Prime Esas Ücretin Tespiti Davasının Reddi Nedeniyle Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvurusu Yapılması

Hizmetlerimiz

Prime Esas Ücretin Tespiti Davasının Reddi Nedeniyle Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvurusu Yapılması - AYM Bireysel Başvuru - Emsal AYM Kararı - Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru - Kayseri İş Hukuku Avukatı - Av. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu

Prime Esas Ücretin Tespiti Davası ve Sosyal Güvenlik Hakkı

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru

Ali Rıza Biber Başvurusu

Başvuru Numarası: 2019/38643

Karar Tarihi: 25/10/2023 R.G. Tarih ve Sayı: 14/12/2023-32399

GENEL KURUL – KARAR

Başkan: Zühtü ARSLAN

Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA

Üyeler: Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE

Raportör: Fatma Gülbin ÖZTÜRK

Başvurucu: Ali Rıza BİBER

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; prime esas ücretin tespiti davasında ileri sürülen delillerin değerlendirmesi yapılmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/11/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

7. İkinci Bölüm başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Başvuruya Konu Davadan Önceki Süreç

9. Başvurucu 10/2/1999 tarihinde davalı işveren şirkette çalışmaya başlamıştır. 28/1/2014 tarihinde başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Başvurucu 24/2/2014 tarihinde, iş akdinin sendikal faaliyette bulunması sebebiyle haksız olarak feshedildiğini belirterek işe iade ve sendika tazminatı talebiyle dava açmıştır. Bakırköy 25. İş Mahkemesi 4/11/2014 tarihli kararı ile davanın kabulüne, sendikal nedenle yapıldığı tespit edilen feshin geçersizliğine, başvurucunun işe iade edilmesine ve tazminata hükmetmiştir. Karar, temyiz denetiminden geçerek 18/3/2015 tarihinde kesinleşmiştir.

10. Başvurucu, Bakırköy 25. İş Mahkemesinin 4/11/2014 tarihli kararının ardından işe iade edilmediğini belirterek işveren aleyhine işçi ve işveren ilişkisinden kaynaklanan alacak davası açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesinde gerçek ücretinin net 1.800 TL olduğunu belirtmiş; işçilik alacakları bakımından yapılacak hesaplamada gerçek ücretin esas alınmasını talep etmiştir. Bakırköy 21. İş Mahkemesi tarafından yapılan yargılama neticesinde 23/6/2016 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararında, toplanan deliller ışığında başvurucunun aylık ücretinin 1.800 TL olduğu tespitinde bulunulmuş ve buna istinaden işçilik alacaklarına yönelik hesaplama da 1.800 TL üzerinden yapılmıştır. Davalı, karara karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Karar 11/12/2017 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.

B. Başvuruya Konu Dava Süreci

11. Başvurucu 14/5/2014 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve işveren aleyhine, işveren tarafından ödenmesi gereken gerçek prim miktarının belirlenebilmesi amacıyla prime esas alınan gerçek ücretin tespiti davası açmıştır. Bakırköy 17. İş (Sosyal Güvenlik) Mahkemesi (Mahkeme) tarafından 5/2/2016 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme gerekçeli kararında; dinlenen tanık beyanları ve işçilerle yapılan mülakatlar dikkate alınarak tanzim edilen İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 23/10/2013 tarihinde davalı işverene ait işyerine ilişkin tanzim ettiği raporu esas aldığını belirtmiştir. Kararda ayrıca ilgili raporda işverenin bordroda yaptığı düzenlemenin gerçeği yansıtmadığına yönelik tespitin yer aldığı, her ne kadar rapora karşı işverence yapılan itirazın İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından kabulüne ve yaptırımın kaldırılmasına karar verilmiş ise de kaldırılan idari yaptırım kararının fazla mesai ödemelerine ilişkin olduğu, işverenin bordroya yansıyan ücret ile gerçek ücret arasındaki farkı elden ödediğine yönelik tespitin geçerliliğini koruduğu hususlarına yer vermiştir.

12. 5/2/2016 tarihli karar SGK tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi (Daire) yaptığı temyiz incelemesi neticesinde 22/1/2018 tarihinde bozma kararı tesis etmiştir. Bozma kararının gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının davalı iş yerinde deri kesici/biçici olarak çalıştığı, 10.02.1999 ile 26.05.2009 tarihleri arasındaki çalışmalarının davalı işyerinden kesintisiz olarak ve asgari ücretin bir miktar üzerinde ücretle Kuruma bildirildiği, 1999-Mayıs 2009 dönemine ilişkin ücret bordrolarının tamamında ve kıdem tazminatı bordrosunda davacının imzası bulunduğu, davacının Kuruma bildirilen prime esas kazanç miktarlarının imzalı ücret bordroları ile uyumlu olduğu, mahkemece emsal ücret araştırması yapılarak Deriteks Sendikası tarafından bildirilen emsal ücrete göre tespite karar verildiği anlaşılmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca hazırlanan 23.10.2013 tarihli inceleme raporunda, müfettiş tarafından ifadesi alınan sigortalılar arasında davacının bulunmadığı, 06.12.2013 tarihli Sosyal Güvenlik Kurumu İnceleme Raporunda, işyeri kayıt ve defterleri üzerinde yapılan incelemede kuruma yapılan bildirimlerin aksine kayda rastlanmadığının belirtildiği görülmektedir.

Davacı, davalı iş yerinde en son net 1.650 TL ücretle çalıştığını ileri sürmektedir. Davacının iş yerindeki çalışmaları Kuruma ücret bordrolarında belirtilen ücret üzerinden bildirilmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Dosyaya sunulan ve davacının bildirimi yapılan süreyi kapsayan ücret bordroları, davacı tarafından imzalanmış olup imzalı bordrolar davacı çalışmalarının işyerinde belirtilen ücret üzerinden geçtiğinin karinesidir. Karinenin tersinin ise eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerektiği söz götürmez. Başka bir anlatımla, yazılı belgelerin varlığı halinde tanık sözlerine itibar edilemez. Ayrıca dosya kapsamından davacının talep ettiği miktarda ücret aldığına dair herhangi bir yazılı belge bulunmamaktadır.

Davacının ücret bordrolarında belirtilen ücretine göre Kuruma bildiriminin yapıldığı, bu bordroların imzalı olduğu ve dosya kapsamında aksini gösteren yazılı bir delil bulunmadığı değerlendirilerek davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozma nedenidir…”

13. Bozma kararının ardından Mahkeme 26/4/2018 tarihli celsede Yargıtayın bozma ilamına uyulmasına karar verildiğini belirterek yargılamaya devam etmiş ve yine aynı celsede davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; dosya kapsamında mevcut olan ücret bordrolarının davacı tarafından imzalandığı, bunun davacının işyerinde belirtilen ücret üzerinden çalıştığının karinesini teşkil ettiği, bunun tersinin dosya kapsamına göre eş değerdeki belgelerle kanıtlanamadığı belirtilmiştir. Kararı başvurucu 8/11/2018 havale tarihli dilekçe ile temyiz etmiştir. Başvurucu temyiz dilekçesinde özetle İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 23/10/2013 tarihli raporuna konu denetiminde ele alınan bir hususun da işverence gerçek ücret üzerinden prim ödenmediğine yönelik olduğunu, anılan rapor ile bu durumun saptandığını, işçilik alacağıyla ilgili olarak işverene karşı açılan davada tazminatın emsal ücret üzerinden hesaplandığını ve anılan kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini belirtmiş; buna dair ilgili mahkeme kararlarını temyiz dilekçesi ekinde ibraz etmiştir.

14. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 16/10/2019 tarihinde kararı onamıştır. Daire; gerekçesinde, temyize konu edilen 26/4/2018 tarihli kararın 22/1/2018 tarihli bozma kararına uyularak tesis edildiğini, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf lehine kazanılmış hak durumu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

15. Nihai karar başvurucuya 28/10/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 22/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

16. 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 31/5/2006 tarihli 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nun 106. maddesi ile ilga edilen “Prime esas ücretler” kenar başlıklı 77. maddesi şöyledir:

“Sigortalılarla işverenlerin bir ay için ödeyecekleri primlerin hesabında:

a) Sigortalıların o ay için hakettikleri ücretlerin,

b) Prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan sigortalılara o ay içinde ödenenlerin,

c) İdare veya kaza mercilerince verilen karar gereğince (a) ve (b) fıkralarında yazılı kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan ödemelerin,

Brüt toplamı esas alınır.

Şu kadar ki, ölüm, doğum ve evlenme yardımları, yolluklar, kıdem, ihbar ve kasa tazminatları, aynî yardımlar ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca miktarları yıllar itibariyle belirlenecek yemek, çocuk ve aile zamları, sigorta primlerinin hesabına esas tutulacak kazançların aylık tutarının tespitinde nazara alınmaz. Bunların dışında her ne ad altında ödeme yapılırsa yapılsın tüm ödemeler prime tabi tutulur.

Her sigortalının prim hesabına esas tutulacak aylık kazanç toplamının bin liraya kadar olan lira kesri nazara alınmaz.

Günlük, haftalık veya aylık olarak belirli bir ücrete dayanmış olmayıp da komisyon ücreti ve kâra katılma gibi belirsiz zaman ve miktar üzerinden ücret alan sigortalıların prim ve ödeneklerinin hesabında esas tutulacak günlük kazançları, 78 inci madde hükmü saklı kalmak şartiyle, Bakanlar Kurulu kararıyle belli edilir.

Şu kadar ki, sigortalının ayrıca belirli bir kazancı varsa bu takdirde prim ve ödeneklerin hesabında esas tutulacak günlük kazancı, yukarıki fıkraya göre hesabedilecek günlük kazancına belirli kazancı üzerinden hesaplanacak günlük kazancın ilavesi suretiyle bulunur.

Bu kanun gereğince primlerin hesabına esas tutulacak günlük kazanç, sigortalının, bir ay için prime esas tutulan kazancının otuzda biridir.

Günlük kazancın hesabına esas tutulan ay içindeki bazı günlerde çalışmamış ve çalışmadığı günler için ücret almamış sigortalının günlük kazancı, o ay için prime esas tutulan kazancı ücret aldığı gün sayısına bölünerek hesaplanır.

Sigortalıların günlük kazançlarının hesabında esas tutulan gün sayıları, aynı zamanda, bunların prim ödeme gün sayılarını gösterir.

Bir ay içinde çeşitli işverenlerin işinde çalışan sigortalının bu kanun gereğince alınacak primlerine esas tutulacak aylık ve günlük kazancının tesbitinde her işverenden elde ettiği aylık ve günlük kazanç tutarı ayrı ayrı nazara alınır ve primler buna göre hesaplanır.”

17. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Senetle ispat zorunluluğu” kenar başlıklı 200. maddesi şöyledir:

“(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.

(2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.”

B. Yargıtay Kararları

1. Usuli Kazanılmış Hakka İlişkin Yargıtay Kararları

18. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu (YİBBGK) 9/5/1960 tarihli ve E.1960/21, K.1960/9 sayılı kararında usuli kazanılmış hakka ilişkin açıklamalara yer vermiştir. Anılan kararda usuli kazanılmış hakkın bozma kararına uyulması ile oluştuğuna, bozma gereğince taraflardan birinin lehine, diğerinin aleyhine muamele yapma ve hüküm verme neticesi doğurduğuna işaret edilmiştir.

19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (YHGK) 20/12/2017 tarihli ve E.2017/5-2575, K.2017/1906 sayılı kararında ise usuli kazanılmış hakkın istisnalarının oluştuğu hâllere yer verildiği görülmektedir. Kararda istisnaların da Yargıtay içtihatları ile getirildiğine dikkat çekilerek mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı verilmesinin, geçmişe etkili yeni bir kanun çıkarılmasının yahut hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptal kararı tesis edilmesinin usuli kazanılmış hakka istisna teşkil edeceği belirtilmiştir.

20. YHGK’nın 6/11/2018 tarihli ve E.2016/22-388, K.2018/1607 sayılı kararında maddi ve hukuki yanılma hâllerinin usuli kazanılmış hakka tesiri yönünden değerlendirme yapılmıştır. Kararda maddi yanılgı; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup da her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış hata olarak tanımlanmıştır. Bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün olmadığı belirtilerek bu hatanın düzeltilmesinin zorunluluğuna dikkat çekilmiştir. Bununla birlikte bozma kararında hukuki yönden yapılmış yanlış bir delil değerlendirmesinin maddi yanılgı sayılamayacağı belirtilmiştir. Bu tespit ışığında delil değerlendirmesinin yanlışlığı sonucunda oluşan hukuki yanılgının sonradan tespitinin bozmaya uyulması ile oluşan usuli kazanılmış hakkın varlığına istisna getirmeyeceği saptamasında bulunulmuştur.

2. Prime Esas Ücret Tespiti Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları

21. YHGK 17/6/2020 tarihli ve E.2016/10-2688, K.2020/425 sayılı kararında;

İlk derece mahkemesi 16/12/2013 tarihli ilk kararında, davacının prime esas teşkil edecek ücretini belirlerken Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen işçilik alacağı davasında fazla çalışma ve tatil ücreti hesabındaki son net ücreti esas almıştır. Karar, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (10. Hukuk Dairesi) 28/4/2014 tarihli kararı ile öncelikle kural olarak prime esas kazancın tespitine yönelik davalarda yazılı delil ile ispat kuralının uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Bununla birlikte 506 sayılı Kanun’un (a) ve (b) bendi uyarınca asıl ücretin eki niteliğindeki prim ve ikramiye niteliğindeki ödemelerin de prime esas kazançlar olarak brüt tutarları üzerinden ödediği aylar itibarıyla prime esas alınacağının hükme bağlandığına işaret etmiştir. Öte yandan bu kazançların yalnızca tahakkuk ettirilmiş olmasının prime esas alınabilmesi için yeterli olmadığını belirten 10. Hukuk Dairesi, ödenmiş olma şartının arandığına dikkat çekmiştir. Aynı Kanun’un (c) bendinde sayılan idare ve kaza mercileri tarafından verilen kararlar uyarınca sigortalılara yapılan ödemelerin de prime esas ücretin tespitinde referans alınması gerektiğine işaret eden 10. Hukuk Dairesi; bu kazançlar yönünden de salt hak kazanmanın yeterli olmadığına, yargılama mercii yahut idare tarafından verilen karar sonrasında işçiye ödeme yapılmış olması şartının aranması gerektiğine dikkat çekmiştir. Bu kapsamda ilk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan mahkeme kararı kapsamında davacıya davalı işverence ödeme yapılıp yapılmadığının net olarak belirlenmesi gerektiğini, ödeme yapılmamış ise yazılı delille ispat kurallarının uygulanması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

İlk derece mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 28/4/2014 tarihli bozma kararına uymuş ve 8/12/2014 tarihli kararıyla işçilik alacağına hükmedilen karar kapsamında ilamın icrasının yürütüldüğü takip dosyasında brüt alacağın nete çevrilmesi suretiyle ödeme yapıldığını ve primlerin de buna uygun olarak SGK’ya yatırıldığını belirterek davanın kabulüne hükmetmiştir.

Karar davalı SGK tarafından temyiz edilmiştir. 10. Hukuk Dairesi 24/11/2015 tarihli kararı ile 8/12/2014 tarihli mahkeme kararını bozmuştur. Bozma kararının gerekçesinde 28/4/2014 tarihli bozma kararının gereklerine riayet edilmediği, 28/4/2014 tarihli bozma kararı ile brüt alacağın nete çevrilmesi suretiyle ödeme yapıldığının tespiti ile yalnızca son aya ilişkin ücretin tespitinin yapılabileceği, diğer dönemlere ilişkin ücretler yönünden ise emsal kararlar doğrultusunda yazılı delil sunulmadığı gözetilerek karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Mahkeme 22/2/2016 tarihinde 8/12/2014 tarihli kararında direnme kararı tesis etmiştir. Direnme kararının temyizi üzerine uyuşmazlık YHGK önüne taşınmıştır.

YHGK, prime esas kazancın tespiti için açılan davada, davalı işveren aleyhine açılan işçilik alacağına ilişkin davada hükmedilen alacakların nete çevrilmesi suretiyle ödenmesinin prime esas ücretin tespitine yönelik olarak ispata yeter delil sayılıp sayılamayacağını değerlendirmiştir. 17/6/2020 tarihli kararı ile Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek mahkeme kararını oyçokluğuyla bozmuştur. Kararda; ödemenin sadece son ay için baz alınması yönündeki değerlendirmenin isabetli olmadığı, anılan ödemenin geçmiş dönemlere ilişkin ücretin tespitinde dikkate alınması gerektiğine dair görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

22. YİBBGK’nın 4/10/2019 tarihli ve E.2018/1, K.2019/5 sayılı kararında, yurt içi ve yurt dışında sefer yapan tır şoförlerine sefere her çıktıklarında ödenen paranın niteliği, bu ödemenin kıdem tazminatının ve prime esas kazancın tespitinde dikkate alınıp alınmayacağı hususu ele alınmıştır. Kararda; sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalar ile iş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda delillerin toplanması ve ispat yükü bakımından farklılıkların bulunduğuna dikkat çekilmiştir. İşçilik alacağına ilişkin yargılamalarda kural olarak taraflarca getirilme ilkesinin geçerli olduğuna ve bu sebeple ücret miktarının tespitinde ispat yükünün işçinin üzerinde olduğuna, bununla birlikte sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan prime esas ücretin tespiti davalarında ise resen araştırma ilkesinin uygulandığına dikkat çekilmiştir. Bu tespitten hareketle sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan ve kamu düzenini ilgilendiren prime esas ücret tespiti davalarında hâkimin kendiliğinden delil toplaması gerektiği belirtilerek ispat yükünün bir tarafa yüklenemeyeceği vurgulanmıştır. İspat yükü bakımından işaret edilen bu farklılık dikkate alındığında her dava dosyasında somut olayın özelliği ile delil durumu da dikkate alınarak yapılan ödemenin ücret veya harcırah/yolluk olarak kabulünün mümkün olabileceğinin altı çizilmiş, bu itibarla temel amacı aynı tür uyuşmazlıklar bakımından hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamak olan içtihadı birleştirme kararlarının bu amacıyla bağdaşmayacağından somut meseleye ilişkin içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

23. YHGK’nın 8/6/2022 tarihli ve E.2020/(21)10-280, K.2022/871 sayılı kararında sosyal güvenlik hakkına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Sosyal güvenlik hakkının anayasal bir kavram olan sosyal hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olduğuna işaret edilen kararda bu hakkın bireye devletten asgari yaşam standardının sağlanmasını ve bu yönde tedbirlerin alınmasını talep etme hakkı tanıdığı belirtilmiştir. Kararda, sosyal güvenlik hakkı vazgeçilmez ve devredilmez bir hak olarak tanımlanmış; devletin bu hakkın yaşama geçirilmesi yönünden sorumluluğu bulunduğuna vurgu yapılmıştır. Hizmet tespiti ve prime esas kazancın tespiti davalarının sosyal güvenlik hakkının özünü oluşturduğuna dikkat çekilmiş, bu nedenle prime esas kazancın tespiti davalarında yapılan yargılamanın -bu davaların kamu düzeninden olmaları nedeniyle- özel bir titizlik ve duyarlılıkla yürütülmesi gerektiği ifade edilmiştir.

24. Prime esas ücretin tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerektiğinin belirtildiği kararda bu uyuşmazlıklar yönünden yazılı delille ispat kuralının uygulanmayacağının, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının tatbik edilmeyeceğinin altı çizilerek uyuşmazlığın her türlü delille aydınlatılabileceği belirtilmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Anayasa Mahkemesinin 25/10/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

27. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun‘un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu; işçilik alacağına yönelik olarak açtığı davada asıl ücretin tespit edildiğini, işçilik alacaklarının bu ücret üzerinden hesaplandığını ve buna dair kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini belirtmiştir. Başvurucu; Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü iş müfettişleri tarafından davalı işverene ait işyerinde yapılan denetim sonucunda düzenlenen 23/10/2013 tarihli raporda da davalı tarafından banka kanalı ile yapılan ücret ödemesinin gerçeği yansıtmadığı yönünde tespitte bulunulduğunu, ücretin bir kısmının elden ödendiğine yönelik saptamaya raporda yer verildiğini iddia etmiştir. Bu deliller gözetilmeden elden ödenen ücret yönünden yazılı delille ispat kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi nedeniyle emekli maaşının olması gerekenden çok daha düşük hesap edildiğinden yakınan başvurucu, yargılama sonucunun adil olmadığını belirterek hakkaniyete uygun yargılanma ve sosyal güvenlik haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

30. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Somut olayda başvurucunun temel iddiası prime esas kazancının gerçeği yansıtmadığına ilişkindir. Başvurucu, işverenin prime esas ücreti asgari ücret üzerinden gösterdiğini ancak elden yapılan ödemeler olduğunu ileri sürmüş; yargılama sürecinde de bu iddiasının ispatı için iki farklı delile dayanmıştır. Başvurucunun şikâyetlerinin özü yargılama sürecinde sunduğu delillere yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmadan, mahkemelerce bu konudaki iddia ve itirazları karşılanmadan davanın reddine karar verildiği hususuna ilişkindir. Bu itibarla ihlal iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden Anayasa Mahkemesinin Mehmet Hadi Tunç (B. No: 2013/1958, 7/7/2015) kararı da dikkate alınarak ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler

33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü mahkemelere yüklenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesi, 141. maddesinin üçüncü fıkrası ışığında yorumlandığında adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkını da güvence altına almaktadır. Bu sebeple gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir (Hilmi Kocabey ve diğerleri, B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 77).

34. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri, ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

35. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) mahkemelerin davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.

36. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

37. Öte yandan istinaf/temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, istinaf/temyiz merciinin bir şekilde istinafta/temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, mahkemenin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yasemin Ekşi, § 57). Ancak istinaf/temyiz incelemesi sırasında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların istinaf/temyiz mercilerince cevapsız bırakılması gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Caner Kandırmaz, B. No: 2013/3672, 30/12/2014, § 31).

38. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece gerekçeyi denetleme gibi bir görevi olmadığı gibi kararlardaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Halit Kabadağ, B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).

39. Öte yandan aynı maddi ve hukuki olgudan kaynaklanan uyuşmazlıklarda mahkemelerin birbirine zıt yorumlarının olması ve bunun taraflarca dile getirilmesi hâlinde yargı yerlerinin söz konusu farklılığa ilişkin yeterli gerekçe sunması gerekir.

40. Başka bir deyişle kural olarak yargılamayı yapan mahkemelerin aynı maddi olayları değerlendirerek farklı sonuçlara varmış olmaları -neden farklı sonuçlara vardıklarını, varılan sonuca hangi nedenle ulaştıklarını başvurucu ve üçüncü kişilerin objektif olarak anlamasına imkân verecek şekilde yeterli gerekçeler sundukları sürece- adil yargılanma hakkı yönünden ihlal sonucunu doğurmayabilir (pek çok karar arasından bkz. Trakya Kalıp ve Plastik Kapak İmalatı Sanayi ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2017/30526, 18/11/2020, §§ 31-35). Yeterli gerekçe ile söz konusu farklılığın açıklanmaması durumunda ise gerekçeli karar hakkının ihlali söz konusu olabilir (nitekim aynı maddi olguya dayalı davada kesinleşmiş mahkeme kararlarına ilişkin iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin bu kararlar için bkz. Kemal Turan, B. No: 2018/18194, 25/2/2021; Nail Hacıimamoğlu, B. No: 2016/8362, 30/9/2020).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

41. Somut olayda başvurucu, gerçek ücretinin daha yüksek olduğu yolundaki iddiasını ispata yönelik olarak iki farklı delile dayanmaktadır. Bu delillerden ilki iş müfettişleri tarafından davalı işverene ait işyerinde yapılan denetim sonucunda düzenlenen 23/10/2013 tarihli raporda yer verilen ücretin bir kısmının elden ödendiğine dair tespittir. Diğer delil ise bozma kararı sonrasında yapılan yargılama sürecinde dile getirilen ve 8/11/2018 tarihli temyiz dilekçesi ekinde de ibraz edilen, işçilik alacağına yönelik davada ödenmesi gereken asıl ücretin tespitine dair Bakırköy 21. İş Mahkemesi tarafından verilen ve Yargıtay tarafından da onanarak kesinleşen karardır.

42. Dairenin 22/1/2018 tarihli bozma kararında başvurucunun dayandığı deliller arasında yer alan 23/10/2013 tarihli rapor yönünden bir değerlendirme yaptığı görülmüştür. Nitekim Daire, anılan raporda müfettiş tarafından ifadesi alınan sigortalılar arasında başvurucunun bulunmadığına dikkat çekmiş; prime esas ücretin tespitine ilişkin davalar yönünden yazılı delil ile ispat kuralının uygulanması gerektiğini belirterek bu kapsamda söz konusu delilin bu davalar bakımından aranan delil standardını sağlamadığı sonucuna ulaşarak başvurucunun ispat külfetini yerine getiremediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

43. Nihai karar olan 16/10/2019 tarihli onama kararında bu delil yönünden ilk derece mahkemesi tarafından 22/1/2018 tarihli bozma kararına uyma kararı verilmesiyle birlikte davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğuna işaret edilmiştir. Temyiz merciinin bu gerekçesinin usul hukukuna uygun olup olmadığının incelenmesi Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte somut olayın kendine özgü şartlarında söz konusu gerekçenin yalnız hukuki değerlendirmeye esas alınan delile istinaden ulaşılan sonuç bakımından geçerli olduğu anlaşılmıştır.

44. Nitekim başvurucunun ileri sürdüğü ve yargılamanın sonucuna tesiri olduğunu belirttiği bir diğer delil de Bakırköy 21. İş Mahkemesinin temyiz denetiminden geçerek kesinleşen işçilik alacağı davasında yaptığı ücret tespitidir. Başvurucu, bozma kararı üzerine yaptığı yargılamada Bakırköy 21. İş Mahkemesinin söz konusu kesinleşmiş kararının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucunun bu delili, Bakırköy 21. İş Mahkemesinin anılan kararının 11/12/2017 tarihinde, başka bir ifadeyle prime esas ücret tespiti davasının temyiz incelemesi sürecinde kesinleşmesi sebebiyle, 22/1/2018 tarihli bozma kararı üzerine yapılan yargılama sırasında ilk kez ileri sürebildiği görülmüştür. Bu itibarla söz konusu delilin ortaya çıktığı ve ileri sürüldüğü safha gözetildiğinde 22/1/2018 tarihli bozma kararının gerek hukuksal değerlendirme gerekse kararda ulaşılan sonuç bakımından anılan delile yönelik herhangi bir değerlendirme içermediği açıktır.

45. Somut başvuruya konu yargılama prime esas ücretin tespitine ilişkindir. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere prime esas ücretin tespitine ilişkin davalar Anayasa’nın 60. maddesi ile güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkı bakımından en temel davalardandır (bkz. §§ 23, 24). Zira bireye sosyal güvenlik hakkı kapsamında yapılacak ödemelerde sigorta prim tutarı da esas alınmaktadır. Bu bağlamda anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkına doğrudan tesir etmektedir. Bu durum nazara alındığında başvurucunun uyuşmazlığın çözümünü etkilediğini ileri sürdüğü esaslı iddiaların açık ve özenli şekilde gerekçede karşılanması daha da önem kazanmaktadır.

46. Diğer taraftan eldeki uyuşmazlığın sosyal güvenlik hakkına tesirinin yanı sıra hukuki öngörülemezlikten kaçınılması bakımından bağlantılı davaların hangi nedenlerle farklı şekilde sonuçlandığının başvurucu ve üçüncü kişiler nezdinde objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek şekilde yeterli gerekçelerle kararda açıklanması da önemlidir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Emin Balta, B. No: 2017/23739, 20/10/2021, § 46). Bu kapsamda bağlantılı davalarda birbirine aykırı karar verilmesi hâlinde bu aykırılığın -özellikle de taraflarca ileri sürülmesi durumunda- gerekçesinin açıkça ortaya konması anayasal bir yükümlülüktür ve bu husus Anayasa Mahkemesinin inceleme alanı kapsamındadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Emin Balta, § 45).

47. Bu bağlamda gerek bozma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde verilen ilk derece mahkemesi kararında gerekse bu karara ilişkin 16/10/2019 tarihli onama kararında, konusu bakımından eldeki yargılama ile bağlantılı olduğu anlaşılan ve başvurucunun da açıkça ileri sürdüğü Bakırköy 21. İş Mahkemesi kararının delil niteliğine ilişkin herhangi bir değerlendirme içermediği görülmüştür.

48. Bu itibarla 16/10/2019 tarihli onama kararında davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu şeklinde ortaya konulan gerekçenin -yukarıda belirtilen delilin ileri sürüldüğü aşama dikkate alındığında- ilgili delil yönünden kapsayıcı olmadığı açık olup bu bağlamda kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazın karşılanmaması nedeniyle başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

49. Diğer yandan bu ihlal kararının başvurucunun açtığı davanın esasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği vurgulanmalıdır. Zira gerekçeli karar hakkı, taraflara yargılama sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmelerine imkân sağlayan bir hak olup yargılama sonucuna yönelik bir teminat sağlamaz. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiği ihlal gerekçelerini gözeterek ve söz konusu iddialarla ilgili olarak yeniden bir değerlendirme yaparak gereken kararı vermek yargılama mercilerinin takdirindedir.

50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Giderim Yönünden

51. Başvurucu; ihlalin tespiti, 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

52. Başvuruda tespit edilen adil yargılanma hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

53. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 17. İş (Sosyal Güvenlik) Mahkemesine (E.2018/81, K.2018/164) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 364,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.164,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru

Ali Rıza Biber Başvurusu

Başvuru Numarası: 2019/38643

Karar Tarihi: 25/10/2023 R.G. Tarih ve Sayı: 14/12/2023-32399

GENEL KURUL – KARAR

Başkan: Zühtü ARSLAN

Başkanvekilleri: Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA

Üyeler: Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE

Raportör: Fatma Gülbin ÖZTÜRK

Başvurucu: Ali Rıza BİBER

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; prime esas ücretin tespiti davasında ileri sürülen delillerin değerlendirmesi yapılmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/11/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

7. İkinci Bölüm başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Başvuruya Konu Davadan Önceki Süreç

9. Başvurucu 10/2/1999 tarihinde davalı işveren şirkette çalışmaya başlamıştır. 28/1/2014 tarihinde başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Başvurucu 24/2/2014 tarihinde, iş akdinin sendikal faaliyette bulunması sebebiyle haksız olarak feshedildiğini belirterek işe iade ve sendika tazminatı talebiyle dava açmıştır. Bakırköy 25. İş Mahkemesi 4/11/2014 tarihli kararı ile davanın kabulüne, sendikal nedenle yapıldığı tespit edilen feshin geçersizliğine, başvurucunun işe iade edilmesine ve tazminata hükmetmiştir. Karar, temyiz denetiminden geçerek 18/3/2015 tarihinde kesinleşmiştir.

10. Başvurucu, Bakırköy 25. İş Mahkemesinin 4/11/2014 tarihli kararının ardından işe iade edilmediğini belirterek işveren aleyhine işçi ve işveren ilişkisinden kaynaklanan alacak davası açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesinde gerçek ücretinin net 1.800 TL olduğunu belirtmiş; işçilik alacakları bakımından yapılacak hesaplamada gerçek ücretin esas alınmasını talep etmiştir. Bakırköy 21. İş Mahkemesi tarafından yapılan yargılama neticesinde 23/6/2016 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararında, toplanan deliller ışığında başvurucunun aylık ücretinin 1.800 TL olduğu tespitinde bulunulmuş ve buna istinaden işçilik alacaklarına yönelik hesaplama da 1.800 TL üzerinden yapılmıştır. Davalı, karara karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Karar 11/12/2017 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.

B. Başvuruya Konu Dava Süreci

11. Başvurucu 14/5/2014 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve işveren aleyhine, işveren tarafından ödenmesi gereken gerçek prim miktarının belirlenebilmesi amacıyla prime esas alınan gerçek ücretin tespiti davası açmıştır. Bakırköy 17. İş (Sosyal Güvenlik) Mahkemesi (Mahkeme) tarafından 5/2/2016 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme gerekçeli kararında; dinlenen tanık beyanları ve işçilerle yapılan mülakatlar dikkate alınarak tanzim edilen İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 23/10/2013 tarihinde davalı işverene ait işyerine ilişkin tanzim ettiği raporu esas aldığını belirtmiştir. Kararda ayrıca ilgili raporda işverenin bordroda yaptığı düzenlemenin gerçeği yansıtmadığına yönelik tespitin yer aldığı, her ne kadar rapora karşı işverence yapılan itirazın İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından kabulüne ve yaptırımın kaldırılmasına karar verilmiş ise de kaldırılan idari yaptırım kararının fazla mesai ödemelerine ilişkin olduğu, işverenin bordroya yansıyan ücret ile gerçek ücret arasındaki farkı elden ödediğine yönelik tespitin geçerliliğini koruduğu hususlarına yer vermiştir.

12. 5/2/2016 tarihli karar SGK tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi (Daire) yaptığı temyiz incelemesi neticesinde 22/1/2018 tarihinde bozma kararı tesis etmiştir. Bozma kararının gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının davalı iş yerinde deri kesici/biçici olarak çalıştığı, 10.02.1999 ile 26.05.2009 tarihleri arasındaki çalışmalarının davalı işyerinden kesintisiz olarak ve asgari ücretin bir miktar üzerinde ücretle Kuruma bildirildiği, 1999-Mayıs 2009 dönemine ilişkin ücret bordrolarının tamamında ve kıdem tazminatı bordrosunda davacının imzası bulunduğu, davacının Kuruma bildirilen prime esas kazanç miktarlarının imzalı ücret bordroları ile uyumlu olduğu, mahkemece emsal ücret araştırması yapılarak Deriteks Sendikası tarafından bildirilen emsal ücrete göre tespite karar verildiği anlaşılmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca hazırlanan 23.10.2013 tarihli inceleme raporunda, müfettiş tarafından ifadesi alınan sigortalılar arasında davacının bulunmadığı, 06.12.2013 tarihli Sosyal Güvenlik Kurumu İnceleme Raporunda, işyeri kayıt ve defterleri üzerinde yapılan incelemede kuruma yapılan bildirimlerin aksine kayda rastlanmadığının belirtildiği görülmektedir.

Davacı, davalı iş yerinde en son net 1.650 TL ücretle çalıştığını ileri sürmektedir. Davacının iş yerindeki çalışmaları Kuruma ücret bordrolarında belirtilen ücret üzerinden bildirilmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Dosyaya sunulan ve davacının bildirimi yapılan süreyi kapsayan ücret bordroları, davacı tarafından imzalanmış olup imzalı bordrolar davacı çalışmalarının işyerinde belirtilen ücret üzerinden geçtiğinin karinesidir. Karinenin tersinin ise eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerektiği söz götürmez. Başka bir anlatımla, yazılı belgelerin varlığı halinde tanık sözlerine itibar edilemez. Ayrıca dosya kapsamından davacının talep ettiği miktarda ücret aldığına dair herhangi bir yazılı belge bulunmamaktadır.

Davacının ücret bordrolarında belirtilen ücretine göre Kuruma bildiriminin yapıldığı, bu bordroların imzalı olduğu ve dosya kapsamında aksini gösteren yazılı bir delil bulunmadığı değerlendirilerek davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozma nedenidir…”

13. Bozma kararının ardından Mahkeme 26/4/2018 tarihli celsede Yargıtayın bozma ilamına uyulmasına karar verildiğini belirterek yargılamaya devam etmiş ve yine aynı celsede davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; dosya kapsamında mevcut olan ücret bordrolarının davacı tarafından imzalandığı, bunun davacının işyerinde belirtilen ücret üzerinden çalıştığının karinesini teşkil ettiği, bunun tersinin dosya kapsamına göre eş değerdeki belgelerle kanıtlanamadığı belirtilmiştir. Kararı başvurucu 8/11/2018 havale tarihli dilekçe ile temyiz etmiştir. Başvurucu temyiz dilekçesinde özetle İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 23/10/2013 tarihli raporuna konu denetiminde ele alınan bir hususun da işverence gerçek ücret üzerinden prim ödenmediğine yönelik olduğunu, anılan rapor ile bu durumun saptandığını, işçilik alacağıyla ilgili olarak işverene karşı açılan davada tazminatın emsal ücret üzerinden hesaplandığını ve anılan kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini belirtmiş; buna dair ilgili mahkeme kararlarını temyiz dilekçesi ekinde ibraz etmiştir.

14. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 16/10/2019 tarihinde kararı onamıştır. Daire; gerekçesinde, temyize konu edilen 26/4/2018 tarihli kararın 22/1/2018 tarihli bozma kararına uyularak tesis edildiğini, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf lehine kazanılmış hak durumu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

15. Nihai karar başvurucuya 28/10/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 22/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

16. 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 31/5/2006 tarihli 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nun 106. maddesi ile ilga edilen “Prime esas ücretler” kenar başlıklı 77. maddesi şöyledir:

“Sigortalılarla işverenlerin bir ay için ödeyecekleri primlerin hesabında:

a) Sigortalıların o ay için hakettikleri ücretlerin,

b) Prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan sigortalılara o ay içinde ödenenlerin,

c) İdare veya kaza mercilerince verilen karar gereğince (a) ve (b) fıkralarında yazılı kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan ödemelerin,

Brüt toplamı esas alınır.

Şu kadar ki, ölüm, doğum ve evlenme yardımları, yolluklar, kıdem, ihbar ve kasa tazminatları, aynî yardımlar ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca miktarları yıllar itibariyle belirlenecek yemek, çocuk ve aile zamları, sigorta primlerinin hesabına esas tutulacak kazançların aylık tutarının tespitinde nazara alınmaz. Bunların dışında her ne ad altında ödeme yapılırsa yapılsın tüm ödemeler prime tabi tutulur.

Her sigortalının prim hesabına esas tutulacak aylık kazanç toplamının bin liraya kadar olan lira kesri nazara alınmaz.

Günlük, haftalık veya aylık olarak belirli bir ücrete dayanmış olmayıp da komisyon ücreti ve kâra katılma gibi belirsiz zaman ve miktar üzerinden ücret alan sigortalıların prim ve ödeneklerinin hesabında esas tutulacak günlük kazançları, 78 inci madde hükmü saklı kalmak şartiyle, Bakanlar Kurulu kararıyle belli edilir.

Şu kadar ki, sigortalının ayrıca belirli bir kazancı varsa bu takdirde prim ve ödeneklerin hesabında esas tutulacak günlük kazancı, yukarıki fıkraya göre hesabedilecek günlük kazancına belirli kazancı üzerinden hesaplanacak günlük kazancın ilavesi suretiyle bulunur.

Bu kanun gereğince primlerin hesabına esas tutulacak günlük kazanç, sigortalının, bir ay için prime esas tutulan kazancının otuzda biridir.

Günlük kazancın hesabına esas tutulan ay içindeki bazı günlerde çalışmamış ve çalışmadığı günler için ücret almamış sigortalının günlük kazancı, o ay için prime esas tutulan kazancı ücret aldığı gün sayısına bölünerek hesaplanır.

Sigortalıların günlük kazançlarının hesabında esas tutulan gün sayıları, aynı zamanda, bunların prim ödeme gün sayılarını gösterir.

Bir ay içinde çeşitli işverenlerin işinde çalışan sigortalının bu kanun gereğince alınacak primlerine esas tutulacak aylık ve günlük kazancının tesbitinde her işverenden elde ettiği aylık ve günlük kazanç tutarı ayrı ayrı nazara alınır ve primler buna göre hesaplanır.”

17. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Senetle ispat zorunluluğu” kenar başlıklı 200. maddesi şöyledir:

“(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.

(2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.”

B. Yargıtay Kararları

1. Usuli Kazanılmış Hakka İlişkin Yargıtay Kararları

18. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu (YİBBGK) 9/5/1960 tarihli ve E.1960/21, K.1960/9 sayılı kararında usuli kazanılmış hakka ilişkin açıklamalara yer vermiştir. Anılan kararda usuli kazanılmış hakkın bozma kararına uyulması ile oluştuğuna, bozma gereğince taraflardan birinin lehine, diğerinin aleyhine muamele yapma ve hüküm verme neticesi doğurduğuna işaret edilmiştir.

19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (YHGK) 20/12/2017 tarihli ve E.2017/5-2575, K.2017/1906 sayılı kararında ise usuli kazanılmış hakkın istisnalarının oluştuğu hâllere yer verildiği görülmektedir. Kararda istisnaların da Yargıtay içtihatları ile getirildiğine dikkat çekilerek mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı verilmesinin, geçmişe etkili yeni bir kanun çıkarılmasının yahut hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptal kararı tesis edilmesinin usuli kazanılmış hakka istisna teşkil edeceği belirtilmiştir.

20. YHGK’nın 6/11/2018 tarihli ve E.2016/22-388, K.2018/1607 sayılı kararında maddi ve hukuki yanılma hâllerinin usuli kazanılmış hakka tesiri yönünden değerlendirme yapılmıştır. Kararda maddi yanılgı; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup da her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış hata olarak tanımlanmıştır. Bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün olmadığı belirtilerek bu hatanın düzeltilmesinin zorunluluğuna dikkat çekilmiştir. Bununla birlikte bozma kararında hukuki yönden yapılmış yanlış bir delil değerlendirmesinin maddi yanılgı sayılamayacağı belirtilmiştir. Bu tespit ışığında delil değerlendirmesinin yanlışlığı sonucunda oluşan hukuki yanılgının sonradan tespitinin bozmaya uyulması ile oluşan usuli kazanılmış hakkın varlığına istisna getirmeyeceği saptamasında bulunulmuştur.

2. Prime Esas Ücret Tespiti Davalarına İlişkin Yargıtay Kararları

21. YHGK 17/6/2020 tarihli ve E.2016/10-2688, K.2020/425 sayılı kararında;

İlk derece mahkemesi 16/12/2013 tarihli ilk kararında, davacının prime esas teşkil edecek ücretini belirlerken Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen işçilik alacağı davasında fazla çalışma ve tatil ücreti hesabındaki son net ücreti esas almıştır. Karar, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (10. Hukuk Dairesi) 28/4/2014 tarihli kararı ile öncelikle kural olarak prime esas kazancın tespitine yönelik davalarda yazılı delil ile ispat kuralının uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Bununla birlikte 506 sayılı Kanun’un (a) ve (b) bendi uyarınca asıl ücretin eki niteliğindeki prim ve ikramiye niteliğindeki ödemelerin de prime esas kazançlar olarak brüt tutarları üzerinden ödediği aylar itibarıyla prime esas alınacağının hükme bağlandığına işaret etmiştir. Öte yandan bu kazançların yalnızca tahakkuk ettirilmiş olmasının prime esas alınabilmesi için yeterli olmadığını belirten 10. Hukuk Dairesi, ödenmiş olma şartının arandığına dikkat çekmiştir. Aynı Kanun’un (c) bendinde sayılan idare ve kaza mercileri tarafından verilen kararlar uyarınca sigortalılara yapılan ödemelerin de prime esas ücretin tespitinde referans alınması gerektiğine işaret eden 10. Hukuk Dairesi; bu kazançlar yönünden de salt hak kazanmanın yeterli olmadığına, yargılama mercii yahut idare tarafından verilen karar sonrasında işçiye ödeme yapılmış olması şartının aranması gerektiğine dikkat çekmiştir. Bu kapsamda ilk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan mahkeme kararı kapsamında davacıya davalı işverence ödeme yapılıp yapılmadığının net olarak belirlenmesi gerektiğini, ödeme yapılmamış ise yazılı delille ispat kurallarının uygulanması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

İlk derece mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 28/4/2014 tarihli bozma kararına uymuş ve 8/12/2014 tarihli kararıyla işçilik alacağına hükmedilen karar kapsamında ilamın icrasının yürütüldüğü takip dosyasında brüt alacağın nete çevrilmesi suretiyle ödeme yapıldığını ve primlerin de buna uygun olarak SGK’ya yatırıldığını belirterek davanın kabulüne hükmetmiştir.

Karar davalı SGK tarafından temyiz edilmiştir. 10. Hukuk Dairesi 24/11/2015 tarihli kararı ile 8/12/2014 tarihli mahkeme kararını bozmuştur. Bozma kararının gerekçesinde 28/4/2014 tarihli bozma kararının gereklerine riayet edilmediği, 28/4/2014 tarihli bozma kararı ile brüt alacağın nete çevrilmesi suretiyle ödeme yapıldığının tespiti ile yalnızca son aya ilişkin ücretin tespitinin yapılabileceği, diğer dönemlere ilişkin ücretler yönünden ise emsal kararlar doğrultusunda yazılı delil sunulmadığı gözetilerek karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Mahkeme 22/2/2016 tarihinde 8/12/2014 tarihli kararında direnme kararı tesis etmiştir. Direnme kararının temyizi üzerine uyuşmazlık YHGK önüne taşınmıştır.

YHGK, prime esas kazancın tespiti için açılan davada, davalı işveren aleyhine açılan işçilik alacağına ilişkin davada hükmedilen alacakların nete çevrilmesi suretiyle ödenmesinin prime esas ücretin tespitine yönelik olarak ispata yeter delil sayılıp sayılamayacağını değerlendirmiştir. 17/6/2020 tarihli kararı ile Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek mahkeme kararını oyçokluğuyla bozmuştur. Kararda; ödemenin sadece son ay için baz alınması yönündeki değerlendirmenin isabetli olmadığı, anılan ödemenin geçmiş dönemlere ilişkin ücretin tespitinde dikkate alınması gerektiğine dair görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

22. YİBBGK’nın 4/10/2019 tarihli ve E.2018/1, K.2019/5 sayılı kararında, yurt içi ve yurt dışında sefer yapan tır şoförlerine sefere her çıktıklarında ödenen paranın niteliği, bu ödemenin kıdem tazminatının ve prime esas kazancın tespitinde dikkate alınıp alınmayacağı hususu ele alınmıştır. Kararda; sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalar ile iş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda delillerin toplanması ve ispat yükü bakımından farklılıkların bulunduğuna dikkat çekilmiştir. İşçilik alacağına ilişkin yargılamalarda kural olarak taraflarca getirilme ilkesinin geçerli olduğuna ve bu sebeple ücret miktarının tespitinde ispat yükünün işçinin üzerinde olduğuna, bununla birlikte sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan prime esas ücretin tespiti davalarında ise resen araştırma ilkesinin uygulandığına dikkat çekilmiştir. Bu tespitten hareketle sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan ve kamu düzenini ilgilendiren prime esas ücret tespiti davalarında hâkimin kendiliğinden delil toplaması gerektiği belirtilerek ispat yükünün bir tarafa yüklenemeyeceği vurgulanmıştır. İspat yükü bakımından işaret edilen bu farklılık dikkate alındığında her dava dosyasında somut olayın özelliği ile delil durumu da dikkate alınarak yapılan ödemenin ücret veya harcırah/yolluk olarak kabulünün mümkün olabileceğinin altı çizilmiş, bu itibarla temel amacı aynı tür uyuşmazlıklar bakımından hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamak olan içtihadı birleştirme kararlarının bu amacıyla bağdaşmayacağından somut meseleye ilişkin içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

23. YHGK’nın 8/6/2022 tarihli ve E.2020/(21)10-280, K.2022/871 sayılı kararında sosyal güvenlik hakkına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Sosyal güvenlik hakkının anayasal bir kavram olan sosyal hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olduğuna işaret edilen kararda bu hakkın bireye devletten asgari yaşam standardının sağlanmasını ve bu yönde tedbirlerin alınmasını talep etme hakkı tanıdığı belirtilmiştir. Kararda, sosyal güvenlik hakkı vazgeçilmez ve devredilmez bir hak olarak tanımlanmış; devletin bu hakkın yaşama geçirilmesi yönünden sorumluluğu bulunduğuna vurgu yapılmıştır. Hizmet tespiti ve prime esas kazancın tespiti davalarının sosyal güvenlik hakkının özünü oluşturduğuna dikkat çekilmiş, bu nedenle prime esas kazancın tespiti davalarında yapılan yargılamanın -bu davaların kamu düzeninden olmaları nedeniyle- özel bir titizlik ve duyarlılıkla yürütülmesi gerektiği ifade edilmiştir.

24. Prime esas ücretin tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerektiğinin belirtildiği kararda bu uyuşmazlıklar yönünden yazılı delille ispat kuralının uygulanmayacağının, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının tatbik edilmeyeceğinin altı çizilerek uyuşmazlığın her türlü delille aydınlatılabileceği belirtilmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Anayasa Mahkemesinin 25/10/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

27. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun‘un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu; işçilik alacağına yönelik olarak açtığı davada asıl ücretin tespit edildiğini, işçilik alacaklarının bu ücret üzerinden hesaplandığını ve buna dair kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini belirtmiştir. Başvurucu; Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü iş müfettişleri tarafından davalı işverene ait işyerinde yapılan denetim sonucunda düzenlenen 23/10/2013 tarihli raporda da davalı tarafından banka kanalı ile yapılan ücret ödemesinin gerçeği yansıtmadığı yönünde tespitte bulunulduğunu, ücretin bir kısmının elden ödendiğine yönelik saptamaya raporda yer verildiğini iddia etmiştir. Bu deliller gözetilmeden elden ödenen ücret yönünden yazılı delille ispat kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi nedeniyle emekli maaşının olması gerekenden çok daha düşük hesap edildiğinden yakınan başvurucu, yargılama sonucunun adil olmadığını belirterek hakkaniyete uygun yargılanma ve sosyal güvenlik haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

30. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Somut olayda başvurucunun temel iddiası prime esas kazancının gerçeği yansıtmadığına ilişkindir. Başvurucu, işverenin prime esas ücreti asgari ücret üzerinden gösterdiğini ancak elden yapılan ödemeler olduğunu ileri sürmüş; yargılama sürecinde de bu iddiasının ispatı için iki farklı delile dayanmıştır. Başvurucunun şikâyetlerinin özü yargılama sürecinde sunduğu delillere yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmadan, mahkemelerce bu konudaki iddia ve itirazları karşılanmadan davanın reddine karar verildiği hususuna ilişkindir. Bu itibarla ihlal iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden Anayasa Mahkemesinin Mehmet Hadi Tunç (B. No: 2013/1958, 7/7/2015) kararı da dikkate alınarak ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler

33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü mahkemelere yüklenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesi, 141. maddesinin üçüncü fıkrası ışığında yorumlandığında adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkını da güvence altına almaktadır. Bu sebeple gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir (Hilmi Kocabey ve diğerleri, B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 77).

34. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri, ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

35. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) mahkemelerin davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.

36. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

37. Öte yandan istinaf/temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, istinaf/temyiz merciinin bir şekilde istinafta/temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, mahkemenin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yasemin Ekşi, § 57). Ancak istinaf/temyiz incelemesi sırasında ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların istinaf/temyiz mercilerince cevapsız bırakılması gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Caner Kandırmaz, B. No: 2013/3672, 30/12/2014, § 31).

38. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin olarak mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece gerekçeyi denetleme gibi bir görevi olmadığı gibi kararlardaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Halit Kabadağ, B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).

39. Öte yandan aynı maddi ve hukuki olgudan kaynaklanan uyuşmazlıklarda mahkemelerin birbirine zıt yorumlarının olması ve bunun taraflarca dile getirilmesi hâlinde yargı yerlerinin söz konusu farklılığa ilişkin yeterli gerekçe sunması gerekir.

40. Başka bir deyişle kural olarak yargılamayı yapan mahkemelerin aynı maddi olayları değerlendirerek farklı sonuçlara varmış olmaları -neden farklı sonuçlara vardıklarını, varılan sonuca hangi nedenle ulaştıklarını başvurucu ve üçüncü kişilerin objektif olarak anlamasına imkân verecek şekilde yeterli gerekçeler sundukları sürece- adil yargılanma hakkı yönünden ihlal sonucunu doğurmayabilir (pek çok karar arasından bkz. Trakya Kalıp ve Plastik Kapak İmalatı Sanayi ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2017/30526, 18/11/2020, §§ 31-35). Yeterli gerekçe ile söz konusu farklılığın açıklanmaması durumunda ise gerekçeli karar hakkının ihlali söz konusu olabilir (nitekim aynı maddi olguya dayalı davada kesinleşmiş mahkeme kararlarına ilişkin iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin bu kararlar için bkz. Kemal Turan, B. No: 2018/18194, 25/2/2021; Nail Hacıimamoğlu, B. No: 2016/8362, 30/9/2020).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

41. Somut olayda başvurucu, gerçek ücretinin daha yüksek olduğu yolundaki iddiasını ispata yönelik olarak iki farklı delile dayanmaktadır. Bu delillerden ilki iş müfettişleri tarafından davalı işverene ait işyerinde yapılan denetim sonucunda düzenlenen 23/10/2013 tarihli raporda yer verilen ücretin bir kısmının elden ödendiğine dair tespittir. Diğer delil ise bozma kararı sonrasında yapılan yargılama sürecinde dile getirilen ve 8/11/2018 tarihli temyiz dilekçesi ekinde de ibraz edilen, işçilik alacağına yönelik davada ödenmesi gereken asıl ücretin tespitine dair Bakırköy 21. İş Mahkemesi tarafından verilen ve Yargıtay tarafından da onanarak kesinleşen karardır.

42. Dairenin 22/1/2018 tarihli bozma kararında başvurucunun dayandığı deliller arasında yer alan 23/10/2013 tarihli rapor yönünden bir değerlendirme yaptığı görülmüştür. Nitekim Daire, anılan raporda müfettiş tarafından ifadesi alınan sigortalılar arasında başvurucunun bulunmadığına dikkat çekmiş; prime esas ücretin tespitine ilişkin davalar yönünden yazılı delil ile ispat kuralının uygulanması gerektiğini belirterek bu kapsamda söz konusu delilin bu davalar bakımından aranan delil standardını sağlamadığı sonucuna ulaşarak başvurucunun ispat külfetini yerine getiremediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

43. Nihai karar olan 16/10/2019 tarihli onama kararında bu delil yönünden ilk derece mahkemesi tarafından 22/1/2018 tarihli bozma kararına uyma kararı verilmesiyle birlikte davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğuna işaret edilmiştir. Temyiz merciinin bu gerekçesinin usul hukukuna uygun olup olmadığının incelenmesi Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte somut olayın kendine özgü şartlarında söz konusu gerekçenin yalnız hukuki değerlendirmeye esas alınan delile istinaden ulaşılan sonuç bakımından geçerli olduğu anlaşılmıştır.

44. Nitekim başvurucunun ileri sürdüğü ve yargılamanın sonucuna tesiri olduğunu belirttiği bir diğer delil de Bakırköy 21. İş Mahkemesinin temyiz denetiminden geçerek kesinleşen işçilik alacağı davasında yaptığı ücret tespitidir. Başvurucu, bozma kararı üzerine yaptığı yargılamada Bakırköy 21. İş Mahkemesinin söz konusu kesinleşmiş kararının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucunun bu delili, Bakırköy 21. İş Mahkemesinin anılan kararının 11/12/2017 tarihinde, başka bir ifadeyle prime esas ücret tespiti davasının temyiz incelemesi sürecinde kesinleşmesi sebebiyle, 22/1/2018 tarihli bozma kararı üzerine yapılan yargılama sırasında ilk kez ileri sürebildiği görülmüştür. Bu itibarla söz konusu delilin ortaya çıktığı ve ileri sürüldüğü safha gözetildiğinde 22/1/2018 tarihli bozma kararının gerek hukuksal değerlendirme gerekse kararda ulaşılan sonuç bakımından anılan delile yönelik herhangi bir değerlendirme içermediği açıktır.

45. Somut başvuruya konu yargılama prime esas ücretin tespitine ilişkindir. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere prime esas ücretin tespitine ilişkin davalar Anayasa’nın 60. maddesi ile güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkı bakımından en temel davalardandır (bkz. §§ 23, 24). Zira bireye sosyal güvenlik hakkı kapsamında yapılacak ödemelerde sigorta prim tutarı da esas alınmaktadır. Bu bağlamda anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkına doğrudan tesir etmektedir. Bu durum nazara alındığında başvurucunun uyuşmazlığın çözümünü etkilediğini ileri sürdüğü esaslı iddiaların açık ve özenli şekilde gerekçede karşılanması daha da önem kazanmaktadır.

46. Diğer taraftan eldeki uyuşmazlığın sosyal güvenlik hakkına tesirinin yanı sıra hukuki öngörülemezlikten kaçınılması bakımından bağlantılı davaların hangi nedenlerle farklı şekilde sonuçlandığının başvurucu ve üçüncü kişiler nezdinde objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek şekilde yeterli gerekçelerle kararda açıklanması da önemlidir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Emin Balta, B. No: 2017/23739, 20/10/2021, § 46). Bu kapsamda bağlantılı davalarda birbirine aykırı karar verilmesi hâlinde bu aykırılığın -özellikle de taraflarca ileri sürülmesi durumunda- gerekçesinin açıkça ortaya konması anayasal bir yükümlülüktür ve bu husus Anayasa Mahkemesinin inceleme alanı kapsamındadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Emin Balta, § 45).

47. Bu bağlamda gerek bozma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde verilen ilk derece mahkemesi kararında gerekse bu karara ilişkin 16/10/2019 tarihli onama kararında, konusu bakımından eldeki yargılama ile bağlantılı olduğu anlaşılan ve başvurucunun da açıkça ileri sürdüğü Bakırköy 21. İş Mahkemesi kararının delil niteliğine ilişkin herhangi bir değerlendirme içermediği görülmüştür.

48. Bu itibarla 16/10/2019 tarihli onama kararında davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu şeklinde ortaya konulan gerekçenin -yukarıda belirtilen delilin ileri sürüldüğü aşama dikkate alındığında- ilgili delil yönünden kapsayıcı olmadığı açık olup bu bağlamda kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazın karşılanmaması nedeniyle başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

49. Diğer yandan bu ihlal kararının başvurucunun açtığı davanın esasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği vurgulanmalıdır. Zira gerekçeli karar hakkı, taraflara yargılama sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmelerine imkân sağlayan bir hak olup yargılama sonucuna yönelik bir teminat sağlamaz. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiği ihlal gerekçelerini gözeterek ve söz konusu iddialarla ilgili olarak yeniden bir değerlendirme yaparak gereken kararı vermek yargılama mercilerinin takdirindedir.

50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Giderim Yönünden

51. Başvurucu; ihlalin tespiti, 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

52. Başvuruda tespit edilen adil yargılanma hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

53. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 17. İş (Sosyal Güvenlik) Mahkemesine (E.2018/81, K.2018/164) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 364,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.164,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

İş hukuku ve sosyal güvenlik hukukuna ilişkin dava ve uyuşmazlıklarda taleplerin etkili bir biçimde ileri sürülmesi ve hak kaybına uğramamak için iş hukuku alanında deneyimli bir avukattan hukuki destek alınması faydalı olacaktır.  Kayseri iş hukuku avukatı kadromuz, iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku alanında 15 yılı aşan deneyimi ile güncel mevzuat ve Yargıtay kararları çerçevesinde; ihbar tazminatı davası, kıdem tazminatı davası, işe iade davası, fazla mesai alacağı, ilave tediye alacağı ve benzer davaların açılması ve takibi, mobbing ve kötü niyet tazminatlarına ilişkin davaların açılması ve takibi, fazla mesai ücretleri ve yıllık ücretli izinlerin kullandırılması, hesaplanması ve tahsili davaları açılması ve takibi konuları başta olmak üzere -bunlarla sınırlı olmamak üzere- iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku ile ilgili her türlü konuda müvekkillerine avukatlık, arabuluculuk ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Kayseri iş hukuku avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; iş hukuku ve sosyal güvenlik hukukuna ilişkin detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.