Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç – Emsal Yargıtay Kararları

Hizmetlerimiz

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç -Kayseri Ceza Avukatı - Zülküf Arslan Hukuk Bürosu 0352 222 1661

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç – Madde 23

(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.

Madde Gerekçesi

Kişi suç teşkil eden bir fiili işlerken, kastettiği neticeden daha ağır veya başka bir netice gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda netice sebebiyle ağırlaşmış suç söz konusudur. Örneğin, basit yaralamada bulunulmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür. Örneğin gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir.

Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice de meydana gelmiş olabilir. Örneğin canının biraz yanması için mağdurun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması hâlinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken, mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda ve Hükûmet Tasarısının bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, bu tür sorumluluk, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re illicita”, yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olup, çağdaş ceza hukuku bu anlayışı çoktan terk etmiştir. Çünkü kusurun aranmadığı objektif sorumluluk hâlleri kusursuz ceza olmaz ilkesiyle açıkça çelişmektedir. Ülkemiz ceza hukuku öğretisinde uzun süredir objektif sorumluluk hâllerinin ceza mevzuatından çıkarılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu talebin yerine getirilmesi, Anayasada öngörülen kusur ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

Madde metnindeki düzenlemeyle, meydana gelen ağır netice açısından kişinin sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu bulunması gerekmektedir. Bu hükümle, meydana gelen kastedilenden başka ve ağır netice açısından sorumluluğun, kusura dayalı bir sorumluluk olması sağlanmak istenmiştir.

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç, ceza kanununa göre suç teşkil eden bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir netice meydana getirmesiyle oluşur (TCK m.23). 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre failin kastı temel suçu gerçekleştirmeye yönelik olsa bile, fail, meydana gelen daha ağır veya başka neticeye göre cezalandırılmaktadır. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlar, failin kastettiği suçun vücut bulması için yeterli olanın ötesinde bir zarar veya tehlikenin gerçekleştiği suçlardır. Failin basit yaralamaya yönelik hareketi ile mağdurun bir gözünün kör olması durumunda, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu söz konusu olacaktır.

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bazı suç tipleri için ağırlaştırıcı ceza nedeni olarak ya da “daha ağır veya başka bir netice” bakımından bağımsız bir suç tipi olarak düzenlenmiştir.

Alanında yetkin Kayseri Ceza Avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; sarkıntılık, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç kapsamındaki ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç, failin işlemeyi kastettiği suçtan daha fazla ceza almasına neden olacağından gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması ve herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım almaları faydalı olacaktır. 

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ile ilgili makalemize sitemizden ulaşabilir; Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatı arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile dava ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç - Emsal Yargıtay Kararları

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama: Olası Kast, Taksir ve Bilinçli Taksir Ayrımı

Müşteki S.. ile sanık E.. arasında bakkaldan alınan kolanın iade edilmesi nedeniyle çıkan tartışmada, sanığın müştekinin göğsüne yumruk attığı, müştekinin polis merkezine ifade vermeye gittiğinde fenalaştığı, Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığı, bu hastane tarafından düzenlenen epikriz belgesinde nstemı (akut koroner sendrom) tanısı konulduğu, bypaslı koroner arter hastalığı mevcut olan hastanın bu olaydaki yaralanmasının yumuşak doku zedelenmesinden ibaret olduğunun belirtildiği, sonrasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi tarafından tanzim olunan 24.12.2012 tarihli raporda ise “olay öncesinde kişide kronik kalp damar hastalığının bulunduğu, kişinin olay günü maruz kaldığı olayın efor ve stresiyle kendinde mevcut kronik kalp damar hastalığının akut hale geçerek miyokard infarktüsü geçirmesine neden olduğu, dolayısı ile olayla miyokard infarktüsü arasında “illiyet bağı bulunduğu” açıklanmış olup mahkemece Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesinin raporunda belirtilen illiyet bağı sanığın gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan sorumlu tutulması için yeterli kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 87/1-d maddesinden cezalandırılması yoluna gidilmiştir.

Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olayı değerlendirecek olursak; Olay günü sanığın müştekiye eliyle kasten vurup harici lezyon bırakmayacak şekilde Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. maddesi kapsamında yaralaması sonucunda gerçekleşen ağır ve başka netice (myokard infarktüsü/kalp krizi sonucu yaşamın tehlikeye girmesi) bakımından olası kastla hareket ettiğinden söz etmenin mümkün bulunmadığı, ancak müştekinin yaşı da gözetildiğinde kalp krizi geçirebileceğinin objektif olarak öngörebildiği halde sanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne uymayarak eliyle kasten vurması sonucu buna bağlı, buna özgü ve beklenen bir tehlikenin değil çok daha farklı gerçekleşen ağır ve başka sonuç doğuran bu olayla ilgili olarak en azından taksirle hareket ettiği kabul edilerek, müştekideki kalp rahatsızlığının önceden sanık tarafından bilinip bilinmediği araştırılıp bilmediğinin anlaşılması durumunda sanığın basit taksirle yaralama suçundan Türk Ceza Kanunu’nun 89/1-2. maddesiyle, bilmesi halinde bilinçli taksirle yaralamadan TCK’nın 89/1-2, 22/3. maddeleriyle cezalandırılması cihetine gidilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde TCK 87/1-d maddesi gereği hüküm kurulması hukuka aykırıdır. (Yargıtay 3. Ceza Dairesi – Karar No: 2016/16244)

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama ve Taksirle Ölüme Neden Olma

Olay günü maktül A., oğlu M. ve komşuları H.’ın maktüle ait nalburiye dükkanı önünde boya kutuları üzerinde oturmak suretiyle yemek yedikleri sırada boya kutularından birinin patlaması ve boyanın sanık Ö.’in dükkanının önüne akması sebebiyle taraflar arasında çıkan kavgada, karşılıklı olarak birbirlerine vurmalarından sonra araya girenlerin müdahalesiyle kendi dükkanına giden sanığın bıçak alarak maktulün dükkanının önüne gittiği ancak kapının açılmaması sebebiyle bıçağı cama fırlattığı, bu sırada dükkan içerisinde bulunan ve kendisinde kronik kalp, damar hastalığı bulunan maktulün olayın efor ve stresinin tetiklemesiyle ani kardiak ölüm sonucu öldüğü anlaşılan olayda; maktülü basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralayan sanığın 86/2 ve 23 /1 maddeleri yollamasıyla, gereğince taksirle ölüme neden olma suçundan mahkumiyeti gerektiği gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde Türk Ceza Kanunu’nun md.87/4 gereği ölüme sebebiyet verecek şekilde kasten yaralama suçundan hüküm kurulması hukuka aykırıdır. (Yargıtay 1. Ceza Dairesi – Karar No: 2016/411)

Kasten Yaralama Sonucu Ölüm ve Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç

Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi halinde, meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun taksirle öldürme suçunu düzenleyen hükümleri uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçunu düzenleyen kanun hükümleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır. Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması halinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir.Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır.

Bu açıklamalar ışığında oluşa ve dosya kapsamına göre; 03/10/2008 günü saat 12:30 sıralarında camiye gitmek için evinden ayrılan 1933 doğumlu (75 yaşındaki) ölenin, yolda karşı binada oturan ve aralarında -ölenin 2 yıldır sanığın evine lazer ışığı tutarak ve el kol hareketleriyle rahatsızlık verdiği iddiasından dolayı- önceye dayalı anlaşmazlık olduğu ve 10-15 gün kadar önce de sözlü olarak tartıştıkları anlaşılan komşusu konumundaki sanık ile evlerinin yakınındaki iki sokağın kesişiminde karşılaşmaları ile yine bu meseleden çıktığı anlaşılan tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu tarafların birbirlerine vurmaları ve birbirlerini kavramış biçimde ölenin sırtı yere gelecek şekilde taş kaldırıma yere düşmeleri sanığın yerde de ölene vurmaya devam etmesi, bu sırada olay yeri yakınında işyeri olan tanık Y. C.’nın olaya müdahale edip tarafları ayırması sonrası evine giden ve eşi tarafından karşılanan ve ona olayı anlatan ölenin olaydan yaklaşık yarım saat kadar sonra mutfakta yere yığılarak ölmesi şeklinde gerçekleşen ve sanığın ve ölenin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralandıkları olayda,

Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca kesin ölüm sebebine ve sanığın darp eylemiyle ölüm olayı arasındaki illiyet bağına dair düzenlenen 4/2/2009 tarihli rapordan, ölenin üzerindeki travmatik lezyonların ölüme neden olabilecek nitelikte olmayıp basit tıbbi müdahale ile iyileşir nitelikte olduğu, şahısta kronik kalp damar hastalığının bulunduğu, ölümün kendinden mevcut kronik kalp damar hastalığının karıştığı olayın (travma) efor ve stresi ile aktif hale geçmesine bağlı dolaşım ve solunum durmasından ileri geldiği, ölenin olay anında değil, olaydan sonra gittiği evinde olaydan yarım saat sonra öldüğü göz önüne alındığında, sanığın üzerine atılı taksirle öldürme suçunun yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği; Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporunda bahsedilen darp olayıyla ölüm sonucu arasındaki nedenselliğin kanunda öngörülen tipik fiilin gerçekleştiğinin kabulüne yetecek hukuki anlamda bir nedensellik ilişkisini ifade etmediği, gerek sanığın savunması, gerek tanık anlatımlarına göre, dosyada sanığın ölenin kalp rahatsızlığını bildiğine dair bir delil bulunmaması; ayrıca, otopside haricen tarif edilen travmatik bulguların ölüm meydana getirecek nitelikte olmayıp basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması karşısında, sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. maddesinde tanımlanan kasten yaralama suçunu oluşturacağı gözetilmeden, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle, sanık hakkında taksirle öldürme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi – Karar No: 2014/13874)

Yaşı Küçük Çocuğun Cinsel İstismarı ve Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç

Suç tarihinden bir süre önce tanışıp arkadaş olan sanık ve yaşı küçük mağdurenin, suç tarihi olan 2009 yılı Temmuz ayı içinde sanığın ağabeyinin eşi olan tanık T.’nın evde olmadığı bir gün onun evinde mağdurenin rızasıyla cinsel ilişkiye girdikleri, arkadaşlıklarının bir süre daha devam ettiği, şikayet tarihinden yaklaşık 2 ay önce sanığın evlenmek amacıyla mağdureyi ailesinden istediği, ancak mağdurenin babasının sanık ve mağdurenin evlenmelerine izin vermediği, sonrasında özellikle tanık H.’ın beyanına ve sanık savunmasına göre, sanığın şikayet tarihinden önce mağdurenin babasını telefonla arayarak mağdureyi hastaneye götür, muayene ettir dediği, bunun üzerine mağdurenin babasının isteğiyle tanık H.’ın mağdureyle konuştuğu, mağdurenin de sanıkla rızası dahilinde cinsel ilişkiye girdiği halde sanığın kendisine yönelik eylemin zorla gerçekleştiğini anlattığı, olayın mağdurenin yakınları tarafından öğrenilmesi üzerine mağdurenin 30.10.2010 tarihinde kolluğa müracaat etmesiyle soruşturmanın başladığı anlaşılan olayda, mağdure hakkında İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 08.08.2012 tarihli raporda, mağdurede travma sonrası stres bozukluğu tespit edilerek mağdurenin sanığın eylemi nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu belirtilmiş ve bu rapor esas alınarak sanığın cezası 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/6 ncı maddesi uyarınca artırılmış ise de, cebir, tehdit veya hile gibi iradeyi etkileyen herhangi bir hal olmaksızın mağdureyle cinsel ilişkiye giren sanığın, bu eyleminden dolayı kastettiğinden daha farklı ve ağır bir neticenin meydana geldiği, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile, 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanununda yer alan objektif sorumluluğun kaldırılarak subjektif sorumluluğun kabul edildiği, TCK’nın 23 üncü maddesi uyarınca failin, gerçekleşen fakat kastetmediği bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksirle hareket etmiş olması gerektiği, somut olayda sanığın dosyaya yansıyan sosyal ve kültürel durumu, eğitim düzeyi, kişisel özellikleri, tarafların yaşları ve olayın zora dayalı olmayan gerçekleşme biçimi nazara alındığında ağır netice olarak ortaya çıkan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmanın sanık tarafından öngörülemeyeceği ve taksirle dahi hareket etmesinin söz konusu olmadığı, meydana gelen bu zararın ise Türk Ceza Kanunu’nun 61 inci maddesi kapsamında cezanın bireyselleştirilmesinde alt sınırdan uzaklaşılması sırasında dikkate alınabileceği gözetilmeden sanık hakkında TCK’nın 103/6 ncı maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini hukuka aykırıdır. (Yargıtay 14. Ceza Dairesi – Karar: 2014/3187)

Ölüm Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçundan Hüküm Kurulması Şartları

Somut olayımızı ele alacak olursak; müşteki B. ile oğlu E. arasında mülkiyeti ihtilaflı bulunan binanın satışı için oğul E.’in binada kendisinin kiracısı olan sanığı telefonla arayarak satılık ilanı asmasını istediği, sanık tarafından asılan satış ilanını oradan geçmekte olan müşteki Bektaş’ın gördüğü, sanığın yanına gelerek bu ilanının kaldırılmasını istediği ve devamında ilanı kaldırmak için hamle yaptığı, bu sırada buna engel olmak isteyen sanığın müştekiyi çekiştirip eliyle vurması sonucu müştekinin kalp krizi geçirdiğinden D… S… E… Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldığı, bu hastane tarafından düzenlenen epkiriz belgesinde daha önceden bilinen kardiak bir anamnezi ve vücudunda harici bir lezyonun bulunmadığının belirtildiği, sonrasında Adli Tıp Kurumu İkinci İhtisas Dairesi tarafından tanzim olunan 18.07.2007 tarihli raporda ise “olay öncesinde kişide kronik kalp damar hastalığının bulunduğu, kişinin olay günü maruz kaldığı olayın efor ve stresiyle kendinde mevcut kronik kalp damar hastalığının akut hale geçerek miyokard infarktüsü geçirmesine neden olduğu, dolayısı ile olayla miyokard infarktüsü arasında illiyet bağı bulunduğu” açıklanmış olup, mahkemece Adli Tıp Kurumu İkinci İhtisas Dairesi’nin raporunda belirtilen illiyet bağı sanığın gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan sorumlu tutulması için yeterli kabul edilerek 87/1-d maddesinden cezalandırılması yoluna gidilmiştir.

Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olayı değerlendirecek olursak; Olay günü sanığın müştekiye eliyle kasten vurup harici lezyon bırakmayacak şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. maddesi kapsamında yaralaması sonucunda gerçekleşen ağır ve başka netice (kalp krizi sonucu yaşamın tehlikeye girmesi) bakımından olası kastla hareket ettiğinden söz etmenin mümkün bulunmadığı, ancak mağdurun yaşı da gözetildiğinde kalp krizi geçirebileceğinin objektif olarak öngörebildiği halde sanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne uymayarak eliyle kasten vurması sonucu buna bağlı, buna özgü ve beklenen bir tehlikenin değil çok daha farklı gerçekleşen ağır ve başka sonuç doğuran bu olayla ilgili olarak en azından taksirle hareket ettiği kabul edilerek, mağdurdaki kalp rahatsızlığının önceden sanık tarafından bilinip bilinmediği araştırılıp bilmediğinin anlaşılması durumunda sanığın basit taksirle yaralama suçundan Türk Ceza Kanunu’nun 89/1-2. maddesiyle, bilmesi halinde bilinçli taksirle yaralamadan TCK’nın 89/1-2, 22/3. maddeleriyle cezalandırılması cihetine gidilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde TCK md.87/1-d maddesi gereği ölüm neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan hüküm tesisi hukuka aykırıdır. (Yargıtay 3. Ceza Dairesi – Karar No: 2012/32108)

Tartışmanın Etkisiyle Hipertansiyon Nedeniyle Düşme Neticesinde Ölüm

Olay tarihinde maktule ve sanığın evli olup, müşterek çocuklarının bulunmadığı, hipertansiyon, guatr ve kalp yetmezliği rahatsızlıkları olan maktulenin, takriben 20-25 yıl önce sol akciğerinin alındığı; gerek hastalıkları gerekse ekonomik nedenlerle sanık ile sıklıkla tartıştığı ve agresif tavırlar sergilediği, olaydan iki gün önce aralarında çıkan tartışmadan sonra sanığın, maktulenin kardeşi olan N.’yi arayarak, maktuleden boşanmak istediğini bildirdiği ve olaydan bir gün önce saat 23.30 sıralarında oğlu tanık S. ile evine gelip, salonda uyudukları, sabah saat 07.00 civarında kalkıp, işe gitmek için hazırlık yaptıkları sırada, yatak odasında bulunan maktulenin uyanarak, sanık ile tartışmaya başladığı, sanığa, “14 yıllık emeğimin karşılığını ver!” dediği, sanığın ise “Bana bir hafta süre ver, evimi satayım, karşılığını vereceğim.” şeklinde cevap vererek, ayakkabılarını giymek için dış kapıyı açtığı, tartışma sesinin kesilmesi üzerine maktulenin bulunduğu salona yönelen tanık S.’ın, maktuleyi, kendi çevresinde dönerek, kanepenin demir koluna çarpıp düşerken görmesi ve sanığa, “Baba gel, anneme bir şey oluyor.” diyerek haber vermesi üzerine, sanık ve dışarıdan söylenenleri duyan komşuları tanık Z.’nın, maktulenin bulunduğu odaya gelerek, baygın haldeki maktuleye müdahale edip, taksi ile hastaneye götürdükleri, maktulenin, künt travmaya bağlı kafatası kırığı ve beyin kanaması sonucu hastanede hayatını kaybettiği olayda; Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 1832 karar sayılı, 14.05.2008 tarihli adli raporunda, “hipertansiyon hastası olan maktulenin kafasındaki kırığın, doğrudan künt cisimle vurulması ile oluşabileceği gibi, şiddetle düşme veya düşürülme neticesinde başını sert zemine çarpması ile de oluşabileceği, bu hususlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağı” tespitlerine yer verildiğinin anlaşılması karşısında;

Sanığın, olay günü maktule ile “arasında geçen sözlü tartışma dışında, maktuleye vurduğuna, onu itip yere düşürdüğüne ilişkin mahkumiyete yeterli, kesin ve inandırıcı herhangi bir delil bulunmadığı halde, sanığın beraati yerine, yazılı şekilde neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç kabul edilerek taksirle öldürme suçu nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 85, 23. maddeleri uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır. (Yargıtay 1.Ceza Dairesi- Karar No: 2012/8593)

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçunda Ölüm Meydan Gelmesi

Sanığın, annesinin arkasına saklanan kızına vurmak istediği sırada kontrolsüz biçimde savurduğu yumruğun karşısında bulunan annesinin isabet alarak yaralanabileceğini bilmesine rağmen hareketine devam ederek şiddetli bir şekilde savurduğu yumruğun başına isabet etmesi sonucu yaralanan maktulenin kaldırıldığı hastanede 13 gün sonra aldığı bu darbeye bağlı olarak öldüğü, maktulenin başının arka kısmına isabet eden bu darbenin 86/1. maddesi kapsamında basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyeceği ve yaşamını tehlikeye soktuğu anlaşıldığından, kızını darp etmek suretiyle yaralamak isteyen ancak aralarında bulunan maktulenin de isabet alarak yaralanabileceğini bildiği halde sert bir şekilde savurduğu yumruğunun maktuleye isabeti sonucu yaralanmasına neden olan sanığın kasten hareket ettiğinin kabulü gerekir. Maktulenin yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikli olması ve ölüm ile sanığın eylemi arasında doğrudan illiyet bağının bulunması karşısında, 86/3. maddesi yollamasıyla 87/4. maddesi uyarınca hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Karar No: 2014/92)

Cinsel İstismar ve Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suçtan Sorumluluk

Cebir, tehdit veya hile gibi iradeyi etkileyen herhangi bir hal olmaksızın suç tarihinde ondört yaşında olan mağdureyle, cinsel ilişkiye giren onbeş yaşındaki suça sürüklenen çocuğun dosyaya yansıyan sosyal ve kültürel durumu, eğitim düzeyi, kişisel özellikleri, tarafların yaşları ile olayın zora dayalı olmayan gerçekleşme biçimi nazara alındığında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca suça sürüklenen çocuğun bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi bakımından en azından taksirle hareket edip etmediğinin tespit edilmesi, suça sürüklenen çocuğun ağır netice olarak ortaya çıkan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmayı öngöremeyeceği ve taksirle dahi hareket etmesinin söz konusu olmadığı gözetilmeden hakkında TCK’nın 103/6. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini, bozma nedenidir. (Yargıtay 14. Ceza Dairesi – Karar No: 2018/5299)

Kayseri Ceza Avukatı

Alanında yetkin Kayseri ceza avukatı kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz; ceza yargılamalarında savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek taraflara avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ceza davalarında gerekli başvuru veya itirazların zamanında ve usulüne uygun yapılması açısından alanında uzman bir Kayseri ceza avukatı veya ağır ceza avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Yargılama sırasında herhangi bir mağduriyete ve hak kaybına uğramamak için güncel mevzuat ve Yargıtay kararlarının takip edilmesi önem arz etmektedir. 

Alanında yetkin Kayseri Avukat kadrosu ve 15 yılı aşkın deneyimi ile Zülküf Arslan Hukuk Büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde taraflara hukuki yardım sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvuru sürecinde herhangi bir mağduriyete veya hak kaybına uğramamak için gerekli başvuruların zamanında ve usulüne uygun yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu süreçte, alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması faydalı olacaktır. Zülküf Arslan Hukuk Bürosu olarak; Yalçınkaya Kararı başta olmak üzere AİHM kararlarının Türkçe çevirilerini yapan Eski AİHM Hukukçusu Dr. Orhan Arslan koordinatörlüğünde müvekkillerimize Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvurusunun yanı sıra emsal AYM ve AİHM Kararları çerçevesinde yeniden yargılama başvurusu hususunda da hukuki destek vermekteyiz.

Kayseri ceza avukatı veya Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuru yapmak ve süreci takip etmek için bir avukat arıyorsanız 15 yılı aşkın deneyimi ile avukat kadromuzdan dava süreci, hukuki statünüz, haklarınız ile başvuru ücret ve masrafları konusunda ön bilgi alabilir; detaylı bilgi ve tüm sorularınız için bizimle iletişime geçebilir veya yüz yüze görüşmek için Zülküf Arslan Hukuk Büromuzu ziyaret edebilirsiniz.