Sanığın Kusurunun Bulunmaması Halinde “Taksirle Bir Kişinin Ölümüne Neden Olma”dan Ceza Verilir mi

Hizmetlerimiz

Sanığın Kusurunun Bulunmaması Halinde Taksirle Bir Kişinin Ölümüne Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi - Kayseri Ceza Avukatı - Kayseri Ağır Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Sanığın Kusurunun Bulunmaması Halinde Taksirle Bir Kişinin Ölümüne Neden Olma Suçundan Ceza Verilebilir mi?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas No: 2017/698 Karar No: 2017/515 Karar Tarihi: 05.12.2017

Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 12. Ceza Dairesi

Mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi

Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık …’ın beraatine ilişkin Manisa 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.03.2010 gün ve 643-132 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 27.09.2012 gün ve 2083-20106 sayı ile;

“Olay yeri meskun mahalde, gidiş ve geliş trafiği orta refüjle ayrılmış, çift platformlu, asfalt kaplamalı, yedi metre genişlikteki gidiş yönünde, iki şeritli, şerit çizgileri ve yaya kaldırımları bulunan, görüşe açık, düz, yaya ve ağır taşıt trafiği yoğun bölünmüş yoldur. Orta refüj kenarına orta refüje girişi engellemek için zincir çekilmiştir. Çarpma noktasından önce kavşak ve kavşak öncesinde trafik işareti ile belirtilmiş ve kaplama üzerine çizilmiş çarpma noktasına 20 metre mesafede yaya geçidi ve levhası mevcut, yolun sanığın gidiş yönündeki platformun sağ şeridinde şerit çizgisi yakınında bir metre genişlikte rögar kapağı ile ilgili çalışma yapılmakta olup yolda bu durumu belirten trafik işaret levhası mevcuttur. Kamyon üzerinde çarpma ile ilgili herhangi bir iz saptanmadığı gibi orta refüjdeki bordür taşlarında ve zincir üzerinde de çarpma izi görülmemiştir. 30.09.2009 tarihinde saat 16.10 sıralarında tutulan tutanakta, kamyonun olay yerinde 100-150 metre ileride yolun sağ tarafında bırakılmış vaziyette olduğu tespit edilmiştir. Sanık savunmasında özetle; rögarın yanında iki çocuğun durmakta olduğunu gördüğünü, ışıklardan yeni hareket ettiği için hızının 30 kilometre kadar olduğunu, rögara yaklaştığında ölenin kontrolsüzce karşıya koşarak geçtiğini ve kendisinin kamyon ile yanından geçerken sol dikiz aynasından aynı zamanda çocuğu kontrol ettiğini, çocuğun orta refüjdeki çimlere basılmaması için yapılan korumalığa takılarak bir anda kullandığı kamyonunun arka sol tamponuna geriye doğru dengesini kaybederek düştüğünü görünce hemen aracını sağa çekerek durduğunu beyan etmiştir. Tanık olarak dinlenilen B. Yüzgül mahkemedeki beyanında ‘ölenin marketten bir şey almak amacıyla karşıdan karşıya geçerken orta kısımdaki kaldırıma geçtiğini, kamyonun süratli gelerek yolun ortasında kaldırımda iken ölene kamyonun ön kısmının çaptığını’ ifade etmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın yolun sol kenarından yola çıktığını gördüğü yayaya çarpmamak için erken fren tedbirine başvurmadığı ve klakson çalarak uyarmadığı olayda tali kusurlu olarak çarpıp ölümüne neden olduğunun kabulü gerektiği gözetilmeyerek sanığı kusursuz bulan bilirkişi raporlarına dayanılarak yazılı şekilde beraat kararı verilmesi”

isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Direnme Kararı

Yerel mahkeme ise 12.09.2013 gün ve 863-340 sayı ile;

“…Yargıtay 12. Ceza Dairesi kendisini bilirkişi yerine koyarak yapmış olduğu tespitlerle, sanığın tali kusurlu olduğu yönünde kanaat belirtmesi neticesinde bozma kararı vermiş ise de; mahkememizce yapılan keşfi takiben alınan bilirkişi raporları içeriği dikkate alındığında suç tarihinde ölen yaya …’ün yoldan karşıdan karşıya geçmek için olay yerine takriben 20 metre mesafede bulunan yaya geçidini kullanmadığı ve tehlikeyi idrak edecek yaşta olmasına rağmen yaya geçidi dışındaki bir kesimde yoldan karşıdan karşıya geçmek istediği sırada orta refüje çıkmak isterken ayağının zincire takılması sonucunda sanık idaresindeki kamyonun sol yanına doğru düştüğü, ölen yayanın kamyonun ön hizasını geçtikten sonra kamyona doğru düşmüş olması nedeniyle sanık …’ın olayı önleme olanağının bulunmadığı ve bir kusurunun tespit edilemediği,

Ayrıca dosyamızdaki İstanbul Teknik Üniversitesi Ulaştırma Anabilim Dalı Karayolları ve Trafik Öğretim Üyelerinden oluşan yeminli bilirkişiler kurulu tarafından tanzim olunan 11.01.2010 tarihli raporda da özetle, ölen yaya …’ün ‘asli ve tam kusurlu’ olduğunun tespit edilmesi karşısında mahkememizce verilen 08.03.2010 tarih ve 643-132 sayılı beraat kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı…”

gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de katılan ve şikâyetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.04.2014 gün ve 376626 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 521-782 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 15.03.2017 gün, 96-2019 sayı ve oyçokluğu ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Ölen …’ün annesi olan şikâyetçi …’ü davalarda temsile yetkili vekilinin, 08.03.2010 ile 12.09.2013 tarihli oturumlarda sanığın cezalandırılmasını talep etmesinin, sanık hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan açılan kamu davasına katılma talebi niteliğinde olduğu halde, katılma konusunda yerel mahkeme tarafından olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği, şikâyetçi vekilinin temyiz dilekçesinde davaya katılma konusunda açık bir isteği olmamakla birlikte katılan vekili olarak hükmü temyiz ettiğini belirttiği, tüm aşamalarda sanığın cezalandırılmasını talep eden vekilinin yerel mahkeme hükmünü temyiz etmiş olmasının, kanun yolunda davayı takip iradesini eylemli olarak ortaya koyduğu ve bu davranışın şikâyetçi…’ün katılma talebini de içerdiği anlaşıldığından, Ceza Genel Kurulunun 24.02.2015 gün ve 622-16; 18.11.2014 gün ve 595-497, 28.05.2013 gün ve 238-271, 07.05.2013 gün ve 1466-246 ile 19.06.2012 gün ve 638-238 sayılı kararlarında belirtilen ilkeler ve istikrarlı uygulamalar da dikkate alınarak,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 260. maddesi uyarınca katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören, vekili aracılığıyla 08.03.2010 ve 12.09.2013 tarihli oturumlarda sanığın cezalandırılmasını talep edip hükmü temyiz etmek suretiyle katılma iradesini ortaya koyan ölenin annesi şikâyetçi…’ün, aynı Kanunun 237/2. maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasına katılmasına oybirliği ile karar verilerek inceleme yapılmıştır.

Özel Daire çoğunluğu ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Bir kişinin ölümü ile neticelenen olayda sanığın kusurunun bulunup bulunmadığının,

2- Kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşılırsa, yerel mahkemece sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/2-c maddesi yerine aynı Kanunun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının,

Belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca; sanığın, sevk ve idaresindeki kamyon ile geldiği ışıklı kavşakta yeşil ışığın yanması ile hareket ettiği, kavşağın hemen ilerisinde sağ şeritte rögar çalışması yapılması nedeniyle sol şeritte 30 kilometre hızla seyir halindeyken, yolu karşıdan karşıya geçmeye çalışan yayaya çarparak ölümüne neden olduğu iddiasıyla, hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan kamu davası açıldığı,

Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda; ölenin, 20 metre geride bulunan yaya geçidini kullanmayıp taşıt yolunda karşıdan karşıya geçmek istediği sırada, orta refüje çıkarken ayağının zincire takılması sonucunda sanığın yönetimindeki kamyonun sol yanına doğru düştüğü, ölenin kamyonun ön hizasını geçtikten sonra kamyona doğru düşmüş olması nedeniyle sanığın olayı önleme imkânı bulunmadığı kabul edilerek sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verildiği,

Ölü muayene tutanağına göre; 1992 doğumlu olan ölenin humerus kemiğindeki kapalı kırığa bağlı olarak sağ kolunda şekil bozukluğu olduğu, sağ dirseği ile sol kol pazu bölgesi arka yüzünde ve alt çenesinde taze ekimozlu yaygın sıyrıklı, sol kol dirseğinin üst bölümünde ise açık parçalı 5×4 santimetre ebadında raddi yaraların bulunduğu ölümün, araç dışı trafik kazası ile oluşması mümkün genel beden travmasına bağlı göğüs travması, sol akciğer kontizyonu ve sol hemopnomotoraks sonucu meydana geldiği,

Olay yeri görüntülerine göre; meskun mahaldeki yolun, orta refüjle bölünmüş, tek yönlü, çift şeritli, 7 metre genişliğinde, görüşü açık, düz olduğu, sağ şeridinde rögar çalışması yapıldığı, girişi engellemek için orta refüjün zincirle çevrili olduğu ve 20 metre gerisinde yaya geçidinin bulunduğu,

Olay yeri basit krokisi ve görgü tespit tutanağına göre; kaza yerindeki orta refüje 30 santimetre mesafede bulunan 5 santimetre çapındaki kan lekesi dışında kazayı gösteren iz ve emareye rastlanmadığı, kamyonda kazayı gösteren zarar ya da herhangi bir iz bulunmadığı, kamyonun olay yerine 100-150 metre uzaklıkta bulunduğu, ağır taşıtlardan oluşan araç trafiğinin yoğun olduğu,

Keşif sonrası trafik polisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; sanığın idaresindeki kamyon ile seyrederken sağından hareketle kamyonun önünden orta refüje gelmiş olan ölen yayanın, buradaki zincirlere takılarak dengesini kaybedip arkasında bulunan şeride doğru düştüğü anda sanığın idaresindeki kamyonun arka tekerlek ve çamurluk kısmına çarpması sonucu kazanın meydana geldiği, refüj taşları veya zincirlerde herhangi bir çarpma izinin olmaması nedeniyle tanık Berkay’ın beyanının değerlendirmeye alınmadığı, sanığın seyir halinde olduğu esnada arka sol kısmına düşerek aracına çarpan yaya karşısında alabileceği önlem bulunmadığından kusursuz, ölenin ise kontrolsüzce karşıdan karşıya geçerek taşıt yolu üzerinde trafiği tehlikeye düşürecek davranışlarda bulunmama kuralını ihlal etmesi sebebi ile tam kusurlu olduğu şeklinde görüş bildirildiği,

İstanbul Teknik Üniversitesi Ulaştırma Anabilim Dalı Öğretim Üyelerince düzenlenen raporda; ölen yayanın tehlikeyi idrak edecek yaşta olmasına karşın 20 metre mesafede bulunan yaya geçidi dışındaki bir kesimde karşıdan karşıya geçip orta refüje çıkmak isterken ayağının zincire takılması sonucunda kamyonun sol yanına düştüğü olayda, ölenin tam kusurlu olduğu, sanığın ise kazayı önlemesinin mümkün olmadığı, kusur izafesini gerektirecek herhangi bir davranışta bulunmadığı, tanık Berkay’ın beyanının kesin tespitlere uymadığı, dolayısıyla olayın cereyan tarzını yansıtmadığı kanaatine varıldığının belirtildiği,

Anlaşılmıştır.

Katılan …; olayı görmediğini, olay esnasında ölenin yanında olan yeğeni tanık Berkay’ın kendisine, yolun karşısına geçmek isterlerken ölenin kaldırımdan yola bir adım attığı sırada kamyonun gelerek çarptığını anlattığını,

Tanık B. Yüzgül; amcasının oğlu olan ölenin “sen burada bekle, ben marketten bir şey alacağım” dediğini, karşıdan karşıya geçerken orta kısımdaki kaldırıma çıktığını, süratle gelen bir kamyonun yolun ortasındaki kaldırımda bulunan ölene ön kısmı ile çarptığını,

İfade etmişlerdir.

Sanık …; yönetimindeki kamyon ile İstanbul’a tuğla götürmek üzere yola çıktığını, saat 14.15 sıralarında PTT binası önündeki ışıklarda durduğunu, yeşil ışığın yanması üzerine hareket ettiğini, yolun sağ kısmındaki rögar çalışması nedeniyle mecburen sol kısmından ilerlediğini, iki çocuğun yolun ortasında ve rögarın kenarında durduğunu gördüğünü, bu sırada hızının 30 kilometre olduğunu, rögara yaklaştığında ölenin aniden karşıya kontrolsüz bir şekilde koşarak geçmeye başladığını, kendisinin de sol dikiz aynasından öleni kontrol ettiğini, ölenin orta refüjde bulunan korumalığa takılıp bir anda aracının arka sol tamponuna geriye doğru dengesini kaybederek düştüğünü, ölenin bu şekilde düştüğünü görünce hemen aracını sağ tarafa yanaştırarak durduğunu ve ölenin yanına gittiğini savunmuştur.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirmekte, fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda ayrıca aranması gereken hususlar;

1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

2- Hareketin iradi olması,

3- Sonucun istenmemesi,

4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,

5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,

Şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.

Uyuşmazlığa ilişkin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Yayaların uyacakları kurallar” başlıklı 68. maddesinde;

“Yayaların uyacakları kurallar aşağıda belirtilmiştir.

a) Yayalar, aşağıda sayılan haller dışında, taşıt yolu bitişiğinde ve yakınında yaya yolu, banket veya alan varsa burada yürümek zorundadır.

1. Yönetmelikte belirtilen tedbirler alınmak şartı ile diğer yayalar için ciddi rahatsızlık verecek boyutta eşyaları iten veya taşıyan kişiler ile, taşıt yolunun en sağ şeridinden fazla kısmını işgal etmemek, gece ve gündüz görüşün az olduğu hallerde de imkan oranında tek sıra halinde yürümek şartı ile bir yetkili veya görevli yönetiminde düzenli şekilde yürüyen yaya kafileleri taşıt yolu üzerinde yürüyebilirler.

2. Yayaların yürümesine ayrılmış kısımların kullanılmasının mümkün olmaması veya bulunmaması hallerinde yayalar, bisiklet trafiğine engel olmamak şartı ile bisiklet yolunda bisiklet yolu yoksa taşıt yolu üzerinde, imkan oranında taşıt yolu kenarına yakın olmak şartı ile yürüyebilirler.

3. Her iki tarafında, yaya yolu ve banket bulunmayan veya kullanılır durumda olmayan iki yönlü trafiğin kullanıldığı karayollarında yaya kafileleri dışındaki yayalar, taşıt yolunun sol kenarını izlemek zorundadır.

b) Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayaların taşıt yolunu, yaya ve okul geçidi ile kavşak giriş ve çıkışları dışında herhangi bir yerden geçmeleri yasaktır.

Yayalar, bu yerlerden geçerken;

 1. Yaya ve okul geçitlerinin bulunduğu yerlerde, geçitte yayalar için ışıklı işaret varsa bu işaretlere uymak,

2. Geçitte yayalar için ışıklı işaret yoksa ve geçit sadece taşıt trafiği ışıklı işareti veya yetkili kişi tarafından yönetiliyorsa geçecekleri doğrultu açıldıktan sonra taşıt yoluna girmek,

3. Işıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçitlerde veya kavşaklarda güvenlikleri açısından yaklaşan araçların uzaklık ve hızını göz önüne almak,

Zorundadırlar.

Ancak, yüz metre kadar mesafede yaya geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayalar, taşıt trafiği için bir engel teşkil etmemek şartı ile ve yolu kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilirler.

c) Yaya yollarında, geçitlerde veya zorunlu hallerde taşıt yolu üzerinde bulunan yayaların, trafiği engelleyecek veya tehlikeye düşürecek şekilde davranışlarda bulunmaları veya buraları saygısızca kullanmaları yasaktır.”

Diğer taraftan, yargılamayı gerçekleştiren hâkim, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp, bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa kusurunun ne olduğu ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağını, her olayın özelliklerine göre ve kanuni gerekçelerle belirlemelidir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup, bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Olay tarihinde gündüz vakti, orta refüjle bölünmüş, tek yönlü, çift şeritli, 7 metre genişliğinde, görüşün açık, taşıt trafiğinin yoğun olduğu yolda, sanığın idaresindeki kamyon ile yaya geçidini geçtikten sonra yolun sağ şeridindeki rögar çalışması nedeniyle sol şeridinde seyir halinde olduğu, bu esnada ölen yayanın yolun sağından soluna orta refüje doğru geçmeye başladığı, orta refüje ulaştığında refüje girişi engellemek için etrafına çekilmiş olan zincire ayağının takılması sonucu dengesini kaybederek yola doğru düştüğü ve sanığın idaresindeki kamyonun sol arka tamponuna ve tekerleğine çarparak öldüğü olayda; kazaya karışan araçta ve orta refüjdeki zincirlerde çarpmaya ilişkin herhangi bir emarenin tespit edilememesi, tehlikeyi idrak edecek yaştaki ölenin olay yerinin 20 metre gerisinde bulunan yaya geçidini kullanmaması ile sanığın kazanın oluşmasını engelleyebilecek hâl ve koşulda bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde, ölenin kusurlu hareketi ile meydana gelen kazada sanığın kusurunun bulunmadığı kabul edilmelidir.

Öte yandan bu kabul karşısında; sanık hakkında kusurunun bulunmaması nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesi ile CMK’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

Bu itibarla, diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan yerel mahkeme direnme hükmünün, sanık hakkında kusurunun bulunmaması nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesi ile CMK’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun 1412 sayılı (mülga) Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün görüldüğünden, hüküm fıkrasından “Sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmaması 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/2-e” ibaresinin çıkarılarak yerine “Sanığın kusurunun bulunmaması nedeniyle CMK’nun 223/2-c” ibaresinin yazılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1- Manisa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.09.2013 gün ve 863-340 sayılı direnme hükmünün, sanığın olayda kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından sonuç itibarıyla beraatine karar verilmesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,

2- Diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün, sanık hakkında kusurunun bulunmaması nedeniyle CMK’nun 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun 1412 sayılı CMUK’nın, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün görüldüğünden, hüküm fıkrasından “Sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmaması CMK’nın 223/2-e” ibaresinin çıkarılarak yerine “Sanığın kusurunun bulunmaması nedeniyle CMK’nın 223/2-c” ibaresinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.12.2017 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oyçokluğuyla, ikinci uyuşmazlık yönünden oybirliğiyle karar verildi.

Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.