle,

k) Töre saikiyle,

İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde Gerekçesi

Maddede, kasten öldürme suçunun, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren nitelikli hâlleri belirlenmiştir. Söz konusu suçun seçimlik olarak belirlenen bu nitelikli şekilleri, bentler hâlinde sıralanmıştır.

(a) bendinde, kasten öldürme suçunun tasarlayarak işlenmesi, bir nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir.

(b) bendinde, öldürme suçunun canavarca hisle veya eziyet çektirerek işlenmesi bir nitelikli hâl olarak öngörülmüştür. Bent kapsamında iki seçimlik harekete yer verilmiştir.

Kişinin acıma hissi olmaksızın bir başkasını öldürmesi hâlinde canavarca hisle öldürme söz konusudur. Canavarca hisle öldürmenin arzettiği özellik, öldürmenin vahşi bir yöntemle gerçekleştirilmesidir. Kişinin yakılarak, uyurken kulağının içine kızgın yağ dökülerek ya da vücudu parçalanarak öldürülmesi, buna örnek olarak gösterilebilir.

Bu bentte yer verilen ikinci seçimlik hareket ise, kişiye eziyet çektirilerek öldürülmesidir. Bu durumda, kişi hemen değil, belli bir süreç içinde acı çektirilerek öldürülmektedir. Örneğin kişiye gözleri çıkarılarak, kulağı ve sair organları kesilerek acı çektirilmekte ve sonuçta öldürülmektedir.

(c) bendinde ise, öldürmenin genel tehlike yaratmak ya da tehlikeli araçlar kullanılmak suretiyle işlenmesi, bu suçun nitelikli hâli olarak tanımlanmıştır. Genel tehlike yaratmak, başlı başına bir suç oluşturmaktadır. Genel tehlikeye sebebiyet verme suçunun oluşabilmesi için ölüm veya yaralama ya da malvarlığına zarar verme gibi bir neticenin meydana gelmesi gereksizdir. Bu nedenle, kasten öldürme suçunun genel tehlike yaratmak suretiyle işlenmesi hâlinde, hem genel tehlike yaratma suçu hem de kasten öldürme suçu birlikte gerçekleşmiş olmaktadır. Fikri içtima hükümleri uygulanmak suretiyle bu durumda kişiye daha ağır cezayı gerektiren kasten öldürme suçundan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir. Ancak, bu bent hükmüyle söz konusu durum, kasten öldürme suçunun nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir.

(d) bendinde ise, kasten öldürme suçunun belli akrabalık ilişkisi içinde bulunulan kişilere yani üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı işlenmesi, bu suçun diğer bir nitelikli hâli olarak tanımlanmıştır.

(e) bendinde, kasten öldürme suçunun çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi, bu suç açısından bir nitelikli hâl olarak öngörülmüştür. Çocuk olması veya ileri yaşı, hastalığı, malûllüğü veya ruhî veya fizik güçsüzlüğü nedeniyle kendini korumaktan âciz bir kimseye karşı fiilin işlenmesi, gerek faildeki ahlâkî kötülüğün mefruz çokluğu gerek fiilin icrasındaki kolaylık dolayısıyla, nitelikli hâl sayılmıştır.

(f) bendinde ise, kasten öldürme suçunun gebe olduğu bilinen kadına karşı işlenmesi bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Suçun gebe kadına karşı işlenmesi hâlinde iki hayata son verilmektedir. Bu nedenle, belirtilen durumda faile daha ağır ceza verilmesi öngörülmüştür. Failin söz konusu nitelikli unsur dolayısıyla sorumlu tutulabilmesi için, mağdurun gebe olduğunu bilmesi gerekir; yani suçun bu nitelikli unsuru açısından failin doğrudan kastla hareket etmesi gerekir.

(g) bendinde, suçun kamu görevlisine karşı ve görevini yerine getirmesi dolayısıyla işlenmesi, bu suçun nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Suçun salt kamu görevlisine karşı işlenmesi yeterli değildir; mağdurun, görevinin gereklerine uygun davranılması dolayısıyla öldürülmesi gerekir. Hatta, kamu görevliliği sıfatı sona ermiş olsa bile, kişinin kamu görevinin gereklerine uygun davranması dolayısıyla öldürülmesi hâlinde de bu nitelikli unsur oluşacaktır.

(h) bendinde, bu suçun güdülen amaç itibarıyla nitelikli hâline yer verilmiştir. İşlenmiş olan bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmekte olan bir suçun işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla, kişi öldürüldüğünde, amaç suç araç suç ilişkisi söz konusudur. Suçun bu nitelikli hâlinin oluşabilmesi için, belirtilen amaçlarla bir kişinin öldürülmesi yeterlidir; öldürmek suçuyla amaçlananın gerçekleşmesi gerekmez. Bu nedenle, örneğin bir banka soygununu gerçekleştirebilmek amacıyla öldürme suçunun işlenmesi hâlinde, fail hakkında bu nitelikli unsur dolayısıyla cezaya hükmedilecektir. Banka soygununun gerçekleşmesi hâlinde, failin ayrıca bu suçtan dolayı da cezalandırılması gerekir. Başka bir deyişle, bu gibi durumlarda gerçek içtima kurallarını uygulamak gerekir.

(i) bendine göre; yerleşmiş Yargıtay kararlarında da kabul edildiği üzere, kan gütme saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmesi, fiilin sadece kan gütme saikine bağlı olarak işlenmiş olması hâlinde söz konusu olabilecektir. Ancak, belirtilmelidir ki, haksız tahrikin koşullarının bulunduğu hâllerde, bu bent hükmü uygulanamaz.

Nihayet, (j) bendine göre; töre saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilecektir. Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için, somut olayda haksız tahrikin koşullarının bulunmaması gerekir.

Meşru savunma ve zorunluluk hali – Madde 25

(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Madde Gerekçesi

Maddenin birinci fıkrasında bir hukuka uygunluk nedeni olarak meşru savunma düzenlenmiştir.

Meşru savunma bakımından Tasarı şu koşulları saptamıştır:

Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir.

Esasen, kanunlarımızda mala karşı saldırılarda da meşru savunmayı kabul eden hükümlere yer verilmiş olması kurumun bu şekilde düzenlenmesini gerekli kılmaktadır.

Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir.

İkinci olarak meşru savunmanın “haksız saldırı” koşulu bakımından, “gerçekleşen haksız saldırı” ile “gerçekleşmesi muhakkak haksız saldırı” veya “tekrarı muhakkak haksız saldırı” aynı sayılmıştır. Böylece kişilerin haksız saldırılara karşı kendilerini korumaları olanağı daha da genişletilmiş olmaktadır.

Savunmanın “saldırı ile orantılı biçimde” olması, yani saldırıyı defedecek ölçüde olması, meşru savunmanın temel koşullarından birisi olarak kabul edilmiştir. Saldırıya uğrayan kişi, ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir davranış gerçekleştirdiği takdirde, meşru savunma hukuka uygunluk nedeninden yararlanacaktır. 

Maddenin ikinci fıkrasında, kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak zorunluluk (zaruret, ıztırar) hâli düzenlenmiştir: Zorunluluk hâlinde, kişinin, kendisinin veya başkasının sahip bulunduğu bir hakka yönelik bir tehlikeyi gidermek amacıyla gerçekleştirdiği davranış dolayısıyla, ceza sorumluluğu yoktur. Meşru savunmadan farklı olarak, zorunluluk hâlinde bir saldırı değil tehlike söz konusudur. Zorunluluk hâlinin kabulü için, kişinin tehlikeye bilerek neden olmaması, tehlikeden suç olan bir harekete başvurmadan kurtulmanın olanaklı bulunmaması ve tehlikenin ağır ve muhakkak olması da araştırılacaktır.

Ayrıca, tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında “orantılılık ilkesi” kabul edilmiştir.

Sınırın aşılması – Madde 27

(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.

Madde Gerekçesi

Madde ile ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenlerin hepsini kapsamına alacak surette sınırın kast olmaksızın aşılması hâli düzenlenmiştir.

Sınır kasten aşıldığında, örneğin, meşru savunmada bulunan kişi vaki saldırıyı defetmek için saldırganı öldürmenin şart olmadığını bile bile ve sırf tecavüze uğramış olması fırsatından yararlanarak saldırganı öldürdüğü takdirde hukuka aykırılığın kalkmayacağı ve failin bu maddedeki herhangi bir ceza indiriminden yararlanamayacağı şüphesizdir. Bu nedenle madde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlini kapsamaktadır.

Yukarıda verilen örnekte fail, maruz kaldığı saldırı dolayısıyla ve içinde bulunduğu durum itibarıyla esasta gerekli olandan fazla bir savunmada bulunmuş olabilir. Sınırın aşılmasındaki bu taksir kendisinin cezalandırılmasına yol açabilirse de, bunun için işlenen suçun taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen bir fiil olması zorunludur. Demek oluyor ki, bu gibi hâllerde işlenen suçun niteliğine bakılacak ve sadece kast bulunduğu takdirde cezalandırılabilen bir suç söz konusu ise faile ceza verilmeyecek buna karşılık, suç taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen fiillerden birini oluşturduğunda, maddede öngörülen biçimde cezadan indirim yapılarak faile taksirli suçtan dolayı ceza verilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasında meşru savunma hakkına ilişkin özel bir sınırın aşılması hâli düzenlenmiştir. Buna göre, meşru savunmada sınırın aşılması, fail bakımından mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise, faile ceza verilmeyecektir.

Haksız tahrik – Madde 29

(1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

Madde Gerekçesi

Maddede ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak haksız tahrik hâli düzenlenmiştir.

Haksız tahrikin ana koşulu, yapılan haksız hareketin fail üzerinde bir hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi ve suçun işlendiği anda failin bu durumda bu etki altında bulunması olduğundan, madde söz konusu psikolojik hâlleri belirtecek biçimde kaleme alınmıştır. Gazap, aslında hiddetlenmeyi ifade eder; şedit bir elem deyimi psikolojik bakımdan aslında hareketsizliğe, pasifliğe yöneltici bir ruh hâli ise de, burada söz konusu olan hiddete yönelten bir elemdir. Bu itibarla sadece hiddet sözcüğünün kullanılması bu hâli de kapsar idi. Ancak uygulamada duraksamalara neden olmamak için metinde her iki sözcüğün kullanılması uygun sayılmıştır.

Hiddet veya şiddetli elemin haksız bir fiil sonucu ortaya çıkması gerekir. Maddeye bu ibarenin eklenmesinin amacı, ülkemizde özellikle “töre veya namus cinayeti” olarak adlandırılan akraba içi öldürme suçlarında haksız tahrik indiriminin yanlış biçimde uygulanmasının önüne geçmektir.

Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlanamayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hukuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uygulanması söz konusu olabilecektir.

Bu düzenlemede ayrıca 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan adi ve ağır tahrik ayırımı kaldırılmıştır. Tahrik hâlinde verilecek ceza bakımından aşağı ve yukarı sınırlar kabul edilmek suretiyle olayın özelliğine göre uygulamada takdir olanağı tanınması amaçlanmıştır. Hâkim tahrikin ağırlık derecesine göre yapılacak indirimi saptayabilecektir. Ancak bu inirimin yapılabilmesi için haksız fiilin bir hiddet veya şiddetli elem etkisi doğurabilecek ağırlıkta olması gerekir. Bu nedenle böyle bir etkiyi meydana getirebilecek ağırlıkta olmayan haksız fiiller bakımından hükmün uygulanması söz konusu olmayacaktır.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ağır ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ağır ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.