Olası Kastla Öldürme Suçu: Sahte İçki Üretimi ve Satışı Sonucu Bir Kişinin Ölümüne Neden Olma

Hizmetlerimiz

Sahte İçki Üretimi ve Satışı Sonucu Ölüme Neden Olan Sanığa Olası Kastla Öldürme Suçundan Ceza Verilebilir mi - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Sahte İçki Üretimi ve Satışı Sonucu Bir Kişinin Ölümüne Neden Olma

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Kasten öldürme – Madde 81

(1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde Gerekçesi

Maddede kasten öldürme suçunun temel şekli tanımlanmıştır.

Maddede yapılan düzenlemeyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunundan farklı olarak, suçun temel şekli açısından müebbet hapis cezası öngörülmüştür.

Bu düzenlemeyle, kişinin hayat hakkına verilen önem vurgulanmıştır.

Taksirle öldürme – Madde 85

(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Madde Gerekçesi

Madde metninde, taksirle öldürme suçu tanımlanmıştır. “Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kitapta yer alan taksire ilişkin hükümler, bu suç açısından da geçerlidir.

Maddenin ikinci fıkrasına göre; fiilin, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla insanın ölümüyle birlikte, bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâli, birinci fıkraya göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren neden oluşturmaktadır.

Kast – Madde 21

(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.

Madde Gerekçesi

Kast, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur. Suç tanımında yer almakla birlikte, fiilin ifade ettiği haksızlık üzerinde etkili olmayan koşulların gerçekleştiğinin bilinip bilinmemesi, kastın varlığı açısından önem taşımamaktadır. Örneğin objektif cezalandırılabilme koşulunun arandığı suçlarda bu koşulun veya şahsî cezasızlık sebebinin fail tarafından bilinmesi gerekmez.

Madde metninde doğrudan kasttan ayrı olarak olası kast da tanımlanmıştır.

Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.

Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.

Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.

Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.

Suçun olası kastla işlenmesi durumunda temel cezada indirim yapılması öngörülmüştür.

Kasten işlenebilen suçlar, ilke olarak hem doğrudan hem de olası kastla işlenebilir. Ancak, kanundaki tanımında “bilerek” ifadesine yer verilmiş olan suçlar sadece doğrudan kastla işlenebilir. Örneğin iftira suçunda, failin suçsuz olduğunu “bilerek” kişiye suç isnad etmesi gerektiğinden, bu suç ancak doğrudan kastla işlenebilir.

Taksir – Madde 22

(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

Madde Gerekçesi

Madde metninde taksire ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

Suçlar, kural olarak kasten işlenirler. Ancak, istisnaen taksirle işlenen belli fiiller de kanunlarda suç olarak tanımlanmaktadır.

Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, “gerekli dikkat ve özen” yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir.

Bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilir. Nitekim toplum hâlinde yaşamanın güvenli bir biçimde sürdürülebilmesi için, çeşitli alanlarda kişilerin dikkat ve özenli davranmalarıyla ilgili kurallar konmaktadır. İnşaat faaliyeti, sağlık hizmetlerinin yürütülmesi ve trafik düzeniyle ilgili kurallar, dikkat ve özen yükümlülüğüne örnek olarak gösterilebilir.

Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır. Bütün bu yeteneklere sahip olmasına rağmen bu yükümlülüğe aykırı davranan kişi, suç tanımında belirlenen neticenin gerçekleşmesine neden olması durumunda, taksirli suçtan dolayı kusurlu sayılarak sorumlu tutulacaktır.

Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.

Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.

Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması durumunda, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir.

Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir.

Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz.

Maddenin üçüncü fıkrasında, bilinçli taksirin tanımı verilmiştir. Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir hâlinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır.

Örneğin ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde rastlandığı üzere, taksirli suçlarda failin meydana gelen netice itibarıyla bizzat kendisinin ve ailesi bireylerinin ağır derecede mağduriyete uğradıkları görülmektedir. Söz gelimi, köylü kadınların gündelik uğraşları ve hayat zorlukları itibarıyla, sayısı çok kere üç dörtten fazlasına varan küçük çocuklarına gerekli dikkati ve itinayı gösterememeleri sonucu, çocukların yaralandıkları veya öldükleri görülmektedir. Aynı şekilde meydana gelen trafik kazalarında da benzer olaylara rastlanmaktadır. Bu gibi hâllerde ananın taksirli suçtan dolayı kovuşturmaya uğraması ve cezaya mahkûm edilmesi, esasen suçtan dolayı evladını kaybetmesi sonucu uğradığı ıstırabı şiddetlendirmekle kalmamakta, ayrıca, ailenin tümüyle ağır derecede mağduriyete düşmesine neden olmaktadır.

Söz konusu fıkraya göre, hâkim suçlunun durumunu takdir ile ceza vermeyebilecektir. Elbette ki hâkim bu husustaki takdirini kullanırken suçlunun ekonomik durumunu, aile yükümlerini, söz gelimi diğer çocukların bakımını göz önünde bulunduracak, ona göre hüküm kuracaktır. Ancak, dikkat edilmelidir ki, bu fıkranın uygulanabilmesi için fiilden dolayı münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu itibarıyla zararlı netice meydana gelmiş bulunmalıdır; böyle bir netice ile birlikte söz konusu durumlara ilişkin bulunmayan başka bir netice de meydana gelmişse fıkra uygulanmayacaktır. Fıkrada yazılı suç bilinçli taksir hâlinde işlenirse ceza yarıdan üçte birine kadar indirilebilir.

Olası Kastla Öldürme Suçu: Sahte İçki Üretimi ve Satışı Sonucu Bir Kişinin Ölümüne Neden Olma

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2019/314 Karar No: 2021/373 Karar Tarihi: 09.09.2021

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 1. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Ağır Ceza Mahkemesi

İçtihat Metni

Sanık … hakkında olası kastla öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14.10.2016 tarihli ve 53-285 sayılı hükme yönelik Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda, 13.03.2017 tarih ve 57-220 sayı ile Kırklareli Ağır Caza Mahkemesinin beraat hükmü kaldırılarak sanığın olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 81/1, 21/2, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba hükmedilmiştir.

Hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 25.02.2019 tarih ve 4771-1068 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.03.2019 tarih ve 27523 sayı ile;

“…Sanığın tüm aşamalardaki aksi savunmalarına rağmen, maktulün ölümüne neden olan rakıyı kendisinin sattığına dair bir tereddüt olmadığı, ancak Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulunun izni dışında sahte olarak üretilen içkilerin tümünün yapımında metil alkol kullanılmadığının bilinen bir gerçek olduğu, bununla birlikte tanık Mustafa’nın 10.05.2016 günü yapılan duruşmada verdiği ‘Sanığa rakıyı bir arkadaşının getirdiğine’ yönelik ifadesinin aksine, zehirli içkiyi kendisinin yaptığına dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtların tespit edilemediği, söz konusu içkinin sanığa kimliği tespit edilmeyen üçüncü bir kişi tarafından getirildiğinin ve sanığın bu içkinin yapımında metil alkol kullanıldığını bilmediğinin kabulünde zorunluluk bulunduğu, böylelikle sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 85/1, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan cezalandırılması gerektiği,”

görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.05.2019 tarih ve 1374-2528 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemlerinin olası kastla öldürme suçunu mu yoksa bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Lüleburgaz Devlet Hastanesince 03.11.2014 tarihinde düzenlenen geçici genel adli muayene raporunda; saat 17.00-18.00 sularında 2 gündür görme kaybı olduğu şikâyetiyle gelen …’te metanol intox olabileceğinin (sahte içki) düşünüldüğü, nöroloji, anestezi, dahiliye ve göz doktorlarına danışıldığı, göz muayenesinde toksik optik nöropati ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, dahiliye uzmanınca, derin asidozu olduğu söylenip tamponize mayi başlandığı, hastanın ilerleyen süreçlerde karın ağrısı olduğunu ve nefes almakta zorlandığını söylediği, 112 aranarak hastanın yoğun bakım ve diyaliz ihtiyacı için Şifa Hastanesi sevk edildiği, satürasyonunun düşmekte olduğu, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde olduğu, hayati tehlikesinin bulunduğu,

08.11.2014 tarihli nöroloji notunda, …’in spontan solunumunun olmadığı, ventilatöre bağlı olduğunun belirtildiği,

16.11.2014 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; harici muayenede, cesedin 70-75 kg ağırlığında, 170 cm boylarında, siyah saçlı, kahverengi gözlü, bıyıklı bir erkek cesedi olduğu, herhangi bir darp cebir izinin bulunmadığı belirtilerek kesin ölüm sebebinin tespiti için cesedin İstanbul Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesine karar verildiği,

İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 22.12.2014 tarihli otopsi raporunda; 03.11.2014 tarihinde el yapımı içkiyi içtikten sonra gelişen görme kaybı ifadesi ile kaldırıldığı hastanede tedavisi devam ederken 16.11.2014 tarihinde öldüğü bildirilen …’in ölümünün metil alkol zehirlenmesi ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatinin bildirildği,

Lüleburgaz Devlet Hastanesinin 29.12.2014 tarihli epikriz raporunun bulgular bölümünde; “Hasta 2 gündür görme bozukluğu ile geldi. Şuur açık pupiller normal. Alkol 0,45 promil olarak çıktı. Kendisine sorulduğunda 2 gün önce rakı içtiğini söyledi. 2 gündür de görme kaybının olduğunu fakat şimdi acile başvurduğunu söyledi.”; klinik seyir bölümünde, “Hasta 2 gündür var olan görme bozukluğu nedeniyle yakınları tarafından acil servise getirildi. Öyküsünde 2 gün önce şüpheli alkol alımı olan hastanın rutin tetkikleri gönderildi. Üre ve kreatin normal. Hastanın diabet öyküsü yok. Göz konsültasyonu istendi görme bozukluğu olduğu tespit edildi. Hastanın arteriyel kan gazında ph: 7,026 pco2:11,6 HCO3: 3 O2 SAT 95,9. Hastada üremik asidoz, diabedik ketoasidoz, salisilikaside bağlı asidoz düşünülmedi. Şüpheli alkol alımı nedeniyle metil alkol zehirlenmesi olabileceği düşünüldü. Genel durumun kötü olması nedeniyle hasta 112 acil servis aracılığıyla hemodiyalizi olan yoğun bakım ünitesine sevk edildi.” ibarelerinin yer aldığı,

15.01.2016 tarihli araştırma ve yer gösterme tutanağında; …’e babasının içtiği akolllü içkiyi nereden aldığı sorulduğunda, görevlileri Cumhuriyet Mahallesi, Sakızköy Caddesi, 153/2 sayılı yerde faaliyet gösteren … Bakkaliyesi isimli iş yerine getirdiği, …’in olay günü babasıyla birlikte bu iş yerine geldiklerini ve belirtilen alkollü içkiyi buradan aldıklarını beyan ettiği, iş yerini sanık …’ün işlettiğinin belirtildiği,

Dosya içerisinde onaylı örneği bulunan Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcılığına ait 2014/5813 soruşturma evrakından; 18.12.2014 tarihinde Cumhuriyet Mahallesi, Sakızköy Caddesi, 53 sayılı adreste ve müştemilatında yapılan arama sonucunda düzenlenen olay, iş yeri-ev arama, yakalama, rızaen teslim ve muhafaza altına alma tutanağında; … Market isimli iş yerinde yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı, aynı adreste …’e ait bodrum katında yapılan aramada, kiler görünümlü oda içerisinde yaklaşık yarıya kadar dolu vaziyette 1 adet 20 litrelik bidonda şarap olduğu değerlendirilen el yapımı sıvı madde, yarıya kadar dolu vaziyette 1 adet 5 litrelik su bidonunda şarap olduğu değerlendirilen el yapımı sıvı madde, üzerinde Venüs ibaresi bulunan 750 cc 20 adet bira şişesi içerisinde ağızları sonradan takılmış kapak ile hava almaması için mumla kaplanmış olduğu görülen ve içerisinde el yapımı şarap bulunduğu değerlendirilen sıvı maddelerin ele geçirildiğinin bildirildiği,

Lüleburgaz Belediye Başkanlığının İş yeri Açma ve Çalışma Ruhsatına göre, sanık …’ün 07.04.2000 tarihinden itibaren Özerler Mahallesi Sakızköy yolu, 179 sayılı yerde bakkal işlettiği; TAPDK alkollü içki perakende ve satış belgesine göre, sanığın 22.01.2003 tarihinden itibaren alkollü içki satın almaya ve satmaya yetkili kılındığı; Lüleburgaz Kaymakamlığı İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 20.12.2012 tarihli İşletme Kayıt Belgesine göre, sanığın Özerler Mahallesi, Sakızköy yolu, 179 sayılı yerde bakkal işlettiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan … ölü muayene işlemi sırasında kimlik tanığı olarak; müteveffa …’in oğlu olduğunu, babasının sürekli alkol kullandığını, 03.11.2014 tarihinde Lüleburgaz’daki evlerinde babasının Bulgaristan göçmenlerinden aldığı el yapımı içkiyi içtiği esnada gözlerinin görmediğini söylediğini, saat 21.00 sıralarında babasını Lüleburgaz Devlet Hastanesine götürdüklerini, doktora babasının içtiği içki şişesini de gösterdiğini, doktorun babasının zehirlendiğini söylediğini ve babasına serum taktıklarını, aynı gün bir süre sonra babasını Çorlu Özel Şifa Hastanesine kaldırdıklarını, babasının öldüğü güne kadar yoğun bakımda kaldığını, söz konusu içki şişesini olay sonrası attığını ancak babasının alkol aldığı yeri gösterebileceğini, babasının herhangi bir hastalığının olmadığını,

Savcılıkta 28.11.2014 tarihinde; babasının Bulgaristan göçmenlerinden el yapımı olarak aldığı içkiyi içtiği esnada gözlerinin görmediğini söylediğini, sürekli alkol alan babasının daha önce hiç bu şekilde olmadığını, babasının ölümüne sebep olan kişilerden davacı ve şikâyetçi olduğunu,

Kollukta 15.01.2016 tarihinde; 03.11.2014 tarihinde, saat 19.00 civarında babasıyla birlikte Sakızköy Caddesi, 153/2 sayılı yerde bulunan … Bakkaliyesi isimli iş yerine gittiklerini, babasının bu iş yerinden yarım pet şişe el yapımı rakı aldığını, daha sonra eve gittiklerini ve babasının bu rakıyı içmeye başladığını, kendisinin de evde olduğunu, babasının saat 23.00’e kadar bu rakıyı içtiğini ve sonra uyuduğunu, ertesi sabah saat 06.00 sıralarında babasının kendisini kaldırarak gözlerinin görmediğini söylediğini, olay gecesi babasının başka bir şey içmediğini, bu içkiye sadece su kattığını, babasının o gece evden başka bir yere çıkıp gitmediğini,

Mahkemede önceki ifadesinden farklı olarak; olay tarihinde amcası…’in alkollü bir şekilde eve geldiğini, amcasının, kardeşi Sezer’e 10 TL vererek içki almaya gönderdiğini, kardeşi Sezer’in sürekli sanık …’dan içki alması sebebiyle içkiyi yine sanıktan aldığını düşündüğünü, kardeşi Sezer’in bir pet şişe içerisindeki rakıyla geri geldiğini, amcası …’ın bir bardak içtikten sonra evden ayrıldığını, kalan içkiyi babasının içmeye çalıştığını ancak hepsini içemediğini, ertesi sabah babasının gözlerinin görmediğini, pet şişeyi doktora verdiğini, babasının, kardeşi Sezer’in getirdiği rakıdan başka bir şey içmediğini,

Tanık… Mahkemede; maktul …’ın, nüfus kaydına göre ağabeyinin damadı olduğunu ancak gerçekte kardeşi olduğunu, olay günü alkollü bir şekilde maktul …’ın evine gittiğini, torunu …’e 10 TL vererek sanığın işlettiği bakkaldan rakı aldırdıklarını, Sezer’in plastik bir şişe içerisindeki rakıyla eve geldiğini, o rakıdan kendisinin de içtiğini, biraz içtikten sonra evden ayrıldığını, ertesi gün maktul …’ın rahatsızlandığını, rakıyı maktul …’ın evinde içtiklerini, Yaşar’ın hastaneye kaldırılmasından sonra eşi olan …’in evde boş ispirto şişesi bulduklarını söylediğini ancak kendisinin o ispirtodan içmediğini, sanığın her zaman açıktan içki satmadığını, bir arkadaşının böyle bir içki getirmiş olduğunu, sanığın da kendilerine bu içkiden verdiğini,

Tanık … Mahkemede; eşi olan maktulün akşam alkol aldığını, çocukları Sezer’in alkol almaya gittiğini, parasını…’in verdiğini, …’ın eve de alkollü geldiğini, pet şişesinin içerisinde rakı aldıklarını, …’ın iki üç kadeh içtiğini, kalanı da eşi maktulün içtiğini, rakının yarım kiloluk pet şişe içinde olduğunu, pet şişenin dibinde bir iki kadehlik rakı kaldığını, maktulün bu rakının dışında başka içki içmediğini,

Tanık … Mahkemede; akşam amcası …’ın eve geldiğini ve içki almasını istediğini, sanığın işlettiği dükkâna gittiğini, yarım kiloluk pet şişe içerisinde rakı aldığını, amcası …’ın içmeden gittiğini, babasının ispirto içmediğini, evde bulunan beygirin ayağı yara olduğu için ispirtoyu ayağına döktüklerini, babasının 3 çay bardağı rakı içtiğini, başka içmediğini,

İfade etmişlerdir.

Sanık … 14.01.2016 tarihinde Savcılıkta; … ve … isimli kişileri tanımadığını, isimlerini ilk defa duyduğunu, Cumhuriyet Mahallesi, Sakızköy Caddesi, 153/2 sayılı yerde … Bakkal isimli iş yerini işlettiğini, mahalleden ve çevreden alışveriş için gelenlerin olduğunu, bu kişilerin isimlerini tutmadığını ve kim olduklarını da bilmediğini, ruhsatlı olarak alkollü içki sattığını, İlçe Tarım Müdürlüğü ve Belediye’nin, iş yerinde rutin kontroller yaptıklarını, iş yerinin yasal olup kanuna aykırı herhangi bir içki satışı yapmadığını, … ve …’e içki satmadığını, bu kişilerin başka bir yerden bu içkileri temin etmiş olabileceklerini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini,

Savcılıkta 21.01.2016 tarihinde müdafi eşliğinde; önceki ifadesini tekrar ettiğini, metil alkol içeren herhangi bir alkollü içki satışı yapmadığını, metil alkolün sağlığa zararlı ve öldürücü olduğunu bildiğini,

Mahkemede; maktule içki sattığını hatırlamadığını ancak satmışsa bile “Yeni Rakı” satmış olması gerektiğini, olayı araştırdığında maktulün ölmeden önce… isimli akrabası ile içki içtiğini tespit ettiğini, kendisini tanık olarak getirdiğini, evinin zemin katında bulunan içkilerin, babasının 8-9 yıl önce kendisi için şarap yapmak üzere bulundurduğu içkiler olduğunu, el yapımı içki satmasının söz konusu olmadığını, kendi kullanımı için şarap yapmaya çalıştığını ancak yapamadığını, evinin zemin katında bulunan mamullerin tahlile gönderildiğini, insan sağlığına zararlı bir madde bulunmadığını, maktulün zehirlenmesine yol açan içkiyi kendisinin sattığını kabul etmediğini; tanık …’ın beyanları üzerine sorulduğunda, tanığın açıktan içki sattığına ilişkin beyanlarını kabul etmediğini, belki 20’lik rakıyı 10 TL karşılığında satmış olabileceğini, aslında 20’lik rakının 12 TL civarı olduğunu ancak parası eksik gelmiş ise 10 TL’ye vermiş olabileceğini; tanık Sezer’in beyanları üzerine sorulduğunda, tanık Sezer’e 200 ml’lik “Yeni Rakı” verdiğini, … Üstev’in 10 TL gönderdiğini, kalanını kendisine borç yazdığını,

Bölge Adliye Mahkemesinde; önceki savunmalarını aynen tekrar etiğini, sahte rakı satmadığını, olaydan sonra evinde ve iş yerinde arama yapıldığını, sahte rakı üretildiğine dair herhangi bir sahte içki bulunmadığını, suçsuz olduğunu; tanık …’in ifadesi okunarak sorulduğunda, ifadeyi kabul etmdiğini, Sezer’e sattığı rakının sahte olmadığını, nitekim tanık Sezer’in amcasının da aynı rakıdan içtiğini ve vefat etmediğini,

Savunmuştur.

Tüm uygar hukuk düzenleri insan yaşamını en üstün değer kabul etmişlerdir. Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde gerek Anayasa’da mutlak, en üstün değer olarak algılanan insan hayatı, korunmasında sadece bireyin çıkarı olduğu için değil, aynı zamanda toplumun da menfaati olduğu için ceza himayesinin konusu yapılmıştır. Bu bağlamda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Hayata Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünün 81. maddesinde Kasten Öldürme suçu; Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, “doğrudan kast”, “olası kast”, “taksir” ve “bilinçli taksir”e değinilerek, birbirlerinden ayırdedici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun Kast başlıklı 21. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;

“(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.”

Anılan maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.

Olası kastın tanımlandığı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde yer verilen olası kasta ilişkin örnek olaylar ve  açıklamalara göre;

“…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.

Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.

Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.

Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.”

Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.

Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki “bilme unsuru“dur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir.

Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kasıtla hareket ettiği kabul edilmelidir.

Olası kastı doğrudan kasıttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte veolursa olsun düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nun 22/2. maddesinde taksir;dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.

Türk Ceza Kanunu’nda taksir; “basit” ve “bilinçli” taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir;kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.

Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; basit taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.

Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.

Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun’un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği “kabullenme” ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.

Olası kasıtla bilinçli taksiri ayırt etme konusunda doktrinde “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğeröyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir… Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir” şeklinde görüşler mevcuttur (Bahri …-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304.).

Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kasıt, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kasıt, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır.

Bu aşamada, 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun’un uyuşmazlıkla ilgili maddesi ile rakı üretimi, etil ve metil alkol hakkında da bilgi verilmesinde fayda bulunmaktadır.

4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun’un Cezai hükümler başlıklı 8. maddesinin (f) bendinde yer alan hükme göre;

“Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından belge almamış kişilerden ürün alan veya bu kişilere ürün satan ya da belgesinde belirtilen işyeri dışında satış yapan toptan veya perakende tütün mamulü, makaron, yaprak sigara kâğıdı,etil alkol, metanol veya alkollü içki satıcıları ya da açık içki satıcılarına bin Yeni Türk Lirasından onbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”

Suç tarihinde yürürlükte bulunan 2005/11 sayılı Türk Gıda Kodeksi Distile Alkollü İçkiler Tebliği’nin 6. maddesinin (a) bendinde rakı; “Yalnızca suma veya tarımsal kökenli etil alkol ile karıştırılmış sumanın, 5000 litre veya daha küçük hacimli geleneksel bakır imbiklerde, anason tohumu (Pimpinella anisum) ile ikinci kez distile edilmesiyle sadece Türkiye’de üretilen distile alkollü içkidir.” şeklinde tanımlanmıştır,

Maddenin (a) bendinde yer alan düzenlemeye göre;

“Rakının;

Üretiminde ikinci kez distilasyona alınan toplam alkolün en az % 65’i suma olmalıdır.

Hazırlanmasında rafine beyaz şeker kullanılmalı, şeker miktarı ürün litresinde en fazla 10 gram olmalıdır.

Uçucu madde içeriği, hacmen %100 alkolün hektolitresinde 100 grama eşit veya daha fazla olmalıdır.

Metil alkol içeriği, hacmen %100 alkolün hektolitresinde 150 gramdan fazla olmamalıdır.

Anason tohumdan gelen uçucu yağın anetol miktarı, ürünün litresinde en az 800 miligram olmalıdır.

Hacmen alkol miktarı en az % 40 olmalıdır.

Dolum öncesi en az bir ay dinlendirilmelidir.”

Anılan açıklamalarla rakının taşıması gereken nitelikler tespit edilmiştir. Türk rakısı, sumadan üretilen anason aromalı distile alkollü bir içkidir. Damıtılmaya göre Türkiye’de iki tip rakı üretilir. Birinci tip sadece yaş üzümden üretilen rakı, ikinci tip rakı ise üzüm sumasına tarımsal kökenli etil alkol katılmasıyla elde edilen rakıdır.

Rakı üretiminde kullanılan hammaddeler, yaş üzüm, kuru üzüm, anason, şeker ve tarım kökenli hammaddeden elde edilen etil alkoldür. Rakı yapımında kuru üzüm kullanılacaksa eğer; kuru üzümden önce suma elde edilir. Suma; Türk Gıda Kodeksi’nin distile alkollü içkiler standardına göre üzüm tat ve kokusunu korumak amacıyla, hacmen en fazla %94,5 alkole kadar distile edilmiş, üzüm kökenli distilattır. Gerektiğinde rakı yapımında sumaya %35 oranına kadar tarımsal kökenli ve şeker içeren ürünlerden elde edilen etil alkol katılmaktadır.

Kuru üzüm sumaya işlenirken parçalama, mayşeleme, mayanın çoğaltılması, fermentasyon ve damıtma aşamalarından geçer. Değirmende parçalanan kuru üzümler mayşeleme kazanlarına gönderilerek kuru üzüm mayşesi elde edilir. Elde edilen mayşe etil alkol fermantasyonuna bırakılır ve fermentasyon sonucunda %8-9 alkol içeren alkollü mayşe elde edilir. Alkollü mayşenin kolonlu damıtma yöntemiyle damıtılmasıyla, %93-94 alkol dereceli suma elde edilir. Elde edilen suma rakı üretiminde kullanılır.

Rakı yapımında kullanılan bir diğer önemli hammadde de anasondur. Anason, rakının aromatize edilmesinde rol oynar. Kullanılan anason miktarı rakı çeşidine, anasonun kalitesine ve katılan aporak (ilk ve son ürün karışımı) oranına göre değişmekte olup, %6–10 arasındadır.

Rakı üretiminde damıtma işlemi buharla ısıtılan ve her biri 5’er tonluk olan bakır imbiklerde gerçekleştirilir. Kazanlara önce suma doldurulur. Sonra kullanılacak durumda ise önceki damıtmadan kalan baş ve son ürünler (aporak) konur ve alkol miktarı iyi kalitedeki su ile %45’e söndürülür. Anason kullanılmadan en fazla 6 saat önce b/r vagonda 14-24 ̊C’deki su ile ısıtılır. Son yıllarda rakı üretiminde kullanılan anason önceden ısıtılmadan da doğrudan kazana verilmektedir. Her iki şekilde de kullanılacak anason miktarı, üretilecek rakının cinsine bağlı olarak su ile söndürülmüş sumanın toplam hacmi üzerinden %6-10’u kadardır. Rakıda damıtma ortalama 42-46 saat sürmektedir. En iyi damıtma saatte 50 litreyi geçmemektedir. Son üründe alkol oranı %10’un altına düştüğünde 36-38 saatte de damıtma bitirilebilir.

Damıtmadan sonra orta ürün ölçülüp dinlendirme tanklarına gönderilir. Orta ürünün alkol derecesi yaklaşık %80 olduğundan, yapılacak rakı çeşidine göre su ile alkol derecesi düşürülür. Bu işleme “söndürme” denir. Söndürme işlemi sırasında isteğe bağlı olarak rakının litresine 4-6 g şeker ilave edilebilir. Dinlendirme fıçılarındaki karıştırıcı paletler su ile alkol ve suyun iyice karışmasını sağlar. İşlem bittikten sonra karıştırma 1–2 saat daha devam eder. Rakı, dinlendirilen bir içki olmamakla beraber, her yeni damıtılan içkide olduğu gibi biraz olsun olgunlaşması, yumuşaması ve anasonla alkolün uyum sağlaması gerektiğinden, en az 1 ay dinlendirilir. Rakı şişelemeden önce filtreden geçirilir, şişelenir ve şişenin ağzı metal kapaklarla kapatılır. Kontrol edilir ve etiketlenir (Dilara Bergama, Rakı Distilasyonunda Fraksiyonel Ayırmanın ve Distilasyon Sayısının Aroma Maddeleri Üzerine Etkisi, 2017, Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü; Cabaroğlu, T., Yılmaztekin, M., 2011. Methanol and Major Volalite Compounds of Turkish Raki and Effect of Distillate Source, Journal of the Institute of Brewing. 117 (1), s. 98–105; Fidan, I., Anlı, E., 2002. Yüksek Alkollü İçkiler, Kavaklıdere Eğitim Yayınları, No: 6, Ankara; s.258; Karaveli, M., 1975, Rakı ve Damıtma Teknolojisi, s. 130; Fıdan, I. ve Sahın, İ., 1993, Ankara, Alkol ve Alkollü İçkiler Teknolojisi, A.Ü.Z.F. Yayınları, Yayın No: 863, s. 304.).

Metil alkol, odunun distilasyonundan elde edilir. Bu yüzden metil alkole odun alkolü de denilmektedir. Bazı ülkelerde yaygın olarak benzine katılır. Kimya endüstrisinde sıklıkla kullanılan metanol, çözücü ve miyar özelliği taşıyan bir maddedir. Günlük kullanımda karşılaşılan ve metil alkol içeren maddelerden; yapıştırıcılarda %0-1, fren hidrolik sıvısında %4, denatüre alkol içerisinde %2-5, boya incelticilerde %3-28, cam temizleyici sıvılarda %1-38, model uçak yakıntında %43-77, pipo tatlandırıcılarında %75, buzlanmayı önleyici sıvılar içerisinde %17-99, teksir ve fotokopi makinesi sıvısında %60-99, karbüratör sıvısında %99 ve antifriz içerisinde %100 oranında metil alkol bulunmaktadır.

Metil alkol toksik bir madde değildir, hafif bir şarhosluk yapar fakat sitotoksik özelliği yoktur. Toksik olan metanolün metabolitleridir. Ağızdan alındığında, etil alkol gibi gastrointestinal sistemden hızlı emilir. Gıda varlığı ya da yokluğuna göre değişmek üzere, kan düzeyi alımından ortalama 30-60 dakika sonra en üst düzeye ulaşır. Gıda ile birlikte alınması bu süreci yavaşlatır. Vücutta dokulara oldukça homojen bir şekilde dağılır.

Metanolün, vücut su kütlesinde dağıldığı ve pratikte yağda çözünmediği kabul edilir. Yıkımı nitelik bakımından etil alkole benzer ancak nispeten çok yavaştır. Metil alkol karaciğerde alkoldehidrogenaz enzimi etkisiyle NAD/NADH katalizörlüğünde formaldehide okside olur. Metaboliti olan formaldehit metanole göre 33 kat daha toksiktir. Yarılanma ömrü 1-2 dakika gibi çok kısa olan formaldehitin bu nedenle varlığı gösterilemez. Formaldehit kısa sürede yine toksik bir madde olan formik aside dönüşür. Formik asit ise folata bağlı enzimlerin yardımıyla karbondioksit ve suya dönüştürülerek vücuttan uzaklaştırılır. Başlıca karaciğerdeki yıkım dışında metanolün %3-5’i akciğerlerden solunum yoluyla, %12’si böbreklerden idrar ile atılır.

Metil alkolün her iki metaboliti de oldukça reaktiftir, akut zehirlenmede yaklaşık 24 saat süren ve hiçbir semptomun olmadığı sessiz bir periyod vardır. Bu semptomsuz dönem metanolün formaldehite yavaş metabolizasyonu nedeniyle görülür. Bu dönem sonunda tipik olarak görme bozuklukları ve belirgin metabolik asidoz gelişir ve tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilir. Metil alkol zehirlenmesinde primer toksik faktör metabolik asidozdur. Bu tip zehirlenmede sarhoşluk önemli bir semptom değildir. Metanol toksisitesinde hedef organ retinadır. Metanol yüksek dozlarda geri dönüşümlü ya da kalıcı körlüğe yol açabilir (Metil Alkol [Metanol] Zehirlenmesi, …,…, Türkiye Klinikleri, 2005, 2: 101-108.).

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

03.11.2014 tarihinde tanık …’ın, kardeşi olan maktul …’in evine alkollü bir şekilde geldiği, maktulle tanığın birlikte rakı içmek istedikleri ve tanık …’ın, yeğeni olan tanık Sezer’e 10 TL vererek ruhsatlı bir şekilde alkollü içki satışı yapmakta olan sanık …’ün işlettiği … Bakkaliyesi isimli iş yerine gönderdiği, sanık …’ın 10 TL karşılığında yarım litrelik pet şişenin yarısına kadar dolu olan rakıyı tanık Sezer’e verdiği, tanık … ile maktul …’ın çay bardaklarıyla rakı içmeye başladıkları, tanık …’ın az bir miktar rakı içtikten sonra evden ayrıldığı, maktul …’ın pet şişenin dibinde az bir miktar rakı kalana kadar içmeye devam ettiği ve sonrasında yattığı, bir süre sonra görme bozukluğu başlayan maktul …’ın hastaneye kaldırıldığı, bir süre yoğun bakımda tedavi edilen maktul …’ın 16.11.2014 tarihinde metil alkol zehirlenmesi ve gelişen komplikasyonlar sonucu öldüğü olayda; işletmekte olduğu … Bakkaliyesi isimli iş yerinde 22.01.2003 tarihinden itibaren ruhsatlı olarak alkollü içki satan ve 18.12.2014 tarihli arama ve muhafaza altına alma tutanağından bakkal dükkânının bodrum katında sahte içki üretimi yaptığı anlaşılan sanık …’ın, tanık Sezer’e pet şişe içerisinde verdiği rakının sahte ve kaçak olduğunu bildiği, sanığın sahte rakının insan sağlığı için tehlikeli olup ölümlere yol açabileceğini öngörebilecek bilgiye ve tecrübeye sahip olduğu, sanığın rakı sattığı kişi ya da kişilerin sağlıklarının bozulabileceğini veya ölebileceğini öngörmesine rağmen sonucu kabullenerek eylemini gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu ve sanığın kabullendiği muhtemel neticeye göre cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir.

Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 09.09.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.